Gizli Servis ve Başkan « Tarihteki İlginç Olaylar
Gizli Servis ve Başkanın Korunması
1963, Dallas, Texas
Son zamanlarda gazetelerin başlıkları Gizli Servis ajanları üzerinde odaklaşmıştı; yakın koruma görevi yapan, aynı tornadan çıkmış gibi görünen, düzgün giyimli bu görevlilerin işi her zaman Başkan'ın hemen yanında olmaktı. Gerçi bazen bu zorunluluk onları sorumluluklarının gereği olan istek ve dilekleriyle çatışma içine sürükleyebiliyordu.
Ama aslında Gizli Servis işe böyle başlamamıştı.
Ne ilginçtir ki, Gizli Servis'in kuruluşu 1865'de suikasta kurban giden ilk ABD Başkanı Abraham Lincoln döneminde oldu ve başlangıçtaki görevleri kalpazanları yakalamak, uyuşturucu kaçakçılarını engellemek, haraç ve mafya örgütlenmesini izlemek ve buna benzer diğer işlerdi.
1800'lerin sonlarında ve 1900'lerin başlarında ABD devlet başkanları Gizli Servis ajanlarını savaş zamanında istihbarat çalışması yapmakla ve aynı zamanda arazi sahtekarlıklarıyla ve kamu kuruluşlarındaki yozlaşmayı izlemekle de görevlendirdiler. Zaman içinde ajanların bazıları FBI'ı oluşturmak ve daha önce Gizil Servisin sırtına yıkılmış kimi işleri üstlenmek üzere Adalet Bakanlığı'na aktarıldılar.
1901'de Gizli Servis elemanları başkanları korumakla resmen sorumlu oldular ama Kongre 1906'ya kadar bu görev için bütçeden pay ayırmadı ve bu arada üç ABD Başkanı, Lincoln, Garfield ve McKinley suikasta kurban gitmesine rağmen 1951'e kadar da bu görevlendirmeyi kalıcı bir atamaya dönüştürmemekte direndi. Bu durumda devlet başkanları askeri ve özel korumalardan oluşan karma bir grup tarafından korunmuştu. Her iki grup koruma da en yüksek düzeydeki devlet görevlisinin emirlerini yerine getirmek konusunda her zaman çok duyarlıydılar.
Politik hayvanlar olan başkanlar genellikle seçmenleriyle yakın ve bire bir ilişki kurarak kampanya yürütmek istiyorlardı; özellikle de radyo ve televizyon öncesinde bu tür bir kampanya çok sayıda yüz yüze ilişkiler, el sıkışmalar, bebeklerin öpülmesi falan gibi şeyler gerektiriyordu.
Aynı şekilde başkanlar bazı temaslarında ve danışmanlarıyla görüşmelerinde belirli ölçüde gizlilik de istiyorlardı. Her iki durum da başkanların korumalarına sık sık geri çekilmesini emretmesine yol açıyordu; ya seçmenleriyle başkanın arasına girmemeleri ya da sadece belirli kulakların duyması gereken konuşmaları duymamaları gerekiyordu.
Başkan William McKinley tam da böyle bir durumda öldürülmüştü; korumalarına fazlaca geri çekilmelerini söylediği bir sırada anarşist Leon Czolgosz'un saldırısına uğramıştı ve adamları müdahale edemeyecek kadar uzaktaydılar.
Giderek sadece başkanı ve ailesini korumakla görevlendirilen Gizli Servis bir eylem planı hazırlamayı başardı ve zamanla tecrübe ve araştırmayla ABD'nin en üst düzey görevlisinin güvenliğini iyice sağlama alacak önlemler geliştirdi.
İlk önlem Gizli Servisin günün 24 saati görevli olmasıydı. Başkan Wilson Mrs. Edith Bolling Galt ile flört ederken Gizli Servis elamanları da artık onlarla birlikteydi. Aynı şekilde Başkan Coolidge ölüm döşeğindeki oğlunun başında üzüntüden kahrolurken, İkinci Dünya Savaşı sırasında Franklin Delano Roosevelt dünyayı dolaşırken ya da Truman gece geç saatlerde poker partileri düzenlerken Gizli Servis ajanları da hep yanlarındaydılar.
Ajanlar başkanın çocuklarıyla birlikte okula gidiyor, arkadaşlarıyla buluştuklarında, hatta flörtlerinde onlara eşik ediyor, evlendikten sonra halaylarına bile birlikte çıkıyorlar, onlara yapılan kurları bile yakından izlemek durumunda oluyorlardı,
İşte böyle yaklaşık 60 yıl boyunca Gizli Servis görevini en iyi şekilde yerine getirdi. Ve sonunda Dallas'daki o meşum gün geldi: 22 Kasım 1963.
ABD'nin 35. Başkanı John Fitzgeral Kennedy Beyaz Saray'a ulaşıncaya kadar önüne çıkan sayısız engeli aşmıştı. Gençliği (43 yaşındaydı ve o zamana kadar seçilen en genç başkandı) ve dinsel mezhebi (Katolikti) Amerikalıların başkanı olabilmesi için üstesinden gelinemeyecek engeller olarak değerlendirilmişti. Bu özellikleriyle kendisini "halkın tercihi" olarak düşünmesi mümkün değildi.
Bu gibi sorunları aşmak için Kennedy televizyonu kullandı; Beyaz Saray'a turlar düzenleyerek, Barış Birlikleri gibi programlar hazırlatarak televizyonda yayımlattı. Sıradan insanlara hitap eden bu gibi programlar sayesinde kitleler kendilerini yönetimin bir parçası olarak hissetmeye başladılar.
Bu tarz düşünme Kennedy'yi başkanla halkı birbirinden ayıran bazı geleneksel engelleri de ortadan kaldırmaya sevk etti. Böylece Dallas'daki o meşum günde otomobilinin etrafından Gizli Servis ajanlarının uzaklaşmasını isteyen Kennedy kendi ölümünü de kolaylaştırmış oldu. Ajanlar yakın koruma görevinde olsaydılar nişancının görüş alanını engelleyebilirler ya da başkanın vurulmasının hemen ardından hızla gelişen ölümcül sonuçları engelleyecek önlemleri alabilirlerdi.
Başkanın halka daha açık olma ve kendisiyle kitleler arasındaki engelleri ortadan kaldırma isteği ve Gizli Servisin de buna boyun eğmesi herhalde ölümüne yol açan nedenler olmuştu.
Etrüsk Alfabesi « Tarihi Gizemler
Zaman: İÖ 8 ile 1. yüzyıllar
Mekân: İtalya
Kültürlü halkın yüzde doksanı bugün bile Etrüsk yazısının çözülmesinin imkânsız olduğunu bilir. Bu inanç basında yankı bulur ve ders kitaplarının çoğunda da tekrarlanır. Üstelik bu fikrin modasının geceli iki yüz yıl olduğu halde. MASSIMO PALLOTTINO, 1975
Etrüskler'in ve anayurtları Etruria'nın (kuzeyde Arno, güneyde Tiber ırmakları arasında, günümüzde Toskana), Roma çağlarından beri Avrupalılar'ın hayallerinde özel bir yeri vardır. Rönesans'ta Toskana grandükü Cosimo de'Medici, biyografisinin yazarı olan Vasari tarafından, eski hükümdarın Chiusi'de sözde mezarının keşfinden sonra Etrüsk kralı Lars Porsenna olarak nitelenmişti. 20. yüzyılda D. H. Lawrence da son şiirlerine Etrüsk mezarlarına girişin görüntülerini eklemişti. "Bir meşale verin bana!/ Bu çiçeğin mavi çatallı meşalesiyle/ ineyim karanlık merdivenlerden... Persephone'nin ardından."
Dil tarihi açısından Etrüskler'in büyük önem taşıdıkları ve sonsuz bir ilgi kaynağı oldukları kuşkusuzdur. Etrüskler alfabeyi Yunanlılar'dan (büyük olasılıkla Khalkidikia alfabesinden) alıp değişiklikler yaparak Romalılar'a geçirmişler, Romalılar da Avrupa'nın tümüne yaymışlardır.
Ancak konuşma dilleri ortadan kalkmış olduğu için kitabelerindeki yazılardan anlayabildiğimiz kadarıyla bunun Avrupa'nın diğer hiçbir diline benzemediğini söyleyebiliriz. Etrüskler'in rakamlar için kullandıkları kelimeleri Latince, Yunanca ve Sanskrit karşılıkları ile kıyaslayınca Etrüsk dilinin bir Hint-Avrupa dili olmadığı kolayca görülür:
Etrüskler alfabeyi İtalya'ya ÎÖ 775 tarihinde Pithekoussai'ye (günümüzde Ischia) yerleşen Yunan kolonicilerden öğrenmişlerdir. Bunlar harfleri "model" alfabeler biçiminde yazmışlardır. Bu alfabeler pek çok yerde pek çok nesnenin üzerinde bulunduğundan pek gözde olmuş olmalı. Uygulamada Etrüsk dili b, d, g gibi sesli duraklama ve o gibi sesli harf simgelerine gerek duymadığından harflerin tümü kullanılmamıştır.
Bilinen Etrüsk dilinde yazılmış kitabelerin sayısı 13.000 ise de, bunlardan 4000'i parça ya da grafitti halindedir ve kalan 9000'inin çoğu da yalnızca baba adını, kimi zaman ana adım, ölenin soyadı ve eğer kadınsa belki de kocasının adı ve çocuklarının sayısını gösteren mezar taşlarıdır.
Bunları okumakta bir güçlük yoktur. 18. yüzyıl ya da daha öncesinden bu yana harflerin fonetik değerleri ikame edilerek söz konusu okuma yapılabilmektedir. Ancak bu iş, bir dili yalnızca mezartaşlarım okuyarak öğrenmeye çalışmaktan farksızdır.
(Solda) Pyrgi altın levhaları, İÖ yaklaşık 500. Soldaki levha Fenike, sağdaki Etrüsk/Yunan yazısıyla yazılmıştır. (Sağda) Horoz biçimli bir Etrüsk vazo ya da mürekkep hokkası, İÖ yaklaşık 600. Üzerinde Yunan alfabesinden alınan "model" bir alfabenin harfleri kazınmıştır.
Burada eksik olan, iki dilli ve başka bir konu içeren bir metindir. 1964'te Caere Limanı (bugünkü Cerveteri) olan Pyrgi'de üç altın tablet bulunmuştur ve bunlar Etrüsk metinlerinin en önemli iki dilli yazısıdır. Tabletlerden biri Fenike, diğer ikisi Etrüsk dilinde yazılmıştır. Etrüsk dilindeki en uzun metinde 36 ya da 37 kelime vardır, ancak Fenike ve Etrüsk dilindeki metinler birbirlerinin tam çevirisi değildir: Pyrgi tabletleri tam değil "yarı-çift-dilli" metinlerdir, ikisinde de aynı olay anlatılır:
Hükümdar Thefarie Velianas hükümdarlığının üçüncü yılında Etrüsk tanrıçası Uni ile özdeşleştirilen Fenike tanrıçası Astarte'nin (ya da İştar'ın) bir tapınağını açmaktadır. Ancak iki metinde bu olay, çok farklı biçimlerde anlatılmaktadır.
Sonuçta Pyrgi tabletlerinden öğrenilen tek yeni Etrüsk kelimesi "üç" anlamına gelen "ci" olmuştur. 1990'larda keşfedilen en son kitabe olan Tabula Cortonensis için de aynı şey geçerlidir: 200 kelimelik bu levhanın çoğu adlardan oluşmaktadır (Laris Celatina Lausa gibi): Buradan çıkan tek yeni kelime de "göl" karşılığı olandır.
Bu nedenle Etrüsk yazısı bir sır olmamakla birlikte Etrüsk dili gerçek bir muammadır. Etrüsk sanatı ve Latince kitabeler gibi diğer çözüm araçlarına rağmen Etrüsk dilinde bildiğimiz kelimelerin sayısı henüz 250 kadardır ve bunların hepsinin anlamlarından da emin değiliz. Kitabelerin konularının kısıtlı olması nedeniyle gramer bilgimiz de sınırlıdır ve Etrüsk edebiyatı günümüze kadar kalmadığından sözdizimi hakkında da çok az şey bilmekteyiz.
Etrüskler'le yakın ilişkisi olan Romalılar da Etrüsk dili ve edebiyatı konusunda hiçbir bilgi aktarmamışlardır. Oysa Etrüsk dili, Etrüsk uygarlığının parlak döneminden sonra da Roma'daki aileler tarafından konuşuluyor ya da en azından biliniyor olmalıydı. Bunlar, Etrüskler'in hâlâ çözülmemiş yönlerini gösterse de zamanla her unsur hakkındaki bilgimiz artmaktadır.
Yunanlılar alfabe ilkesini Fenikeliler'den almışlar, sonra Etrüskler'e vermişler, onlar da harfleri değiştirmişlerdir.
Feodalizm « Genel
Ortaçağda derebeylik sistemi. Büyük toprak mülkiyetine ve toprak köleliğine dayalı, kapitalizm öncesi üretim tarzıdır. Sosyo-ekonomik olarak feodalizm, her derebeyinin başka bir derebeyine bağlı olduğu, toprak mülkiyetinin asil veya derebeyine aktarıldığı, karşılığında belirli hizmetlerin beklendiği, pazar ekonomisinin özgür ve ücretli emek dolaşımının gerçekleşmediği, toprakta çalışan köylünün yer değiştirme özgürlüğünün bulunmadığı toplumsal, hiyerarşik bir düzendir.
Köleci bir toplum düzenin çöküşünden sonra siyasal, ekonomik ve toplumsal bir düzen olarak ilk kez Batı Avrupa'da IX. ve X. yyda ortaya çıktı. Feodalizmin ilk izlerine daha MÖ III. yyda Roma'da rastlanır. Ekonomik ve siyasal baskıların artmasıyla küçük toprak sahibi köylüler, topraklarını en güçlü komşularına satıyorlar, buna karşılık onların korumasını ve maddi yardımlarını görüyorlardı. Merkezi imparatorlukların çöktüğü ve Avrupa'nın parçalandığı yıllarda bu toprak köleliği ve egemen aristokrasi sınıfı gelişti. Burjuva sınıfının güçlenmesi ve 1789 Fransız Devrimi ile sosyo-ekonomik formasyon olarak tüm Avrupa'da hızla çöktü.
oyunlar