Roma'nın Kayıp Lejyonları « Tarihi Gizemler
Zaman: İS 1. ve 2. yüzyıllar
Mekân: Roma İmparatorluğu
Kartallara katıldığımda (Dünmüş gibi hatırlarım) Yola çıkmadan önce Bir kız öptüm Clusium'da. ROSEMARY SUTCLIFF, 1954
Lejyonlar, Roma'nın önce İtalya'yı, sonra da en geniş çağında İskoçya'dan Büyük Sahra'ya, İspanya'dan Basra Körfezi'ne kadar uzanan büyük imparatorluğu kurdukları askeri birlikleriydi, Her lejyon ortalama 6000 kişiye ulaşabilirdi. Her lejyonda, ilk sırada dört, ikinci ve üçüncü sıralarda üçer olmak üzere 10 cohors bulunurdu (cohors= 300 kişi).
Yedi lejyonun yan yana gelen 25.000 kişilik ağır piyadesi, 2,5 km'lik bir cephe oluştururdu. Roma devleti işgalci niteliğini yitirip topraklarını savunan bir güce dönüşürken, cohors'un gücü 500-600 kişiye yükselmişti.
Lejyonlara ünlü esnekliğini ve gücünü veren iki piyade silahı vardı: 2 metre uzunluğunda bir mızrak (pilum) ve 50 santimlik enli ve ağır bir kılıç (gladius). Korunma amacıyla her lejyoner bir miğfer takar, bedenin üstünü koruyan kösele bir zırh giyer ve dışbükey bir kalkan da taşırdı.
Lejyonlar, ilk başta Roma ve İtalya'dan, daha sonraları fethedilen topraklardan ve lejyonların sınırlardaki sabit üslerine yakın yerlerden toplanan askerlerden oluşurdu. Roma imparatoru liderliğindeki bütün askerler profesyoneldi ve 25 yıl hizmet görürlerdi.
Tarihi kaynaklardan ve daha önemlisi kitabelerden ve arkeolojiden bunların nerede üslendiklerini, kimlerden oluştuklarını, bir eyaletten diğerine nakillerini, hangi savaşa katıldıklarını ve iç örgütlenmelerini bilmekteyiz. Kalelerinden çoğu kazılıp ortaya çıkarıldığı için de, askerlerin günlük yaşantılarını, ne yediklerini ve hangi silah ve teçhizatı kullandıklarını biliyoruz.
(Solda) York'ta 108 yılına ait bu kitabede, Dokuzuncu Lejyon'un bir kapı inşa ettiği kaydı lejyonun Britanya'daki varlığının son kanıtıdır. (Sağda) Almanya'daki Xanten'de, 9. yılda "Varian Savaşı'nda ölen" 18. lejyon kenturyonu Marcus Caelius anıtı.
SAVAŞIN CİLVELERİ
Bazı lejyonlar 400 yıldan fazla ayakta kalmışlar, unvanları ve personel kaynakları değişmiş, kendileri değişen koşullara ayak uydurmuşlar, aradan on yıllar ve yüzyıllar geçerken baskılara ve tehditlere karşı koyabilmişlerdir. Bazılarının yaşam süreleri çok daha kısa olmuş, savaşlarda kırılmışlar, yenildikleri ya da itaatsizlik ettikleri için dağıtılmışlardır.
Örneğin, üç lejyon (XVII, XVIII ve XIX) vali Quinctilius Varus liderliğinde 9 yılında Almanya ormanlarında kaybolmuştur. Bu olay, Roma tarihlerine "Varian Felaketi" olarak geçmiştir. Bu lejyonların rakamları bir daha hiç kullanılmamıştır.
Olay, tarihi yazarlarca, özellikle yaşlı imparator Augustus üzerindeki etkisi nedeniyle kayıtlara geçmiş ve yenilgi alanının bir kısmı 1987'de metal detektörü kullanan bir İngiliz subayı tarafından Osnabrück'ün kuzeyindeki Kalkriese'de bulunmuştur.
I. Germanica Lejyonu ("Cermenler Galibi"), IV Macedonica ("Makedonlar Galibi"), XV Primigenia ("İlk Doğan"), XVI Gallica ("Galyalılar Galibi") ve V Alaudae ("Tarlakuşları") 69 yılı (Dört İmparatorlar Yılı) içsavaşında kaybeden tarafta oldukları için ya dağıtılmışlar (I, V ve XV) ya da kazanan taraf olan Flavian hanedanına sadakati belirten yeni bir ad altında (Flavia) yeniden düzenlenmişlerdir (IV ve XVI).
Ermine Street Guard, kama tertibinde düşmana saldırıyor. Bu temsili grup üyeleri I. yüzyıl Roma askerlerinin zırh, miğfer ve kalkanlarıyla teçhiz edilmişlerdir.
SAVAŞTA KAYIP MI?
Çağdaş araştırmacılar bazı lejyonların tarihi kayıtlardan bir anda yok olmasının nedenim bulabilmiş değillerdir: XXI. Rapax (bir kuşun avına saldırıp "kavraması" anlamında) lejyonu, 1. yüzyılın sonlarına doğru ortadan kaybolmaktadır. Bu lejyon hakkında bir daha bilgi yoktur.
Tuna sınırında olan lejyon, çağdaş Romanya'nın Daçlar'ına karşı 86-92 savaşında yok edilmiş olabilir. Kökenlerini Galatya (Orta Anadolu) Kralı Deiotarus'un İÖ 1. yüzyılda toplayıp teçhiz ettiği birlikten alan XXII. Deiotariana lejyonundan en son 119 yılında Mısır'da haber alınmıştır. Lejyonun Yahuda'da Bar Kohba'nın liderliğindeki 132-5 ayaklanması sırasında savaşta eriyip yok olduğuna inanılmaktadır.
(Solda) Dokuzuncu Lejyon'un Güney Fransa'da Vienne'li olan bayraktarı L. Duccius Rufinus'un mezartaşı. Lejyoner, York'ta ölmüştür. (Sağda) Macaristan'da Brigetio Kalesi'nde bulunmuş demir bir lejyoner miğferi. 2. yüzyıla ait parçada karakteristik geniş boyunluk ve yanaklıklar görülüyor.
DOKUZUNCU LEJYON
IX. Hispana lejyonunun kaybolması, onyıllardır Roma tarihi araştırmacılarını meşgul etmiştir ve kamuoyunun hayalinde "kayıp" bir lejyonun en üstün örneği olarak kalmıştır. Kökeni İÖ 58'den 49'a kadar Jul Sezar liderliğinde savaşan bir lejyona dayanan Dokuzuncu, bir süre İspanya'da hizmet gördüğü için Hispana adını almıştır.
İÖ 13 yılında Balkanlar'a nakledilen Lejyon, bir süre bugünkü Hırvatistan'da kalmış, sonra 43 yılında Britanya'ya gönderilecek güce katılmış ve ondan sonra da yeni Britannia eyaletinin garnizonunun bir parçası haline gelmiştir.
Bu lejyonun Britanya'daki faaliyetleri kısmen bilinmektedir: 60 yılı civarında bulunduğu Lincoln'da bazı askerlerinin mezartaşları günümüze kadar kalmıştır. Yine kalan mezartaşlarından lejyonun 70 yılında York'ta olduğu anlaşılmaktadır.
Lejyon, vali Julİus Agricola liderliğinde Kuzey Britanya'ya başarılı seferler yapmış ve lejyonun askerleri 83 yılında Kuzeydoğu İskoçya'da Mons Gtaupius'ta kazanılan büyük zaferde görev almış olmalılardır. Lejyon bundan sonra York'a dönüp 107-8 yılında Ouse Nehri üzerindeki yeni taş kalenin kapılarından birini inşa etmiştir.
Caligula'nın bastırdığı bu sikkede babası Germanicus'un başarıları ve özellikle 15-16 yıllarında Varus lejyonlarının kartallarından ikisini geri alması kutlanıyor.
"DOKUZUNCU'NUN KARTALI"
Dokuzuncu lejyonun son yıllarını ve aniden ortadan kayboluşunu belirlemek amacıyla çeşitli kuramlar ileri sürülmüştür. Son zamanlara kadar lejyonun Britanya'da, belki de kuzey sınırlarında 115-17 yıllarım arasında çıkan karışıklıklarda imha edildiği kabul ediliyordu. Yeni imparator Hadrianus 122 yılında Britanya'ya muhtemelen Dokuzuncu'nun yerini alması için VI. Victrix ("Muzaffer") lejyonunu göndermiştir.
Bir kurama göre, kuzeye doğru ilerleyen lejyon Kuzey Britanya'nın İskoç sisleri arasına girmiş ve bir daha dönmemiştir. Kamuoyunca benimsenen bu görüş Rosemary Sutcliff'in Dokuzuncu'nun Kartalı (1954) romanına konu olmuştur. Roman adını Hampshire'da Silchester'de bulunmuş küçük bir bronz kartaldan almış, yazar bunu Dokuzuncu Lejyon'un kartallı bayrağı olarak kabul etmiştir.
Silchester'de bulunan kartal büyük bir olasılıkla tanrı Jüpiter'in ya da bir imparatorun kült heykeline aittir. Zaten kartalın biçimi, sikkelerde ve röliyeflerde görülen kartal amblemine benzememektedir.
Dokuzuncu'nun kitabelerde yer alan subay ve askerlerinin mesleklerinin ayrıntılı bir incelemesi lejyonun 115-17 yıllarında kaybolduğu görüşüne gölge düşürmektedir. Yakın zamanlarda elde edilen bazı bulgulara göre lejyonun ya da bir kısmının Romalıların Aşağı Cermenya eyaletinde Nijmegen garnizonunda bir süre bulunduğu anlaşılmıştır. Ancak bunun tarihi kesin değildir.
Bazıları lejyonun daha doğuya, Kapadokya'da Fırat sınırına, hatta Yahuda'ya gidip orada son bulduğunu iddia etmişlerdir. Kısacası, ne olduğu konusunda yeterli bilgimiz yoktur. Britanya'da kaybolduğunu ya da dağıtıldığını gösteren bir kanıt yoksa, bunun aksini gösteren sağlam bir kanıt da yoktur. Olay halen çözümlenmeyi beklemektedir.
İmparator Trajan (ölümü 117) döneminde Roma imparatorluğu. Dokuzuncu Lejyon'un muhtemel hareketleri işaretlenmiş.
İngiltere'de Silchester'de bulunan bronz kartal heykelciği. Aslında Jüpiter kült heykelinin bir parçası olabileceği halde Dokuzuncumun Kartalının ilham kaynağı olmuştur.
Uygurlar « Medeniyetler Tarihi
Uygur Devleti'nin bayrağı.
Ortaçağ'da Orta Asya'da ileri bir uygarlık kuran Uygurlar, önceleri Kuzey Moğolistan'da yaşıyorlardı. Hun İmparatorluğu'nun yıkılmasından sonra Göktürklerin buyruğu altına girdiler. Sonra onlara karşı ayaklanarak bağımsız bir devlet kurdular (740). Diğer Türk boylarım da buyrukları altına alarak güçlendiler. Yüz yıl kadar Moğolistan'a egemen olan Uygurlar, Çinlilerle de ilişki kurdular.
IX. yüzyılın ortalarında Kırgızlarla Tibetlilerin saldırısına uğrayarak yıkılan Uygur Devleti ortadan kalkınca Uygurlar batıya göçtüler (840) ve dağınık küçük devletler kurdular. Sonunda bütün Uygurlar Cengiz Han zamanında Moğol egemenliğine bağlandılar. Böylece son Uygur Devleti de XIII. yy.ın başında ortadan kalktı (1212).
O zamandan beri bir daha bağımsız olamayan Uygurlar, bugün Çin'in kuzeybatısında Sinkiang eyaletinde Çin egemenliği altında yaşamaktadır.
Uygur Uygarlığı
Uygurlar sanat, yapı ve yönetim işlerinde ileriydiler. Bu alanlarda öteki Türk boylarına öncü olmuşlardı. Doğu Türkistan'da yapılan kazılarda bulunan eserler, Uygur sanat ve edebiyatının yüksek bir düzeye ulaştığını gösteren tanıtlardır. Uygurlar 14 harfli bir alfabe kullanırlardı. Bugünkü Moğol ve Mançu alfabeleri Uygur alfabesinden alınmadır. Gene bu kazılarda bulunan tahta harfler Uygurların VIII. yüzyılda kitap bastıklarını göstermektedir.
Uygurlar Buda dinine bağlıydılar. Mani dininden olanları da vardı. Uygurca yazıların çoğu bu dinlerle ilgilidir. Ama Müslümanlık Uygurlar arasında yayıldıktan sonra içlerinde bu dine bağlı bilim adamları da yetişti. Uygur fikir adamları Arapça ve Hintçe'den çeviriler yaptılar. Uygurlardan kalan en önemli eser Yusuf Has Hacip'in Kutadgu Bilig'idir.
Kutadgu Bilig (Mutlu Olma Bilgisi)
Yusuf Has Hacip tarafından Uygurca yazılmış ilk Türk mesnevisidir (1069) Batı Uygurlarının (Karahanlılar) hakanı Ebu Ali Hasan'a sunulan eser, sembolik dört kişi üzerine düzenlenmiştir: 1. hakan Küntoğdı (doğru yasa); 2. vezir Aytoldı (mutluluk); 3. vezir Aytoldfnın oğlu ögdülmüş (akıl); 4. Zahit Odgurmuş (yaşamın sonu).
Bunlar arasındaki konuşmalarla toplumu meydana getiren bireylerin ödev ve sorumlulukları ve çağın yaşam felsefesi dile getirilmiştir. Kutadgu Bilig'in Uygurca ve Arapça yazmaları bulundu. XIII. yüzyılda kopya edilmiş olan Arapça Fergana yazması en güvenilir olanıdır. Üç önemli yazmanın tıpkıbasımı ile Türkçe çevirisi Türk Dil Kurumu'nca yayımlandı.
Sfenks Muamması « Tarihi Gizemler
Zaman: İÖ yaklaşık 2500
Mekân: Gize, Mısır
Tek sesli ama önce dört, sonra iki, sonra üç ayaklı, yeryüzünde ya da gökyüzünde ya da denizde bundan daha değişken bir şey yoktur. Bu şey ayakları üzerine kalktığında gücü en zayıf, yürüyüşü en yavaştır. SFENKS'İN OİDİPUS'A SORDUĞU BİLMECE.
Sfenksle en çok ilişkilendirilen bilmece, Yunan efsanesinde Oidipus'un çözdüğüdür. Ancak el-Gize'deki piramitlerin yanında duran ve kötü ruhlu Yunan sfenksinin uzaktan akrabası olan Büyük Sfenks'i saran muammaların sayısı Oidipus'a sorulan bilmeceyi çocuk oyuncağı bırakacak kadar çok daha fazladır. Sfenks ne zaman yapılmıştır? Kim, kimin için yapmıştır? İçinde ya da altında gizli odalar var mıdır? Bu soruların muhtemel cevapları, arkeoloji, eski tarih ve jeoloji karışımı içindedir.
(Solda) Gize'deki Vadi Tapınağı'nda yeralan Kefren heykeli. Bu firavun, büyük olasılıkla Sfenks'i yaratan kişidir. Sfenks'in başı yapılırken firavunun başı örnek alınmıştır. (Sağda) Sfenks'in Kefren piramidinin Vadi Tapınağı yanındaki yerini gösteren el-Gize krokisi.
SFENKS NEDİR?
Eski Yunanlılar sfenks kelimesinin "boğmak" (Sphingein) anlamına gelen kelimeden türetildiğini sanmışlarsa da, gerçek kökeninin Mısır dilindeki shesep ankh ("yaşayan görüntü") olması daha muhtemeldir. Bu deyim heykeller için ve zaman zaman da Büyük Sfenks için kullanılmıştır.
Mısır'da sfenksler genellikle aslan (güneş tanrıyla özdeşleşmiş bir simgedir) gövdeli ve çoğunlukla kraliyet başlığı giymiş insan başlı olarak yapılmıştır. Aslanın ve insanın birleşmesinin, kralın güneş tanrısı Ra ile birleşmesini simgelediği kabul edilmektedir. Mısır sfenksleri ile Yunan karşıtları arasındaki önemli bir fark, en eski Mısır sfenkslerinin hep erkek olmalarıdır. Orta Krallık döneminde ise ilk kanatlı sfenksler yapılmaya başlanmıştır.
(Solda) Sfenks'in pençeleri arasındaki Rüya Kitabesi. (Sağda) Sfenks'in çeşitli bölümlerindeki erozyon farklılıklarının, yontulduğu taş blokun çeşitli jeolojik katmanlarından kaynaklandığı anlaşılmıştır.
BÜYÜK SFENKS'İN TARİHÇESİ
Kefren piramitinin (İÖ yaklaşık 2500) geçidi yanında bulunan Büyük Sfenks 73 metre uzunluğunda ve 20 metre yüksekliğindedir. Taşocağından kalan bir kaya tepesinden yontulmuştur ve sık sık üzeri temizlenip açığa çıkarılmışsa da, genelde hemen hemen tümüyle kumlar altında kalmıştır.
Sfenksle aynı taştan yapılma, tamamlanmamış bir tapınak, 4. Hanedan zamanında (İÖ yaklaşık 2575-2465) anıtın önünde inşa edilmiştir. Bunun güneşin üç biçimi olan sabahları Khepri'ye, öğlenleri Re'ye, ve akşamları Atum'a tapınmak için yapıldığı anlaşılmaktadır. (Bu senaryo, yukarıda verilen Yunan mitolojisinin sfenks bilmecesinde anlatılan insanın üç çağına şaşırtıcı bir paralellik göstermektedir.)
Yeni Krallıkla Sfenks, belki de gömülü Sfenks'in ufuktan doğan dev bir hükümdarın başına benzediği için Horemakhet ("Ufuktaki Horus") ile özdeşleştirilmişti. Sfenksin üstünü örtmüş kumdan en ünlü temizlenişi, IV. Thutmosis (İÖ yaklaşık 1400) tarafından Sfenks'in tam önüne dikilen "Rüya Kitabesinde kayıtlıdır. Burada genç prense rüyasında, eğer Sfenks'i örten kumlardan kurtarırsa, bir sonraki kral olacağına söz verildiği yazılıdır.
Daha 18. Hanedan'dan başlayarak (İÖ yaklaşık 1550-1307), Sfenks kireçtaşı ile giydirilerek onarılmaya başlanmış ve ayakları arasına ayakta duran bir hükümdar heykeli eklenmişti. Son yıllarda, burnunu yüzyıllar önce kaybeden heykelin giderek yıkılması konusundaki kaygılar artmıştır.
Sfenks'in kayıp sakalının parçalan Giovanni Bat-tısta Caviglia ve daha sonraki kazıcılar tarafından toprak altından çıkarılmıştır. Sakalın parçalarından parçalar, British Museum ile Kahire'deki Mısır Müzesi'nde sergilenmektedir. Yakın zamanlarda erozyon ve yükselen yer suları bir sorun olmuştur ve bölge, bilimadamları tarafından heykelin çürümesinin nedenlerini tespit etmek üzere yakın bir ekolojik incelemeye alınmıştır.
(Solda) Halen büyük bir kısmı kumlara gömülü olan Sfenks, 18. yüzyıl sonlarında Napolyon'un Mısır seferine katılan ressamların taşbaskı çizimlerinde böyle resmedilmişti. (Sağda) Sfenks'in bilgisayarla tamamlanmış durumu. Yeni Krallık heykeli, Sfenks'in pençeleri arasında.
SFENKS KAÇ YAŞINDADIR?
Sfenksin çevresi 4. Hanedan hükümdar piramitleri ve kraliyet memurlarının mastaba-mezarlarıyla sarılı olduğundan, onun da aynı tarihte yapılmış olacağı varsayılmıştır. Auguste Mariette'in 1853'te, yakınlardaki 4. Hanedan hükümdarı Kefren'in Vadi Tapınağı'nı ortaya çıkarması, heykelin yaratıcısının o firavun ve Sfenks başının onun yüzü olduğu iddialarının ortaya atılmasına neden oldu.
18. Hanedan Rüya Kitabesi'ndeki yazıda Kefren'e bir atıfta bulunulmuş olabilir. Sfenks başının çeşitli unsurları, başlığı ve genel fizyonomisi 4. Hanedanın kraliyet heykelleriyle kıyaslanabilir şeylerdir.
Ancak arkeoloji ve sanat tarihine dayanan bu inandırıcı tarih belirleme kanıtları, 1992'de Amerikalı jeolog Robert Schoch'un, Sfenks kayası ile çevresinin 4. Hanedan'dan en az 2500 yıl önce yağmur suları nedeniyle erozyona uğramış olduğunu gösteren kanıtlar bulduğunu söylemesiyle geçici bir süre sarsılmıştı.
Schoch bu erozyonun Sfenks'in gövdesi yontulduktan sonra gerçekleştiğini söylemiş, sonra böyle bir şeyi yaratacak yağmurların ancak Neolitik Dönem'de, ÎÖ 7000 ile 5000 yılları arasında gerçekleşebileceğini ve üçüncü olarak da heykel ile tapınağının iki aşamada yapıldığını iddia etmişti. Sanat tarihi açısından başın daha genç olmasına da bir 4. Hanedan hükümdarı tarafından yaptırıldığı ya da yeniden yontulduğu açıklamasını getirmiştir.
Sfenks'in geleneksel Mısırbilim tarihlemesine destek, başka bir Amerikan jeologu olan James Harrell'den gelmiştir. Harrell, erozyonun Nil'in taşan sularının getirdiği ıslak kumlarla oluşabileceğini ve ayrıca arazinin topograf isinin, yağmur sularının Sfenks'e doğru akmasına neden olacağını, böylece Eski Krallık zamanındaki yağışların Schoch'un gözlemlediği erozyon etkilerini yaratabileceğini iddia etmiştir.
1980'li yıllarda Sfenks'in gayet zahmetli bir iş olan fotogrametrik bir taramasını yapmış olan Mark Lehner, Schoch'un iddialarının bazılarını ve bu arada Sfenks'in ve tapınakların iki aşamada inşa edildiği iddiasını reddetmiş, bunun eski Mısırlıların bilinen inşaat yöntemlerine tümüyle aykırı olacağını belirtmiştir.
Sfenks'in batı ucundaki bir bölmede tipik bir 4. Hanedan çömleği ile üzerinde bakır izleri olan taş çekiçler bulunmuştur. Bundan da, İÖ 4. binyıldan önce Mısır' da bulunmayan bu tür aletlerin anıtı yontmak için kullanıldığı sonucu çıkarılmıştır. Bunun dışında 4. Hanedan çömleklerinin bulunduğu katmanın hemen üstünde, tamamlanmamış Sfenks tapınağı için hazırlanmış büyük bir taş blok bulunmuştur.
Lehner, son olarak Kefren piramitinden çıkarılan büyük boyutlu çok sayıda heykelin de, Sfenks'in yaratıcısının o olduğunu gösterdiğini iddia etmektedir.
(Solda) Mısır'ı hiç ziyaret etmemiş 17. yüzyıl cizviti Athanasius Kircher'in hayalindeki, Klasik biçimli sfenks. (Sağda) Sfenks'in modern fotogrametrik taraması heykelin bütün ayrıntılarının krokisini çıkartmıştır.
SFENKS'İN İÇİNDE GİZLİ ODALAR VAR MI?
Orta Çağdan başlayarak Sfenks'in altındaki gizli odalar hakkında hikâyeler anlatılmaya başlanmıştır. İki Arap yazarı (el-Makrizi ve el-Hüdai) Sfenks'in altında her biri üç piramitten birine giden üç geçidin bulunduğu bir odayı tarif etmişlerdir.
Bu hikâyeleri duyan ilk Avrupalı gezginlerden Johannes Helferich (1579), başa kadar giden bir tünel olduğunu anlatınca, eski rahiplerin, tapınanları bu yolla Sfenks'in sözlü kehanetlerde bulunduğuna inandırdıkları söylenmiştir. Ancak Helferich'in anlatımına eşlik eden tahta basmadaki çizimde Sfenks'in sanki Yunan Sfenks'inin dişisiymiş gibi memeli olarak gösterilmesi bu gezginin güvenilirliğini zedelemiştir.
Caviglia (1816), Gaston Maspero (1881-1914), Emile Baraize (1926-34) ve Selim Hasan'ın (1936-8) arkeolojik araştırmaları, Sfenks'in ne altında ne de tapınaklarında gizli odalar olmadığını ortaya çıkarmıştı. Heykel ile gizli bilgilerin bulunduğu toprak altında gömülü bir oda arasında ilişki 1930'larda Amerikalı medyum Edgar Cayce tarafından bir kere daha ortaya atıldı.
Cayce, Atlantis'in bilgeliğinin Sfenksle ilişkili bir yeraltı belgeler salonuna yerleştirildiğini ve bunun 20. yüzyılda yeniden keşfinin büyük bir felaket getireceğini iddia etmişti. 1977-8 ve 1992-3'te yapılan dirençlilik araştırmalarında Sfenks civarında anormallikler (belki de boşluklar nedeniyle elektrik direncinde oynamalar) ortaya çıkmışsa da, daha sonraki elektromanyetik taramalarda bu anormalliklerin doğal çatlaklar ve boşluklar olduğu ortaya çıkmıştır.
Mark Lehner'in Sfenks araştırmaları, çeşitli inşaat aşamalarının ve heykelin eski ve çağdaş restorasyonlarının daha kapsamlı olarak anlaşılmasını sağlamıştır. Lehner, Sfenks'le ilişkili üç geçit olduğunu saptamıştır. Bunlardan biri, başın hemen arkasına, boynun üst kısmına Albay Richard Vyse tarafından 19. yüzyılda delinmiş küçük bir baca deliğidir. Diğer ikisinin tarihleri bilinmemektedir ve bunlarda herhangi bir insan yapısı eşyaya ya da yazıta, rastlanılmamıştır.
Böylece kanıtlar Sfenks'in ne Neolitik bir anıt ne de Atlantis'le ilgili bir dosya dolabı olmadığını göstermiştir. Ancak onun neden ve kimin kim için yaptırdığı ile Eski Krallık kayıtlarında neden bir kayda rastlamadığımız muammalarını çözene kadar Mısır heykellerinin bu en büyüğünü saran esrar havası devam edecektir.
Eski Yunan'da sfenks İÖ 1600 dolayında ortaya çıktı. Yunanistan'a sfenks Asya'dan gelmişti ama görünümü daha değişikti. İÖ 1200'den sonra 400 yıl boyunca Yunanistan'da hiçbir yerde rastlanmayan sfenksler, Asya'da, Tunç Çağı'ndakilere benzer biçim ve pozlarda varlıklarını sürdürdü.
8. yüzyıl sonunda sfenks kavramı, Eski Yunan sanatında yeniden ortaya çıktı ve 6. yüzyılın sonuna değin yaygınlığını korudu. Çoğu zaman doğu özellikleri taşıyan bu sfenkslerin doğu kaynaklı olduğu açıktı, Tunç Çağı'ndakilerin devamı olamazdı.
oyunlar