Franklin Delano Roosevelt « İlginç Yaşam Öyküleri
New York, New York. Bu şehre birçok isim verilmiştir. Hudson Nehri üzerindeki Bağdat, Sodom ve Gomore ve Büyük Elma gibi. Amerika'nın en büyük şehri ve en önemli limanı. Sayısız göçmenin akın ettiği şehir. Çeşitli milletlerden insanın kaynaştığı yer. Finans, moda ve tiyatronun en son gelişmelerinin yaşandığı merkez. Kahramanlar ve zenginler yaratan şehir. Rüyaların gerçeğe dönüştüğü yer.
Avukat, penceresinden aşağı, Wall Street'e doğru baktı. Aşağılarda yüzlerce başka pencere ve kaldırımlarda da bir sürü insan vardı. Sayısız noktalar gibi koşuşturuyorlar, günlük işlerini tamamlamaya çalışıyorlardı. Belli bir noktadan baktığında George Washington'ın başkanlık konuşmasını yaptığı günün anısına dikilen heykeli görebiliyordu.
Hava da ruh hali gibi karanlıktı. İç çekerek masasına oturdu. Önündeki kağıtları karıştırdı. İçinde el yazısıyla aldığı notların ve daktilo edilmiş bir raporun olduğu parlak kırmızı kapaklı dosyayı aldı. Durdu, dosyayı açmadan boşluğa doğru baktı, yeni ortağı ile yaptığı ilk konuşmayı hatırladı.
"Başarılı olmalıyız" demişti ortağı.
"Evet" diye yanıtlamıştı avukat. Neşe içinde "Onların canlarına okumalıyız" diye de eklemişti.
"Ofisini sevdim. Çok geniş ama senin sıcaklığın sayesinde aynı zamanda samimi de. Üniversitedeki ufak odalarımıza bin basar" diye hatırlattı ortağı.
"İşte bir ortak nokta daha. Aynı üniversiteye gitmiş olmamız. Birbirimizi tamamlıyoruz. En uygun müşterileri firmamıza kazandırmalıyız, sen de öyle düşünmüyor musun?" dedi avukat samimi bir ifadeyle.
Günlük işlerine döndü ve önünde duran raporun sayfalarıyla oynamaya başladı. Evet, artık çok başarılıydılar. Prestijli bir semtte şık döşenmiş büroları ve gelişen bağlantıları sayesinde sayıları gittikçe artan müşterileri vardı. Ekonomide büyük sorunlar görülmedikçe iyi para kazanmaya devam etmemesi için hiçbir neden yoktu. Peki ama neden mutsuzdu? Bu sabah niye her zamanki keyfi ve neşesi yoktu?
Sorusuna içinden cevap verdi. Müşterileri olan şirketlere gerçek hukuk çalışmaları yoluyla pek fazla katkıda bulunmuyordu. Tanınmış olmasından dolayı müşteri çekmeyi başardığı doğruydu ama günlük hukuk işleriyle esas olarak ortağı ilgileniyordu. Vasiyetnameleri ortağı hazırlıyor, emlak sorunlarını hallediyor ve iş anlaşmalarını düzenliyordu.
Avukat ise sıkıcı bono işleri ile ilgileniyordu. Bu arada haftanın bir günü bir sigorta şirketinde çalışıyordu. Başkan yardımcılığı görevini üstlendiği bu sigorta şirketinin ofisi hukuk şirketinin hemen yanındaydı. Çok sık olmasa da çıkan sorunları çözebiliyordu. Sonuç olarak kötü bir düzenleme değildi. Hem özel yatırımları hem de diğer işleri takip edebiliyordu.
Uzun süre önce başladığı ve en sevdiği yatırımı olarak gördüğü alan balonlardı. İçindeki gizli romantikliği dışarı çıkartmasını sağlıyordu. Örneğin yelkenlileri deniz motoruna tercih ederdi. Bu konuyla gerçekten ilgilenmiş, balonun tarihçesini araştırmış, insanlığın ilk balon kullanmaya başladığı zamanlara kadar derinlemesine inceleme yapmıştı.
Bu konu onu heyecanlandırıyordu. 1852 yılında ilk balonu yapan Fransız Henri Gifford'ı biliyordu. Ama esas ilerleme bir Alman olan Kont Ferdinand von Zeppelin tarafından kaydedilmişti. Zeppelin puro şeklindeki hava gemisine adını vermişti. Bu yüzden günümüzde de bu balona "Zeplin" diyenler vardır.
Avukat masasında duran dosyaya karşı ilgisini yitirmiş, esas ilgi alanı olan konu üzerine düşünüyordu. İlk kez bir balon gördüğünde ne kadar heyecanlandığını hatırladı. Neredeyse 245 metre uzunluğunda, saatte 160 km. hıza ulaşabilen ve en az 100 yolcu taşıyabilen bir balondu.
Tanınmış birçok Amerikalı'yla birlikte "Genel Hava Hizmetleri" adında bir şirket kurmuştu. Alman kaşif Dr. Johann Schnette'nin modellerinin patentini almışlardı. Helyumla şişirilmiş balonla New York ile Chicago arasında düzenli sefer yapmak istiyorlardı. Ne yazık ki planlarım uygulayamadılar, çünkü halk ve yatırımcılar uçağı tercih ediyorlardı.
İç geçirerek masasının orta çekmecesini açtı, kendi tuttuğu özel listeyi çıkardı. Geçmiş ve gelecekteki yatırımlarla ilgili düşüncelerini buraya yazmıştı. Listeyi sadece en önemli kelimelere dikkat ederek gözden geçirdi. "Balon" kelimesinden sonra "petrol" yazmıştı. Bu "New England Petrol Şirketi" olmalıydı. Tam ana hissedar olduğu sırada petrol şirketi işlenmiş petrol fiyatı düştüğü için zor durumda kalmıştı. Daha da kötüsü olabilirdi, diye içinden geçirdi.
Bir sonraki kelime "ıstakoz"du. Witham Kardeşler adlı bir şirketin müdürüydü. Maine, Rockland'da ıstakoz satışından yüksek kar bekliyorlardı ama fiyatlar beklenmedik bir şekilde düşünce bu işte de zarar etti. Şirket battığında 26 bin dolar para kaybetmişti. Bu da bugüne kadarki en büyük kaybıydı.
Bir de Wyoming'de petrol çıkartmak için kurulan bir şirket vardı. Petrol yerine kükürt çıkmıştı. Avukat bu sonuncuyu okurken ürperdi. Hızla listenin geri kalanını gözden geçirdi.
* Muhtelif küçük gemi hatlarını birleştirip, bir şirket oluşturarak savaş sonrası ekonomik patlama sayesinde kar yapmaya dair bir plan. Şirkete "Acil İhtiyaçları Filosu Şirketi" adı verilecekti. Amacı Panama Kanalı yoluyla doğu ve batı sahilleri arasında kargo nakliyesini sağlamak olacaktı.
* Önümüzdeki 20 sene içerisinde 4000 ile 6000 dönüm arasında çam ormanı yetiştirmek. Çam yetiştirildiği süreden daha kısa sürede kesilebildiği için fiyatlar o zamana kadar yükselecektir.
* New York taksilerinde reklam alanı yaratmak. Kesinlikle çok başarılı olacak bir fikir.
* "Ulusal Tatil Yerleri Şirketi" adında bir şirket oluşturmak ve Placid Gölü, New York ve Georgia'da otel zinciri açıp işletmek.
"Bu kadar yeter" diye mırıldandı avukat. Listeyi çekmeceye fırlattı ve çekmeceyi hızla kapatıp kilitledi. Dahili telefondan sekreterini aradı. "Bir dakika gelir misin? Randevularımın üzerinden geçmek istiyorum" diye neşe içinde konuştu. Gizli listesini gözden geçirmenin etkisiyle, üstüne sinmiş olan umutsuzluğu ve mutsuzluğu bir anda bir kenara atıvermişti.
Sekreteri bir elinde not aldığı kağıtları, diğer elinde telefon mesajlarının yazılı olduğu kağıtlarla içeri girdi. Avukat, telefon mesajı kağıtlarının çokluğunu görünce hepsini geri aramak gerektiği düşüncesi onu korkutmuş gibi yaptı.
"Hayır, efendim. Bütün bu hoş insanlarla konuşmaktan gayet memnun kalacaksınız. Hepsinin de heyecan verici müşteri adayları olduğundan eminim" dedi sekreteri ilişkilerinin rahat ve sağlam temellere oturmuş olmasından kaynaklanan bir edayla.
Birlikte geçirdikleri süre içinde sekreteri onu anlık mutsuzluklar dışında hiç mutsuz ve umutsuz görmemişti. Her zaman iyimser bir yapısı vardı. Sekreteri onun için ve onunla çalışmaktan çok memnundu. Bazen işler yoğunlaşıyordu, özellikle de kafasında birçok fikir varken ya da aynı anda altı kişiye birden telefon etmek istediğinde.
"Peki canım, kimmiş bu büyüleyici insanlar?" diye takıldı avukat.
"Hepsinden önce karınız aradı. Çocuklardan biriyle ilgili bir şey varmış ama dışarı çıkması gerekiyormuş. Konu akşamı bekleyebilirmiş. Belediye Başkanı'nın sekreteri aradı. Başkanı saat 15.00'ten sonra aramanızı istiyor. Başkan da bir konuşma için dışarıdaymış. Bu sabah telefonlar için zaman harcamanıza gerek yok. Yargıç arkadaşınız aradı ama işinizi bölmek istemedi. Önümüzdeki salı öğleden sonra sizinle buluşmak istiyor. Programınıza baktım ve olur dedim. Kaçırmak istemeyeceğinizi biliyorum. Diğerleri ile de ortağınız ilgilenebilir. Bir bakın isterseniz."
"Sensiz ne yapardım bilmiyorum" diye samimiyetle cevapladı.
"Bu sabah bana telefon bağlamazsan ben de şu raporu son kez inceleyebilirim. Bugün rapor için gelecekler. Bağlanmayacak telefonlara annem de dahil. Bugün de arayacaktır. Gelecek hafta sonu onu ziyaret etmemizi istiyor. Piknik ya da öyle bir şeyler planlıyormuş. Bu sefer onu mutlu etmek için gitmemiz gerek gibi görünüyor. Aile huzuru için ne gerekiyorsa yapmak lazım."
Avukat masasına döndü ve önünde duran kırmızı dosyayı açtı. Sekreteri çekilince "Şimdi Herr Schmidt ve arkadaşlarım için..." diye başladı.
Avukatın okuduğu rapor savaş sonrası Alman ekonomisi üzerineydi. O da savaşta görevini yapmış Alman hükümetine karşı savaşmıştı. Ancak Alman halkına karşı kötü niyet barındırmıyordu. Savaş sona ermişti ve her zamanki gibi en büyük zararı yine halk görmüştü. Amerikan halkının artık savaş sona erdikten sonra Alman halkına karşı kin beslemediğini gururla düşündü. Tabii bu, savaştaki hislerinden bayağı farklıydı.
Şimdi Alman ulusunun dünyaya armağan ettiği kültürel değerleri düşünmek daha kolaydı. Müzik, felsefe ve bilim. Şu savaşçı politikalarını, askeri eğilimlerini kontrol altına alabilselerdi, diye düşündü.
Raporu okumaya devam etti. Alman vatandaşlarının yaşadığı ekonomik sıkıntıdan söz ediliyordu: Savaş sonrası yaşanan acımasız enflasyon kaybeden taraf için çok ağırdır, bazen kazanan tarafı bile zor durumda bırakır. "Ekmek almak için bir el arabası dolusu markla bakkala gittiğinizi düşünün" diye içinden geçirdi. "Amerikalılar tarihlerinde böyle bir felaket yaşamadılar. Dua edelim de hiçbir zaman yaşamasınlar" diye düşündü.
Raporu okurken, bazı insanların sıkıntılarının diğerleri için çıkar anlamına geldiğini kurnazca fark etti. Dünyanın hali böyleydi. Bunu ilk yapan o değildi. Onun ve diğerlerinin çıkarına uygun olan durum yatırımlarından kar sağlamalarıyla başka insanlara da destek olabilmeleriydi. Bu, onun için belirleyici bir nedendi. Her zaman kendinden daha şanssız olanları düşünürdü.
Raporda yazan sayılara çevirdi dikkatini. O günün döviz kuruna göre l Amerikan dolarının karşılığı 1500 Alman markı idi. Hisse senetlerinin değeri hisse başına 10000 Alman markı olarak belirlenmişti. "Evet, oldukça karlı olasılıklar içeriyor" diye düşündü.
Kararını vermişti. Alman ekonomisine ihtiyacı olan sermayeyi vererek duruma istikrar kazandıracak ve sanayinin gelişimine yardım etmiş olacaktı. Bu da halka iş olanağı sağlayacak ve kurulu olan endüstriyel yapıyla da devamı gelecekti. Buna karşılık Amerika da dünya pazarının güçlenmesinden faydalanacak ve Almanya ile yapılan ticaret artacaktı. Toplantıyı sabırsızlıkla beklemeye başladı.
Toplantıya katılacaklar ofisinden içeri girdiklerinde onları kocaman bir gülümseme ve içten bir neşeyle karşıladı.
"Sizi gördüğüme çok sevindim Herr Schmidt" diye eski arkadaşından sonra yaşlı Almanı selamladı.
"Sizleri raporunuzda ana hatlarını belirttiğiniz programa en ufak bir şüphem olmadan katıldığımı söyleyerek rahatlatayım. Amacım bu programdan iki ülke halkının da yarar sağlamasıdır" diye konuştu avukat, misafirler sandalyelerine yerleşirken.
"Bu, işimizi çok daha kolay yapmamızı sağlayacaktır" dedi arkadaşı, kararın verilmiş olmasından dolayı duyduğu huzuru yansıtarak.
"Şirkete 'Birleşik Avrupalı Yatırımcılar' adını vermeye karar verdik" diyerek Herr Schmidt sözü aldı. "Yatırım yapacağımız şirketler emlak, ipotek ve sigorta sektörlerinde olacak. Toplam 19 şirket. Raporda görmüş olduğunuz gibi aralarında Hamburg merkezli Nobel Dinamit Şirketi ve Alman Edison firması da bulunmakta."
"Önemli bir konu daha var" dedi arkadaşı. "Yatırımcılar sizin başkan olarak görev yapmanızı istiyorlar, eğer bu onuru bizlere lütfederseniz efendim."
"Çok memnun olurum" diye cevapladı avukat. "İşte anlaştığımız miktarda yazdığım çek. Yatırımımızdan sadece kar yapmayı değil, bu yatırımla Alman ve Amerikan halklarına da yardım edeceğimizi umuyorum. Bu, halklarımızın ve ülkelerimizin birbirlerini daha iyi anlama yolunda atılmış önemli bir adım olacaktır."
Toplantıda bulunanların hepsi gülümsediler ve avukat herkesin elini sıktıktan sonra "Artık anlaşmamızın şerefine kadeh kaldırabiliriz. Beyler martini içmeye ne dersiniz? Martini yapma konusunda çok başarılı olduğum söylenir" dedi.
Beyzbol hakkında konuşmaya başladılar. Herr Schmidt bu Amerikan sporunu takip ettiğini ve Yankeeler'i tuttuğunu söyledi. Uzun süre spor sohbeti yaptıktan sonra misafirler keyifleri yerinde bir halde avukatın bürosundan ayrıldılar.
Avukat sekreterini çağırdı ve "Tahmin et ne oldu? Beni bir yere daha başkan yaptılar" dedi.
"Beni şaşırtmadı. Kararınızı vermiştiniz. Notlarınızı ben daktilo etmiştim hatırlarsanız."
"Beni çok iyi tanıyorsun. Ben yararlı işler yapmak için varım, tabii başkalarına yardım ederken para da kazanılabilir. Yarın için bekleyen davalar neler?"
"Sizin 'Kuruluş Günü'nüz. Böylece birkaç kişiye daha yardım edebileceksiniz" diye cevapladı sekreteri.
"Kesinlikle sıkıcı vasiyet işleri ile uğraşmaktan daha iyi. İşte böyle işler hukuk mesleğini renklendiriyor ve daha zevkli hale getiriyor" diye açıklama yaptı avukat, sekreterinin ve arkadaşının elinden diğer dosyaları alırken.
Bir keresinde avukat arkadaşları ile giriştiği bir işten 5000 dolar kadar kar etmişti, bunun üzerine başka yatırımlar da yapacak ancak bazıları onu pişman edecekti.
Bunlardan en bilinenine "Camco" adı verilmişti: Birleşik Otomatik Ticaret Şirketi. Camco'nun içinde yer alan 5 şirketten biri olan "Sıhhi Posta Şirketi", pulları makine aracılığıyla dağıtan bir şirketti. Makine kullanıldığı için insan gücüne gerek olmadığından birçok kişi işsiz kalmıştı. Bazen de makinelere çok fazla jeton konuluyordu. Bu sefer içlerinden pul çıkmadığı için müşteriler makineleri bozmaya ve zarar vermeye başlamışlardı. Neyse ki avukat bu şirketin yönetimine getirilmeden istifa etmişti.
Avukat zamanının çoğunu geleceği düşünerek geçiriyordu. Mesleği olan hukuk çok fazla vaktini almıyordu. Hatta yatırımları ile ilgili yaptığı işler de zamanını doldurmuyordu. Sigorta şirketinin yönetimindeki görevinden de istifa etmişti. Hukuk firmasındaki günlerinin çoğunu, eyaletin ve ülkenin her köşesinden, farklı sınıflardan insanları dinleyerek, durum değerlendirmeleri yaparak geçiriyordu.
Günlük işlerin sıradanlığından sıkılan, kanuna başkaldıranları cezalandırmakla zaman öldüren ve hep büyük ideallerin hayallerini kuran bu avukat, Amerika Birleşik Devletleri'ne dört kez başkan seçilen Franklin Delano Roosevelt'di.
Düşmanı ve dostunun kısaca FDR dediği Roosevelt'in Amerika'nın üzerindeki etkisi 20. yüzyıldaki hiçbir başkanla kıyaslanamaz.
Kişiliği onun kadar özel olan karısı Eleanor, "İnsanlara görevler verildiğini ve bu görevlerle birlikte onları yerine getirebilmeleri için gerekli yeteneğin ve gücün de verildiğine inanırdı" demişti.
Franklin Roosevelt avukatlık mesleğini siyasi bağlantılar kurabilme yolunda değerlendirmiştir. Birinci Dünya Savaşı sırasında Wilson'ın başkanlığı döneminde Denizcilik Bakanı Yardımcılığı görevini yapmıştı. 1920'de başkan yardımcılığı için adaylığını koymuş ama başarılı olamamıştı. Soyadı ondan önce de ünlüydü. Halk tarafından çok sevilen ve efsane olmuş Başkan Theodore "Teddy" Roosevelt'in uzaktan kuzeni idi. Gelecekteki amaçlan için çok okumuş ve çok çalışmıştı.
FDR bir avukat olarak çok hırslı değildi, çünkü bu meslek onu heyecanlandırmıyordu. Amaçlarına acı bir darbe indiren, otuzlu yaşlarının başlarında yaşadığı çocuk felcine rağmen kuvvetli bir adamdı.
Yaşadıkları FDR'yi Amerika'nın karşı karşıya kaldığı krizde ve İkinci Dünya Savaşı sırasında yol gösterebilmesi için daha da güçlendirmişti. Ne kadar güçlü olduğunu, hiçbir zaman karamsarlığa kapılmayarak ve teslim olmayarak ve bu arada "şehir dışında bir malikaneye çekilip zengin adam hayatı" yaşamayı öneren annesini dinlemeyerek göstermişti.
Al Smith'i başkanlığa aday gösterdiği "Mutlu Savaşçı" konuşmasından sonraki 4 yıl içinde Demokratik Kongre'ye kendini kanıtlamış, New York eyaletine vali seçilmişti. Bir sonraki yıl ise ülke tarihinin en büyük krizi içine sürüklenmişti.
FDR, güçlü bir liderliğe aç ve büyük bir şaşkınlık içinde olan ülkesi tarafından ezici bir çoğunlukla başkan seçildi. Amerika'nın ihtiyacı olan güçlü liderlik vasfı Roosevelt'in kişiliğinin temel özelliğiydi. Bugün politik çizgisinin aşırı derecede muhafazakar olarak anılması tarihin ironilerinden biridir.
Başkanlık konuşmasında "Korkmamız gereken tek şey korkunun kendisidir" diyerek ülkeyi heyecanlandırmayı başarmıştı. Bu sözleri ile "100 Gün" adı verilen ve Kongre'nin duraksamadan kabul ettiği yasama ve yürütme programlarını başlatmıştı.
"New Deal" adı verilen bu programları kısaca özetlemek olanaksız. Bu konuda sayısız kitap ve makale yazılmıştır. Ancak İngiliz iktisatçı Sir John Maynard Keynes'in teorilerinin bir düzenlemesi olduğunu söylemek yeterli olur. Cumhuriyetçilerin "vergi ve vergi, harcama ve harcama, seçme ve seçme" diye nitelendirdikleri bu sistem, Amerika'nın ve dünyanın geri kalanının bugün hala üzerinde durduğu bir sistem olmuştur.
FDR ve teorisyenleri Büyük Kriz'e hiçbir zaman çözüm getirememişlerdir ama Amerika'ya çok daha önemli bir şey kazandırmışlardır. FDR, en zor günlerinde bile düzeni korumuş ve böylece her şeyden önemli olarak Amerika'ya yeniden umut vermiştir.
Roosevelt 1936'da Amerika'nın tarihindeki en fazla oyla, 8'e karşı 523 oyla, tekrar başkan seçilmiştir. Sonra üçüncü ve dördüncü seferlerde de bu göreve seçilmiştir ki artık günümüzde bu anayasal olarak mümkün değildir.
FDR, Pearl Harbor'dan sonra büyük bir sınavla karşı karşıya kalmış ve hem ülkesini ve hem de müttefiklerini İkinci Dünya Savaşı'nda zafere götürmüştür. Zaferin arifesinde sağlık durumu iyice kötüleşince zaferin tadını çıkaramayacak ve savaş döneminin yerini Soğuk Savaşa bırakmasına tanıklık edemeyecekti.
FDR ile ilgili olarak, hele de bugün daha da ilginç olan noktalardan biri de şudur ki, basının kendi kendine uyguladığı bir oto-sansür sayesinde halk başkanın sakat olduğunu bilmiyordu. Özellikle de savaş koşulları dikkate alınarak başkanın geçirdiği çocuk felci sonrasında sakat kaldığı gizlenmişti.
Lidya Uygarlığı « Medeniyetler Tarihi
(M.Ö. 700-300) Batı Anadolu'da Gediz ve Küçük Menderes yörelerinde oturan bu halkın nereden geldiği kesin olarak belirlenememiştir. Antik dönem yazarları onların güneydeki Karyalılar ile kuzeydeki Mysialılar ve Frigler ile akraba olduklarını söylerler. Hint-Avrupa karakterli bir dilleri olan Lidyalıların Batı Anadolu'da M.Ö. 2. binyılın ikinci yarısından itibaren varoldukları kabul edilmektedir. En ileri dönemlerindeki kralları aşağıda verilmektedir :
Gyges M.Ö. 680-652
Ardys M.Ö. 652-625
Sadyattes M.Ö. 625-610
Alyattes M.Ö. 610-575
Kroisos M.Ö. 575-546
Lidya'nın parlamasının nedeni bölgede bulunan altın madenleriydi. Bu madenin M.Ö. 7. yüzyılın başından beri Sardes'te işletilmeye başlaması Lidya'lıları zenginleştirmiş ve güçlendirmişti. Lidya'nın Anadolu'daki uygarlığa katkısı daha çok ekonomi dalında olmuştur. Altın sikkeler basarak ticaretteki değiş-tokuş usulünü değer ekonomisine çevirmişlerdir.
Lidya tarihinin bazı dönemlerinde Frigleri de yıkan Kimmerlerin saldırısına uğradı ve Sardes kenti Kimmerlerle birlikte yine göçebe bir topluluk olan Trerler tarafından da yağmalandı. Ayrıca Medler ve Perslerle de çeşitli kez savaşlar yapmışlardır. M.Ö. 28 Mayıs 585 günü Medlerle yapılan savaş sırasında güneş tutulması meydana gelmiş ve savaş böylece sona ermiştir. Lidya devletine son veren Pers kralı Kyros olmuştur.
Lidya soyluları ölülerini, Friglerdeki gibi tümülüslere gömüyorlardı. Bu tümülüsler Sardes'in kuzeyinde Marmara Gölü kıyısında yer alırlar. Bunlardan 355 m. çapında ve 61 m. yüksekliğindeki tümülüs Anadolu'daki en yüksek yığma mezar örneğidir. Çok zengin olan Anadolu mozayiğinde sözü edilmesi gereken ve bugün de izlerine rastladığımız başka uygarlıklarda vardır.
Demir Çağında incelenmesi gerekenler arasında Karia ve Lykia uygarlıklarını sayabiliriz. Hint-Avrupa ailesinden olan dilleri Hitit öncesi ögeler taşımaktadır. Karialıların daha önceleri Batı Anadolu'da yerleşmiş oldukları bilinen Leleglerden, Lykia'lıların ise Luvilerden geldikleri sanılmaktadır. Lykia uygarlığının en özgün örnekleri arasında kayalara oyulmuş anıtlar yer almaktadır.
Lidya devletinin M.Ö. 546 yılında son bulmasıyla İranlılar Ege Denizi kıyılarına kadar tüm Anadolu'yu ellerine geçirdiler. Pers egemenliği M.Ö. 333 yılına değin sürdü. Bu dönemden sonra yerli kültür gelişiminin yerini Batıdan gelen yeni etkiler ve bunun sonucunda ortaya çıkan bir kültür almaya başladı.
LİDYA TARİHİ
Kökenleri konusunda kesin birşey söylenilemeyen Lidyalılar'ın oturdukları yerlere MÖ 2. Bin yıldan önce geldikleri bilim adamlarının ortak görüşüdür. Dilleri nedeniyle Hint-Avrupa kökenli oldukları düşünülmektedir. Sonraları Lidce konuşan bu halk kütlesinin MÖ 2000 ya da daha erken bir tarihte Hititler'den ayrıldığı sanılır. Buna karşılık Lidya'da hiç olmazsa Kalkolitik çağdan başlayarak yerli bir halk kitlesinin oturduğu kesindir.
Lidyalı'lar yerli halkla kaynaşmış gibidir. Herodotos'tan öğreniyoruz ki "Yunanlıların Lidya diye bildikleri ülkede eskiden ,Maionlar adında, Lidlerden farklı, ama onlara tümüyle yabancı olmayan başka bir halk yaşardı. Lidler, Maionları yenip topraklarını alınca onlar da ya denizi geçip batıya kaçtılar ya da kalıp yenenlere boyun eğdiler".
MÖ 7.yy'ın ilk yarısı içinde birdenbire parlayan Lidya krallığı, Önasya dünyasının en ilginç kültürlerinden biridir. Bu krallık ne tam anlamıyla doğulu, ne de tam anlamıyla batılı devletlere benzer; her iki bloğun siyasal ve kültürel etkilerinden oluşmuş yeni bir Anadolu Krallığıdır. Kaynaklara göre Lidya'da üç ayrı sülale hüküm sürmüştür: Atyadlar, Heraklidler(Tylonidler) ve Mermnadlar.
Herodotos'a göre Atyadlar sülalesi Atys'in oğlu Lydos ile başlar fakat Lydos'tan sonra kralların sıraları ve hatta adları bile kesin değildir. Bu da 2.bin yılın ikinci yarısı içinde yaşanmış olması gereken Atyad sülalesi krallarının gerçekte var olmadığı, tüm eski çağ toplumlarındaki gibi, Lidyalılar'ın çok eski bir geçmişe sahip olma istedikleri sonucunda ortaya çıktığı fikrinin oluşmasına neden olmuştur. Ama bu hanedana ait bir kral adı 'Meles' Hitit kayıtlarında geçmektedir.
Sardes'te yapılan kazılar Son Tunç Çağı'nda (MÖ 1400-1200) Lidyalılar'ın, Yunanistan'dan gelip Batı Anadolu'ya yerleşen Mikenlerle ticaret yaptıklarını ortaya çıkarmıştır. Ayrıca Hitit arşivlerine göre Hitit İmparatoru Tudhaliya IV (MÖ 1250-1220) "Assuwa Konfederasyonu" adıyla birleşerek kendine karşı gelen bir takım devletlere sefer yapmış, bu ülkeleri yıkıma uğratmıştır. Nitekim arkeolojik kazılar 2.bin yılın sonlarında bir düşman güç tarafından yakılıp yıkıldığını göstermiştir.
Atyadlar'ı izleyen Heraklidler sülalesi Lidya'da 505 yıl egemen olmuştur. Başlangıcı MÖ 1192 yıllarına uzanır. Bu tarih yeni Hint-Avrupa kabilelerinin Boğazlar yoluyla Anadolu'ya göç ettikleri ve Büyük Hitit İmpartorluğu'nun ortadan kalktığı yıllardır. Bu sülaleye Grekler'ce tanrı Herakles'le ilişkiye getirelerek "Heraklidler", Lidyalılarca kahramanları Tylos ya da Tylon'un adından "Tylonidler" adı verilmiştir. Tylon'un Batı Anadolu'ya yeni gelen Hint-Avrupa'lı Thraklar'ın bir boyunca getirilmiş olması olasıdır.
Heraklidlerin daha önce bahsettiğimiz Maionlar'a eşitliği ve Demir Çağı'nın başlarında Sardes'e "Hyde", ülkeye de "Maionia" adını verdikleri öne sürülmüştür. Çünkü son Heraklid kralı Kandavles'in adının Maionca olduğu kabul edilmektedir. Ayrıca MÖ 1000 yıllarında Maionia denilen Lidya' da çanak-çömlekçilikte yeni bir boyalı geometrik biçim meydana gelmiştir ve bu Demir Çağ Lidyasında yüksek bir kültür ve artistik faaliyet olduğunun kanıtıdır.
Daha sonra Mermnadlar denen hanedanın ilk kralı Gyges'in MÖ 685 yılında Lidya tahtına çıkışıyla ilgili oldukça heyecanlı asıl öykü başlar. Karısının güzelliğine hayranlığını kanıtlama derdindeki Kandavles'in kuşkulu dostu Gyges'e yatmaya hazırlanan karısını gizlice seyrettirmesi ve çok kızan Kraliçe'nin kocasını öldürsün diye Gyges'ı gizliden gizliye zorlamasıyla Gyges Kandavles'i öldürür ve kraliçeyle evlenerek tahta geçer. Böylece 141 yıl sürecek olan Mermnad egemenliği başlar.
Lidyalılar eski Önasya' da birinci derecede önem kazandılar ve özgün eserler yarattılar. (MÖ 587-546) sırayla Gyges, Ardys, Sadyattes, Alyattes ve Kroisos Lidya devletini yönettiler. Bu dönemde Lidya'nın zenginleşmesi ve güçlenmesi de altın madeninin bulunması, işlenmesi ve ticaretin yapılması çok önemli bir faktördür. Bu saydığımız kralların ilk adımda, güç politikasının silahı olarak ekonomik kaynakları kullandıkları sanılır. İlk sikkelerin ortaya çıkışının asker ücretlerinin ödenmesiyle ilgili olduğu bile düşünebilir.
Gyges tarihe geçince Yunan kentlerine karşı askeri girişimlerde bulundu ve kuzeyden gelen Kimmer tehlikesiyle uğraştı. Ve onları yenilgiye uğrattı. Fakat ikinci Kimmer saldırısına dayanamayacak Sardes'in yıkımıyla sonuçlanan savaşta öldü. Bu dönemde Yunanistan'la ticaret ilişkileri çok gelişmiştir.
Gyges'ten sonra gelen krallar döneminde de Kimmer akınları devam etti. Fakat bunlara karşı Lidya devleti çok iyi direndi ve bu da ekonomisinin ne denli güçlü olduğunu gösterir. Yine Gyges'ten sonra gelen krallar Yunan kent devletlerine saldırılar düzenlediler. Alyattes Lidya tarihinin en büyük kişisi ve Mermnad hanedanının en etkin kralıdır. Batı And kıyılarını ele geçirdi ve Batı And'ın kuzey kısmını elinde bulunduran Kimmerleri Kızılırmak'ın ötesine sürdü ve bu sayede Lidya Krallığı'nın gücü yeni boyutlara ulaştı.
Kuzeyli barbarlardan zara görüp zayıflayan Phrygia Lidya'ya bağlandı.Bu dönemin önemli olaylarından biri de nedeni pek bilinmeyen Lidya-Med savaşıdır. Sonuçta Kızılırmak her iki devlet arasına sınır kabul edildi. Alyattes Lidyalılar'la Grekler arasındaki ilişkilere çok değer verdi; Miletos'ta iki tapınak inşa ettirdi; Delphi'deki kehanet merkezine armağanlar yolladı; Korint tiranı Periandros ile dostluk ilişkileri kurdu. Bu kraldan itibaren Grek etkisi açık bir şekilde görülmeye başlar, Hellenleşme bunu izleyen dönemlerde büyük bir hız gösterir.
MÖ 560 yılında oğlu Kroisos başa geçti ve babasından devraldığı güçlü ve zengin devlet sayesinde ününü tüm eski çağ dünyasına duyurdu. İçerdeki taht kavgasını sona erdirdikten sonra Ephesos'a yöneldi ve tüm Grek kentlerine egemen oldu. Ephesos'taki Artemis tapınağını tekrardan inşa ettirdi. Kroisos döneminde Lidya devleti zenginliğinin ve kültürel gelişiminin doruğuna ulaştı. Dillere destan zenginliği kaynağını bağlı bölgelerden alınan haraçlar, ticari gelirler ve ülkenin doğal zenginliklerinden alıyordu.
MÖ 6.yy'ın ortalarında beliren Pers tehlikesini gören ve önlemler alan Kroisos Sardes yakınlarına gelen Pers ordusuyla karşılaştı ve yenildi. Sonuçta İranlılar tüm Anadolu'ya hakim oldular ve Lidya devleti tarih sahnesinden silindi.
Gizli Servis ve Başkan « Tarihteki İlginç Olaylar
Gizli Servis ve Başkanın Korunması
1963, Dallas, Texas
Son zamanlarda gazetelerin başlıkları Gizli Servis ajanları üzerinde odaklaşmıştı; yakın koruma görevi yapan, aynı tornadan çıkmış gibi görünen, düzgün giyimli bu görevlilerin işi her zaman Başkan'ın hemen yanında olmaktı. Gerçi bazen bu zorunluluk onları sorumluluklarının gereği olan istek ve dilekleriyle çatışma içine sürükleyebiliyordu.
Ama aslında Gizli Servis işe böyle başlamamıştı.
Ne ilginçtir ki, Gizli Servis'in kuruluşu 1865'de suikasta kurban giden ilk ABD Başkanı Abraham Lincoln döneminde oldu ve başlangıçtaki görevleri kalpazanları yakalamak, uyuşturucu kaçakçılarını engellemek, haraç ve mafya örgütlenmesini izlemek ve buna benzer diğer işlerdi.
1800'lerin sonlarında ve 1900'lerin başlarında ABD devlet başkanları Gizli Servis ajanlarını savaş zamanında istihbarat çalışması yapmakla ve aynı zamanda arazi sahtekarlıklarıyla ve kamu kuruluşlarındaki yozlaşmayı izlemekle de görevlendirdiler. Zaman içinde ajanların bazıları FBI'ı oluşturmak ve daha önce Gizil Servisin sırtına yıkılmış kimi işleri üstlenmek üzere Adalet Bakanlığı'na aktarıldılar.
1901'de Gizli Servis elemanları başkanları korumakla resmen sorumlu oldular ama Kongre 1906'ya kadar bu görev için bütçeden pay ayırmadı ve bu arada üç ABD Başkanı, Lincoln, Garfield ve McKinley suikasta kurban gitmesine rağmen 1951'e kadar da bu görevlendirmeyi kalıcı bir atamaya dönüştürmemekte direndi. Bu durumda devlet başkanları askeri ve özel korumalardan oluşan karma bir grup tarafından korunmuştu. Her iki grup koruma da en yüksek düzeydeki devlet görevlisinin emirlerini yerine getirmek konusunda her zaman çok duyarlıydılar.
Politik hayvanlar olan başkanlar genellikle seçmenleriyle yakın ve bire bir ilişki kurarak kampanya yürütmek istiyorlardı; özellikle de radyo ve televizyon öncesinde bu tür bir kampanya çok sayıda yüz yüze ilişkiler, el sıkışmalar, bebeklerin öpülmesi falan gibi şeyler gerektiriyordu.
Aynı şekilde başkanlar bazı temaslarında ve danışmanlarıyla görüşmelerinde belirli ölçüde gizlilik de istiyorlardı. Her iki durum da başkanların korumalarına sık sık geri çekilmesini emretmesine yol açıyordu; ya seçmenleriyle başkanın arasına girmemeleri ya da sadece belirli kulakların duyması gereken konuşmaları duymamaları gerekiyordu.
Başkan William McKinley tam da böyle bir durumda öldürülmüştü; korumalarına fazlaca geri çekilmelerini söylediği bir sırada anarşist Leon Czolgosz'un saldırısına uğramıştı ve adamları müdahale edemeyecek kadar uzaktaydılar.
Giderek sadece başkanı ve ailesini korumakla görevlendirilen Gizli Servis bir eylem planı hazırlamayı başardı ve zamanla tecrübe ve araştırmayla ABD'nin en üst düzey görevlisinin güvenliğini iyice sağlama alacak önlemler geliştirdi.
İlk önlem Gizli Servisin günün 24 saati görevli olmasıydı. Başkan Wilson Mrs. Edith Bolling Galt ile flört ederken Gizli Servis elamanları da artık onlarla birlikteydi. Aynı şekilde Başkan Coolidge ölüm döşeğindeki oğlunun başında üzüntüden kahrolurken, İkinci Dünya Savaşı sırasında Franklin Delano Roosevelt dünyayı dolaşırken ya da Truman gece geç saatlerde poker partileri düzenlerken Gizli Servis ajanları da hep yanlarındaydılar.
Ajanlar başkanın çocuklarıyla birlikte okula gidiyor, arkadaşlarıyla buluştuklarında, hatta flörtlerinde onlara eşik ediyor, evlendikten sonra halaylarına bile birlikte çıkıyorlar, onlara yapılan kurları bile yakından izlemek durumunda oluyorlardı,
İşte böyle yaklaşık 60 yıl boyunca Gizli Servis görevini en iyi şekilde yerine getirdi. Ve sonunda Dallas'daki o meşum gün geldi: 22 Kasım 1963.
ABD'nin 35. Başkanı John Fitzgeral Kennedy Beyaz Saray'a ulaşıncaya kadar önüne çıkan sayısız engeli aşmıştı. Gençliği (43 yaşındaydı ve o zamana kadar seçilen en genç başkandı) ve dinsel mezhebi (Katolikti) Amerikalıların başkanı olabilmesi için üstesinden gelinemeyecek engeller olarak değerlendirilmişti. Bu özellikleriyle kendisini "halkın tercihi" olarak düşünmesi mümkün değildi.
Bu gibi sorunları aşmak için Kennedy televizyonu kullandı; Beyaz Saray'a turlar düzenleyerek, Barış Birlikleri gibi programlar hazırlatarak televizyonda yayımlattı. Sıradan insanlara hitap eden bu gibi programlar sayesinde kitleler kendilerini yönetimin bir parçası olarak hissetmeye başladılar.
Bu tarz düşünme Kennedy'yi başkanla halkı birbirinden ayıran bazı geleneksel engelleri de ortadan kaldırmaya sevk etti. Böylece Dallas'daki o meşum günde otomobilinin etrafından Gizli Servis ajanlarının uzaklaşmasını isteyen Kennedy kendi ölümünü de kolaylaştırmış oldu. Ajanlar yakın koruma görevinde olsaydılar nişancının görüş alanını engelleyebilirler ya da başkanın vurulmasının hemen ardından hızla gelişen ölümcül sonuçları engelleyecek önlemleri alabilirlerdi.
Başkanın halka daha açık olma ve kendisiyle kitleler arasındaki engelleri ortadan kaldırma isteği ve Gizli Servisin de buna boyun eğmesi herhalde ölümüne yol açan nedenler olmuştu.
oyunlar