Tarih

İnsanın Kökenleri Bulmacası « Tarihi Gizemler

Zaman: 5-0.1 milyon yıl önce
Mekân: Afrika

Bizler diğer türlerin çok yakın akrabalarıyız. Ama yine de onlardan ışık yılları kadar uzağız. RICHARD DAWKINS, 1992.

Etiyopya'nın ve Kenya'nın kurak topraklarında, bilinen en eski atalarımız olan australopithecus'ların fosilleri bulunmaktadır. Eski çağların tortuları arasından 4,5 milyon yıl öncesine ait dişler, kafatası parçaları ve zaman zaman da bacak ve kol kemikleri çıkmaktadır.

Titizlikle kazılıp birleştirildiklerinde bunlardan, yaklaşık bir metre boyunda, şempanze boyutunda 450 santimetre küp beyinleriyle maymunu andıran atalarımızın görüntüsü çıkmaktadır. Bunlar kısmen iki ayak üstünde yürürlerdi, büyük ölçüde vejetaryenlerdi ve kuru tohumlar ile kökleri ezmek için çok iri azıdişleri vardı. Modern insanın atası değillerse de, akrabası oldukları genellikle kabul edilir ve australopithecus sözcüğü, zaman zaman ilk insangiller için kullanılır.

Etiyopya'da Omo Havzası'nda yalnızca 130 binyıl öncesine ait bir kafatası fosili bulunmuştur. Beyni 1400 santimetre küp kadardır ve bu da günümüz insanının boyutları içinde kalmaktadır. Bu örnek ilk çağdaş insan, Homo sapiens, olarak kabul edilmektedir ve bu gün kullandığımız sembolik ifadelere ve bir derece konuşma yeteneğine sahip olduğuna inanılmaktadır. Yine onunla ilgili birkaç kemikten, bu insanın dik yürüdüğü anlaşılmıştır. 4,5 milyon yıl öncesinin o maymunsu atalarımızdan bugünkü boyumuza, anatomimize, zekâ ve kültürümüze nasıl eriştiğimiz insan kökeninin bilmecesidir.

Bu bilmecenin cevabı bir bakıma inanılmayacak kadar kadar basittir: Biyolojik evrim. Doğal ayıklamanın yöneltici gücü altında evrim geçiren bütün diğer türler gibi bizim türümüz de aynı evrimden geçmiştir. Alet yapmakta daha usta olmak, yiyecek bulma ya da iki ayak üstünde yürüme sorunlarını çözmek gibi o tesadüfi genetik değişimler nüfus içinde sabitleşmiş ve anatomimizi, davranışlarımızı ve zekâmızı bugünkü düzeyine getirmiştir.

Ancak, biyolojik evrim insanın kökenleri bilmecesine bir cevap sağlamışsa da -Charles Darwin;in özgün olarak açıkladığı gibi- bu, çoğumuzun arzuladığı bir cevap değildir. Biz bu bilmecenin daha ayrıntılı bir çözümünü isteriz, anatomide, davranışta ve zekâdaki bu belirli değişikliklerin ne zaman ve neden gerçekleştiğinin çözümünü bekleriz.



(Solda) Etiyopya'da Omo Kibish'de bulunmuş kafatasının tamamlanmış hali. 130 binyıl öncesine ait bu kafatası şu anda Homo sapiens'in en yaşlı fosilidir. (Ortada) Güneybatı Etiyopya'daki Omo Nehri havzasında Pliyosen ve Pleyistosen dönemi tortulları vardır. Burada bulunan fosiller arasında insanın üç milyon yıl önceki ataları bulunmuştur. (Sağda) Australopithecus'ların bu 3,5 milyon yıllık ayak izleri Mary Leakey tarafından Tanzanya'daki Laetoli'de bulunmuştur. Ayak izleri ilk iki ayaklılık konusunda çok önemli kanıtlar sağlamıştır.

ÇOKDİSİPLİNLİ BİR YAKLAŞIM

Bu tür bir çözümün bulunması çok daha güçtür ve eldeki pek az fosil parçalarının çok farklı bilimadamları tarafından incelenmesini gerektirir. Aslında fosiller pek çok kanıt kaynağından yalnızca biridir. Anatomi geçmişteki davranış konusunda bazı ipuçları sağlarsa da, diğer kanıtlar taş aletlerden, yiyecek kalıntılarından, ocaklardan ve atalarımızın bıraktıkları diğer maddi kalıntılardan gelir ve bunlar da arkeologların çalışma alanına girer.

Yine atalarımızın hangi ortamda yaşadıklarını bilmemiz gerekir ki, bu da jeologların ve çevrebilimcilerin çalışmalarını gerektirir. Kalıntılardan, olabilecek en çok bilgiyi çıkarmak ve tarih belirlemek için, çok çeşitli bilimsel teknikler gerekir ve bu nedenle fizikçiler ve kimyacılar insanın kökenlerinin incelenmesinde çok önemli rol oynarlar.

Ayrıca yalnızca geçmişten gelen kanıtların incelenmesi de yeterli değildir. İnsan evriminin ilk aşamasının nerede ve ne zaman gerçekleştiğini -soyumuzun şempanzeye giden yoldan ayrılmasını- saptamak için de bugün yaşayan insanların genetik çeşitliliklerini anlamak önemlidir.



İnsan evriminin çağdaş türlerin çeşitliliğini gösteren şeması. Belirli bir çağda kaç tür olduğu antropologlar arasında hâlâ tartışmalıdır ama yeni keşifler yapıldıkça, özellikle 2 milyon yıl önce giderek artan bir sayı olduğu görülmektedir.

MERDİVEN DEĞİL, ÇALILIK

Son birkaç on yılda fosillerin ve arkeolojik kanıtların keşifleri bir bakıma insanın kökenleri bulmacasının çözümünü güçleştirmiş ama aynı zamanda çok da ilginçleştirmiştir. İnsan evriminin bir merdiven gibi olduğu, bir türün evrim geçirerek bir diğerine yükseldiği ve sonunda giderek bize benzediği düşünülürdü.

Ancak yeni keşifler bunun böyle olmadığını göstermiştir: İnsanın evrimi daha çok, pek çok değişik dalı olan bir çalı gibidir, bunlardan her biri atalarımızı ve akrabalarımızı hafif farklı bir yöne götürmüşlerdir. Bunlardan biri dışındaki hepsi evrim çıkmazları olmuştur. Sonuçta hangi türün atasının kim olduğunu teşhis etmek ve elimizdeki fosil örneklerinin kaç türü temsil ettiğini söylemek güçleşmiştir.

Çağdaş insanların sahip oldukları davranış ve anatomik özellikler paketleri unsurlarının da ille birlikte olmaları gerekmediğini anlamışızdır. Bunlardan çoğu şimdi soyları tükenmiş olan başka türler tarafından paylaşılmış olabilir. Örneğin iki bacak üzerinde yürümek australopithecus'ların pek çok türü tarafından benimsenmişti. Bunların şimdiye kadar yalnızca Homo'ların özelliği olduğu sanılan taş aletler yapmış olmaları da mümkündür.

İnsan evriminin daha sonraki aşamalarında Neanderthaller'in bizim kadar beyinleri vardı, bunlar da büyük hayvanlar avlarlardı ve herhalde karmaşık bir de dilleri vardı ama onlar da yine evrimsel çıkmazdaydılar.

HOMO ERGASTER

Böylece fosil keşifleri bize evrim merdiveni gibi basitçi fikirlerden kurtulmamızı ve insanın atalarının ve akrabalarının davranış ekolojisine ve gerçekleşen değişim için ayıklamacı baskılara daha fazla dikkat etmemizi sağlamıştır. Bu baskılar çoğunlukla son birkaç milyon yılın dramatik çevre değişikliklerinden kaynaklanmıştır. Örneğin iki bacak üzerinde yürümeye dönüşü, et yemenin artışını, 900 santimetre küp kadar beyinleri ve taş yontmadaki teknik becerinin artmasını düşünün. Bunların hepsi Homo ergaster olarak bilinen bir türde 1,8 milyon yıl önce mevcuttu.

Tam olarak iki ayak üzerinde yürümenin 2 milyon yıl kadar önce başladığı ve Ekvator Afrikası'nda yağmurdaki şiddetli düşüş nedeniyle bozkır ortamına geçmeyle ilgili olduğu anlaşılmaktadır. Atalarımız dik durarak gövdelerinin aldığı güneş radyasyonunu azaltmışlar, beden ısılarını düşürmüşler ve başka hayvanlar gölgede dinlendiği zamanlar avlanmaya devam edebilmişlerdir. Daha açık çevrelerde yaşamak da atalarımıza etoburlardan korunmak için daha büyük toplumsal gruplar halinde yaşama baskısını getirmiş olacaktır.

Çok sayıda toplumsal ilişkiyle baş edebilmek entelektüel bakımdan güç olan işlerin başında geldiğinden, bu durumun beyinleri büyütme baskısı yaptığı sanılmaktadır. Bu ise yalnızca içinde et yemeği de olan yüksek kaliteli bir diyetle mümkün olabilirdi: Bu diyetle bağırsak boyu kısalacak ve daha büyük bir beyni besleyecek metabolik enerji açığa çıkabilecekti.

Diğer yandan et yemek, hayvan leşlerini açmak için keskin taş aletlerin kullanılmasıyla ve bunların aranıp bulunmalarıyla mümkün olmuştu ve bu da aslanlar ve çakallar gölgede dinlenirlerken avlanma yeteneğini gerektirirdi.

Beyin genişledikçe daha etkili taş aletler yapma, avlanma seferleri planlama ve daha büyük gruplar halinde yaşamak için entelektüel güç sağlanmış oldu. işte Homo ergaster'in ortaya çıkmasında mutlak surette önemli olan, bu farklı gelişmeler arasındaki ilişkiydi. Ve Homo ergaster, insan evriminde yalnızca bizim değil, herhalde Neanderthaller'in de atalarının merkezi türü olmuştur.



(Solda) Etiyopya'daki Hadar'da bulunmuş, 3,5 milyon yıl öncesine ait Australopithecus afarensis'in (Lucy) fosilleşmiş kalıntıları. İskeletin yüzde ellisi günümüze kadar kalmış ve bu türün iki ayak üzerinde yürüdüğü, ancak ağaçlara tırmanmak için anatomik uyarlamaları koruduğu anlaşılmıştır. (Sağda) 1,6 milyon öncesinden kaldığı belirlenen WT-1500 ya da Nariokotome Çocuğu, evrimsel geçmişimizden kalmış en mükemmel iskelettir. Homo ergostertürü olarak çağdaş duruş ile iki ayaklılığın geliştiğini göstermiştir. Ancak 100 cc'lik beyin, çağdaş insanınkinden hâlâ küçüktür.

ÇAĞDAŞ İNSANIN YÜKSELİŞİ

İki milyon yıl önceki bu evrim gelişmeleri örneği, insanın kökeni bilmecesinin yalnızca bütün doğru parçaları bulmak ve bunları doğru sırasına göre dizmek değil, bunların birbirleriyle ilişkilerini de anlamak olduğunu göstermektedir. Aynı şey bilmecenin sonu, yani anatomik açıdan çağdaş insanların ortaya çıkışları için de geçerlidir.

Burada elimizdeki parçalar, Omo kafatası gibi fosil örnekleri ve bütün insanların genetik olarak birbirlerine benzemesi ve başka insan türü olmaması gibi olgulardır. Bu sonuncu gerçek, 28 binyıl öncesine kadar insan evriminin tümüyle bir farklılık göstermektedir, çünkü o zamana kadar yeryüzünde aynı anda çok çeşitli insan türleri bulunmaktaydı.

Bilmecenin bu kısmının çözülmesi, özellikle çağdaş insanın Afrika'da nasıl gelişip yayıldığı soruları çok çekişmelidir. 20. yüzyılın büyük bir bölümünde pek çok antropolog, Afrika'dan dağılmanın 2 milyon yıl önce başladığına inanıyordu. Ondan sonra eski dünyada ortaya çıkan farklı ata türlerinden -Avrupa'da Neanderthaller'den ve Asya'da Homo erectus'tan bir tek Homo sapiens türü çıkmıştı. Buna "Bölgesel Süreklilik" modeli adı veriliyordu. Ancak bu kuramın günümüzde pek az taraftan kalmıştır.

Bugün pek çok antropolog, genetikçi ve arkeolog, çağdaş insanların, 130 binyıl önce Doğu Afrika'da evrim geçirip, özellikle çok sert çevre koşullarının anatomik değişiklikler için ayıklayıcı baskı sağlaması üzerine ortaya çıktığını kabul etmektedirler.

O dönemde insan nüfusunun 10 bine kadar düştüğü sanılmaktadır. Böylece soyumuz tükenebilir ve dünya Avrupa'nın Neanderthaller'i ile Asya'nın Homo erectus'una kalabilirdi. Ama hayatta kalmayı başardık ve 100 ile 50 binyıl önce Afrika'dan bir dizi göç sonunda bütün dünyaya yayıldık ve sonra da bütün diğer insan türlerini yok olmaya ittik. Bunu nasıl yapabildiğimiz Taş Devri'nin bir başka gizemidir.

GENEL OLARAK İNSANGİLLER

Primates takımının Anthropoidea alt t akımından günümüzde yalnızca tek bir insan türüyle yani Homo sapiens'le temsil edilen familyaya insangiller diyoruz. Genel olarak bakacak olursak, bu familyanın fosilleri bulunabilen örnekleri arasında, Homo erectus, Homo habilis ve evrim tarihinin daha eski dönemlerinde, günümüzden yaklaşık 3,5 milyon yıl önce insansı maymunlarla insanlar arasında bir geçiş aşaması oluşturan Australopithecus cinsinin çeşitli türleri, insangillerin en iyi bilinen örnekleri olarak sayılabilir.

1921-1940 Kronolojisi « 20. Yüzyıl Tarihi

1921

Charlie Chaplin'in ilk uzun metrajlı filmi ''The Kid''ABD'de gösterime girdi.

Fransız Etienne Oehmichen, ilk helikopteri uçurmayı başardı.

ABD'de Nicola Sacco ve Bartolomeo Vanzetti idam edildi.

Kanada'da insülin bulundu.

İtalyan tenör Enrico Caruso öldü.

1922

İrlandalı yazar James Joyce'in ''Ulysse''adlı kitabı yayımlandı.

Mısır'daki İngiliz hegemonyası sona erdi.

Bram Stoker'in kitabından uyarlanan ''Vampir Nosferatu''filmi gösterime girdi.

Lenin'in önerisiyle Joseph Stalin, Rus Komünist Partisi Genel Sekreteri oldu.

Paris'te ilk kadınlar olimpiyatı başladı.

Mussolini, başbakan oldu.

Lord Carnavon ve Carter tarafından, Mısır'daki Krallar Vadisi'nde Tutankamon'un mezarı bulundu.

Fransız yazar Marcel Proust 51 yaşında öldü.

Albert Einstein Nobel Fizik Ödülü'nü kazandı.

Rusya, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) adını aldı.

1923

Japonya'da Tokyo ve Yokohama Kentlerinde deprem oldu, 250 bin kişi öldü.

İspanya'da, General Miguel Primo de Rivera, iktidara geldi.

Etiyopya, Milletler Cemiyeti'ne kabul edildi.

Türkiye Cumhuriyeti ilan edildi. Hilafet kaldırılarak, Osmanlı İmparatorluğu tarihe gömüldü.

Adolf Hitler'in yapmak istediği darbe engellendi ve Hitler tutuklandı.

91 yaşındaki mühendis Gustave Eiffel öldü.

1924

Amerikalı Edwin Hubble, Samanyolu'ndaki yıldızları saptadı ve başka galaksiler olduğunu ispatladı.

Lenin öldü.

Chamonix'de ilk kış olimpiyatları yapıldı.

ABD'de ilk defa bir mahkûm, gaz odasında idam edildi.

Yunanistan, cumhuriyet oldu.

Franz Kafka, 40 yaşında öldü.

Yazar Joseph Conrad, 67 yaşında öldü.

İtalyan besteci Giacomo Puccini, 66 yaşında öldü.

1925

İran'da, Şah Rıza Pehlevi, hükümdar oldu.

Adolf Hitler, Mein Kampf'ı (Kavgam) yayımladı.

Irkçı örgüt Ku Klux Klan'ın ilk kongresi, Washington'da yapıldı.

1926

Sovyet yönetmen Ayzenştayn'ın ''Potemkin zırhlısı''adlı filmi Almanya'da gösterime girdi.

Pilsoudski, Polonya'da darbe yaptı.

Portekiz Cumhuriyeti, askeri darbeyle devrildi.

Almanya, Milletler Cemiyeti'ne kabul edildi.

Fransız ressam Claude Monet, 86 yaşında öldü.

Avusturyalı yazar Rainer Maria Rilke öldü.

1927

Çin'in Nan-Şan Bölgesi'nde deprem oldu, 200 bin kişi öldü.

ABD'de ilk uzun metrajlı sözlü filmler, gösterime girdi.

Amerikalı pilot Charles Lindbergh, Atlas Okyanusu'nu tek başına ve kesintisiz geçti.

Fransız Jules Rimet'in önerisiyle, Dünya Futbol Şampiyonası düzenlenmesi kararlaştırıldı.

1928

Finlandiyalı Paavo Nurmi, 9 altın 3 gümüşle, dünyanın en çok madalya kazanan atleti oldu.

İspanyol Luis Bunuel ve Salvador Dali'nin çevirdiği ''Bir Endülüs köpeği''adlı kısa metrajlı film, Paris'te gösterime girdi.

Ulusal politikanın bir aracı olarak savaşı yasaklamayı amaçlayan Kellog-Briand Paktı, 60 ülke tarafından imzalandı.

Çang Kai-Çek, Çin Devlet Başkanı oldu.

1929

Alman romancı Erich Maria Remarque'nin ''Batı cephesinde yeni birşey yok''adlı romanı yayımlandı.

1886'da benzinle çalışan ilk arabayı icat eden Alman mühendis Carl F. Benz öldü.

31 Ekim 1924'te tek başına dünya turuna çıkan Fransız denizci Alain Gerbault, turunu tamamladı.

Belçikalı Herge, ''Tenten''karakterini yarattı.

Hollywood'da ilk Oscar Ödül Töreni yapıldı.

Elzie Segar, ''Temel Reis''karakterini yarattı.

Rus balesinin kurucusu Serge De Diaghilev öldü.

New York Borsası iflas etti.

Salvador Dali'nin yağlı boya tabloları ilk defa sergilendi.

1930

Amerikalı Clyde William Tombaugh, Plüton Gezegeni'ni buldu.

Amerikalı Ernest Orlando Lawrence, yüksek enerjilere ulaşabilen ilk parçacık hızlandırıcısı siklotronu icat etti.

Mahatma Gandhi, toplumun en alt kesimleri üzerinde büyük bir yük oluşturan tuz vergisine karşı bir kampanya açtı.

Josef Von Sternberg ve Marlene Dietrich'in oynadıkları ''Mavi melek''adlı film, Almanya'da gösterime girdi.

Uruguay, organizatörü olduğu ilk dünya kupasını kazandı.

Sherlock Holmes'ün yaratıcısı Arthur Conan Doyle öldü.

Costes ve Bellonte, ilk kez Paris-New York hattında kesintisiz uçtular.

1931

İspanya Kralı Alphonse XIII, ülkeyi tahttan feragat etmeden terketti, İspanya'da cumhuriyet ilan edildi.

Japonya, Mançurya'yı işgal etti. Uzakdoğu Savaşı başladı.

Sırp, Hırvat ve Slovenya Krallıkları, resmi olarak Yugoslavya adını aldı.

İlk elektrik ampulünü icat eden Thomas Edison, 84 yaşında öldü.

İngiltere parlamentosu, İngiltere'nin o dönemdeki demiryolları Kanada, Avustralya, Yeni Zelanda, Güney Afrika ve İrlanda'nın eşitliğini hükme bağlamak üzere Westminster Tüzüğü adlı bir yasa çıkarttı.

1932

Avusturya asıllı Adolf Hitler, Alman vatandaşlığına geçti.

Kodak'ın kurucusu George Eastman öldü.

Hitler'in de aday olduğu Almanya Devlet Başkanlığı seçimini Hindenburg kazandı.

Portekiz Başbakanı Antonio Oliveira Salazar, 1974'e kadar sürecek diktatörlüğünü ilan etti.

Irak, bağımsızlığını ilan etti.

Franklin D. Roosevelt, ABD Başkanlığı'na seçildi.

1933

Alman Ulusal Sosyalist Parti lideri Hitler, başbakan oldu.

Berlin'deki Reichstag'da (hükümet binası) yangın çıktı. Olaydan sonraki gün, drama ustası Bertolt Brecht Almanya'dan kaçtı.

ABD Başkanı Roosevelt, 36 eyalette ekonomiye canlılık kazandırmak için ''New Deal''(yeni anlaşma) başlattı.

Naziler, Dachau'da ilk toplama kampını açtılar.

Almanya'da Nazi Partisi, yahudileri boykot etme kararı aldı.

Nazilere bağlı gizli polis örgütü Gestapo kuruldu.

Naziler, Alman ırkını canlandırmak için halkı güçsüzlerden temizleme kararı aldı.

1934

Fransız Irene ve Frederic Joliot-Curie çifti yapay radyoaktiviteyi buldular.

Almanya'da Devlet Başkanı'nın ölmesi üzerine Adolf Hitler, ülkenin mutlak lideri oldu ve başbakanlık, devlet başkanlığı yetkilerini elde etti.

Yugoslavya Kralı 1. Aleksandr ve Fransa Dışişleri Bakanı Louis Barthou, Marsilya'da öldürüldü.

Mao, Çin'in kuzeybatısına doğru ünlü "Uzun Yürüyüş" ü başlattı. 20 Ekim 1935 tarihinde sona eren bu yürüyüş sırasında Mao, KP'nin fiili önderi durumuna geldi.

1935

Amerikalı biyokimyacı Wendell Meredith Stanley, ilk kez bir virüsü ayrıştırmayı başardı. Virüslerin saf olarak elde edilmesi, kristallendirilmesi ve molekül yapılarının aydınlatılması üzerine araştırmalar yaptı.

Louis Lumiere, üç boyutlu sinema devrini başlattı.

Arap Lawrence, motosiklet kazasında öldü.

Amerikalı atlet Jesse Owens, bir saat içinde 3 dünya rekoru kırdı. (Uzun atlama, 220 yarda koşu ve 220 yarda engelli koşu)

Pakistan'da, Quetta'da toprak kaymasında 60 bin kişi hayatını kaybetti.

Nuremberg Yasaları olarak bilinen ırkçı yasalar resmen ilan edildi.

İtalya, Etiyopya'yı işgal etti.

1936

İngiliz John M. Keynes, uzun süreli işsizliğin nedenlerini bazı iktisadi kuramlarıyla açıkladı. (Keynesçi iktisat)

Filistin'de Araplar, İngiliz mandasına karşı isyan çıkardı. Üç yıl süren isyan, İngilizler'in Yahudilerin göçetmesini sınırlamaya karar vermeleri ve bir Filistin devleti kurmaya söz vermeleri sayesinde durduruldu.

''Ormanın kitabı''yazarı Rudyard Kipling öldü.

Charlie Chaplin'in ünlü filmi ''Modern zamanlar''Londra'da gösterime girdi.

İspanya'da General Franco'nun önderliğini yaptığı askeri ihtilal (18 Temmuz Hareketi) sonucu iç savaş çıktı. İç savaş, 1 Nisan 1939'da ''zafer geçidiyle''sona erdi. 29 Eylül 1936'da Franco, milliyetçi yönetim başkanlığına getirildi.

Amerikalı zenci atlet Jesse Owens, Hitler'in de izlediği Berlin Olimpiyat Oyunlarında 100 metre, 200 metre ve 4 X 100 metre yarışlarındaki zaferlerinden sonra, uzun atlamada 8,06 metre ile Olimpiyat ve Dünya rekorlarını kırdı. Hitler, Owens'in elini sıkmamak için stadı terketti.

38 yaşındaki şair ve drama yazarı Federico Garcia Lorca, Franco yanlısı birlikler tarafından öldürüldü.

1937

İspanyol milliyetçilerine destek veren Almanya, bir Bask kenti olan Guernica'yı bombaladı. Saldırıda 1.500 kişi öldü.

Bireysel psikolojinin kurucusu Avusturyalı doktor Alfred Adler öldü.

Naziler, Buchenwald Toplama Kampı'nı açtılar.

Japonya, Çin'i savaş ilan etmeksizin işgal etti.

Modern Olimpiyat Oyunlarının kurucusu Baron Pierre de Coubertin öldü.

Milliyetçi Çin'in başkenti Nanking'de 250.000 Çinli, Japonlar tarafından katledildi.

1938

Alman birlikleri, Avusturya'ya girdi.

Troçki IV, Enternasyonal'i kurdu.

Fransa, İngiltere, İtalya ve Almanya arasında yapılan ve Çekoslavakya'nın batısındaki Südetler Bölgesi'nin Almanya tarafından ilhak edilmesine izin veren anlaşma imzalandı.

Alman birlikleri, Südetler Bölgesi'ni işgal etti.

Almanya'da, Yahudi karşıtları şiddet eylemlerinde bulundu. Bu olaylar, tarihe "Kristal Gece" olarak geçti.

Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk vefat etti.

İtalya'da, Yahudilerin devlet işlerinde çalışmasını yasaklayan ve ticari faaliyetlerini kısıtlayan bir yasa tasarısı kabul edildi.

1939

Avusturyalı Lise Meitner ve İngiliz Otto Frisch, çekirdek bölünmesini (nükleer fisyon) tanımladı.

Frederic Joliot-Curie zincirleme nükleer reaksiyonu buldu.

Franco, Madrid'e girdi, İspanya'da iç savaş bitti.

İtalyan birlikleri, Arnavutluk'u işgal etti.

Almanya ve Sovyetler Birliği arasında, saldırmazlık anlaşması imzalandı.

Almanya'da, ilk tepkimeli uçak denemesi yapıldı. Heinkel HE 178 tipi uçak, saatte 750 kilometre hıza ulaştı.

Almanya, Polonya'yı işgal etti ve 2. Dünya Savaşı başladı.

Naziler, akıl hastalarına ötenazi uygulanmasını kabul ettiler, onbinlerce insan öldü.

İngiltere ve Fransa, Almanya'ya savaş ilan ettiler.

Sovyetler Birliği, Ribbentrop-Molotov Antlaşması'nın gizli bir maddesi gereğince Polonya'ya saldırdı.

Psikanalizin bulucusu, Avusturyalı psikolog ve sinir hastalıkları uzmanı Sigmund Freud öldü.

Hitler ve Stalin, Polonya'yı paylaştılar.

1940

Sovyetler Birliği, Finlandiya'ya saldırdı. Saldırı, tarihe ''Kış Savaşı'' olarak girdi.

Victor Fleming'in yönettiği, başrollerini Vivian Leigh ve Clark Gable'ın paylaştığı ''Rüzgar Gibi Geçti'', Hollywood'da gösterime girdi.

Ephesos Yöresindeki Mağaralar « Efes (Ephesos)

1970 yılında keşfedilen Kuşini Mağarası, Selçuk’tan İzmir’e giden asfalt yolun 7. kilometresinden sağ tarafta çok uzaklardan görülebilmektedir. Ephesoslular tarafından Romalılar zamanında mermer ocağı olarak kullanılmış Kuşini Mağarası’nın önünde, mermer artıkları üç ayrı yığın oluşturmaktadır. Mağara, içerisinden tonlarca mermerin alınması sonucunda insan emeği ile meydana getirilmiştir. Girişte bulunan görkemli bloklar, mağara önünü kısmen kapatmaktadır. Mağaranın içinin genişliği 100 m., derinliği 40 m., yüksekliği girişte 40 m. kadardır.

Tavanın çökmemesi için, mağara girişinde sütun görevi yapan çok büyük bloklar oluşturulmuştur. Kuşini Mağarası’nın tarihlemesi, yarı kesilmiş bloklara, tahta çivilerin çakılması için açılan yarıklara, duvarlardaki çalışma izlerine dayanılarak yapılmaktadır. Büyük bir olasılıkla Romalılar zamanında, Ephesos kentinin en yüksek düzeye eriştiği M.S. 2. yüzyılda buradan mermer alındığı anlaşılmaktadır.

Kuşini Mağarası ile Selçuk Kenti arasındaki bölgede yer alan Kurudağ’ın güney yamacında doğal bir oluşum gösteren Damlataş Mağarası bulunmaktadır. Mağaranın girişi oldukça küçük olduğu için içerisi karanlıktır. Uzun yıllardan beri damlayan su taneciklerinin oluşturduğu sarkıt ve dikitler çoktur. Mağaranın genişliği 60 m., derinliği 40 m., kadardır. Tabanda yapılan yüzey araştırmasında bol sayıda keramik ile Hellenistik ve Roma yağ kandilleri ele geçmiştir.

Kurudağ Damlataş Mağarası, elde edilen buluntulardan anlaşıldığına göre Grek ve Romalılar zamanında M.Ö. 400 yıllarından M.S. 400 yıllarına kadar kült yeri olarak kullanılmıştır.

1977 yılında yapılan bir yüzey araştırmasında ise, Selçuk- Şirince Köy yolu kenarında bir mağaranın varlığı anlaşılmıştır. Sütini veya Sütkaya adıyla tanınan bu mağara Selçuk merkezinden itibaren Şirince Köyü yolunda 2 km. kadar ilerleyince yolun sol tarafındaki Ahmet Ak’a ait bağ evinin arkasındaki tepenin üzerinde yer almaktadır. Evden mağara ağzına kadar olan uzaklık yaklaşık olarak 700 m. kadar olup, kayalık olan bu bölge uzaklardan görülebilmektedir.

Sütini’nin girişi yanyana iki delikten meydana gelmektedir. Mağaranın içine bilimsel anlamda araştırma yapabilmek için 1982 yılında girilmiştir. Mağara girişinin hemen 5 m. üzerinde bir kaya mezarlığının olduğu tespit edilmiştir. Mezar daha önceden soyulmuş olup, 2 m. yüksekliğinde 1,9 m. genişliğinde ve 3,3 m. uzunluğundadır.

Sütini Mağarası’na girebilmek için girişte gittikçe daralan bir deliğe doğru 2 - 3 m. ilerledikten sonra birkaç metre sürünmek, daha sonrada büyük taş bloklara tırmanmak gerekmektedir. Bu engeller aşıldıktan sonra birden genişleyen bir bölme ile karşılaşılmaktadır. Bu holün duvarlarında kayalar üzerine yazılmış yazıtlar bulunmaktadır. Arkaya doğru bir set şeklinde yükselen bu holün sonunda bulunan dar bir delikten 15 - 20 m. aşağıya doğru inildiğinde küçük bir bölmeye ve buradan daha aşağıya doğru inildiğinde de tekrar yine genişleyen bir hol ile karşılaşılmaktadır. Burada da yine yazıtlar bulunmaktadır. Bu holün devamında yine kısmen genişleyen yazıtları bulunan diğer bir bölme daha bulunmaktadır. Bu bölmeden itibaren mağara derinlere doğru devam etmektedir.

Mağaranın girişinde renkli fresk kalıntıları bulunmaktadır. Tahrip olmuş figürlerin başlarına ait kalıntılardan anlaşıldığına göre, bunlar Hıristiyanlık Dini ile ilgili olup azizleri temsil ettikleri düşünülmektedir. İlk belirlemelere göre Bizans yazıtlarının çoğu graffiti biçimindedir. Ayrıca, haç işaretleri ve monogramlar görülmektedir. Yazıtlar, alt alta yazılmış adlar (Sotirikhos, Nikolaos, Mikhael Sergios, Theodosios gibi) ve tanrıya yakarış olarak belirlenmiştir. Bir yazıtta “Tanrının kölesi Sotirikhos” okunmaktadır. Bir başka yazıtta ise, “Ey İsa! yardım et” ifadesi kullanılmıştır. Bir yerde de “amen” kelimesi yazılmıştır.

oyunlar