Keramet Üniformada « İlginç olaylar
Keramet Üniformada
Mart 1973, Ankara
1960'lı yılların ikinci yarısı sol hareketin genel bir yükselişine de tanıklık ediyordu. 1965'den 1971'e kadar Adalet Partisi'nin tek başına iktidar olduğu bu yıllarda daha sonraki dönemlerde Süleyman Demirel'in her fırsatta övünerek işaret ettiği bir ekonomik kalkınma hızı (ortalama yüzde 7) ve düşük enflasyon (ortalama yüzde 5) vardı.
Bu koşullar kitleleri elindekiyle yetinmemeye, daha fazlasını talep etmeye teşvik ediyordu. 1961 Anayasasının sağladığı demokratik hak ve özgürlükler de bu mücadelenin yasal ve meşru yollardan yürütülmesine olanak sağlıyordu. Sosyalizmi savunan Türkiye İşçi Partisi'nin Meclis'te 15 milletvekili vardı ve böylece TBMM'de grubu bulunan partilerden birini oluşturuyordu.
Bu durum TİP'e büyük olanaklar sağlarken Meclis kürsüsünden emeğin ve solun sesi bir daha hiçbir dönemde bu kadar duyulmayacaktı. Nitekim daha sonra gerek seçim ve siyasi partiler yasası, gerekse de TBMM'nin iç tüzüğü hep bu birinci TİP döneminin tecrübeleri dikkate alınarak düzenlendi. Hatta Demirel "Ben muhalefeti TİP'ten öğrendim" diye itirafta bulunacaktı.
Sokaklar, fabrikalar ve üniversiteler de o zamana kadarki Türkiye tarihinin en hareketli dönemini yaşıyordu. Yeni çıkan sendikalar ve toplusözleşme yasasından yararlanan işçiler hızla örgütlenirken DİSK (Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu) dev adımlarla ilerliyordu.
Üniversiteler DEV-GENÇ'in karargahı durumundaydı ve sokaklar hemen her gün her çeşit miting ve yürüyüşe sahne oluyordu. Başbakan Demirel, "Sokaklar yürümekle aşınmaz" diyerek durumu pek önemsemediğini göstermeye çalışıyor, belki de çaresizliğini itiraf ediyordu.
Sonuçta 12 Mart 1971'de Türk Silahlı Kuvvetleri hükümete bir muhtıra verdi. Genelkurmay Başkanı Memduh Tağmaç'ın ağzından çıkan, "Sosyal uyanış ekonomik gelişmeyi aştı" sözleri muhtıranın da gerekçesini oluşturuyordu. Hükümet istifa edecek ve yerine partiler üstü bir "reform hükümeti" kurulacak ve topluma "fazla bol ve lüks" gelen Anayasada önemli değişiklikler yapılacaktı.
Yoksa ordu ülkenin yönetimini doğrudan üstlenecekti. Genelkurmay Başkanı ve Kuvvet Komutanlarının imzasını taşıyan bu muhtıra 12 Mart 1971 günü TRT'nin öğlen 13.00 haberlerinde okunduğunda hemen istifa eden Demirel, "şapkasını alıp, gitti."
Daha sonraları kendisini savunurken, o kendine özgü üslubuyla "Ne yapacaktım yani, benim kendime ait başka bir ordum mu vardı, komutanlara neyle karşı koyabilirdim" diyecekti. Bir kenara çekilerek hamle sırasının kendisine gelmesini bekleyecek, belki de köylülükten gelme bir sabır ile "Keser döner, sap döner, gün olur, devran döner" diye düşünüyordu.
14 Ekim 1973 tarihinde yapılan genel seçimlere kadar iki buçuk yılı aşkın bir süre Türkiye, adına "ara rejim" denilen ve esas olarak solun ve işçi hareketinin bastırılmasını hedefleyen bir "beyaz terör" dönemi yaşadı.
TİP kapatılarak yöneticileri tutuklandı, aydınlar üzerinde geniş bir baskı kurulurken adı solcuya çıkmış hemen herkes terörden nasibini aldı. Mümtaz Soysal'dan Uğur Mumcu ve Altan Öymen'e kadar çok sayıda kişi uydurma iddialarla tutuklanarak uzun süre hapishanelerde kaldı. Mahir Cayan ve arkadaşları Kızıldere'de öldürülürken
Deniz Gezmiş ve arkadaşları da idam edildiler. Anayasanın tanıdığı kimi demokratik haklar büyük ölçüde budandı. Ve tüm bunların ardından artık "ara rejim" normalleşmeye doğru giderken ordu yine pek rahat değildi. Tüm bu yapılanlara sahip çıkacak ve denetimi bir yerde elde tutacak bir güvence arıyordu. Mart 1973'te yapılması gereken Cumhurbaşkanlığı seçimleri bunun için uygun bir fırsat gibi görünüyordu. Cevdet Sunay'ın görev süresi 28 Mart 1973'te sona eriyordu.
Bu arada Genelkurmay Başkanı Memduh Tağmaç emekli olmuş, yerine Kara Kuvvetleri Komutanı Faruk Gürler geçmişti. Yeni Genelkurmay Başkanı Sunay'ın yerine Cumhurbaşkanı seçilirse 12 Martçılar Çankaya Köşkü'ne çıkmış olacaklar ve oradan durumu kontrolleri altında tutabileceklerdi.
O dönemde cumhurbaşkanı TBMM üyeleri arasından seçildiği için uygun yol Faruk Gürler'in kontenjan senatörü olarak atanmasıydı. Genelkurmay Başkanlığı'ndan istifa eden Gürler hemen Cevdet Sunay tarafından kontenjan senatörü olarak atandı ve cumhurbaşkanlığına aday oldu. Bunun öncesinde iki büyük parti, AP ve CHP ile yapılan temaslar Gürler'e umut vermişti. Çünkü onların desteği olmadan seçilmesi mümkün değildi.
Cumhurbaşkanlığı için TBMM'de ilk oylamanın yapılacağı gün bütün komutanlar izleyici localarında yerlerini alırken binanın etrafında da askeri birlikler gereken önlemleri almışlardı. Aslında iki büyük partinin liderleri Süleyman Demirel ve Bülent Ecevit, Faruk Gürler'in cumhurbaşkanı seçilmesine hiç de sıcak bakmıyorlardı.
13 Mart 1973'de Cumhurbaşkanlığı seçimi için yapılan ilk tur oylamada Adalet Partisi, Cumhuriyet Senatosu Başkanı Tekin Arıburun'u, Demokratik Parti ise Ferruh Bozbeyli'yi aday gösterdi. İlk turun sonuçları belli olduğunda Gürler açısından da durum açıklığa kavuşmuştu; Arıburun 292 oy alırken Gürler'e ancak 175 oy çıkmıştı. Bozbeyli de 45 oyla kendi partisinin desteğini alırken adaylardan hiçbiri seçilmek için gerekli oyu sağlayamamıştı.
İkinci ve üçüncü turlarda da durum değişmeyecek, ordudan gelen baskılar bir işe yaramayacaktı. Bunun üzerine seçilemeyeceğini anlayan Gürler adaylıktan çekildi. Ama AP ve CHP hiçbir aday üzerinde görüş birliği sağlayamadığı için seçim de kilitlenmişti.
Bu arada Anayasada değişiklik yapılarak Sunay'ın görev süresinin uzatılması düşünüldü. Bunun için gerekli Anayasa değişikliğinin Millet Meclisi'nden geçebilmesi için 300 oy gerekiyordu. Değişiklik önerisini 299 milletvekili destekleyince, öneri Millet Meclisi'nde bir oyla reddedilmiş oldu. Millet Meclisi'nde benimsenmeyen Anayasa değişikliği önerisi, usule uygun olmamasına karşın Cumhuriyet Senatosu'nda da oylandı.
Cumhuriyet Senatosu'ndaki görüşmeler sırasında İsmet İnönü Anayasa değişikliği yoluyla Sunay'ın görev süresinin uzatılması önerisine şiddetle karşı çıktı ve sonuçta öneri Cumhuriyet Senatosu tarafından da reddedildi.
Sunay formülü işlemeyince, AP ve CHP liderleri Anayasa Mahkemesi Başkanı Muhittin Taylan üzerinde anlaştılar. Ama Sunay, Taylan'ı kontenjan senatörlüğüne atamayı reddetti ve böylece bu yolla da cumhurbaşkanlığı seçimi krizi aşılamadı. Kriz derinleştikçe ne gibi gelişmelere yol açacağı belirsizdi ve iki büyük parti de telaşlanmaya başlamıştı.
28 Mart'ta görev süresi dolan Cevdet Sunay Çankaya Köşkü'nü vekaleten Cumhuriyet Senatosu Başkanı AP Senatörü Tekin Arıburun'a bıraktı ve tabii senatör olarak Faruk Gürler'in oturduğu Cumhuriyet Senatosu sıralarında yerini aldı.
Bunun hemen ardından Adalet Partisi, Cumhuriyet Halk Partisi ve Cumhuriyetçi Güven Partisi eski Deniz Kuvvetleri Komutanı ve Moskova Büyükelçisi, kontenjan senatörü Fahri Korutürk'ü ortaklaşa aday gösterdiler. Korutürk 6 Nisan 1973'te Türkiye'nin altıncı cumhurbaşkanı seçilirken cumhurbaşkanı olmak için henüz altı ayını doldurmadığı Genelkurmay Başkanlığı'ndan istifa eden Faruk Gürler de orgenerallikten "morgeneralliğe" terfi etmiş oluyordu.
"Morgeneral" olmak çok ağırına giden Gürler, fazla yaşamadı. Söylentiye göre kahrından ölmüştü.
O gün bugündür, asıl kerametin kendilerinde değil sırtlarındaki üniformada olduğunu bilenler Gürler'den daha dikkatli ve tedbirli davranıyorlar!
Meryem Ana Kilisesi ve Evi « Efes (Ephesos)
Ephesos’daki en önemli Hıristiyanlık eseri olan Meryem Ana Kilisesi, bir Roma yapısının içinde yer almaktadır. Roma yapısı, M.S. 2 yüzyılın ilk yarısında inşa edilmiş olup, 30 m. genişliğinde, 260 m. uzunluğunda, iki sütun sırası ve bir orta nef ile iki yan nefe ayrılmış, dar yönlerinde apsis biçimli birer eksedrası bulunan ve Roma agoralarının bazilika adı verilen yapı tipine girmektedir. Yan nefler sonradan, ancak yine M.S. 2. yüzyılın birinci yarısında birçok küçük bölümlere ayrılmıştır.
M.S. 2. yüzyılın ortalarında yaşayan hatip Aristeides’in Ephesos’u Asia’nın bankası ve devrinin en önemli ticaret merkezi olarak tanımladığı göz önüne alınırsa, bu büyük Roma yapısının bir tahıl ve para borsası olduğu düşüncesi akla gelmektedir. M.S. 3. yüzyılda, o zamanki dünyanın geçirdiği bunalımlardan sonra bu borsa olasılıkla çalışmasını durdurmuştur. Bu sıralarda yöredeki Hıristiyan topluluğu, M.S. 4. yüzyılın hemen başlarında, söz konusu yapının batı ucunda ilk kiliselerini yapmışlardır.
Roma bazilikasının apsisli batı eksedrasını biraz genişleterek onun doğusuna dörtgen bir atrium ile mozaik tabanlı bir narteks inşa ettiler. Daha sonraki dönemlerde de arka arkaya iki tane daha kilise ekleyerek bazilikanın yarıdan çoğunu kiliseye dönüştürdüler. Doğuda kalan bölüm, piskoposun ve diğer dinle ilgili büyüklerin oturma yerlerine ayrılmıştır. Atriumun kuzeyine yapılan baptisterium M.S. 4. yüzyıla aittir.
M.S. 431 yılında toplanan üçüncü “Eukumenik Meclis”, Meryem Ana’nın oğlu İsa’yı, tanrının oğlu olarak doğurduğu doktrinini onaylamıştır. İlk Meryem kilisesinin Efes’de inşa edilmesi ve söz konusu meclis kararının bu kilisede alınması büyük bir olasılıkla M.S. 1. yüzyılın ikinci dörtlüğünde, Meryem Ana’nın gerçekten bu kentte oturmuş olmasından gelmektedir. Muhtemelen ölümünden sonrada buraya gömülmüştür.
Meryem Ana’nın yaşadığı yer olarak, Bülbül Dağı’nın zirvesinde, koruluklar içindeki bir yapı kalıntısı kabul edilmektedir. Yapılan araştırmalar yapının M.S. 4. yüzyıldan daha sonraya ait olduğunu göstermektedir. Bu yapı daha sonra kiliseye dönüştürülmüştür.
Yılbaşı ve Noel « Dinler Tarihi
Yılın birinci günü ve Hıristiyanların, İsa'nın doğum gününü kutladıkları yortudur. Türkiye'de yılbaşı 1935 yılından beri tatil günüdür. Bu tatil, 31 aralık öğleden sonra başlar, l ocak akşamı sona erer. 31 aralığı 1 ocağa bağlayan gece yeni yılın kutlanması da, Hıristiyanlarca yüzlerce yıldan beri bayram kabul edilen Noel yortusu'na özenilerek edinilmiş yeni bir alışkanlıktır.
Noel
Gece yarısı ayini, ışıklarla donatılmış çam dalları, hediyeler, gece yarısı yemeği gibi gösterilerle kutlanan bir din ve aile bayramı olan Noel (Latince natalis[dies], doğum [gün]'ünden) her yıl 25 aralıkta, İsa'nın Beytüllahm'da bir ahırda dünyaya gelişini anmak için milyonlarca Hıristiyan tarafından kutlanır.
Aslında bu tarih ta Îlkçağ'dan beri, kış gününü, Güneş'in doğuşunu selâmlamak amacıyla çeşitli eğlenceler düzenlenerek karşılanırdı. Eski Mısırlılar da, aynı gün, ışığı temsil eden yeni doğmuş bir çocuğu kutsarlardı. Tanrı Mitra'ya tapan Eski İranlılar ise 25 aralığı kutlarlardı. Roma'da bu tarih solis invicti (yenilmez Güneş) günüydü. IV. yüzyılda Hıristiyan kilisesi, kaybolacağını umduğu bu putatapar inancının yerine, aslında gerçek tarihi bilinmeyen İsa'nın doğumunu kutlamayı koydu.
Kutsal ve Din Dışı
Noel şimdi ayinlerle ve halk âdetleriyle kutlanan dinsel bir bayramdır. Noel töreninde kullanılan yemlik, sözde çocuk İsa'nın, yakınları ve hayranları, çobanlar ve Zerdüşt rahipleriyle birlikte bulunduğu Beytüllahm'daki ahırın simgesidir.
Çiçeklerle, mumlarla, rengârenk süslerle bezenen çam ağacı, Kel t papazlarının tanrılarına sungularını astıkları meşe ağacının yerini almış, sonra bu ağaç Ortaçağ'da, dinsel konulu sahne eserlerinde cennet ağacı olarak ortaya çıkmıştır.
Noel Baba efsanesi ise çok yenidir, XVII. yüzyılda İngiltere'de ortaya çıkmıştır. Binlerce çocuk, üstü karla kaplı ve başlıklı kırmızı bir palto giymiş olan bu beyaz sakallı ihtiyarın, ayakkabıların içine oyuncak koymak için bacadan girdiğine inanır. Belçika gibi bazı ülkelerde Noel Baba yerine ermiş Nicolaus'un armağanlar dağıttığına inanılır.
Bir çocuk ve oyuncak bayramı olan yılbaşı ve Noel, günümüzde zengin ülkelerde verimli işler yapmayı sağlayan bir ticarete vesile olmaktadır. Bugün Hıristiyan ülkelerdeki insanların pek çoğu Noel'i sadece hediye alıp vermeğe ve iyi bir yemeğe vesile olduğu için kutlamaktadır.
Noel Ateşi
Kuzey ülkelerinde eskiden geleneğe göre, her evde bütün Noel gecesi boyunca Güneş'in geriye dönüşünü hatırlatmak için kocaman bir odunun yakılması âdetti, İsveç'te bugün de genellikle ocaklarda yakılmakta olan bu odunun yerini bazı Batı Avrupa ülkelerinde, 24 aralık akşamı, yani Noel günü ailece yenmek üzere yapılan Noel pastası almıştır.
oyunlar