Tarih

Bretton Woods Konferansı « 20. Yüzyıl Tarihi

İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra dünyada uygulanacak uluslararası para sistemini kararlaştırmak için ABD'nin New Hampshire yöresindeki Bretton Woods kentinde toplanan Uluslararası Konferans sonucu imzalanan anlaşmadır.

1930'lu yılların sınırlandırıcı müdahaleleri dünya ticaretini büyük çapta daraltmıştı. Katlı kurlar, bloke hesaplar, iki yanlı ticaret anlaşmaları ve döviz kontrolü gibi müdahaleler yürürlükteydi. Savaşı hemen izleyen dönemde, sınırlı ölçüde döviz kontrolüne izin verilebileceği görüşü ağır basmaya başladı. Öyle ki, sistem, çok yönlü ticaret gelişmesini sağlamalıydı. Bunun için de istikrarlı döviz kurları ve paralar arasında serbest konvertibilite gerekiyordu.

Konferans sonrasında, ortaya çıkacak modelin altın standardının avantajlarına sahip olacağı, esneksizlik de göstermeyeceği düşünülmüştü. Bu amaçlara erişebilmek için iki yeni uluslar arası kuruluş önerildi: Uluslararası Para Fonu ve Dünya Bankası.

Toplantıdan önce İngiliz maliyesi Lord Keynes'in başkanlığında, Amerikan maliyesi ise White'ın başkanlığında birer öneri hazırladılar. Genel olarak iki plan birbirine çok benzemekteyse de aralarında bazı farklar vardı. İki heyet daha çok Amerikan önerisinin ağır bastığı ortak bir metin ile konferansa katıldılar.

Kur'an « Dinler Tarihi

İslâm dininin ana kurallarını insanlara bildiren Kur'an, Hz. Muhammet'in konuştuğu Arap dilinde inmiştir. Ancak, Arap diliyle bildirilmiş olması onun yalnız Arap ulusuna gönderildiğini göstermez. Kur'an'ın içinde de belirtildiği gibi Tanrı, kendi evrenselliğine uygun olarak onunla bütün insanlığa hitap eder. Kur'an'ın amacı bütün insanları iyiye, doğruya yöneltmek, kötülüklerden kurtarmaktır.

Kur'an'ın İnişi

Kur'an, Hz. Muhammet 40 yaşına bastığı sırada, Allah tarafından ona peygamberlik gönderildiği zaman indirilmeğe başladı. «İkra» (oku) buyruğuyla başlayan ilk vahiy, peygambere Mekke'de geldi. İlk vahyin inişi 610 yılına rastlar. Kur'an bir defada inmemiş, ayrı zamanlarda ayrı olaylar vesilesiyle parça parça inmiş ve Hz. Muhammet'in Medine'de ölümüne kadar devam etmiştir.

İlk ayetin indiği geceye «Kadir Gecesi» denir. Ramazan'ın 27. gecesine rastlayan bu gece, her türlü günahtan uzak durulur ve bütün Müslümanlarca Tanrı'ya ibadetle geçirilir. Kur'an'da 114 sure içinde 6,666 ayet vardır. Bazen bir surenin bütünü, bazen de bir kısmı indirilmiştir. Surelerin inişiyle o zamanki Arap toplumunda geçen olaylar arasında kesin bir bağlantı vardır.

Vahyolunan Sureler

Hz. Muhammet kendisine vahyolunan sure veya ayetleri çevresinde bulunanlara okur, onlar tarafından iyice ezberlenmesini sağlardı. Peygamber okuyup yazma bilmezdi. Ama ayetler belleğine öyle yerleşirdi ki, onu bir daha unutmaz, yıllarca sonra bile onları bir hecesini değiştirmeden tekrarlardı. Zamanla vahyolunan bütün sureler hafızlar tarafından ezberlendi. Bunlardan bir kısmı ezberledikleri sureleri papirüslere, deri ve kemik parçalarının üstüne yazdılar. Peygamberin ölümünden sonra bunları toplamak gereği doğdu.



(Solda) Elyazması «Kur'an»lar, yazı (hat) ve süsleme sanatlarının olağanüstü gelişme alanı olmuştur. Hattatlar ve süsleme sanatçıları, en kalıcı eserlerini bu alanda vermişlerdir.

(Ortada) Türk hat sanatının büyük ustası Hafız Osman (1642-1698) tarafından 300 önce yazılmış olan bu Kur'an, ayrıca tek nüsha olduğu için, paha biçilmez değerdedir.

(Sağda) Reyhani yazı ile yazılmış, XIV. yy. eseri bu «Kur'an»ın, kimin eseri olduğu bilinmemektedir. Vakıflar Genel Müdürlüğü Türk Yazı Sanatları Müzesi, İstanbul.

Kur'an'ın Toplanışı

İlk defa halife Ebubekir Kur'an'ın surelerini yazılı olarak toplatmağa koyuldu. Onun ölümünden sonra halife Ömer aynı işi sürdürdü. Ama Kur'an'a bugünkü şeklini veren halife Osman oldu. Osman, güvenilir ilk beş nüshayı ve Kur'an'ı ezberinde tutan güvenilir hafızları biraraya getirdi. Bir kurul sürekli ve sabırlı bir çalışmayla bunları gözden geçirerek karşılaştırdı.

Kur'an'a bugünkü düzenini verdi. Osman elde edilen nüshayı hattatlara yazdırdı, böylece Kur'an kesin biçimini alınca, ileride herhangi bir kuşkuya ve uyuşmazlığa yol açılmaması için bütün öteki nüshaları yok ettirdi. Kur'an'ın anlamını değiştirmeden okunabilmesi için hareke denen yazı işaretleri bulunarak harflerin üstüne, altına, yanına eklendi.

Kur'an'ın Özellikleri

Kur'an her vesileyle okunabilir. Mevlit törenlerinde, ölülerin başında v.b. Kur'an okumak âdettir. Osmanlı devrinde Topkapı Sarayı'nda «Kutsal Emanetler»in bulunduğu dairede 1517'den 1924'e kadar 407 yıl, bir dakika ara verilmeden Kur'an okunmuştur. Bu işi 24 hafız paylaşıp sırayla yaparlardı.

Kur'an'ı okuma ilmine «tecvit» denir. Yanlış okumayı önlemek için Kur'an'lar harekeli olarak basılır. Kur'an Müslümanlarca büyük saygı görür. Müslümanlar abdestsizken Kur'an'a dokunmaz, Kur'an dinlemezler. Kur'an çok eski zamandan başlayarak birçok dile çevrilmiştir. Dünyada İncil'den sonra en çok basılan ve başka dile çevrilen kitap odur.

Düyun-u Umumiye « Osmanlı Tarihi

Osmanlı devletinin 1854 yılından itibaren almaya başladığı dış borçların ödenmeyen anapara ve faizlerinin tasfiyesi için kurulan örgütün adıdır. 17. yy'dan itibaren ekonomik ve mali dengesi gittikçe bozulan Osmanlı Devleti, bütçe açıklarının önemli ölçüde artması sonucu, 1854 yılında ilk kez dışarıya borçlandı. Bu tarihten sonra daha da artan mali sıkıntı bu borçların faizlerinin ödenmesini bile güçleştirdi.

Avrupa devletlerinin artan baskısı sonucu, 1881 yılında "Muharrem Kararnamesi" kabul edildi. Bu kararname ile kurulan "Düyun-u Umumiye-i Osmaniye Varidat-ı Muhassasa İdaresiç", Osmanlı borçlarının ödenmesi için ayrılan devlet gelirlerinin tek yöneticisi oldu. Buna göre borçların bir kısmı silindi ve faiz oranları bir miktar düşürüldü. Ancak borçların ödenmesi düzenli bir usule bağlandığı için alacaklılara güvence verilmiş oldu.

Yedi üyeden oluşan Düyun-u Umumiye İdaresi'nin merkezi İstanbul'daydı. İngiliz ve Hollandalı alacaklılar için bir, Fransız, Alman, İtalyan ve Osmanlı alacaklılar için ise birer üyesi bulunuyordu. Düyun-u Umumiye İdaresi'nin görevi kendisine ayrılmış bulunan gelirleri toplamak ve Muharrem Kararnamesi'nin kapsamına giren borçların alacaklılarına ödenmesini sağlamaktır. Borçlar ödendikten ve idari masraflar çıktıktan sonra geriye kalan gelirleri kullanmak ya da başkasına devretmek yetkisi idarenin elindeydi.

Osmanlı hükümetinin idare üzerindeki denetimi çok sınırlıydı. Bu denetimi yalnızca toplantılarda danışman olarak bulunan bir komiser ve taşrada görevlendirilen müfettişler sağlıyordu.

İdaresi doğrudan doğruya Düyun-u Umumiye'ye bırakılan gelirler tuz resmi, damga resmi, müskirat (ispirtolu içkiler) resmi, ipek âşarı, tütün âşarı ve sayd-ı mahi (balık avı) resmi idi. Bunlardan tütün gelirleri Tütün Rejisi'ne kiralanmıştı.

oyunlar