Birleşmiş Milletler « 20. Yüzyıl Tarihi
Müttefikler Bildirgesi
2. Dünya Savaqşı'nın başlarında, 12 Haziran 1941'de Londra'da imzalanan ve "Hem savaşta, hem barışta, bir arada ve öteki özgür halklarla birlikte çalışmayı" öngören Bildirge, Birleşmiş Milletler'in kuruluşuna uzanan yolda atılacak adımların ilk oldu.
Atlantik Şartı
14 Ağustos 1941'de ABD Başkanı Franklin Roosevelt ile İngitere Başbakanı Wilson Churchill, barış ve güvenliğin korunmasına yönelik uluslararası işbirliği için bir ilkeler dizisi önerdi. Daha sonra "Atlantik Şartı" olarak anılmaya başlayan bu belge, denizde bir yerde imzalanmıştı.
Birleşmiş Milletler Bildirgesi
1 Ocak 1942 günü, Mihver ülkelerine karşı savaşmakta olan 26 ülkenin temsilcileri, Birleşmiş Milletler Bildirgesi'ni imzalayarak Atlantik Şartı'na desteklerini ilan ettiler. Bildirge, "Birleşmiş Milletler" teriminin ilk kez kullanıldığı belge oldu.
Moskova ve Tahran Konferansları
30 Ekim 1943'te Moskova'da imzalanan bir bildirge ile SSCB, İngiltere, ABD ve Çin Hükümetleri, barış ve güvenliğin korunması amacıyla uluslararası bir örgütün ivedilikle kurulması için çağrıda bulundular. Bu hedef, ABD, SSCB ve İngiltere liderlerinin 1 Aralık 1943'te Tahran'da yaptıkları toplantıda da onaylandı.
Dumbarton Oaks Konferansı
BM'in ilk şablonu, Washington'da Dumbarton Oaks Köşkü'nde yapılan bir toplantıda çizildi. 21 Eylül ile 7 Ekim 1944 tarihleri arasında iki aşamalı olarak gerçekleşen görüşmelerde SSCB, İngiltere, ABD ve Çin temsilcileri, kurulacak bir dünya örgütünün hedefleri, yapısı ve işleyişi üzerinde görüş birliğine vardılar.
Yalta Konferansı
Yalta'da yaptıkları bir dizi toplantının ardından Başkan Roosevelt, Başbakan Churchill ve Başkan Stalin, 11 Şubat 1945 günü barış ve güvenliği korumak amacıyla bir uluslararası örgüt kurma kararlarını açıkladılar.
San Francisco Konferansı
25 Nisan 1945'de aralarında Türkiye'nin de bulunduğu 50 ülkenin temsilcileri, San Francisco'da bir araya gelerek 111 maddeden oluşan Antlaşma'ya son şeklini verdiler.
Antlaşma, 25 Haziran 1945'te oybirliği ile kabul edildi ve ertesi gün imzalandı.24 Ekim 1945'de Güvenlik Konseyi'nin beş daimi üyesinin yanısıra imza sahibi öteki devletlerin çoğunluğunun da onaylamasıyla Antlaşma yürürlüğe girdi ve Birleşmiş Milletler kuruldu.
İlk Yıllar
10 Ocak 1946
Birleşmiş Milletler'in ilk Genel Kurulu, 51 ülkenin tamamının katılımıyla Londra'da toplandı.
17 Ocak 1946
Güvenlik Konseyi, Londra'da yaptığı ilk toplantısında çalışma usulünü belirledi.
24 Ocak 1946
Genel Kurul ilk kararını aldı: amaç, atom enerjisinin barışcı kullanımı ve atom bombası ile öteki kitlesel imha silahlarının yasaklanması idi.
1 Şubat 1946
Norveçli Trygve Lie, ilk genel sekreter oldu.
Haziran 1948
İlk BM gözlem misyonu, BM Mütareke Gözlem Örgütü (UNTSO) oluşturuldu.
10 Aralık 1948
BM Genel Kurulu, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi'ni kabul etti.
24 Ekim 1949
BM'in bugünkü Genel Merkez binasının temeli New York'ta atıldı.
6 Kasım 1956
BM Genel Kurulu, Süveyş Kanalı krizi üzerine ilk kez olağanüstü toplandı, ilk BM barış gücünü, BM Acil Müdahale Gücü'nü (UNEF) kurdu.
Vera Figner « Tarihe Geçen Kadınlar
DÖNEMİNDEKİ ÖNEMLİ OLAYLAR (1852-1942)
1855 II. Aleksandr Çar olur.
1860 Rusya'da çiftçiler ayaklanır.
1861 Çiftçilerin köleliği (sertlik) kaldırılır.
1862 Turgenyev'in romanı Babalar ve Oğullar'da nihilizm kavramı ortaya çıkar.
1865'ten itibaren Rusya'da nihilist akımlar. (Nihil: hiçlik; Nihilistler: hiçbir şeyin kalıcı olmasını istemeyen - dayatılmış hiçbir düzene, herhangi bir sisteme bağlılığı reddedenler.)
1879 Nisan Çar II. Aleksandr'a başarısız suikast.
1879 Ağustos "Narodnaya Volya" adlı gizli örgüt Çar'ı mahkûm eder.
1881 Mart Çar'a başarılı bir suikast yapılır. III. Aleksandr tahta çıkar.
1881 Nisan Suikasta doğrudan katılan dört erkek ve bir kadın halk önünde asılır.
1884 Vera Figner tutuklanır ve Schlüsselburg kalesinde 20 yıl hapis yatar.
1894 II. Nikola, III. Aleksandr'dan sonra tahta geçer.
1905 Rusya'da devrim. Kısmi bir başarı kazanılır: III. Nikola Rusya'da Meşrutiyet Anayasası'nı kabul eder.
1917 III. Nikola tahttan indirilir.
1917 Rus kadınları seçim haklarını elde eder.
"YALNIZ EYLEM İÇİNDE GÜCÜNÜ ANLAYABİLİRSİN!"
"Güzel bir süs bebeği - fakat içi boş!" Genç Rus kızı Vera Figner bir akşam akrabalarının kendisini böyle yargıladıklarına kulak misafiri olur. Bu ona çok dokunur. Gerçek mi bu? "Sadece güzel bir süs bebeği mi?" Modern giyindiği, sosyal ve politik görüşlerle ilgilenmediği, bu tür konulardan kaçtığı doğrudur. Peki, başka nasıl olabilir ki?
Kazan'daki enstitüde kız çocuklarının ciddi kitaplar okumalarına izin verilmez. Ve evde -yalnız yaz tatillerinde ebeveynlerinin çiftliğine gelebilmektedir- büyük bir yalnızlık içinde yaşar. Ormancı olan babası ailenin tek hâkimidir.
Altı çocuğunu katı bir disiplin ve körü körüne itaatle yetiştirmektedir, "İzinsiz hiçbir şeye dokunamazdık. Hele babamın eşyalarına hiç mi hiç. Kazayla bir şey kırılsa ya da eşyalar yerli yerine konmazsa, babamızın öfkesi bütün evi etkisi altına alırdı. Ceza da verirdi: Köşede dururdu, kulağımız çekilirdi veya hep babamın odasında asılı duran kayışla dövülürdük. Çok gaddarca cezalandırılırdık."
Küçük Vera hayal gücüne sığınır. Belki, diye hayal eder, günün birinde Moskova'ya gelir, Çar'ın dikkatini çeker ve elini tutmasına izin verirdi. Çar, onu pırlanta ve yakutlarla süsleyip, imparatorluğunu ayaklarının önüne sererdi.
"Aslında daha sonraki yaşantım, tamamen başka bir şekilde çocuksu rüyalarımı gerçekleştirdi," der Vera Figner Rusya'da Gece adlı anılar kitabında. "Belki çarlık mülküne kavuşmadım ama krallık tahtına kavuştum. Schlüsselburg'da tüm erkekler arasında sadece iki kadın olduğumuzdan, arkadaşlar yaşantımızın sefaletini biraz olsun güzelleştirmek için bize 'kraliçe' derlerdi."
Vera Figner'in sözünü ettiği Schlüsselburg bir kaledir. İçinde yaşamının yirmi yılını geçirmek zorunda kaldığı bir zindan. Yirmi yıllık korku, yalnızlık, acı, açlık, çaresizlik. Devrimci eylemlerinden dolayı buraya hapsedilmiştir. Nasıl olur? Vera Figner uslu bir kız değil miydi? Yüksek tabakadan gelme, hatta Çar ile evlenmeyi hayal eden biri. Devrimci olması için iç dünyasında neler olmuştur?
İlk olarak, eline geçen bir kitabı soluk almadan yutarcasına okur bitirir. Daha sonra -kişiliğinin temelini atan- bu kitaptan söz edecektir. Rus ozanı Nikolay Nekrassov'un bu kitabının adı Şaşa'dır. İçeriği Vera Figner'in sözleriyle şöyledir: "Akıllı, eğitimli ve dünya tecrübesi olan Ağarın başkentten ücra bir köye düşer. Orada basit, ataerkil aile sistemiyle yaşayan komşuları arasında entelektüel fikirlerle hiç ilgisi olmayan bir kızla tanışır."
Vera Figner'in kendisini hemen bu kızla özleştirmesi doğaldır... Fakat biz devam edelim, "Kızı eğitmeye başlar. Bol bol, güzelce sosyal görevlerden bahseder, emekten, halkın refahından. Bu derslerin etkisi altında Saşa'nın içinde idealist emeller ve ihtiyaçlar gelişir. Fakat bir yıl sonra öğretmeniyle yeniden karşılaştığında korkunç bir şekilde düş kırıklığına uğrar. Şaşa bu arada zihinsel ve ahlaki açıdan olgunlaşmıştır. Agarin'i artık gerçek yüzüyle, boş şeyler konuşan gevezenin biri, kendisini etrafına güzel sözler söylemekle sınırlamış, gerçek yaşamda bir şeyler başarma yeteneği olmayan biri olarak görmektedir. Şaşa bu kahramanın sözleriyle yaptıklarının uyum içinde olmadığından emindir..."
Vera Figner şöyle devam eder: "Bu roman beni canlandırdı, üzerinde uzun uzun düşündüm. Nasıl yaşamak ve neyle uğraşmak gerektiğini öğretiyordu. Safsata yapmadan ilkelerine bağlı kalarak yaşamayı öğretiyordu. Kendimden ve aynı şekilde başkalarından da bunu istemek hayatımın düsturu oldu."
Şimdi genç Vera'nın yapması gereken, sadece öğretmenini bulmaktır -kendisine roman kahramanı Saşa'ya verildiği gibi zihinsel dürtüleri verecek herhangi birini. Ve bu da olur. Okulunu bitirdiği yıl, Zürih'e gidip Zürih Üniversitesi'nde tıp öğrenimi görmeye, daha sonra da taşrada doktor olarak çalışmaya karar verir. Kadınlara öğrenim imkânı veren tek üniversite Zürih'tedir.
1872'de Vera Figner oraya vardığında sınavlarına hazırlanan Alman öğrenci Franziska Tiburtius ile tanışır. Fakat Vera ile Franziska'yı öğrenim konularından başka birbirlerine bağlayan ortak bir şey yoktur. Franziska, "bu Rus kız öğrencilerinin hepsi nihilist," diye hatırlayacaktır Vera ile karşılaşmasını yıllar sonra. Rus arkadaşlarının hangi akla hizmet ettiklerini anlayamamaktadır.
Vera Zürih'te genç Rus kızlarının çevresine girer. Önünde yeni bir fikir dünyasının kapısı açılır, "Lassalle'in öğretilerini ve etkinliğini, Fransız sosyalizminin kuramlarını, işçi hareketlerini, Enternasyonal'i ve Avrupa ülkelerindeki devrimlerin tarihini öğrendim. Şimdiye dek haberdar olmadığım bu şeyler, entelektüel ufkumu genişletti ve beni tutsak etti. Böylece sosyalist ve devrimci oldum. Devrimci bir çevrede birleştik ve Rusya'ya geri dönerek yeni fikirlerin propagandasını işçiler ve köylüler arasında yapmayı kararlaştırdık."
Eyleme dönüşmeyen tüm sözlerin boşuna olduğu inancı, Vera Figner'de sarsılmaz bir şekilde yerleşmiştir. Haplarla, ilaçlarla ve ilaç karışımları ile halkına yardım edemeyeceğini gittikçe daha çok anlamaktadır. Görevini sosyalist fikirleri yaymak ve bu fikirler uğruna savaş çağrısında bulunmakta görür.
1875 Aralık'ında bitirme sınavlarına girmeden üniversiteden ayrılır: "Hareketimin sözlerimle çelişmemesi için Rusya'ya geri dönmeye karar verdim."
Geri dönüşünün hemen ardından aceleci heyecanının tek başına yeterli olmayacağını anlar. İşçilerin ve köylülerin kafasına yeni fikirleri sokmak güzel de, ya bu insanlar bu fikirleri anlayamayacak durumda iseler? Önce halkın kültür seviyesini yukarı çekmek gereklidir.
Vera ve kız kardeşi Eugenie'nin (o da bu arada aynı şekilde harekete katılmıştır) yerleştikleri şehirde örneğin bir okul bile yoktur. Bu durumda Eugenie çocuklara ve yetişkinlere ücretsiz ders vermeye başlar. Vera ise doktorluk görevini üstlenir. Ama asıl işleri mesai bitiminden sonradır. İki kardeş ev ev dolaşarak birkaç dua ve imparatorluk hanedanının bir listesinden başka kültür bilgisi olmayan köylülere kitap okur ve onlara düşüncelerini ve hedeflerini anlatırlar. Günün birinde demokratik Rusya'da politik sorumluluğu üstlenecek olan halka bildiklerini aktarmak, en önemli görevleridir.
Vera şöyle anlatır: "Köylüler hep köy yaşamı, toprak sorunları, toprak sahipleri ile ilişkiler ve resmi makamlar hakkında konuşmamızı dinlemek istiyordu." O yıllarda yeni toplumsal düzen için büyük bir sessizlikle yılmadan çalışanlar sadece Figner kardeşler değildir.
1874'te Rus Adalet Bakanı Kont Konstantin von der Pahlen, "Tüm kentler devrimci hücrelerden oluşan sıkı bir ağla kaplanmış," diye Çar'a rapor verir. Devrimciler arasında kuvvet kullanmadan, yorulmadan çalışmanın giderek yararsız kalacağı inancı büyümektedir. Yeni bir parti kurarlar: "Halkın İradesi" (Narodnaya Volya). Vera Figner'in de içinde bulunduğu bu gizli örgüt Çar'ı ölüme mahkûm eder. Çünkü, "Yalnız Çarın ölümü kamusal yaşamda bir değişim yaratabilirdi."
Çar II. Aleksandr iki suikasttan tesadüfen kurtulur. Polis önlemlerini artırır. 1880'de Rus mahkemelerinde toplam 127 siyasi suç davasına bakılır ve 1770 kişi gözaltına alınır.
13 Mart 1881, Petersburg. "Tüm geçmişimizi, devrimci geleceğimizi, hepsini bu karta oynadık... Eylem, eylem! Her ne pahasına olursa olsun eylem yapmak gerek!" diye yazar Vera Figner bugünün hazırlığını yaparken. Çar o gün öğleden sonra kuzinlerinden birine çaya davetlidir. Dönüş yolunda Katerina Kanalı yanında dört bombacı onu beklemektedir. İlk bomba atlı arabanın altından geçerek karda patlar. O zaman ikinci adam bombasıyla öne koşar ve bombayı arabanın tam yanında ateşler.
Suikast başarılı olur. Ağır yaralanan Çar sadece birkaç saat yaşar. Suikastçi Grinevyetski, kendi bombasının kurbanı olur. Bundan sonraki günlerde "Halkın İradesi" partisinin suikastla ilişkisi olabilecek tüm üyeleri tek tek tutuklanır. Fakat devrimcilerin bekledikleri gibi bir halk ayaklanması olmaz.
Vera Figner, "Toplum suskunluk içinde bekliyordu... Tarih bize karşıydı. Olayların gidişinden -toplumun ve halkın genel siyasal gelişiminden- 25 yıl kadar erken davranmış ve yapayalnız kalmıştık." Fakat ilk kez şaşırtıcı bir gerçek ortaya çıkmıştır: Bu gizli örgütün liderlerinin "kadınlar" oldukları. Devrimci kadınlar, radikal grupların liderleri kadınlar, eylemlerinin hangi sonuçlan birlikte getireceğini bilen kadınlar. Bunlardan Sofya Perovskaya 15 Nisan 1881'de asılır.
Üç yıl sonra, 32 yaşındayken, Vera Figner devrimci faaliyetleri yüzünden ölüm cezasına çarptırılır ve karar ömür boyu zindan hapsine çevrilir. "Çok şükür, bu korkunç kadın nihayet hapse atıldı!" diye bağırır, öldürülen II. Aleksandr'ın yerine geçen III. Aleksandr, Vera'nın tutuklandığını haber alınca.
Suçlu son sözünde kendisini hangi nedenin "şiddete başvurma yoluna" ittiğini açıklar: "Özgürlük yolunda gidemiyordum: Bilindiği gibi basın özgürlüğümüz yok. Basın özgürlüğü olmayınca da belli düşünceleri basılı sözlerle yaymayı düşünmek imkânsızdır. Toplumumuzun herhangi bir organı bana şiddet kullanmaktan başka bir yol gösterseydi, o yolu seçme olasılığı doğardı; kesin olan şu ki en azından bir denerdim... Hem başkalarından hem de kendimden kararlılık ve sözle eylem birliği bekledim hep. Sadece şiddet kullanarak bir şey elde edilebileceğine kuramsal olarak inanmışsam, o zaman ait olduğum örgütün başvurduğu şiddet yöntemlerine katılmakla da sorumluydum. Etkinlik alanım içinde olan programda benim için en değerli yan, totaliter rejimin yok edilmesiydi. Programımızın öngördüğü bir cumhuriyet veya parlamentoya bağlı krallık mıydı -buna şimdi pratik bir anlam vermek istemiyorum. Yani bir cumhuriyet kurma gayreti içinde de olsa -pratikte toplum sadece kendisinin hazır olduğunu gösterdiği devlet şeklini kabul edecektir- bu sorunun benim için hiçbir özel anlamı yok. Ana mesele, kişiliklerin kendi güçlerini her yönden geliştireceği ve bu güçleri tümüyle toplumun hizmetine sunacağı olanakların bizde de yaratılması. Bizde bulunan şeylere bakınca bu olanakların bulunmadığını görüyorum."
Vera Figner "Diri diri gömüldüğü" zindanda Rus Devrimi'ni de yaşayacak, fakat gene de 1904'te serbest bırakıldığında şunu fark edecektir: "Bundan sonraki kuşakta yaşamaya devam edecek bir iz bıraktım."
Vera Figner Schlüsselburg kalesindeki yirmi yıllık hapis hayatını Rusya'da Gece adlı kitabının ikinci cildinde anlatır. Karanlık tablolar, uçurum gibi derin çaresizlik sahneleri ve sonra da şu tür anlar: Haberleşme hakkı elinden alınmak istendiğinde, tüm gücüyle direnir. Evet, hatta görevini yerine getiren müfettişin üniformasındaki apoletleri kopartır. Çünkü, "Yıldırım hızıyla bir düşünce aktı benliğimde ve tüm tereddütleri ortadan kaldırdı: 'Sadece eylem içinde gücünü anlayabilirsin'... Büyük bir sevinç doldurdu içimi. İçimde şiddetli bir protesto için güç bulduğumda, o kadar huzurluydum ki."
Durmadan şiddetli protestolara kalkışır ve bu yolla gerçekten tutukluluk şartlarının yavaş yavaş değişmesini sağlar. Yemekler düzelir, gezinti yapmasına izin verilir, kitaplar temin edilir ve hapishanedekiler atölyelerde çalışabilirler.
Yeni gelen bir tutukludan bu arada dışarıda ne olup bittiğini duyduğunda, Vera Figner zindanda on yedinci yılını doldurmuştur: "Yeni gelen tutuklunun dediğine göre Rusya'da her şey hareket halindeydi: Seksenli yıllarda varlığı bile fark edilmeyen bir işçi sınıfı, Batı Avrupa'dakiler gibi bağımsız bir sınıf vardı. Bir sosyal etken olarak ortaya çıkan bu sınıf ekonomik durumlarının iyileştirilmesini talep ediyor, grevler düzenliyor, on binlerce işçiyi peşlerinden sürükleyip gücünü sokaklarda gösteriye dönüştürüyordu... Her şehirde şimdi izinsiz kurulmuş devrimci gazeteler, çağrılar, el bildirileri basan matbaalar vardı."
1904'te Vera Figner kanser hastası annesinin af dilekçesi üzerine hapisten çıkarılarak ülke dışına sürgüne gönderilir. 1915 yılına kadar yurtdışında yaşar. 1916 Aralık'ında Petersburg'a geri döner ve orada Şubat Devrimi'ne tanık olur.
Hapisten çıkışından sonraki yıllarda artık politika yapamaz. Hatta sosyal devrimci bir partiye katılmayı dener, ama şunu anlamak zorunda kalır: "Yaşamdan uzun yıllar koptuğum için bir hamlede siyasal partilerin evrimine, devrimci âdet ve ilişkilere yetişmem mümkün değildi artık. Tamamen yeni koşullarda kendimi yabancı, soyutlanmış, faydasız hissediyordum. Bu nedenle başka bir alanda çalıştım." 1942 yılında ölümüne kadar, kendisini kırsal kesimdeki eğitim ve öğretim kurumlarının iyileştirmesine adar.
Yaşamının yirmi yılı çalınmış bu kadın, politik faaliyetleri için ödemek zorunda kaldığı bedeli çok mu yüksek buluyordu? Hayır. "Tüm zorlu sınavlara rağmen," diye yazar, "ödemek zorunda kaldığım bedel fazla yüksek değildi."
Nazca Çizgilerinin Gizemi « Tarihi Gizemler
Zaman: İÖ 100-İS 700
Mekân: Güney Peru
Basitçe söylemek gerekirse: Her ne olursa olsun, pampa'daki mesaj bizim için olmayabilir! Hayvan biçimindeki biçimler, bende onların içinde yatan sırların Darwin'in Türlerin Kökeni'nden çok Alis Harikalar Diyarında'ya daha yakın olduğu duygusunu uyandırmaktadır. ANTHONY AVENI, 2000
Peru'nun güney kıyılarının Nazca halkı küçük krallıklar federasyonuydu: Çiftçiler, balıkçılar ve uzman dokumacılar. Bunlar, hassas bir Çizim tahtası potansiyeline sahip bir çöl olan Pampa de Ingenio'nun kenarlarında yaşarlardı.
Burada ince kum ve küçük taşlardan oluşan toprak tabakasını kaldırmışlar ve beyaz alüvyonun üzerine yerden asla tim olarak görülemeyecek büyüklükte gayet karmaşık bir çizgiler ve figürler ağı bırakmışlardır. Çölün tepesinden bir uçakta bakıldığında, bazıları bir uçak pisti kadar geniş olan bu çizgilerin vadiler ve alçak
tepeler boyunca kilometrelerce uzandığı görülür. Diğerleri merkezlerden yayılırlar. Bazı çizgiler dev kuşlar, maymunlar, bir balina, örümcekler ve hatta bitkiler oluşturacak biçimde birleşir ama bunları yaratanlar bu nesneleri asla tümüyle görebilmiş değillerdi. Şu halde uçakları olmayan insanlar bu çizgi ve resimleri neden çizmişlerdir?
Nazca'da çöle çizilmiş bir kuşun havadan görünüşü. Nazca halkı yüzeyde tam olarak görmeleri imkânsız şekilleri çizmek için neden toprağın ince üst tabakasını kaldırmışlardır?
ÇİZGİLERİN ARAŞTIRILMASI
Almanya doğumlu matematikçi Maria Reiche, 1939 yılında Nazi Almanyası'ndan Peru'ya kaçmış ve Nazca'da öğretmenliğe başlamıştı. Reiche, çok geçmeden gördüğü bu çizgileri kaydetmeyi ve korumayı kendisine iş edindi ve uzun yıllar boyunca onları ölçtü. Bu çizgilerin ufuktaki göksel olayları belirttiğine ve hayvanların da gökyüzündeki takımyıldızları temsil ettiğine inanıyordu.
Reiche 1963'e kadar yirmi yılı aşkın bir süre hemen hemen tek başına çalıştı. Ama bir süre sonra, gizemli olaylar ve okült olgularla uğraşan popüler kültür dalgası pampaya akın etmeye başladı. Sözde arkeolog Erich von Daniken, yazdığı popüler arkeoloji (ya da uzay) kitaplarında çizgilerin eski astronotların uzay gemileri için hazırlanmış pistler olduğunu bile ileri sürdü!
1970'li yılların sonunda bilimadamları, Nazca Çizgileri'nin Peru kıyılarının büyük bir kısmında bulunan ve "jeoglif" (jeo-oyuklar) adı verilen yer çizimlerinin benzerleri olduğunu anladılar. Anthony Aveni ve Gary Urton, 62 tane ışını andıran merkezin krokisini çıkardılar ve Nazca yakınlarından kimi 13 kilometre uzayan 762 uzun çizginin dizilişini incelediler. Aveni bunları bilgisayara yükleyince çoğunun yıllık yağmur sularının Andlar'dan kıyı nehirlerine akmaya başladığı Kasım başlarındaki kritik günlerde ufukta güneşin doğduğu noktayla çakıştıklarını tespit etti.
Arkeolog Persis Clarkson, 1600 kilometrelik çizgilerde kültürel kalıntılar aradı. Çizgiler boyunca yürüyen insanların kamp yerleri olabilecek kaba sığınaklar ve çanak çömlek parçaları buldu. Aveni ile arkadaşları Nazca Çizgileri'nin pampaya su gelişi sırasındaki ayin faaliyetinin önemli bir kısmı olarak yerel akraba grupları tarafından korunan, temizlenen ve süpürülen yollar olduğuna inanmışlardı.
Işın merkezleri suyun pampaya bitişik nehir vadilerine geldiği yerlere yakın alanlarda toplanmıştı. Yamuk oyuklar eski dereyatakları arasındaki yüksek arazi parçalarındaydı. Belki de bunlar suyun akış yönünü işaret etmekteydiler.
(Solda) Nazca'nın yerini gösteren Güney Amerika haritası. Taranmış yer daha sonraki İnka imparatorluğundur. (Sağda) Pampa de Ingenio'da çöl yüzeyindeki çeşitli jeogliflerin krokisi.
ÇİZGİLERİN ANLAMI
Çizgilerin eski Nazca yaşamında önemli bir sembolik rol oynadığını kabul etsek de, Nazca inançları hakkında bir bilgiye sahip olmadığımız için hayvan ve bitki "jeoglif"lerinin anlamını bilemiyoruz. Andlar'da dağ tanrılarının insanları koruyup havayı kontrol ettiğine inanılırdı. Bunlar göllerle, nehirlerle ve Büyük Okyanusla (hem verimliliğin hem suyun nihai kaynağı) ilişkilendirilir. Nazca yağmur yağdırma ayinlerinde, sulama kanalları için su kaynağı olan yerel dağlar önemlidir.
Arkeolog Johan Reinhard, çağdaş Bolivya'da bazı kırsal kiliselerin ve haç-I.ırııı uzun yer çizgilerinin ucunda yer aldığını göstermiştir. Örneğin, Bolivya'nın Sabya köyünden uzanan kutsal çizginin başında, her Ocak ayında köyün reisi yağmur için adaklar sunar.
Bir başka arkeolog olan Helaine Silverman ise, Caluıachi adında bir tören merkezini kazmıştır. Silverman'ın kazdığı alanda, höyükler, mezarlıklar ve tapınaklar ağının yüzleri dışarıya, "jeoglif"leri ise pampaya dönüktür. Mekâna bitişik olan nehir hemen hemen hiç kurumaz ve bu kutsal yerde su bütün yıl kaynayarak yüzeye çıkar. Cahuachi ve diğer mekanlardaki Nazca resimleri, papazların ve mitolojik yaratıkların maskeli performanslarını vurgulamaktadır.
Belki de bu çizgiler yerel dünyaya kök salmış politik, toplumsal ve dini fenomenlerdi. Bunlar boyunca yürüyenler kutsal yere gelince ritüel varlıklara dönüşmekteydiler ve dönüşüm dans, süslü kostümler ve maskeler ve şamanist translarla mümkün oluyordu.
Esrarengiz Nazca Çizgileri hep tartışmalı kalacak. Ancak son araştırmalar, çöldeki çizgilerle Büyük Okyanus boyunca yaşayan insanları ve tarım ürünlerini besleyen can-verici su arasında yakın bir ilişkiye işaret etmektedir.
Çok renkli bir Nazca testisi. Nazca çömleklerinde genelde kırmızı ya da beyaz zeminlere çizilmiş hayvan, insan ve bitki ve mitolojik konular yer almıştı.
Cahuachi'deki Nazca başkenti höyükler, meydanlar ve düzlüklerle süslenmiş bir tören merkeziydi. Cahuachi'nin Büyük Tapınağı, doğal bir tümsek üzerindeki basamaklı bir düzlüktü. Odalar, avlular ve bir meydan zeminde yer almaktadır.
oyunlar