Tarih

Hayatını Kurtaran Saat « Atatürk'ün Gizemi

Çanakkale Savaşları sırasında düşman ordularının hücumlarına karşı Conkbayırı ve Kocatepe'de yaptığı savunmalarla düşmanı durduran ve sonra onları mağlup etmeye başlayan Mustafa Kemal İstanbul'un düşmesini engellemiş oluyordu...

Savaşın en kızgın olduğu günlerden birinde Mustafa Kemal yanında bulunan Yaveri ve yakın arkadaşı Nuri Conker'e emirlerini verirken, bu sırada patlayan bir mermi parçası onun kalbinin üzerine isabet eder...

Nuri Conker: "Eyvah vuruldunuz Paşam!..." diye bağırınca, Mustafa Kemal hemen: "Öyle bir şey yok, aldığınız emri derhal yerine getiriniz" der. Aslında Nuri Conker'in gördüğü doğruydu. Bir mermi parçası O'nun tam kalbinin üzerine çarpmış fakat büyük bir mucize eseri cebindeki saate rastlamıştı. Birkaç santim sola ya da sağa isabet etse Mustafa Kemal'in kurtulabilmesi mümkün olamayacaktı. Fakat saat parçalanmış, Mustafa Kemal'in hayatı ise kurtulmuştu...

Hamamın Tarihçesi « Genel

Erken dönem Hellen banyo yapılarında olsun, Roma İmparatorluk dönemi kompleks hamamlarında olsun, hypokaust sistemi uygulamaları prensipte aynı çalışma düzeneğine sahip olduğundan genel terminolojisinde farklılık görülmez. Buna karşın, özellikle Roma İmparatorluk döneminde ortaya çıkan gelişkin planlar, mekan içindeki bölümlerde farklılıklar ortaya koymuş ve erken örneklerde olmayan bu kısımlar da terminolojideki tek farklılık olarak ortaya çıkmıştır. Burada ise terminoloji, özellikle üzerinde yoğunlaşılan hypokaust sistemi nedeniyle iki farklı bölümde, ısıtmanın yapıldığı taban altı 'alt yapı', taban üzerindeki asıl yıkanma bölümleri ise 'üst yapı' şeklinde ayrılarak incelenmiştir.

A) Alt Yapı

Genel anlamda hypokaust uygulaması; ısınmış gazın döşeme altında oluşturulmuş bir alt yapıda dolaşımını sağlayarak, hamam içinde ısıtmayı sağlayan sistemdir(lev.I). Özele inildiğinde ise bu sistem; içinde bulundurduğu mimari elemanlar, çeşitli odalarda elde edilmek istenen farklı sıcaklık oranlarına bağlı olarak geliştirilen, suyun ısıtılmasının da aynı sistem içinde sağlanması ile bir mühendislik gelişmesi olarak görülmektedir. Bu sistemde kullanılan çalışma prensibi ise fazla karmaşık olmamasına rağmen, elemanlar arası çalışma uyumunun doğru kavranmasıyla kolaylıkla anlaşılabilmektedir.

Hypokaust sisteminin başlangıç noktası olarak, baca gazının odun yakılarak ısıtıldığı 'külhan' olarak kabul edilebilir. Külhan bir ocak olarak yapılmakta ve hamamın büyüklüğüne göre sayısı ve boyutları değişmekteydi. Külhanda ısınan baca gazının hamam altındaki bölümlere ulaşmasını sağlayan, genelde kemer mimarisi ile yapılmasına karşın farklı uygulamaları da görülen kanal sistemine ise 'praefurnium' denir.

Praefurniumdan gelen ısınmış baca gazı, tabanı destekleyen ve sıcak havanın dolaşımı için alt yapının ana taşıyıcıları olan, simetrik olarak dizilmiş 'pilae' adı verilen dikmeler arasında dolaşır. Pilaelar, genelde ısıya dayanıklı tuğlaların arasına 'argillacum capilo ' denen harç koyularak üst üste dizilmesiyle, bazı örneklerde ise tamamen kemer mimarisi ile oluşturulmuş olabilir.

Pilaelerin oturduğu ana zemin 'solum' adını taşır ve solumu oluşturmak için kullanılan büyük boyutlu zemin tuğlalarının her birine 'tegulis sesqui pedalibus' denir. Taban altında dolaşımını sürdüren baca gazı daha sonra farklı bir mimari ile oluşturulan duvar ısıtma sistemine doğru ilerler. Burada baca gazının duvar içinde dolaşımını sağlayan tuğla dizileri yer alır ve bu tuğlalardan her birine 'tibuli' denir.

Buhar banyolarının yapıldığı mekanlara genelde alt yapıdan direk sıcak hava girişi sağlanarak, bu kısımların daha fazla ısıtılması sağlanır. İşte bu geçişi sağlayan taban üzerindeki deliklere 'suspensura' adı verilir. Bunun dışında hamam içinde su ısıtılması için kullanılan, genelde bronzdan yapılmış ve direk külhan üzerine yerleştirilen büyük boyutlu kazanlara ise 'ahena' adı verilir.

B) Üst Yapı

Roma İmparatorluk dönemi hamamlarında ortaya çıkan gelişmeler sonucu, hamam içinde genelde farklı derecede ısıtılmış ve farklı kullanım amaçlarına yönelik olarak yapılmış olan birtakım oda dizileri, hamamın üst yapısını oluşturur. Bu mekenlardan kısmı olarak tabir edilebilecek bölüm 'apodyterium', hamama gelenlerin soyunma odası olarak kullandıkları mekandır. Apodyteriumdan sonra gelen oda veya birkaç oda dizisinden oluşan bölüm 'tepidarium'; çok fazla ısıtılmayan ve genelde ılıklık bölümü olarak adlandırılan mekandır.

Tepidariumdan sonra geçilen bölüm, genelde hamamın büyük salonu görüntüsüne sahip ve içinde sıcak su havuzlarının bulunduğu 'caldarium'; hamamın sıcak su banyosu yapılan bölümüdür. Bu bölümde ayrıca yağ masajı gibi Roma banyo geleneklerine bağlı olan yıkanma gelenekleri uygulanmaktadır. Her Roma hamamında olmamakla birlikte, bir çoğunun içinde yer alan 'sudatorium' veya 'cocanicum' olarak adlandırılan bölüm ise; günümüz saunaları benzeri bir işlevi olan ve buharla ter banyosunun yapıldığı yer olarak ifade edilebilir.

Hamamın en son kısmı hiçbir ısıtma tertibatına sahip olmayan ve genelde içinde bir soğuk su havuzunun bulunduğu 'frigidarium', soğukluktur. Bazı hamam yapılarında frigidarium içinde, soğuk su havuzu dışında bahçelere yapılan açık havuzlarda bulunur ve bu havuzlara 'natatio' denirdi.

Fatih Sultan Mehmet « Osmanlı Tarihi

En büyük Osmanlı padişahıdır (1432-1481). Sultan Murat II'nin oğludur. Edirne'de dünyaya geldi. Çocuk yaştayken babası hükümdarlığı ona bıraktı (1444). Macarların Osmanlı Devleti'ne karşı sefer açması üzerine Mehmet II tahtı babasına geri vermek istedi, ama Murat II onu tahtta bırakarak ordunun başına geçti ve Varna Savaşı'nda düşmanı yendi. Buna rağmen bir süre sonra Çandarlı Halil Paşa'nın çabasıyla genç padişah tahttan indirilerek Manisa valiliğine geri gönderildi ve hükümdarlık babasına iade edildi (1446).

Sultan Murat çok geçmeden öldü ve 1451 yılında Mehmet II yeniden padişah oldu. Tahtta çok genç bir hükümdarın bulunuşundan cesaret alan batılı devletler ve Bizanslılar padişahtan bazı isteklerde bulundular. Sultan Mehmet II Venedikliler, Macarlar ve Bizanslılara birtakım ödünler vermek zorunda kaldı.

Genç padişahın bu tutumundan yanlış sonuçlar çıkaran batılılar Çanakkale Boğazı'nı kuşattılar. Fakat çok geçmeden yanıldıklarını anladılar. Çünkü Anadolu'ya geçip Karamanoğlu İbrahim Bey ile anlaştıktan sonra Edirne'ye dönen Mehmet II, Karadeniz'den İstanbul'a gelecek gemilerin geçişini denetlemek ve gerekirse önlemek için Anadoluhisarı'nın karşısına Boğaziçi'nde acele, yeni bir hisar yapılmasını emretti. Böylece 1452 yılında Rumelihisarı çok kısa bir süre içinde yapılıp bitti.

İstanbul'un Fethi

Aynı yıl Edirne'de bir divan toplayan Mehmet II, İstanbul'un fethedilmesi konusunu görüştü: Çandarlı Halil Paşa ile yandaşları bu öneriye karşı çıktılarsa da divanın diğer ilerigelenleri padişahı desteklediler, karşı olanlar da çoğunluğun kararına uymak zorunda kaldılar. Böylece kuşatma hazırlıkları başladı: İstanbul surları dışındaki hayvan sürülerine elkondu. İstanbul dolayındaki küçük Bizans kaleleri ele geçirildi. Edirne'de Urban adlı bir Macar ustasına, o devrin en büyük topları döktürüldü. Tarihçiler bu topların sayısını 200 olarak gösterirler. Bunların her birini 40-50 çift öküz ya da 2,000 kadar insan çekerek Edirne'den İstanbul'a taşıdı. Ayrıca Gelibolu'daki 400 gemilik Türk donanması Marmara'ya girdi.

Bizanslılar da savunma hazırlığına girişmişlerdi. Kentin savunması için kale kapıları örülmüş ve Haliç ağzına bir zincir gerilmişti. Aslında mevcudu 8000-9000 kadar olduğu söylenen Bizans ordusunun 3,000 kadarı Latinlerden oluşuyordu ve esas savunma gücü bunlardı. Oysa Bizanslılar Latinleri sevmiyorlardı. Bu nedenle, Bizanslı Rumların «İstanbul'da Latin külahı görmektense Türk sarığı görmek bizim için daha iyidir» dedikleri, söylentiler arasındadır.

Mehmet II, bütün kışı savaş hazırlıkları ile geçirdi ve 23 mart 1453 günü Edirne'den hareket ederek 5 nisanda Topkapı önüne geldi. Kuşatma 29 mayısa kadar sürdü; karadan ve denizden yapılan saldırılar sonunda Türk ordusu İstanbul'u ele geçirdi.

Bu büyük zafer sonunda «Fatih» unvanını alan genç hükümdar İstanbul'da Rumlara karşı. iyi davrandı. Fetihten sonra büyük bir karışıklığa düşen kentte güvenliği sağlayan Fatih üç gün süren fetih şenlikleri yaptırdı. Bu arada Çandarlı Halil Paşa'yı ve Bizanslıların safında savaşan amcası Orhan'ı da öldürttü.

Fatih, Rumlara patriklerini seçme hakkını tanıdı. Hıristiyanlarla Müslümanlar arasında tam bir anlaşma sağlamak amacıyla yeni patriği yemeğe çağırıp ağırladı, patriklik asasını ve tacını ona eliyle verdi.

Rumların yanı sıra Yahudi ve Ermeni cemaatine de iyi davrandı. Birtakım manastır ve kiliseleri kendi adına ve yanındaki beyler adına camiye çevirdi, ama kiliselerin çoğu gene de Rumların elinde kaldı.

Sırp Sorunu

İstanbul'un fethinden sonra gözü korkan batılı devletler arasında birleşme eğilimi güçlendi. Fatih bunu önlemek için 1454'te Venedik Cumhuriyeti ile bir anlaşma yaparak onlara ticaret serbestliği verdi. Bunun üzerine Cenevizliler de Fatih'le anlaştılar. Fakat Fatih'in asıl amacı Tuna'ya kadar egemen olmak ve Sırp sorununu çözümlemekti.

Belgrat kuşatması da içinde olmak üzere beş yıl süren seferler ve savaşlar sonunda bütün Sırbistan'ı ele geçirdi (1459). Bundan sonra Mora'yı (1460), Bosna'yı (1463) ve Tuna boylarındaki daha birçok yerleri aldı. Karadeniz'e ve Azak Kalesi'ne birlikler gönderdi.

Otlukbeli Savaşı

Fatih Anadolu'yu da güvenlik altına almak istiyordu. Bu amaçla Konya üzerine yürüdü ve Karamanoğlu Beyliği'ne son verdi (1466). Doğuda Akkoyunlular egemendi; Karamanoğulları, Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan'a sığındılar. Uzun Hasan başka devletlerden de destek görüyordu. Fatih 1473 yılı mart ayında İstanbul'dan ordusuyla hareket etti. İki ordu Fırat boyunda Otlukbeli denen yerde karşılaştı. Savaş Osmanlı ordusunun zaferiyle sonuçlandı. Uzun Hasan kaçtı, ama bir oğlu ve pek çok askeri bu savaşta öldü.

Ve Ölüm

Fatih, Akkoyunluları yendikten sonra Anadolu'nun güneyini de güvenlik altına almak istedi. Bunun için Mısır Memlûk Sultanlığı ile ilişki kurdu. Ancak anlaşmaları kolay olmadı, hattâ zaman zaman sürtüşmeye ve uçlarda savaşlara vardı. Nitekim Memlûk Sultanlığı'nın Osmanlılara bağlı Dulkadiroğulları Beyliği'ni ele geçirmesi üzerine Fatih 1480'de Alâüddevle Bozkurt Bey'i Dulkadirli toprağına gönderdiği gibi kendisi de, hasta olmasına rağmen 29 nisan 1481'de Üsküdar'a geçerek sefere başladı. Ancak Gebze yakınına geldiği sırada hastalığı arttı ve 3 mayıs günü hayata gözlerini kapadı.



(Solda) Fatih'in ünlü portrelerinden biri, İtalyan ressamı Gentille Bellini'nin (1429-1507) eseri, fatih, ünlü İtalyan hümanistlerini davet eder, onlarla sanat ve bilim tartışmaları yapardı. Bunlardan Francesco Berlinghieri «Geographia» adlı eserini Fatih'e sunmuştur.

(Ortada) İtalyan ressamı Ferrara'nın yaptığı Fatih portresi, Topkapı Sarayı Padişah Portreleri Galerisi. İstanbul.

(Sağda) Fatih'in tuğrası. Tuğra, hükümdarların imzasıydı; tuğra çizenlere «tuğrakeş» denirdi.



Fatih Sultan Mehmet'in bizzat yönettiği akıl almaz harekât: 21 nisan 1453 gecesi, 67 savaş gemisi kızak üstünde kaydırılarak Dolmabahçe-Kasımpaşa yoluyla Haliç'e indiriliyor. Böylece Bizanslıların, 2 nisan gecesi Kentemarion kulesiyle Galata surları arasına gerdikleri zincir etkisiz kalacak ve bu büyük olay tarihçileri ve yukarıdaki tablonun ressamı gibi sanatçıları etkilemeğe devam edecektir.

Adil Bir Hükümdar

Fatih, güçlü bir padişah olduğu kadar, geniş görüşlü bir düşünür ve aydındı. Edebiyat, din, felsefe, matematik ve astronomi sorunlarıyla ilgilenirdi. Fetih'ten sonra, İstanbul'da 8 kilise ve manastırı medreseye çevirmiş, kendi adına yapılan cami de bir medreseyle bütünlenmiştir.

Çevresine bilginleri toplayan Fatih, onların hazırlayıp kendisine sundukları Türkçe, Arapça, Rumca eserlerden yararlanır, huzurunda tartışmalar düzenlenirdi. Avni takma adıyla yazdığı şiirler başarılıydı. Fatih hoşgörülü bir hükümdardı; dil ve din ayırımı yapmaksızın, devleti Karamani Mehmet Paşa'ya hazırlattığı kanunnameler uyarınca yönetti.

1457'de İstanbul'u başkent yaptı ve devlet hazinesini saklamak üzere Yedikule'yi inşa ettirdi. 1472'de Çinili Köşk, 1478'de Yeni Saray (Topkapı) onun emriyle yapıldı.

Fatih, yeni bir çağ ve yeni bir çığır açan hükümdardır. Kendisinden sonra gelenler, onun yolundan gitseydiler, girişimleri herhalde bir Türk hümanizmi ve rönesansıyla sonuçlanacaktı. Fatih Sultan Mehmet'in zehirlenerek öldürüldüğü söylentilerinin aslı yoktur. Birçok Osmanlı padişahı gibi, o da «damla hastalığı»na yakalanmış ve bu hastalıktan ölmüştür.

Fatih'in bilginleri

Fıkıhta Molla Hüsrev, tefsirde Molla Gürani, Molla Yegân, İstanbul'un ilk kadısı Hızır Çelebi, matematikte Ali Kuşçu ve kelâmda Hocazade, Fatih döneminin önemli bilginleridir. Bunlardan başka bazı İtalyan bilginleri de (Anconalı Criaco v.b.) Fatih'e batı tarihi okuyorlardı. Fatih, Rum bilginleri ile de ilgilenmiştir.

Nitekim ilk İstanbul patriği Gennadios, Hıristiyan dinini anlaması için itikatname'sini Fatih için yazmıştır. Trabzonlu Georgios Amirutzes, Georgios Trapeziontos ona tarih ve astronomi kitapları çevirip sundular. Sonuncusu Fatih'in ölümünde onun için bir de ağıt yazdı.

oyunlar