Tarih

1. Dünya Savaşı Nedenleri « 20. Yüzyıl Tarihi

Osmanlı İmparatorluğu'nun yıkılıp yokoluşunu ve yıkıntıları üzerinde yeni bir bağımsız Türk Devleti'nin kurulmasını hazırlayan I. Dünya Savaşı, dünya tarihi açısından olduğu kadar, Türkiye açısından da büyük önem taşır.

Bu savaşın çıkışı, olayların büyük bir savaşa doğru akışı, Osmanlı İmparatorluğu'nun bu savaşa sürüklenişi, tarihsel bir gelişimin bir sonucudur. Bu savaş, Fransız Devrimi ve 25 yıla yakın süren devrim savaşlarının meydana getirdiği politik, sosyal ve ekonomik gelişmelerin devamlı ve doğal sonucu oldu.

Ulusalcılık hareketlerinin, liberalizmden daha büyük güç kazandığı, ulusal devletlerin hammadde kaynakları ve üretim mallarına pazar bulmak için yaptıkları mücadele, sömürgecilik ve emperyalizm adı altında 19. yüzyılının 20. yüzyıla bıraktığı kötü bir mirastı.

19. yüzyılın ikinci yarısında, İtalya ve Almanya siyasal birliklerinin kuruluşu, Avrupa dengesini bozmakla kalmadı, özellikle Balkan Uluslarının, ulusalcılık ve bağımsızlık hareketlerini kamçıladı. Avrupa'daki ekonomik-politik-askeri gelişmeler Alman-Avusturya-İtalyan yakınlaşmasına, Üçlü İttifak'ın kurulmasına yol açtı. Buna karşılık İngiliz-Fransız-Rus yakınlaşması da Üçlü İtilaf'ı oluşturdu.

1871'de Alman Birliği'nin kurulmasından sonra Başbakan Bismark, Almanya'yı Fransız-Rus birleşmesi karşısında bırakmamak, Fransa'nın Alsas-Loren'i geri almak için bir intikam savaşı çıkarmasına fırsat vermemek amacıyla, barışcı bir politika izledi. Slavcılık tehlikesi karşısında, 1879 yılında Avusturya ile bir Rus saldırısı tehlikesine karşı anlaştı.

1881'de Fransa'nın Tunus'u işgal etmesi, burada gözü olan İtalya'yı, Almanya'nın yanına itti. 1882'de Üçlü İttifak oluştu. Bu antlaşma 1892, 1907, 1912 yıllarında üç kez yenilendi. Fakat İtalya, 1902 yılında Fransa ile gizli bir antlaşma yapmıştı.

Bismark'ın politikası 1890'a kadar sürdü. Yeni Alman İmparatoru II. Wilhelm, Bismark'ın politikasını beğenmediği için onu görevden uzaklaştırdı ve böylece Almanya'nın da politikası değişmiş oldu. Almanya'nın, Avrupa'nın en güçlü kara devleti oluşu, endüstrisinin her geçen gün dünya piyasalarında İngiliz mallarına üstün gelmesi ve özellikle Alman Savaş Donanması'nın denizlerde İngiltere'ye rakip olması, Kırım Savaşı'ndan beri Avrupa sorunlarıyla ilgilenmeyen İngiltere'yi uyandırıdı.

Üçlü İttifak'a dayanarak Avrupa'da üstünlük kurmaya çalışan Almanya, 1894'ten sonra, Fransız-Rus, Fransız-İngiliz ve en son 1907 yılında İngiliz-Rus Antlaşmalarıyla oluşan Üçlü İtilaf Bloku ile karşılaştı. Bismark'ın korkulu rüyası gerçekleşmiş oldu ve Almanya böylece Avrupa'da çember içine alınmış oldu.

Güçlenen Almanya ekonomisi için kendisine "hayat alanı" olarak Osmanlı İmparatorluğu'nu seçmişti. Bu nedenle Osmanlı Devleti ile yakın ilişkiler kurup, İngiltere'nin Hindistan yolu için büyük tehlike olan, "Bağdat Demiryolu" projesini kabul ettirmişti. Böylece Üçlü İttifak'la, Üçlü İtilaf'ın çıkarlarının çatıştığı önemli bir alan da Osmanlı İmparatorluğu oluyordu.

1905 yılından itibaren, Almanya'nın her olayda karşı tarafla arası açıldı. Fas Buhranları'nda birşey elde edemeyen Almanya, Balkan Savaşları'nın çıkmasına da engel olamadı. Oysa, Balkan Savaşı, Almanya'ya ekonomik açıdan büyük zarar vermişti. Ayrıca Bağdat-Berlin Demiryolu'nun gerçekleşmesi de, Almanya ile Bulgaristan'ın dost olup olmamalarına bağlı idi.

1914 yılına gelindiğinde, blokların çatışmasının temel sorunları olan ekonomik çıkar, Alsas-Loren sorunu, üstünlük kurma, deniz silahlanması, Fas Buhranları, Bağdat Demiryolu sorunu, Balkanlar'da Avusturya-Rusya çatışması, Balkan Savaşı gibi nedenlerden dolayı, savaşın çıkması yalnızca bir bahaneye bakıyordu.

Savaşın yakın nedeni de hazırdı. Avusturya'nın Sırbistan üzerindeki üstünlüğünü sürdürmek ve kendi sınırları içindeki Sırpların yaşadığı şehirleri kaybetmemek için her fırsatta Sırbistan üzerine baskı yapıyordu. Bu sürtüşmeler, 28 Haziran'da Avusturya-Macaristan Veliahtı Franz Ferdinant ve eşinin bir Sırplı tarafından öldürülmesi nedeniyle, dünyayı 4 yıl kana bulayacak bir savaşa dönüştü.

Sırp sorununu kökünden çözmek isteyen Avusturya, Almanya'nın da aynı görüşte olduğunu öğrenince Sırbistan'na 23 Temmuz'da sert bir nota verdi. İçişlerine karışma hükümleri taşıyan bu nota, Rusya'nın Sırbistan'ı yalnız bırakırsa, Balkanlar ve Boğazlar üzerinde Almanya-Avusturya egemenliği kurulucağı endişesiyle, Sırbistan'ı desteklemesi üzerine reddedildi.

Rus desteğini sağlayan Sırbistan, seferberlik ilan edince de Avusturya, Sırbistan'a 28 Temmuz'da savaş ilan etti. Almanya'nın uyarılarına rağmen Rusya'nın 30 Temmuz'da seferberlik ilan etmesi üzerine Almanya, 1 Ağustos'ta Rusya'ya savaş ilan etti. Aynı tarihlerde Fransa da seferberlik ilan etmişti.

Fransa'ya Belçika üzerinden saldırmayı planlayan Almanya, Belçika'ya bir nota vererek, bütün zararlarının ödeneceğini ve toprak bütünlüğüne dokunulmayacağı konusunda güvence vererek, topraklarından geçiş izni istedi. Belçika, bunu reddedince de 3 Ağustos'ta Belçika'ya saldırdı. Bunun üzerine İngiltere, 4 Ağustos'ta Almanya'ya bir nota vererek Belçika'yı boşaltmasını istedi. Almanya bu isteği reddedince, İngiltere aynı gece Almanya'ya savaş ilan etti. Böylece Avrupa Savaşı çıkmış oldu.

Başlangıçta hemen herkes bu savaşın 19. yüzyıldaki gibi cephe savaşları olacağını, en çok 1-1,5 yıl süreceğini sanıyorlardı. 1871'den beri Avrupa, uzun bir barış dönemi geçirmişti. Bu arada ekonomik ilişkiler, teknik buluşlar, savaş sanayiinin gelişmesi ile yeni savaş silahlarının tahrip gücü artmış, savaş yöntemleri değişmişti.

Bu savaş, yalnız Avrupa Topraklarında kalsaydı belki bu tahminler doğru çıkabilirdi. Fakat savaşın gerek yer, gerekse zaman bakımından sınırlarını büyüten bir olay oldu. Osmanlı İmparatorluğu, kısa bir süre sonra savaşa katıldı. Bu yüzden savaş bir Dünya Savaşı oldu. Daha savaş başladığı zaman kuvvetler dengesi, İtilaf Devletleri'nin tarafına ağır basıyordu.

Almanya, Avusturya-Macaristan'ın toplam nüfusu 120 milyon kadardı ve savaş için tüm kaynakları Avrupa'da sahip oldukları topraklarda idi. Halbuki İngiltere, Fransa ve Rusya'nın oluşturduğu İtilaf Devletleri'nin yalnızca Avrupa Topraklarındaki nüfusları 238 milyon idi.

Ayrıca sömürgelerde sınırsız hammadde ve insan kaynakları bulunduğu gibi, savaşın ilk üç yılında ABD de kendilerine büyük ekonomik destek sağladı. Almanya'nın kara ordusu güçlü olmakla beraber, Rusya'nın da zengin insan kaynakları bulunuyordu. Denizlerde ise tek başına İngiltere bile üstün durumdaydı.

Savaş başladıktan sonra İngiltere, denizlerde üstünlüğü sağladı. Savaşı kim daha zengin kaynaklara sahipse onun kazanacağı daha Marn Savaşı'nda anlaşılmıştı.

Lübnan « Ülkeler Tarihi

Lübnan'ın en eski tarihi Fenikeliler'le başlar. Fenikeliler'den sonra Lübnan'a sırasıyla Âsurlular, Yeni Babilliler, Persler, Makedonyalılar ve Romalılar sahip oldular. Hazret-i Ömer zamanında, 643 yılından itibaren Suriye'nin fethi için gönderilen İslam orduları, aynı tarihlerde Lübnan'ı da fethetti. Bu arada Suriye'den göç eden Maruni Arapları, Lübnan Dağlarının kuzey bölgelerine yerleştiler. Bugünkü iç karışıklıkların sebepi olan Dürziler ise on birinci yüzyılda güneyden Lübnan'a girdiler.

Lübnan daha sonra Haçlı saldırılarına maruz kaldı ve birçok küçük Haçlı devletçikleri kuruldu. Bunlar da Memlukler zamanında özellikle Baybars ve Kalavun dönemlerinde temizlendi. Osmanlı Devletinin ilk olarak Müslümanların halifesi unvanına da sahip olan padişahı Yavuz Sultan Selim Han, 1516 ve 1517'deki Mısır Seferi sırasında Memlük Devletine son vermiş ve Lübnan'ı da Osmanlı sancağı yapmıştı.

Osmanlı adalet ve idaresindeki Lübnan, özel bir statüye sahipti. Otonom idare sistemiyle yönetilirdi ve ayrı bir vergi (haraç) sistemine tabiydi. Dolayısıyla Lübnan, refah seviyesi yüksek, türlü kolaylıklara sahip ve harplerden uzak bir halde sakin bir sancaktı. Komşu bölgelerin insanları akın akın Lübnan'a göç ederek nüfusu arttırmaya başladı. Bu kadar rahatlığa rağmen Fakreddin Maan adlı bir Dürzi yönetiminde iken, Osmanlı Devletiyle münasebetleri bozuldu. Maan, 1613'te Osmanlı ordusunun korkusuyla İtalya'ya kaçtıysa da 1618'de geri döndü. Mısır'a kadar sınırlarını genişletti. Nihayet 1633'te gerekli cezası verildi.

1799'da Napolyon'a karşı Akka'da, Lübnan idarecilerinden olan Başir-II muharebe ederek Fransızlar bozguna uğratıldı. Lübnan tam 402 yıl Osmanlı idaresi altında kaldı. Son dönemlere doğru Lübnan'da sayıları artan Dürzi ve Maruniler, isyanlar çıkarmaya başlamıştı. Fransızlar Marunileri, İngilizler ise Dürzileri destekliyorlardı. Nihayet Birinci Cihan savaşı sonunda Lübnan, Fransız mandası altına girdi. 1926'da çıkan Dürzi Atraş Paşa isyanı büyük bir katliam sonucu bastırıldı.

Kıtalara hakim Osmanlı Devleti yıkılınca, bütün bölgelerde olduğu gibi Lübnan'da da idari sistem tamamen bozularak karışıklıklar arttı. Sultan İkinci Abdülhamid Han zamanında Osmanlı Devletinin en büyük ve en gelişmiş şehirlerinden biri olan Beyrut, savaş alanına döndü. 1941'de Fransa mandası altında bağımsız oldu. 1943'te manda da kaldırıldı, seçimler yapıldı. Hükumet ve idari sistemde dinlerin eşit etkisi esas olmak üzere hazırlanan Milli Pakt (1943'te) kabul edildi.

Buna göre, Lübnan batı ile dost olan Arap Birliği üyesi bir devlet oluyordu. 1945'te Birleşmiş Milletlere katıldı. Arap-İsrail savaşında,Arap devletleri safında İsrail'e taarruz etti. Savaşın sonunda yurtsuz kalan 400.000 Filistinli, Güney Lübnan'da mülteci kamplarına alındı. Bugün dış güçlerin müdahalesi ile Lübnan iç savaşı, tedavisi mümkün olmayan kangren haline gelmiştir. 1975'ten bu yana iç savaş muhtelif şekiller değiştirerek devam etmektedir.

Jean Calvin « Dinler Tarihi

1509-1564 yılları arası yaşamış İsviçreli teolog. Piskopos olan babasının etkisiyle küçük yaşta dinle ilgilenmeye başladı. 1523'te Paris'e giderek felsefe ve mantık eğitimi yaptı. Daha sonra, Orleans ile Bourges'da teoloji ve hukuk öğrenimi gördü. Stoacı düşünürlerden etkilendi. 1536'da Hristiyanlık üzerine yazdığı Hristiyan Dininin Bağlayıcı İlkeleri adlı kitabı ile ünlendi.

1541'de Cenevre Belediyesi'nin çağrısına uyarak bu kentte bir kilise okulu kurdu. Katolikliğe dönüş yönündeki baskılara kentin ancak Calvin'in önderliğinde direnebileceğini düşünen Cenevreliler ona yüklü bir maaş bağladılar. Calvin'in hazırladığı yeni kilise yönergeleri 1561'de kent meclisince kesin biçimde onaylandı. Yeni düzene göre kilise hiyerarşisinde dört aşama yer alıyordu: Öğreti uzmanları, vaizler, disiplin kurallarından sorumlu yaşlılar ve sosyal-hayır işlerini yürütmekle görevli diyakozlar.

Reform kilisesinin hızla büyümesi, bu gelişmeye maddi destek sağlamak amacıyla, vaizlerin sözcüsü olarak kent meclisinin toplantılarına katılan Calvin, pek çok siyasal kararda etkili oluyordu. 1541-1555 arası Cenevre'deki karşıtlarını etkisizleştiren Calvin, başka ülkelerde görüşlerini yaymaya yöneldi. Özellikle Fransa'da etkili oldu ve 1559'da Paris'te, sarayın gözleri önünde toplanan Calvinci ilk ulusal sinod, ulusal bir itikatname ve yönerge benimsedi.

1560'larda sağlığı iyice kötüleşen Calvin'in sorumluluklarını paylaşmaya başlayan Beza, 1564'te onun ölümünden sonra Calvenciliğin önderliğini üstlendi. Calvin, dinin yalnızca inanç değil, aynı zamanda bir eğitim-öğretim sorunu olduğunu öne sürdü. Papalığı ve o güne dek var olan mezhepleri eleştirerek reformlar yapılmasını önerdi.

oyunlar