İsa'nın Kefeni « Tarihi Gizemler
Zaman: 33 yılı? / 1260-1390?
Mekân: Torino, İtalya
Tanrı rahibin hizmetkârına keten bezi verince o da James'e gitti ve ona göründü. APOKRİFA.
Basit bir biçimde söylemek gerekirse Torino Kefeni, 430 santimetre uzunluğunda ve 110 santimetre eninde büyük bir keten kumaş parçasıdır ve üzerinde -önünde ve arkasında- çarmıha gerilerek öldüğü anlaşılan bir insanın görüntüsü vardır.
Yalnızca bu bile ilgi uyandırmaya yeterliyken, bunun İsa'nın kefeni olduğu iddiası (kilise yetkilileri bu iddiada bulunmamışlardır) bir tartışma konusu olmuştur. Bu iddia nedeniyle ayrıntılı bilimsel incelemeler yapılmış, uluslararası konferanslar toplanmıştır. 1978'de İtalya'daki Torino'da sergilenen kefen, üç milyon kişi tarafından ziyaret edilmiştir. Gelecek sergilerde bu sayının çok daha yüksek olacağı kuşkusuzdur.
Bazıları kefen tarihinin 1357'de, Charney'li II. Geoffrey'in Fransa'da Lirey'de sergilemesiyle başladığını düşünmektedir. Ancak İsa'nın görüntülerinden daha önce de söz edildiği bilinmektedir. Örneğin, 4. yüzyılda bir kaynak Thaddaeus ya da Addai'nin Edessa'da (Urfa), "seçme boyalarla" İsa'nın bir resmini yaptığını nakletmektedir.
6. yüzyılda bir başka kaynak, İsa'nın yüzünü bir havluya sildiğinde üstünde görüntüsünü bıraktığını bildirmiştir. İsa bu havluyu, Edessa Kralı Abgar'ın bir elçisine vermiştir. Edessa'da İsa'nın resmi olduğu hikâyeleri, Bizans ordusunun görüntüyü Konstantinopolis'e (İstanbul) götürdüğü 944 yılına kadar devam etmiştir. Resim burada 1204'e kadar kalmış, o yıl Dördüncü Haçlı Seferi şövalyeleri kenti yağmalamışlar ve bu arada resmi de almışlardır. Kefenin 14. yüzyıl Fransa'sında sergilenebilmesinin açıklaması bu olabilir.
(Solda) Konstantinopolis'te (İstanbul) 692 ile 695 yılları arasında kesilmiş bir II. Jüstinyen sikkesi. İsa'nın görüntüsünü taşıyan bu ilk sikkelerde, kefendeki görüntüyle yakın bir benzerlik vardır. (Ortada) Sina Dağı'ndaki Azize Katherine Manastırı'nda 6. yüzyıldan kalma bir ikona. (Sağda) Kefenin 1898'de çekilmiş ilk fotoğrafının negatifi.
1999'da sarısabır ve mürrüsafi sürülmüş bir kumaş kullanılarak elde edilen görüntü.
KEFEN VE TARİHLEME ÇABALARI
Ortaçağlarda İsa'nın pek çok "kefeni" sergilendiği için Torino Kefeni'nin ilginçliği nereden kaynaklanmaktadır?
Kefen üzerindeki görüntü, beyaz bir zemin üzerinde gayet soluk, sarımtrak bir benzerliktir. Ancak bunun çarmıha gerilmiş bir insanın negatif görüntüsü olduğu anlaşılmaktadır ve garip olan yanı, üç boyutlu bilgi de içermesidir. Görüntüde şaşırtıcı derecede ayrıntı vardır: Örneğin, insan anatomisi, bilek ve ayaklardaki çivi yaralarından akan kanla, kırbaçlamanın yaralarıyla, kafatasındaki kanla ve saç ve sakal ayrıntılarıyla büyük bir doğrulukla betimlenmiştir.
Gözlemciler ayrıca büyük bir olasılıkla kırılmış buruna ve gözlerdeki sikkelere de işaret etmektedirler. Kan lekelerine DNA testi yapılmış ve insan kanı, erkek ve AB tipi kan olduğu anlaşılmıştır.
Toprak, toz ve polen zerreleri gibi mikroskopik bulgular da vardır. Polenler incelenmiş ve uzmanlar yalnızca Kudüs ve Eriha çevresinde yetişen 19 ayrı bitki türü tespit ettiklerini iddia etmişlerdir.
1988'de Zürih, Oxford ve Tucson'da laboratuarlarda Accelerated Mass Spectrometry tekniği kullanılarak radyokarbon (C-14) tarih saptama testleri yapılmıştır. Bu laboratuar çalışmaları için kefenden kesilmiş, l santimetreye 5,7 santimetrelik bir kumaş parçası üç laboratuvara paylaştırılmıştır. Laboratuvar sonuçları, kefenin 1260 ila 1390 yılları arasından kaldığım göstermiştir. Bu sonuçlar, kumaşın yaşı sorununu çözmüş müdür?
Özellikle başta basın olmak üzere pek çok kişi ve çok sayıda bilimadamı için 1988 sonuçları kesindir. Ancak diğerleri, örneğin kefenin ilk sergilendiğinden bu yana en çok insan eli değen kısmından alındığına işaret etmişlerdir. Ayrıca, kefen 1532'de Torino'da bir yangında kavrulmuştu. Yanmanın yeni maddeler getirdiği kuramı, bilinen örneklerin test edilmesiyle de doğrulanmıştır.
Yine bazıları eski keten elyafında bakterilerin ve mantarların yetiştiğini ve bunların kefen için kullanılan tarih belirleme süreciyle ortadan kaldırılamayacağına dikkat çekmişlerdir. Son olarak da, radyokarbon tarihi 13. ya da 14. yüzyıl olduğuna göre görüntü (eğer sahte ise) ortaçağa ait olmalıdır ama hiç de öyle değildir.
Torino Kefeni'nin önü ve arkası. İki dikey çizgi yanık izleridir ve üçgen parçalar 1532 yangınında oluşmuştur.
KEFENİN AÇIKLANMASI
Şu halde Torino Kefeni nasıl açıklanmıştır? Bu bir sahtekârlık mıdır, bir tesadüf ya da mucize midir? Zaman içinde bu açıklamaların hepsi ileri sürülmüştür. Örneğin, kefen üzerinde fırça izleri yoksa da, resim boyaları sürerek yapılmış olabilir. Bazıları görüntünün sıcak bir heykele yaslanan kumaşın kavrulması olduğunu iddia etmişlerdir. Yine bazıları çürümekte olan insan vücudundan çıkan gazların yarattığı bir tür "buğugraf" olduğunu savunmuşlardır. Bazıları bunun bir cesedin doğal izi olduğunu kanıtlamaya çalışmışlardır (Volkringer etkisi ya da keten elyafın suyunun çekilmesi).
Bir kısım araştırmacılar da radyasyon kuramlarına başvurmuşlardır: Vücudun doğal elektromanyetik alanının kumaşla etkileşimi. Bazıları İsa'nın dirildiğindeki doğaüstü elektromanyetik radyasyon patlamasını savunmuştur, İsa'nın dirilmesine ilişkin ruhsal enerjilerin, kefendeki izleri bıraktığını söyleyenler bile vardır.
Şu halde bu esrarengiz keten kefeni nasıl açıklayacağız? Bu gerçekten bir mucizenin kanıtı mıdır? iddia ve deney için hâlâ imkân vardır. En inandırıcı kuramlardan bazıları, kefenin üzerindeki izin, henüz tam olarak anlamadığımız karmaşık ve hassas doğal süreçlerin sonucu oluştuğudur.
Kudüs'te eski bir mezarda bir anatomi mankeniyle yapılan deneylerde, hararetle (ölüm sonrası ateş) birleşerek tepkimeye giren insan terinin ortaya bir asit çıkardığını ve bunun, mezarın kireçli ve çok rutubetli ortamında ham keten üzerinde bir tür görüntü oluşturabileceğini göstermiştir.
Gerçekte her ne olmuşsa olsun, Torino Kefeni, gerçek bir bilimsel anormalliktir ve yıllardır yapılan bütün çözümlemelere ve sınıflandırma çabalarımıza inatla direnmektedir.
(Solda) Kefen kumaşının dokumasının büyütülmüşü. Lekeler, kan izleri ve serum lekeleri olarak belirlenmiştir. (Sağda) Bir görüntü analizöründen kefenin üç boyutlu bilgisi. Cepheden tam görünüş.
1848 İhtilalleri « Genel
Nedenleri
Milliyetçilik hareketlerinin, liberalizmin güçlenmesi ve bunların bağımsızlığa dönüştürülmek istenmesi.
Sanayi devrimi ile ortaya çıkan işçi sınıfının bir takım sosyal haklar talep etmesi.
Fransa'da Kral, işçilerin sorunlarını çözmeyi ihmal etti. Ayrıca kişi hürriyetlerini kısıtlamış, şahsi iktidarını kuvvetlendirme yoluna gitmiştir. Bu durum, ihtilâlin patlak vermesine neden oldu. İhtilalin çıkmasında liberallerin ve sosyalistlerin büyük etkisi olmuştur.
Sonuçları
Kral istifa etmiş ve Fransa'da cumhuriyet ilan edilmiş, sosyal hukuk devleti kavramı doğmuştur.
Halka seçim hakkı tanınmıştır.
Ölüm cezası kaldırılmış ve esir ticareti yasaklanmıştır.
Avusturya'da toprak köleliği kaldırılmıştır.
1848 İhtilalleri, İtalya, Avusturya, Prusya, Belçika, Hollanda ve İngiltere'de görülmüştür.
Avrupa'da liberalizmde önemli gelişmeler olmuştur.
İtalya ve Almanya'da siyasi birliğin kurulmasına zemin hazırlanmıştır.
Avrupa'da krallar, uyruklarına yeni haklar vermişlerdir.
İngiltere'de seçim hakları genişletilmiş ve işçi sınıfına yeni haklar verilmiştir.
Avrupa'da sosyalist akımlar yayılmaya başlamıştır.
Rusya, bu ihtilâllerden 20. yüzyılın başlarına kadar fazla zarar görmemiştir.
20. yüzyıl boyunca Avrupa Devletleri, Osmanlı Devleti'ne karşı çifte standart uygulamışlardır. Bu devletler, Viyana Kongresi'nden sonra monarşilerin güçlü siyasi kuruluşlar olarak devamını amaçlayan bir siyaset izlediler. Bu nedenle sert önlemler almışlar, 1830 ve 1848 İhtilâllerini kanlı bir şekilde bastırmışlardır. Ancak kendilerindeki gibi yönetimi monarşi olan Osmanlı Devleti'ni destekleyecekleri yerde parçalanmasını ve yıkılmasını hızlandırıcı faaliyetler içine girmişlerdir.
Başta Rusya ve Avusturya olmak üzere Avrupa Devletleri, Osmanlı Devleti'ndeki azınlık isyanlarını desteklediler. Bu durum, Avrupalıların diğer ülke ve devletlere çifte standart uyguladığını göstermektedir.
Harriet Beecher Stowe « Tarihe Geçen Kadınlar
DÖNEMİNDEKİ ÖNEMLİ OLAYLAR (1811-1896)
1833 Britanya İmparatorluğu'nda kölelik kaldırılır.
1847 Hamburg-Amerika hattı açılır.
1850 Nüfusu 23 milyon olan ABD'de 3,2 milyon zenci köle bulunmaktadır.
1851 The New York Times gazetesi kurulur.
1852 H. Beccher Stowe'un Tom Amca'nın Kulübesi adlı kitabı yayınlanır.
1852 Aynı yıl Annette von Droste-Hülshoff, Katolik şiirlerini içeren Das Geistliche Jahr (Ruhani Yıl) kitabını yazar ve Theodor Storm, Immensee'yi yayınlar.
1854 ABD'de köleliğe karşı programın temelleri atılır ve cumhuriyetçi parti kurulur.
1860 Köleliğe karşı olan cumhuriyetçi Başkan Abraham Lincoln'un döneminde ABD'de çıkan iç savaş kuzey eyaletlerinin zaferi ile sonuçlanır. Kölelik ortadan kaldırılır. Başkan Lincoln öldürülür.
"KADINLAR TANRI'NIN VE DOĞANIN ONLARA VERDİĞİ HER TÜRLÜ YETENEKTEN YARARLANMALIDIRLAR."
Harriet "sorunlu" bir çocuktur. Huzursuzdur, olur olmaz zamanlarda yüzünü çarpıtır, çoğu zaman dalıp gider. Tek iyi özelliği İncil'i severek okumasıdır. Kutsal Kitap'tan sayfalarca metni ezbere söyleyebilmesi, tutucu bir Kalvinist rahip olan babası Lyman Beecher'ı memnun etmektedir.
Püriten bir adamın çoğalma arzusu içinde, büyük bir çocuk sürüsü olsun ister. Harriet'in beş büyük, iki küçük kardeşi vardır. Becetler ailesi Kuzey Amerika'da New England'da yaşamaktadır. Harriet annesini kaybettiğinde beş yaşındadır. O andan itibaren de disiplin, feragat ve mutlak itaat isteyen babasının etki alanına girer.
Altı buçuk yaşında su gibi okuyabilen Harriet, şiir okuduğunda bir düş dünyasına dalıp gitmektedir. "Şiiri çok seviyordum ve bir gün bizzat şiir yazmak tek hayalimdi," der ileride gençlik yıllarını anımsadığında. Kendisinden on bir yaş büyük olan kız kardeşi Catherine, ona sürekli örnek gösterilmiş olmalı. Catherine geçimini öğretmen olarak sağlamakta ve küçük kız kardeşini de himaye etmektedir.
Ders verdiği "Hartford Kız Akademisinde, Harriet Latince, İtalyanca ve Fransızca öğrenir. Ayrıca 15 yaşındayken edindiği taze bilgileri daha küçük çocuklara aktarmak zorunda kalır. Catherine'in rehberliğinde yardımcı öğretmen olarak çalışmaya başlar. Severek mi? Genç Harriet yazdığı bir mektupta şöyle der: "Kendimi öylesine yararsız, öyle zayıf ve bitkin hissediyorum ki! En iyisi, gençken ölmek."
Fakat çok dindar yetiştirilmiştir ve bu tür düşüncelere kaptıramaz kendisini. Boşu boşuna dertlenmeye devam eder: "Olamaz. Boşuna yaşamıyorum. Tanrı bana yetenek verdi ve ben bu yetenekleri onun emrine sunmak istiyorum. Eğer Tanrım bu yeteneklerimi kabul ederse mutlu olurum. Tüm güçlerimi daha da etkinleştirebilir. Varlığımı yaratan Tanrı bana yeteneklerimi ortaya çıkarmamı ve onları kullanmamı da öğretebilir."
16 yaşındayken söylediği bu sözler tüm yaşamı boyunca geçerliğini koruyacaktır. Güzellik konusunda Tanrı'nın onu ödüllendirmediğinden emindir. Burnunu çok uzun, kafasını çok büyük bulur. Çağdaşları özellikle dalgın dalgın boşluğa baktığında yüzünün aptalca bir ifadeye büründüğünü söylerler. Buna ilaveten genç bir kız olarak durmadan dinler, az konuşur. Konuşunca da sert ve beklenmedik zamanlarda konuşup çevresindekileri irkiltir.
"Sade, gösterişsiz" denir ona. Yani güzel biri değildir, hiçbir cazibesi yoktur. Bunun neticesi olarak hayranları da olmaz. Buna alışmak zorunda kalır. Ne de olsa öğretmen olarak kazandığı ile geçinebilmekte, üstelik düş kurmaya da vakti kalmaktadır. Çocuklar için kitaplar yazmaya başlar. Faydalı bir işin cılız öğretmen maaşına biraz katkısı olabilir. Ne var ki hayal kırıklığına uğrar: Kendisinden daha güzel, daha akıllı olan büyük ablası Catherine, Harriet Beecher'i daha ilk kitabının yayınlanışıyla gölgede bırakır.
Harriet 8 Mart 1833'te gazetesini açtığında, kendi kitabının duyurusunu bulur: Çocuklar İçin Yeni Coğrafya - Yazan: Catherine E. Beecher. Harriet'in yazdığı çocuklar için coğrafya kitabı ablasının eseri olarak göklere çıkarılır. Nasıl böyle bir şey olabilir? O zamanlar Harriet'ten daha ünlü olan Catherine Beecher, bu konuda yayımcıya ricada mı bulunmuştur? Ya da yayımcı büyük bir soğukkanlılıkla tecrübeli bir öğretmenin adı ile daha iyi kazanç sağlayacağını mı düşünmüştür? Her zaman olduğu gibi çok derinden incinmiştir.
Birkaç hafta sonra Kentucky'ye bir yolculuk yapar. Mary Dutton adında bir kadın meslektaşı onu bu geziye ikna etmiştir. Kelimenin tam anlamıyla "unutulmaz" bir gezi olacaktır Harriet için, ama o henüz bundan habersizdir.
Her neyse, burada sözü yaklaşık yirmi yıl sonra Harriet Beecher Stowe'un ünlü kitabı Tom Amcanın Kulübesini okuduğunda birdenbire bu Kentucky yolculuğunu anımsayan bayan meslektaşına bırakalım: "Harriet o sıralar etrafında olup bitenleri sanki hiç fark etmezdi. Çoğu zaman sanki düşüncelerine dalmış gibi oturup kalırdı. Zenciler bize komik gösteriler yapıp, havada takla attıklarında onlara hiç bakmıyormuş gibi görünürdü. Daha sonraları Tom Amcanın Kulübesini okuduğumda, bu yolculuğun her sahnesini birbiri ardına yeniden anımsadım. Öylesine aslına sadık kalarak anlatılmıştı ki, birdenbire anladım: Bu öykü için malzeme burada toplanmıştı."
Önce Harriet çelişkili izlenimler ve deneyimlerle kafası dolu halde, sevmediği öğretmenlik mesleğine geri döner. 1833 Ağustos'unda Western Monthly Magazine'de bir öykü yarışması ilanına rastlar. Yazarlık hayalini bir türlü aklından çıkarmayan Harriet jüriye başvurur ve Ünde Lot adlı bir öyküsünü yollar. Birincilik ödülünü kazanır. 1834 Nisan'ında öyküsü dergide basılır. 1843'te, yani dokuz yıl sonra bu öykü, Mayflower kitabında yer alır.
Aslında bu başarıdan sonra yüreklenip, yeteneğine güvenerek yazmayı meslek haline dönüştürebilirdi. Fakat Harriet Beecher başka bir yola sapar. Çoktan beri evde kalmış bir kız olarak bilinen Harriet, 1836 Ocak'ında evlenir. Kocası Calvin Ellis Stowe, babası ve altı kardeşi gibi din adamıdır. Yedi çocuğu olur. Hayır, aslında sekiz. Çünkü ruhsal bunalım içindeki kocasına da annelik yapar. Bu yıllarda yazması pek mümkün olmaz.
"Edebiyatla uğraşacaksam özel bir odaya ihtiyacım var," der 1842'de kocasına yazdığı bir mektupta. "Geçen kış çocukların odasında rahat bırakmadılar beni. Çocuklarımız hele şu sıralarda öyle bir yaş dönemine giriyorlar ki, onları denetimden yoksun bırakamam. Böylesine koşullar altında düşüncelerimi yazarlığımla onlar arasında paylaştırmaya hakkım var mı acaba?"
Başka bir yerde de şöyle der: "Şu anda evde rahatsız edilmeden kalabileceğim bir yer yok. Odaya çekilip kapımı kilitleyecek olsam, on beş dakika içinde mutlaka biri kapı kolunu sarsmaya başlıyor." Stowe ailesi az parayla geçinmek zorundadır. Yorucu ev işleri, ev bütçesini denkleştirmek için sürekli hesaplamalar, çocukların endişesi derken Harriet gittikçe yıpranır.
1845 yılında karanlık, yapış yapış, yağmurlu, sisli, berbat bir günde anne ve ev kadını Bayan Stowe şunları yazar: "Ekşi süt, ekşimiş et kokusu ve ekşi kokan her şey beni hasta etti. Elbiseler kurumuyor, ıslak olan hiçbir şey kurumuyor. Her şey küf kokuyor. Bir daha asla bir şey yemek istemeyeceğim gibime geliyor."
Beşinci çocuğunun doğumundan sonra aylar boyu hasta yatar. Brattleboro'da (Vermont) su kürü verilir. Oturma banyoları ve buz gibi sularda duş alması gerekir. Bütün bu yöntemlerden sonra eve döndüğünde altıncı kez hamile kalır. Daha bu doğumun yorgunluğunu üstünden atmadan bulunduğu kenti kolera kasıp kavurur. Harriet çocuğunu kaybeder. Ayrıca Stowe ailesinin mali durumu da gittikçe kötüleşmiştir.
1850 yılında yedinci ve son çocuğunu dünyaya getirdiğinde, tüm ailevi sıkıntılara rağmen yeniden para kazanmaya başlar. İngiliz tarihi dersleri verir ve dergilere makaleler yazar. 1850 yılı, yaşamında önemli bir dönüm noktası olur. O sırada "Fugitive Slave Act" (Kaçak Köle Yasası) yürürlüğe girmiştir. Bu yasaya göre kuzey eyaletlerindeki vatandaşlar kaçmış köleleri eski sahiplerine geri yollamakla yükümlüdürler. Aksi takdirde cezalandırılacaklardır.
Harriet'in akraba çevresinde bu insanlık dışı yasa üzerine sert tartışmalar olur. O ve kocası en azından bu yasaya uymazlar. Calvin, Kentucky'de bir plantasyondan kaçan ve aranan bir zenciyi saklar. Başka ne yapılabilirdi? Kölelik politik bir meseledir ve politika da erkek işidir. Günün birinde Boston'daki yengesinden bir mektup alıncaya dek böyle düşünmektedir
Harriet Beecher Stowe. "Hatti," diye yazar, en çok sevdiği erkek kardeşi Henry Ward Beecher'in karısı; "kalemimi senin gibi kullanabilseydim, köleliğin ne denli utanç verici bir şey olduğunu tüm ulusun anlayabilmesi için bir şeyler yazardım." Harriet'in çocukları, annelerinin kendilerine bu mektubu okuduğunu ve "Evet, bir şeyler yazacağım," dediğini hatırlayacaktır sonraları.
En küçük çocuğu Charles Edward hâlâ süt emmekte ve geceleri yanında yatmaktadır. Planını uygulaması için fazla vakti yoktur, ama gündelik ev işlerini yaparken kurduğu hayallerde gittikçe daha fazla konusunun içine dalar. Zencileri çocukluk günlerinden beri tanımaktadır. Babasının hizmetkârları arasında da zenciler vardır.
Gençliğinin büyük bir bölümünü Cincinnati'de, kölelik bölgesinin sınırında geçirmiştir. Bunun da ötesinde babasının semineri zencilerin köleliğine karşı muhalefetin odak noktası olmuştur. Sanki aradan yaklaşık yirmi yıl geçmemişçesine, Kentucky'ye yolculuğunun anıları onun içinde hâlâ canlılığını korumaktadır...
"Resim yapan bir ressam gibi yazacağım. Tablolar yaratacağım. Tablolar etkiler. Tablolara kimse itiraz edemez." Bu amaçla Harriet Beecher eserine başlar. Önceleri sadece geceleri yazmaya zaman bulur. Fakat "kalbiyle" yazar. Şundan emindir: "Bir öykü bir çiçek gibi gelmeli ve büyümeli." Bu cümlesi İngiliz ozan John Keats'i çağrıştırır. Keats şöyle demişti: "Şiir bir çiçekteki yapraklar gibi doğal gelişmek zorundadır."
Harriet, yirmi beş yıl sonra en küçük oğluna yazdığı bir mektupta Tom Amcanın Kulübesi'nin nasıl oluştuğunu anımsar: "Halkımız tarafından kölelere reva görülen haksızlık ve vahşet konusunda neredeyse üzüntüden kalbim parçalanıyor... Bazı geceler sen yanımda uyurken çocukları ellerinden alınan zavallı köle anneleri düşündüğümde ateş gibi yaşlar akardı gözümden."
1851 ilkbaharında öyküsünün ilk bölümü bitmiştir. Önce ailesine okur, sonra da Washington'da National Era adında saygın bir gazeteye yollar: Yazı işleri kendisine bu öyküden üç ay boyunca yayınlanacak bir tefrika roman yapmasını önerir.
Fakat roman başını alıp gider. Tom Amcanın Kulübesi on ay boyunca National Era gazetesini doldurur. Yazar tamı tamına 300 dolar alır yaptığı iş için -üç aylık sözleşme için garanti edilen rakamın aynısını. Fakat bu onu şaşırtmamış gibidir. Çünkü çalışmak onun için bir "Tanrısal görev"dir: "Tanrıma eseri bitireyim diye dua ederdim." Okurları durmadan romanın her bir kahramanından daha fazla bahsetmesini istediklerini yazarlar...
Harriet Beecher Stowe'un yarattığı tiplemelerle öylesine özdeşleşmişlerdir. Henüz zengin sayılmaz. Derin derin düşünür: "Yazarlığımla sanırım yılda 400 dolar kazanabilirim, ama bunu bir zorunluluk olarak görmüyorum. Çocuklara ders verdikten, küçüğü besledikten, alışveriş yaptıktan, giysileri onardıktan, çorapları yamadıktan sonra bir de oturup gazeteye yazı yazamayacak kadar yorgun oluyorum."
Romanının kitap olarak piyasaya çıkmasının ona daha fazla ün katacağına ve her şeyden önce daha fazla para getireceğine inanmamaktadır Harriet Beecher Stowe. Boston'da büyük bir yayınevi, kitabın güneyde işlerini berbat edeceği korkusuyla kitap taslağını geri çevirir. En sonunda böyle bir riske girebilecek genç bir yayıncı bulur. Köleliğe karşı savaş kuzeyde bile pek tutulan bir konu değildir.
Harriet Beecher Stowe'un kendisi de, konuyu çok objektif bir şekilde ortaya koyduğu için kitabının kuzeyde pek ilgi görmeyeceği ve güneyde de pek yankı uyandırmayacağını söylemektedir, ilk sekiz hafta içinde 50.000 adet satıldığında, bu ani, müthiş başarıya en çok yazarın kendisi şaşırır. Özellikle kuzeyin hayranlığına karşı, güneyde bir öfke seli doğmasına hayret eder. 1853 Ocak'ında Tom Amca'nın Kulübesi Birleşik Devletler'de 200.000 baskıya ulaşmış ve Almancaya, Fransızcaya çevrilmiştir. "Zencilerin köleliği" konusu yalnız ABD'de değil, tüm dünya kültüründe en güncel sorun haline gelmiştir.
Harriet Beecher Stowe 1853 yılında ilk kez Avrupa'ya yolculuk yapar. İngiliz, İskoç prensleri ve dükleri tarafından ağırlanır. Alkışlanır, saygı görür, ama saldırıya uğrayıp, incitilir de. Karşıtları onu olayları çarpıtmakla ve romanının "yalan dolu bir masal" olmasıyla suçlarlar.
Bunun üzerine daha uzun başlıklı ikinci kitabını yayınlar: "Eserin gerçekliğini kanıtlayan açıklamalarla, hikâyenin dayandığı gerçek olayları ve belgeleri ortaya koyan Tom Amca'nın Kulübesinin Anahtarı". Derlenen birçok belgenin arasında, 22 Ekim 1852 tarihli Nashville - Gazette'te çıkan Satış İlanı'ndan alıntı yapar burada:
"Satılık: 10 yaşından 18'ine kadar iyi gelişmiş kızlar, 24 yaşında bir kadın ve çok şirin 3 çocuklu 25 yaşında çok işe yarar bir kadın. Mür: Williams Glower."
Harriet Beecher Stowe 30'dan fazla eser yayınlamıştır. Külliyatı 16 ciltten meydana gelir. Fakat diğer kitaplarının hiçbirisi Tom Amca'nın Kulübesi'nin başarısına ulaşamaz.
Tahminine göre ani başarısından sonra belli bir doğallığı kaybetmesinin nedeni şudur: "Başlangıçta hiç kimse benden bir şeyler beklemiyordu. Kimse bana karışmıyordu ve özgürce yazabiliyordum. Şimdi beni rahatsız eden, bir atraksiyon olarak tanıtılmam. Tüm gözler üstümde. İnsanlar benden bir şeyler bekliyor."
Her şeye rağmen tüm kitapları iyi satmıştır. Kuzey ve güney eyaletleri arasında, köleliğin kaldırılmasıyla sonuçlanan iç savaşın bitiminden sonra, Stowe ailesi Florida'ya taşınır. Harriet kadınların oy verme hakkını savunanlar arasına katılır ve Heart and Home dergisinde tüm mesleklerin kadınlara açılmasını isteyen başyazılar yazar. Çünkü "kadınlar Tanrı'nın ve doğanın onlara verdiği her türlü yetenekten faydalanmalıdır."
85 yaşına yaklaştığı son yıllarında, adına bir sürü efsaneler yaratılmıştır. Rivayete göre Başkan Abraham Lincoln bir toplantıda ona şöyle demiştir: "Demek bu büyük savaşı başlatan küçük kadın sizsiniz." Bu ifade doğru olsun olmasın, Beecher Stowe'un Tom Amca'nın Kulübesi adlı kitabı yazarak o zamanlar milyonlarca insanı seferber ettiği gerçektir.
Harriet'in bir kadın yazar olarak görev anlayışını, İngiliz hikayeci George Eliot'a yazdığı bir mektupta görüyoruz: "Kitap, karanlığa uzatılan ve başka bir eli tutabileceği umulan bir el gibidir."
oyunlar