Yazının İcadı « Genel
Harfler bir ülkeden öteki ülkeye, bir ulustan öteki ulusa geçerken bir başka gezi daha yapıyor. Taşların üzerinde papirüse, papirüsten mumlu levhalara, mumlu levhalardan parşömene ve parşömenden de kağıda geçiyorlardı. Kumlu toprağa ekilen bir ağaç,killi ve bataklık bir alana ekilen ağaçtan nasıl değişik şekilde büyürse; harfler de taştan kağıda geçen süreçte öylece görünüşlerini ve biçimlerini değiştirdiler. Taş üstünde dik ve dümdüz yükseliyor, kağıdın üzerinde yuvarlaklaşıyordu. Balmumu üzerinde de yıldız biçiminde kıvrıldılar. Balçık üstünde çivileştiler, yıldız iğne biçimi aldılar. Hele kağıt ve parşömen üzerinde sürekli kıllık ve biçim değiştirdiler.
Yazı yazmak için çok çeşitli araçlar kullanılmıştır. Hiç elimizden düşürmediğimiz kağıt kalem dünün icadıdır. Biraz daha öncelere, ilk insanların resimlerden yazının henüz doğmakta olduğu çağlara dönersek o zaman yazı yazmanın inanılmayacak kadar zor olduğu görülür. Çünkü o günlerde bu iş için gereken araçlar yoktu. Herkes, ne ile neyin üzerinde nasıl yazacağını kendisi düşünüp bulmak zorundaydı.
O dönemin araçları arasında taş, koyunun kürek kemiği,balçık yaprağı,çanak çömlek parçaları, yırtıcı hayvan derileri ve ağaç kabukları gibi şeyler hep bu dönemde kullanılıyordu. Bütün bunların üzerine sivriltilmiş bir kemikle ya da çakmak taşıyla kaba bir resim çiziktirmek mümkündü. İslam Peygamberi Hz.Muhammed, kutsal kitap Kuran-ı Kerim'i koyunları kürek kemiği üzerine yazdırmıştı. Eski Yunanlılar, halk toplantılarında oylarını şimdi yapıldığı gibi kağıt üzerine değil de, çanak çömlek (ostrakon)lar üzerine yazarak verirlerdi.
Papirüs bulunduktan sonra bile birçok yazarlar,yoksulluk yüzünden yazılarını çanak çömlek parçaları üzerine yazmak zorunda kalmışlardı. Eski yunan bilginlerinden birinin kitap yazmak için evindeki bütün çanak çömleği kırdığını anlatırlar. görevle Mısır'da bulunan eski Romalı asker ve memurlar; bir aralar, papirüs yetersizliğinden hesap pusulalarını çanak çömlek parçaları üzerine yazmışlardır.
Ama palmiye yaprakları ile ağaç kabukları yazı yazmaya çok daha uygundu. Papirüs bulunmadan çok önce bunların üzerine iğne ile yazı yazılmaktaydı. Hindistan'da bir çok kitap palmiye yaprakları üzerine yazılmıştı. Yaprakların kenarları bir ölçüde kesildikten sonra iplikle dikiliyordu. Bu kitabın kenarları altınla yaldızlanır ya da renk renk boyanırdı. Böylece çok güzel bir kitap meydana gelmiş olurdu. Ormanca zengin olan ülkelerde kayın ve ıhlamur ağacı kabuklarından yapılmış yapraklar üzerine yazı yazılırdı.
Bununla birlikte çok eski çağlardan itibaren bir yazı yazma yöntemi vardır;onu bügünde kullanmaktayız. Bu taş üzerine yazı yazmadır. Taştan kitap, kitapların en uzun yaşamlısıdır. Bunda 4000 yıl önce, eski Mısır mezar tapınaklarının duvarlarına yazılmış olan upuzun hikayeler günümüze kadar gelmiştir.
ÇAMURDAN KAĞIDA DOĞRU
İnsanlar çok eskiden beri taştan daha hafif, ama onun kadar dayanıklı bir "nesne" aradılar. Tunç üzerine yazmayı denediler. Bir zamanlar sarayları ve tapınaklarını süslemiş olan üzerleri yazılı tunç levhaları bugün de görmek mümkündür. Bazen bu levhalardan birinin bütün bir duvarı kapladığı da olurdu. Levhanın iki yüzüne yazı yazılmışsa, levha bir zincirle asılırdı.
Anlatırlar; Fransa'da Blois kentinde, tunçtan bir kilise kapısı vardır. Bu kilise kapısı bir kitabı andırır. Kapının üstünde Kont Etienne ile Blois kenti arasında yapılmış bir antlaşma yazılıdır. Bu antlaşma gereğince halk, Kont'un şatosu etrafına bir duvar çekmeyi kabul ediyor; buna karşılık Kont da şaraptan aldığı vergiyi halka bağışlıyordu. Şarabı içenler çoktan dünyadan göçtüler, etrafındaki duvar yıkıldı. Buna karşılık tunç kapının kanadı üzerinde kazılmış olan antlaşma hala durmaktadır.
Bir ilginç yazı yazma yönetimi daha vardı
Bir zamanlar Dicle ile Fırat boylarında yaşayan Asurlularla Babilliler çok eskiden kullanmışlardı. Koyuncuk'ta, eski başkent Ninova yıkıntıları arasında Austen Henry Layard adlı bir İngiliz, Asur hükümdarı Asur Banibal'ın kitaplığını buldu. Bu, içinde bir yaprak kağıt bile bulunmayan çok ilginç bir kitaplıktır. Bu kitaplığın bütün kitapları lüleci çamurundandı.
Lüleci çamurundan oldukça büyük ve kalın levhalar hazırlanırdı. Yazıcı yazısını üç köşeli sivri çomağıyla bu levhaların üzerine yazardı. Çomak, çamurun içine batırılıp hızla çekilince kalın başlayıp incecik kuyruk halinde biten bir iz meydana gelirdi. Babilliler ve Asurlular böylece çok çabuk yazı yazarak çivi yazısının düzgün ve incecik satırlarıyla levhaları (tabletleri) doldururlardı. Bu iş bittikten sonra daha dayanıklı olması için çömlekçiye verilirdi. Eski Asurlular da çömlekçiler kitap pişirirlerdi. Böylece taş gibi dayanıklı kitaplar oluşurdu.
Asurlular balçık üzerine yalnız yazı yazmazlar, basma da yaparlardı. Değerli taşlardan, kabartma resimlerle süslü merdane biçiminde mühürler kazırlardı. Bir antlaşma yaptıklarında bu merdaneyi balçık tablet üzerinden geçirirlerdi. Böylece tablet üzerinde çok iyi seçilebilen bir mühür çıkardı. Basmalar üzerindeki desenler bugün bu yolla yapılmaktadır. Rotatif basma makinesi de bu türde çalışmakta ve yazılar merdanenin üzerinde bulunmaktadır.
PAPİRÜS BULUNUYOR
Mısırlıların icat ettikleri kitap ise çok garipti. Uzun, çok uzun ve yüz metrelik bir şerit düşünün: Bu şerit kağıttan yapılmışa benzerse de bu genelde "acayip" bir kağıttı. Elinize alıp ışığa tutarsanız,incecik bir çok çapraz çizgilerden yapılmış karelerden meydana geleceği görülecektir. Bir parçasını koparırsınız, gerçekten de tıpkı hasıra benzeyen bir takım-eritlerden örülü olduğu kolayca anlaşılır. Görünüşte bu kağıt; sarı, parlak ve perdahlıdır. Balmumu levhalar gibi kolay kırılabilir de...
Üzerindeki satırlar şeridin uzunluğunca değil de, dikine; onlarca, hatta yüzlerce sütunlar halinde yazılmıştır. Eğer satırlar şeridin uzunluğunca yazılmış olmasaydı, her satırı okumak için şeridin bir başından öteki başına kadar gidip gelmek gerekirdi. Bu garip kağıt kendisinden daha garip bir bitkiden elde ediliyordu. Nil kıyılarının bataklık yerlerinde çıplak, uzun gövdeli ve tepesinde püsküllü olan yine garip görünüşlü bir bitki yetişmekteydi. Bu bitkinin adı papirüstü. Dil bilim olarak da kelime bir çok dilimize geçmiştir. Papier (Almanca ve Fransızca), paper (İngilizce) olarak dünya dillerinde örnekleri vardır.
YAZI YAZMADA İLK ARAÇLAR
Mumu bilmeyenimiz yoktur. Balmumundan bir kitabı görenlerimiz ise çok azdır. Yağ gibi eritilebilen bir kitap, tuğla kitaplardan da, şerit kitaplardan da çok daha yadırgatıcıdır. Romalıların icat ettiği balmumundan kitapların neredeyse geçen yüzyılın başarında, Fransız devrimine kadar kullanıldığını bilenler pek azdır. Balmumundan kitap bizim cep defterimiz büyüklüğünde birkaç levhadan yapılmıştır. Her levhanın ortasında buraya sarı ya da siyaha boyanmış balmumu doldurulurdu. Bu levhaların iki köşesinde delikler vardır. Bu deliklerden geçirilen kurdelalarla, levhalar birbirine bağlanarak bir kitap halini alırdı. Birinci ve sonuncu levhanın dış yüzeylerinde balmumu bulunmazdı. Böylece kitap kapandığında balmumu iç yüzündeki yazıların silinmesinden korkulmazdı.
Bu levhaların üzerine neyle yazılıyordu. Kuşkusuz mürekkeple değil. Bu iş için bir ucu sivriltilmiş, öteki ucu yuvarlaklaştırılmış çelik kalemler kullanılıyordu. Kalemin sivri ucu ile yazar, yuvarlak ucu ile de düzeltir ya da silerlerdi. İşte bizim silmek için kullandığımız lastiklerin ilklerinden biri de buydu. Balmumu yazı tahtaları çok ucuzdu. Dolayısıyla karalamalar, notlar günlük hesaplamalar bunların üzerine yazılıyordu. Roma'ya uzak Mısır'a getirilen papirüs pahalıydı. Bu yüzden de yalnız kitap yapmakta kullanılıyordu.
Ancak şimdi kurşun kalemin ve ucuz kağıdın ortaya çıkışından sonra balmumu levhalardan vazgeçilebildi. Oysa, bir kaç yüzyıl öncesine kadar hiçbir öğrenci kemerinde bir balmumu levha olmadan edemezdi. Daha papirüsün en parlak döneminde ona zorlu bir rakip türemişti. Parşomen!!!
Çok eski zamanlardan beri çobanlıkla geçinilen uluslar yazılarını evcil ve yaban hayvanı derileri üzerinde yazarlardı. Ama derinin yazı yazmaya uygun bir madde;yani parşomen haline gelebilmesi için iyice terbiye edilmiş olması gerekti. Bakın bu nasıl olmuştu:
ANADOLU YİNE ÖNDE
Eski Mısır'ın İskenderiye kentindeki kitaplıkta bir milyona yakın papirüs tomarı bulunuyordu. Bu kitaplığın zenginleşip büyümesinde, Ptolome Sülalesi'nden gelen Firavunlar çok çalışmışlardı. Böylece İskenderiye kitaplığı uzun yıllar boyunca dünyanın en önde gelen kitaplığı oldu. Fakat bir süre sonra bir başka kitaplık,Anadolu'daki Bergama kenti kitaplığı onunla yarışmaya başladı.
O sırda hükümdarlık eden Mısır Firavunu, Bergama kitaplığını acımasızca cezandırmaya karar verdi ve ülkesinden papirüs gönderilmesini yasakladı. Bergama hükümdarı da buna karşılık şöyle bir önlem düşündü: Yurdunun en usta adamlarını yanına çağırıp koyun yada keçi derisinden papirüs yerini tutacak ve yazı yazmaya yarayacak bir madde hazırlamalarını buyurdu. İşte o günden sonra Bergama, dünyaya parşomen satan bir yer haline geldi. Yunanca "pergament adını alan Parşomen,doğduğu kentin (Pergamon) adını alarak böyle icat olmuştu. Kısa bir süre sonra Parşomeni katlanabileceği ve defter haline getirilebileceği anlaşıldı. Ayrı ayrı yapraklardan dikilmiş kitap da böyle ortaya çıktı.
Zamanla Mısır'da Papirüs daha az üretilmeye başlandı. Hele Araplar Mısır'ı aldıktan sonra Mısır'dan Avrupa ülkelerine olan papirüs gönderilişi büsbütün durdu. İşte ancak o gün parşomen kesin bir zafere ulaştı. Bu, pek de olumlu bir zafer değildi. Roma imparatorluğu,bu olaydan bir kaç yüzyıl önce kuzeyden ve doğudan gelen yarı ilkel kavimlerce yıkıma uğratılmıştı.
Bitmez tükenmez savaşlar bir zamanlar zengin olan kentleri ıssız bir duruma getirmişti. Her geçen yıl yalnız bilginlerden değil, okuma-yazma bilenlerinin sayısını da azaltmıştı. Parşomen, kitap kopya etmeye yarayan biricik araç olarak kaldığında, onun üstüne yazı yazacak kişi de hemen hemen kalmamış gibiydi. Romalı kitapçıların büyük kopya işlikleri çoktan kapanmıştı. Yalnız kral saraylarında, ağdalı bir dile mektuplar yazan yazıcılar kalmıştı. Bundan başka, kuytu ormanlar da ya da ıssız vadilerde kaybolmuş manastırlarda sevap işlemek için kitap kopya eden keşişlere de rastlamak mümkündü.
KİTAP...KİTAP!!!
O çağlarda kullanılan mürekkep de Romalıların ya da Mısırlıların kullandıkları mürekkepten ayrıydı. Parşomen üzerine yazmak için deriye iyice sinen ve silinmesi kolay olmayan, özel dayanıklı bir mürekkep icat olunmuştu. Bu mürekkep, bugün de bir çok mürekkeplerin yapıldığı gibi mazı soyundan (mürekkep kozası), demirsülfattan ve reçineden (ya da Arap zamkından) yapılırdı.
İşte artık kağıdın icat edilmiş olduğu günlerden kalma eski bir elyazmasında bulunan ve o zaman ki mürekkeplerin nasıl yapıldığını anlatan bir reçete: "Mazıları bir Ren şarabı içine atarak güneşe ya da sıcak bir yere bırakınız. Elde edilecek sarı suyu bir bezden süzdükten sonra ve mazıları da ezdikten sonra bu suyu başka bir şişeye doldurunuz. Bunu, unla karıştırmış, demir sülfat katınız. sık sık,bir kaşıkla karıştırınız. Güzel bir mürekkep elde etmiş olursunuz. Mazıların yeter derecede, Ren şarabının da mazıların içinde kaybolacak miktarda olması gerekir. İstediğimiz ölçüyü tutturabilmeniz için demir sülfatı azar azar koyunuz. Mürekkebi kaleminizle kağıdın üzerinde bir deneyiniz. İstediğiniz kadar siyah olmadığını görürseniz, koyultmak için bir reçine tozu katınız, sonra da dilediğinizi yazınız!"
Bu eski mürekkebin şaşırtan bir özelliği vardı. O mürekkeple yazıldığından önceleri yazının rengi çok soluk olurdu. Aradan bir süre geçtikten sonra yazı kararırdı. Bizim şimdiki mürekkeplerimiz ise ,içlerine boya katabildiğimiz için daha iyidir. Bu nedenle de bunları yalnız okuyan değil, yazan da iyi görebilir. Bir dönemler nasıl papirüs parşomene yenildiyse,eninde sonunda parşomen de yerini hepimizin bildiği kağıt'a bırakmak zorunda kaldı.
ÇİNLİLER KAĞIDI YAPIYOR
Kağıdı ilk yapanlar, Çinlilerdir. 2000 yıl kadar önce ,daha Avrupa'da Yunanlılar ve Romalılar ünlü Mısır papirüsleri üzerine yazı yazarken, Çinliler kağıt yapmayı çoktan biliyorlardı. Kağıt yapmak için bambu lifleri, bazı otlar ve eski paçavralar kullanılıyordu. Bunları, bir dibek içinde suyla karıştırıp hamur haline getiriyorlardı. Bu hamurdan da kağıt yapılıyordu. Burada kalıp olarak incecik bambu kamışıyla ipekten kafes şeklinde örülmüş çevreler kullanılıyordu.
Kalıbın üzerine kağıt kurumadan biraz dökülüp liflerin birbirine yapışması ve keçe haline gelmesi için kalıp her tarafa eğilirdi. Su, kafesin deliklerinden akar, kafesin üstünde de ıslak kağıt tabakası kalırdı. Bu tabakayı dikkatle kaldırır, bir tahtanın üzerine serer ve güneşe kurutulardı. Sonunda bu kurutulmuş kağıt yapraklarından bir tomarını tahtadan yapılmış bir baskı aracının altına koyarlardı.
Kağıt Asya'dan Avrupa'ya gelinceye kadar birçok yıllar geçti. Bu iş bazı aşamalardan geçti: 704 yılında Araplar, Orta Asya'da Semerkant kentini aldılar. Orada ellerine geçirdikleri bir çok ganimet arasında kağıt yapmanın sırrını da alıp ülkelerine götürdüler. Bu yolla Arapların eline geçen kağıt nedeniyle Sicilya, İspanya ve Suriye gibi ülkelerde kağıt fabrikaları kuruldu. Suriye'nin Avrupalıların Bambiç diye adlandırıldıkları Manbiç kentinde de bir fabrika kurlmuştu.
Arap tacirleri karanfil, biber ve güzel kokular gibi doğu mallarıyla birlikte Avrupa'ya Manbiç kağıdı da götürüryorlardı. Kağıtların en iyisi bütün tabakalar halinde satılan Bağdat Kağıdı sayılıyordu. Mısır'da çeşitli kağıt türleri yapılmaktaydı. Bunların arasında çok büyük tabakalar halinde yapılan "İskenderiye kağıdı"ndan tutun da, güvercin postalarında kullanılan küçücük tabakalara kadar her türlü kağıt vardı.
Bu tür kağıt eski paçavralardan yapılmaktaydı. Siyah benekli bir rengi vardı. Işığa tutulduğunda, yer yer paçavra parçaları bile görülüyordu. Avrupa'nın kendi kağıt fabrikaları ya da o günlerin deyimiyle "kağıt değirmenleri" görülünceye kadar aradan yüzyıllar geçti. Artık XIII. yüzyılda bu tür kağıt değirmenlerini görmek mümkündü.
BASKININ ÖNDERİ
Bu sıralarda Almanya'nın Mayence kentinde Johanm Gensfleich Gutenberg adlı bir adam kendi bastığı kitabı; yani, baskı makinesiyle basılan ilk kitabı gözden geçirmekteydi. Harflerin biçimiyle kitabın düzenli elyazması kitapları çok andırıyordu. Fakat aralarındaki fark yine de uzaktan bile görülüyordu. Siyah ve okunaklı harfler törene çıkmış askerler gibi düzgün ve dimdik duruyorlardı. Yazıcının (hattat) yazı kalemiyle savaşa tutuşan baskı makinesi çok kısa zamanda onu alt etti. Çünkü elle ancak uzun yıllar süresice yapılan kocaman eserler,baskı makinesinde bir kaç günde bastırabiliyordu.
Git gide el yazması bir kitapla baskı makinesinde basılan bir kitap arasındaki benzerlik gittikçe azaldı. Yavaş yavaş harfler yazmak çok zordu. Oysa, baskı makinesi bunu kolayca yapabiliyordu. Böylece kocaman, kalın kitapların yerini baskı makinesinde basılmış, harfleri okunaklı küçük kitaplar aldı.
Elyazması kitaplardaki her resmi, ressamlar yapmak zorundaydı. Baskı makinesinden basılan kitaplarda ise elle yapılan resimlerin yerini gravürler aldı. Yazı yazan makine,yani baskı makinesi, aynı zamandan resim yapan makineye dönüştü. Böylece birkaç saat içinde yüzlerce gravür" yapmak" mümkün oluyordu. Bütün bunlar kitapları ucuzlattı. Günümüzün kitaplarında gördüğümüz başlıklar, iç kapaklar, dış kapakklar, gömme başlıklar, bizi hiç şaşırtmaz. Sayfa başındaki sayılar bize çok doğal görünür. Kelimeleri virgülleri gördüğümüzde de "Bu da ne oluyor" diye şaşırmazsınız herhalde.
Oysa kitaplarda iç kapağın başlığın ,gömme başlıkların ve virgüllerin olmadığı dönemler vardı. Bütün bunların ne zaman ve niçin ortaya çıktığını kesin olarak söylemek bile mümkündür. Sözgelişi, dış kapak 1500 yılında şu nedenle ortaya çıkmıştır. Eskiden kitaplar basılmaz yazılırdı. Bunlar büyük bir çoğunlukla satış için değil,ısmarlama olarak yazılırdı. Bu yüzden kitap yazanın kitabı reklam etmesine hiç gerek yoktu.
Basımevleri için durum daha da farklıydı. Bir basımevi yüzlerce, binlerce sayıda kitap basılıyordu. Hem bu bastığı kitaplar ısmarlama olarak değil,doğrudan doğruya satış içindi. Bu kitaplara alıcı bulmak gerekliydi. Bunun için kitabın adını, birinci sayfaya büyük harflerle basmak gerekiyordu. İşte böylece kitap kapağı ortaya çıkmış oldu. O dönemde kitabın ilk sayfası kitapçı dükkanının kapısına asılırdı. Bu, kitabın çıkışını bildiren bir ilan demekti.
Kitabın çıkışıyla, şu ana kadar elde ettiğimiz bilgilerin çoğunu bu yolla elde etmiş olduk. Kitaplar belki elektronik bir ortama geçebilir. Şu an hali hazırda e-books dediğimiz teknolojik aletler kullanılmakta. Ancak bir geçek var ki, yazının ölümsüzlüğü... Belki sözcüklerin, belki de düşüncelerin eninde sonunda vücut bulacağı ve kullanacağı yazılardır.. Geçmişin zorluklarıyla geleceğimize pencere açarsak, yazının icadını aklımızdan çıkarmayalım.
Alfabenin Doğuşu « Tarihi Gizemler
Zaman: İÖ 2. binyıl başları
Mekân: Mısır ya da Filistin
insan alfabetik yazının nasıl başladığı konusunda hep meraklı olmuştur. "Tarihin babası" Herodotos, Fenikelilerin Yunanistan'a Kadmos adında bir adamla geldiklerini, yazıyı ve diğer sanatları onların getirdiğini yazar. JOSEPH NAVEH, 1975
Yazının kökeni muammalarla doluysa da, ilk alfabe bilmecesi hepsinden şaşırtıcıdır. Bunun eski Yunanlılar yoluyla modern dünyaya eriştiği iyi bilinmektedir -alfabe kelimesi Yunan dilinin ilk iki harfi olan alfa ve beta'dan türemiştir- ama alfabenin Yunanistan'da ilk kez nasıl ortaya çıktığı, Yunanlılar'ın sesli ve sessiz harflere harf eklemeyi nasıl akıl ettikleri ve daha da temelde, ilk alfabe fikrinin İÖ 2. binyılda Akdeniz'in doğu ucundaki Yunan-öncesi topluluklarının akıllarına nasıl geldiği konusunda hiçbir bilgimiz yoktur.
Bilimadamları bu sorulara yaşamlarını adamışlarsa da, elde edilen kanıtlar kesin sonuca varmayacak kadar azdır. Alfabe Mezopotamya (çivi yazısı), Mısır (hiyeroglif) ve Girit yazılarından mı (Lineer A ve B) çıkmıştır? Yoksa bilinmeyen bir tek kişinin aklına "öylece" mi gelmiştir? Ve alfabe neden gerekli görülmüştür?
Bu, en yakın olasılık gibi gözüken, ticari bir zorunluluk muydu? Diğer bir deyişle, ticaret, Babil çivi yazıları ve Mısır hiyerogliflerinde daha kolay bir alışveriş kayıt yolu mu gerektirmişti? Ya da Akdeniz çevresinde birbirleriyle ticaret yapan çeşitli imparatorlukların ve grupların dillerini yazmanın kolay bir yolu olduğu için mi?
Eğer öyle ise, Yunanistan'ın ilk alfabetik kitabelerinde ticaret ve alışveriş konusunda hiç iz olmaması şaşırtıcıdır. Gerek bu gerek diğer fikirler bazı araştırmacıları Yunan alfabesinin İÖ 8. yüzyılda Homeros'un sözlü destanlarını kaydetmek için icat edildiğini söylemeye götürmüştür.
(Solda) Suriye'de Halep'te çağdaş bir çarşı. Alfabe eski Filistin, Lübnan ve Suriye'nin pazarlarında ülkelerarası ticareti, çok dilli pazarlığı ve kayıt tutmayı kolaylaştırmak ihtiyacından mı doğmuştur? (Sağda) Dünyanın ilk alfabetik yazısı bu mu? Mısır'da Vadi el-Hol'dan İÖ 1900-1800 yıllarına ait bir kitabe.
EFSANEDEN VARSAYIMA
Kanıt yokluğunda boşluğu anekdotlar ve efsaneler doldurmuştur. Yetişkinlerin varolan yazılarındaki önyargılara ve çıkarlara sahip olamayacakları için sık sık çocukların alfabenin mucitleri olduğu da söylenmiştir.
Bir olasılık da, Kuzey Suriye'de çivi yazısı öğrenmekten bıkan parlak zekâlı bir Kenanlı çocuğun Mısır hiyerogliflerinde tek sessiz harfleri temsil eden az sayıda sembol fikrini alıp kendi Sami dilinin temel sessiz harfleri için yeni simgeler icat etmiş olmasıdır.
Belki de bunları ilk kez eski bir sokağın tozları arasına çizmiştir: Basit bir ev resmi, Sami "beth"i (alfabenin "be"si) "b" simgesi olmuştur. How The Alphabet Was Made'de [Alfabe Nasıl Yapıldı!} Rudyard Kipling'in çocuk kahramanı Taffimai "ses-resimleri" adım verdiği şeyler çizer. A harfi ağzı açık bir sazanbalığıdır.
Taffimai babasına bunun "ah" sesi çıkardığında açık ağzına benzediğini söyler. O harfi yumurta ya da taş biçimlidir ve babasının "oh" dediği zaman ağzının aldığı biçimdir. S harfi yılana benzer ve yılanın çıkardığı tıslama sesinin karşılığıdır: Taffimai işte böyle olmayacak bir tarzda bütün alfabeyi tamamlar.
Ortaya çıkan Kuzey Sami Alfabesi'nden, Fenikeliler'in, İsmailoğulları'nın ve Aramiler'in siyasal yönden güçlenmeleriyle ve ticaretin de gelişmesi sonucunda Kenan, Arami, Güney Sami alfabeleri ya da Seba ve Yunan alfabeleri ortaya çıktı.
Batı dünyasının alfabeleri ise Yunan alfabesi yoluyla, büyük bir olasılıkla Fenike alfabesinin gelişmesiyle oluşacaktı. Şair William Blake Jerusalem'de şöyle yazar: "Tanrı... esrarengiz Sina'nın korkunç mağarasında/ İnsana o harika yazı sanatını verdi." British Museum'daki küçük bir sfenks Blake'in en azından alfabenin yeri konusunda haklı olduğunu göstermişti.
Sfenks 1905'te Mısırbilimci Sir Flinders Petrie tarafından uygarlıktan çok uzak bir köşede, Sina'da Serabit-el-Hadim'de bulunmuştu. Petrie, Mısırlılar zamanında işletilen eski turkuvaz madenlerinde kazılar yapıyordu. Sfenks'in 18. Hanedan'ın ortalarına ait olduğunu tahmin ettiyse de, günümüzde İÖ 1500 yılından kaldığı düşünülmektedir. Bir yanında garip bir yazı vardır.
Öteki yanında ve ön ayakları arasında yine yazılar ve "turkuvazın hanımefendisi, Hathor'un sevgilisi" olarak okunan Mısır hiyeroglifleri yer alır. Bu ıssız yerin kayaları üzerine şunlara benzeyen başka yazılar da kazınmıştı:
Petrie, bulunan yazının 30'dan az simgeden ibaret olduğu için bir alfabe olduğunu tahmin etti. Bu madende çoğunlukla köle olarak Kenan'dan (günümüzdeki İsrail ve Lübnan) gelen Samiler'in çalışmış olduğunu bildiği için yazıda kullanılan dilin bir Sami dili olduğunu düşündü.
On yıl sonra başka bir Mısırbilimci olan Sir Alan Gardiner, "proto-Sinaitik" simgeleri dikkatle inceledi ve bazıları ile Mısır hiyeroglifleri arasında benzerlikler olduğunu gördü. Gardiner, her simgeye, simgenin Mısır dilindeki anlamının Sami dilindeki kelime karşılığını verdi (Kitabı Mukaddes araştırmalarından çok sayıda Sami kelimeleri biliniyordu):
Bu Sami adların, İbrani alfabesindeki harflerin adlarıyla eş olması Gardiner'i şaşırtmadı. İbraniler'in İÖ 2. binyılın sonlarında Kenan bölgesinde yaşadıkları biliniyordu. Ancak adların aynı olmasına rağmen, İbrani harflerinin biçimlerinin proto-Sinaitik simgelerden farklı olması bu iki yazı arasındaki bağlantının çok açık ve kesin olmadığını göstermektedir.
Gardiner'in varsayımı ona Serabit el-Hadim sfenksindeki yazılardan birini çevirme olanağı vermiştir:
İngilizce çeviriyazıda bu simgeler, sesli harfleri çıkarılmış "Baalat" olacaktır, İbrani ve diğer Sami dilleri yazılarında sesli harf bulunmaz, okuyanlar dili bildikleri için sesli harfleri tahmin ederler. Gardiner'in okuduğu yazı mantıklıydı: Baalat, "Hanım" demektir ve Sina bölgesinde, tanrıça Hathor'un Sami dilindeki adıdır. Böylece sfenks üzerindeki yazı iki dilli olarak görünmektedir.
Ancak malzeme eksikliği ve proto-Sinaitik simgelerden çoğunun hiyerog-lifik karşılıkları olmadığı için daha fazla bir çözüm mümkün olmamıştır. Bilimadamlarının, bu çizgilerde Çıkış hikâyesini bulma umutları kırılmıştır. Ancak Musa'nın da On Emir'i taş levhalara yazmak için proto-Sinaitik yazıya benzer bir yazı kullanmış olması mümkündür.
Gardiner'in 1916'da yaptığı tahminin doğru olup olmadığını hâlâ bilemiyoruz. Petrie'nin Sina'daki keşiflerden onlarca yıl sonra yazının Mısır hiyeroglifleri ile ilk alfabeler arasındaki "kayıp halka" olduğu düşünülmüştü. (Bunlar Suriye kıyısında bugünün Ras Şamra'sı olan Ugarit'te İÖ 14. yüzyılda kullanılan 30 simgeli çivi yazısı alfabesi ve Kenan'da Fenikeliler'in İÖ 2. binyıl sonlarında 22 sessiz harfli alfabeleridir.)
Ancak Sina'da ıssız bir madende çalışan -ve herhalde cahil olan- işçiler bir alfabe yaratmış olabilirler mi? Lübnan ve İsrail'deki daha sonraki keşifler alfabenin Sinaitik kuramının romantik bir hikâye olduğunu göstermiştir.
İÖ 17. ve 16. yüzyıl tarihlerinden kalma olduğu saptanan bu yazılar, o zaman Kenan topraklarında yaşayan insanların alfabeyi icat ettiklerini göstermektedir ki, bu da mantıklı olacaktır. Bunlar Mısır, Hitit, Babil ve Girit imparatorluklarının yol kavşaklarında yaşayan kozmopolit tüccarlardı.
Varolan bir yazı sistemine bağlı değillerdi, öğrenmesi kolay, yazması hızlı ve fazla karışık olmayan bir yazıya ihtiyaçları vardı. Her ne kadar kanıtlanmış değilse de, (proto-) Kenanlılar'ın alfabeyi ilk kullananlar olmuş olmaları mümkündür.
(Solda) İlk alfabe muamması. 1905'te Sina'da bulunmuş bir sfenkste, ilk alfabe olduğu sanılan, Mısır hiyeroglifleriyle akraba proto-Sinaitik simgeler vardır. Bunları Kenanlı Sami madenciler kazımıştır. Alfabe Mısır'da mı, yoksa Filistin'de mi doğmuştur? (Sağda) Rudyard Kipling'e göre alfabenin doğuşu.
MISIR'DAN YENİ KANITLAR
Ancak son zamanlarda eski Mısır'daki yeni keşiflerle durum iyice karışmıştır ve şimdi Gardiner kuramının elden geçirilmiş bir şekli mümkün görünmektedir. Yale Üniversitesi'nden arkeolog John Co-leman Darnell ile karısı Deborah, 1999'da Güney Mısır çölünde eski seyahat yollarını araştırırken Thebes'in batısında Vadi el-Hol'da alfabetik yazıyı andıran örnekler bulduklarını bildirmişlerdir. Yazının tarihi ÎÖ yaklaşık 1900-1800'dür ki, bu da Lübnan ve İsrail'deki kitabelerden çok daha önce olmasıyla en eski alfabe yazısı olduğunu gösterir.
İki kısa metin, bir Sami yazısıyla yazılmıştır ve uzmanlara göre harfler Mısır yazısının yarı-bitişik yazı biçimine benzemektedir. Yazarın bir grup paralı askerle dolaşan bir katip olduğu sanılmaktadır (firavunlar hesabına çalışan pek çok paralı asker vardı).
Eğer bu kuram doğruysa, o zaman alfabe fikrinin Mısır hiyerogliflerinden esinlendiği ve Filistin'de değil, Mısır'da icat edildiği anlaşılmaktadır. Ancak bu yeni kanıtlar da kesin değildir ve başka kitabelerin aranmasına devam edilmektedir. Alfabenin kökeni (ya da kökenleri) muamması henüz çözülmemiştir.
Türkçe'nin alfabelerine göz atacak olursak, çok farklı alfabeler kullanıldığını görürüz. 5-6. yüzyıllarda kullanılan Göktürk yazısı, Cermenler'in kullandığı rünik alfabeye benzer. 8-15 yüzyıllar arasında kullanılan Uygur yazısı, Arami alfabesinden türeyen Soyal yazısının son biçimlerinden biridir. Uzun süre Arap alfabesiyle yazılan Türkçe, Türkiye devletiyle birlikte Latin alfabesiyle yazılmaya başlanmıştır.
Pek çok dilin ülkesi: Alfabenin doğduğu İÖ 1500 yıllarında Ortadoğu.
1981-1999 Kronolojisi « 20. Yüzyıl Tarihi
1981
Cezayir'in Başkenti'nde ABD, Tahran'daki 52 rehinenin serbest bırakılması için İran'a 10 milyar dolar vermeyi kabul etti.
Kosova'da, ilk öğrenci gösterileri başladı.
Fransa'da 5. Cumhuriyet'in kuruluşundan sonra ilk kez Sosyalist Parti'den François Mitterand, cumhurbaşkanı seçildi.
Papa Jean-Paul II'ye, St-Pierre Meydanı'nda suikast girişiminde bulunuldu.
İsrail Hava Kuvvetleri, Fransa'nın gönderdiği Osirak Reaktörü'nü barındıran, Irak'taki Tamuz Nükleer Araştırma Merkezi'ne saldırdı.
Vietnam'da çıkan tayfunda 200 bin kişi öldü.
Mısır Cumhurbaşkanı Enver Sedat, Ekim 1973 İsrail-Arap Savaşı anısına düzenlenen askeri geçit töreni sırasında, aşırı dinciler tarafından öldürüldü.
General Jaruzelski, Polonya Başbakanı, Savunma Bakanı ve İşçi Partisi 1. Sekreteri oldu.
İsrail, Golan Tepeleri'ni işgal etti.
1982
İngiliz Yönetimi ve Vatikan arasında 1531'de kesilen diplomatik ilişkiler yeniden kuruldu.
Müslüman Kardeşler Örgütü, Suriye'de ayaklanma başlattı, yaklaşık 30 bin kişi öldü.
İngiltere ve Arjantin arasında, Falkland Savaşı çıktı.
İsrail, 15 yıl önce işgal ettiği Sina Yarımadası'ndan çekildi.
İsrail Birlikleri Lübnan'a girdiler ve Beyrut'u kuşattılar.
Lübnan Devlet Başkanı Beşir Cemayel, seçimle görev başına geldikten 22 gün sonra Beyrut'ta düzenlenen bombalı bir saldırı sonucu, 19 kişiyle birlikte öldü. Bir hafta sonra, yerine kardeşi Emin Cemayel geçti.
Yüzlerce sivil Filistinli, Sabra ve Şatila'daki kamplarda, Hıristiyan Falanjist militanlar tarafından katledildi. Bölge İsrail Ordusu'nun denetimi altındaydı.
Helmut Kohl, Batı Almanya Başbakanı oldu.
Tahran'da patlayıcı yerleştirilen bir kamyon havaya uçtu. 60 kişi öldü, 700 kişi yaralandı.
İspanya'da ilk defa, bir sol parti iktidara geldi, Felipe Gonzales'in İspanyol Sosyalist İşçi Partisi, ezici bir üstünlükle seçimleri kazandı.
18 yıldan beri SSCB'nin bir numaralı ismi Devlet Başkanı Leonid Brejnev öldü, yerine Yuri Andropov geçti.
Polonya'da liman işçilerinin lideri Lech Walesa, 11 ay gözaltında kaldıktan sonra serbest bırakıldı.
Felipe Gonzales, İspanya'da ilk sosyalist hükümeti kurdu.
1983
Pershing 2 Füzeleri, İngiltere'de SSCB'ye karşılık olarak konuşlandırıldı.
ABD Başkanı Ronald Reagan, Stratejik Savunma Girişimi (SDI) programını ortaya attı. SSCB'nin kıtalararası balistik füzelerini uçuşlarının çeşitli aşamalarında yoketmeye yönelik bir program olan SDI daha sonra ''Yıldız Savaşları''adını aldı.
ABD'de siyah Harold Washington, Chicago Belediye Başkanlığı'na seçildi.
Lübnan'ın Beyrut Kenti'nde ABD Büyükelçiliği'ne bir otomobille intihar saldırısı düzenlendi, 17'si Amerikalı 63 kişi öldü.
Rotasından sapıp, SSCB hava sahasına giren Kore Havayolları'na ait Boeing 747 tipi bir uçak, Sovyetler tarafından düşürüldü, uçakta 269 kişi bulunuyordu.
Polonyalı lider Lech Walesa, Nobel Barış Ödülü'ne layık görüldü.
Beyrut'ta patlayıcı yüklü 2 kamyon, Barış Gücü Karargahı'na düzenlenen intihar saldırısında havaya uçtu. 241 Amerikalı denizci ve 58 Fransız asker öldü.
Arjantin'de demokrasi geri geldi, Sosyal-Demokrat Parti lideri Raul Alfonsin, devlet başkanı oldu.
Lübnan'ın Tire Kenti'ndeki İsrail Karargahı'nda patlayıcı yüklü bir araç havaya uçtu, 62 kişi öldü.
Yaser Arafat ve 4 bin Filistinli, Trablus'u terketti.
1984
SSCB Komünist Partisi Genel Sekreteri ve Devlet Başkanı Yuri Andropov öldü.
Los Angeles Olimpiyat Oyunları'nda, Amerikalı zenci atlet Karl Lewis, 4 altın madalya kazandı.
Hindistan Başbakanı Indra Gandhi öldürüldü.
Ronald Reagan, tekrar ABD Başkanlığı'na seçildi.
Hindistan'ın merkezindeki Bhopal Kenti'ndeki Amerikan Union Carbide Şirketi'nin bir fabrikasındaki gaz kaçağı yüzünden ilk anda 1.750 kişi öldü. Bu felaket nedeniyle ölenlerin sayısı yaklaşık 7 bin kişiye ulaştı.
Güney Afrikalı zenci piskopos Desmond Tutu, Nobel Barış Ödülü aldı.
1985
Mihail Gorbaçov, Komünist Parti Genel Sekreterliği'ne seçildi.
Belçika'nın Heysel Stadı'nda, Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası finali için, İtalya'nın Juventus ve İngiltere'nin Liverpool takımları arasında yapılacak karşılaşma öncesinde İngiliz holiganlar, İtalyan taraftarlarına saldırdılar, olaylarda 39 kişi öldü.
Japon Havayolları'na ait Boeing 747 tipi bir uçak, Tokyo-Osaka hattında seyrederken düştü. Kazada 520 kişi hayatını kaybetti.
4 Filistinli, İskenderiye Limanı'ndan açılan İtalyan yolcu gemisi Achille Laura'yı kaçırdı. 480 kişiyi rehin alan ve bir Amerikalı Yahudi'yi öldüren korsanlar, 2 gün sonra Mısırlı yetkililere teslim oldular.
Kolombiya'daki Nevado Del Ruiz Yanardağı'nın patlaması sonucu 25.000 kişi öldü.
Malta'nın başkenti Valetta'da Mısırlı komandolar, önceki gün hava korsanları tarafından kaçırılan bir uçağa operasyon düzenlediler. 61 kişi öldü, 26 kişi yaralandı ve 1'i korsan 12 kişi kurtuldu.
Arjantin'de Alfonsin'in, 1976-1982 yılları arasındaki Malouine Savaşı'nda 1.500 kişinin ölümü ve 9.000 kişinin kaybolmasıyla ilgili olarak açtığı dava sonuçlandı. General Videla ve Amiral Massera, ömür boyu ağır hapis cezasına çarptırıldılar.
1986
İspanya ve Portekiz, AET'ye katıldılar.
Mario Soares, Portekiz Devlet Başkanlığı'na seçildi.
Filipinler Devlet Başkanı Marcos, Honolulu'ya kaçtı. Corazon Aquino, devlet başkanlığına seçildi.
İsveç Başbakanı Olof Palme, Stockholm'de öldürüldü.
F-11 tipi 18 Amerikan bombardıman uçağı, Trablus'taki askeri mevzileri bombaladı. Aralarında Kaddafi'nin evlat edindiği 15 aylık kızının da bulunduğu 37 kişi öldü.
Çernobil Nükleer Santrali'nde kaza meydana geldi. 30 kişi öldü. Çevrede oturan 48 bin kişi tahliye edildi.
Avusturya'da Kurt Waldheim, Hitler'in ordusunda görev yaptığının ortaya çıkmasına rağmen devlet başkanlığına seçildi.
Wole Soyinka, Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazandı. Soyinka, bu ödülü kazanan ilk Afrikalı oldu.
ABD'de İran-gate skandalı patladı. Bazı üst düzey yöneticiler, İran'a silah satmakla ve Nikaragualı isyancılara finansman sağlamakla suçlandı.
1987
ABD, SSCB'nin önerisini kabul etti, Asya ve Avrupa'da konuşlandırılmış ve menzili 500-5 bin 500 kilometre olan bütün füzeler imha edildi.
25 bin İranlı hacı, Mekke'deki büyük Camii'nin yollarını tıkadılar ve Suudi Arabistan güvenlik güçleriyle çatıştılar, 402 kişi öldü.
Nükleer dönemin ilk gerçek silahsızlanma anlaşması olan Washington Antlaşması imzalandı.
1988
SSCB Devlet Başkanı Gorbaçov, Cenevre'de Afganistan ve Pakistan arasında imzalanan anlaşma uyarınca, Sovyet Birlikleri'nin 15 Mayıs'tan itibaren 10 ay içinde Afganistan'dan çekileceğini açıkladı.
290 kişi taşıyan İran Havayolları'na ait A-300 tipi bir yolcu uçağı, Körfez'deki ABD Donanması tarafından yanlışlıkla düşürüldü.
Doping yaptığı tespit edilen Kanadalı sprinter Ben Johnson'un, Seul Olimpiyatları'nda kazandığı altın madalya geri alındı. Johnson 100 metrede dünya rekoru kırmıştı.
George Bush, ABD Başkanı oldu.
Ermenistan'da deprem oldu, 35 bin kişi öldü ve 500 bin kişi evsiz kaldı.
Frankfurt-Londra-New York hattında uçan, Pan Am Havayolları'na ait Boeing 747 tipi uçak, İskoçya'nın Lockerbie Kasabası'nın üzerinde infilak etti. Uçakta bulunan 270 kişi öldü. BM, suçlu bulduğu Libya'ya, hava ambargosu uygulamaya başladı.
1989
Japonya İmparatoru Hirohito öldü, yerine oğlu Akihito geçti.
İspanyol sürrealist ressam Salvador Dali öldü.
Belgrad Yönetimi, Kosova'nın özerkliğini ortadan kaldırdı. Bölgede yapılan gösterilerde 24 kişi öldü.
Paraguay'da 1954'ten beri iktidarda olan diktatör Stroessner, General Rodriguez tarafından devrildi.
İran dini lideri Humeyni, Hindistan kökenli İngiliz yazar Salman Ruşdi hakkında ''Şeytan Ayetleri''adlı kitabı dolayısıyla ölüm fetvası yayınladı.
SSCB'de, 1917'den beri ilk milletvekili seçimleri yapıldı.
İran dini lideri Humeyni öldü.
Polonya'da ilk demokratik seçimler yapıldı. Todeusz Mazowiecki, başbakan oldu.
Çin'de, Tiananmen Olayları meydana geldi.
Polonya'da, General Jaruzelski, devlet başkanlığına seçildi, ancak yerini 9 Aralık'ta Lech Walesa'ya bıraktı.
Fransız Şirketi UTA'nın DC-10 tipi bir uçağı Nijer'deki Tenere Çölü üzerinde infilak etti. 170 kişi öldü. 8 yıl sonra Fransız yargıç Jean-Louis Brugiere, resmi olarak Libya gizli servisinin de olaylara karıştığını açıkladı.
Dalay Lama, Nobel Barış Ödülü'nü kazandı.
Berlin Duvarı yıkıldı.
ABD, Panama'ya askeri müdahalede bulundu ve General Manuel Antonio Noriega tutuklandı.
Romanya'da Diktatör Nikolai Çavuşesku devrildi ve eşiyle birlikte idam edildi.
Çekoslavakya Devlet Başkanlığı'na, Vaclav Havel getirildi.
1990
27 yıl tutsak kalan Güney Afrikalı siyah lider Nelson Mandela, özgürlüğüne kavuştu.
Nikaragua Devlet Başkanlığı'na, Violeta Chamorro seçildi.
Litvanya, bağımsızlık ilan etti.
İran'ın kuzeybatısındaki Gilan ve Zandjan Bölgelerinde deprem oldu, 40 bin kişi öldü.
Saddam Hüseyin'in birlikleri Kuveyt'i işgal etti.
İki Almanya birleşti.
1991
Körfez Savaşı başladı, 28 Şubat'ta Irak'ın yenilgisiyle sona erdi.
Hindistan eski Başbakanı Rajiv Gandhi öldürüldü.
Yugoslavya'da iç savaş başladı, Slovenya ve Hırvatistan tek yanlı olarak bağımsızlık ilan ettiler.
Gorbaçov'a darbe girişiminde bulunuldu.
Birmanya'da muhalefet yöneticilerinden Aung San Suu Kyi, Nobel Barış Ödülü aldı.
Kamboçya ile ilgili maddelerin yeraldığı Paris Antlaşması imzalandı.
Yakındoğu'da barış amacıyla yapılan Madrid Konferansı başladı.
Lübnan'da, İslami Cihad Örgütü tarafından 2.454 gün esir tutulan Amerikalı gazeteci Terry Anderson, serbest bırakıldı.
Gürcistan dışındaki 11 devlet tarafından imzalanan bir anlaşmayla SSCB'ye son verildi. Bağımsız Devletler Topluluğu kuruldu, Devlet Başkanı Gorbaçov, 4 gün sonra istifa etti.
1992
Cezayir'de, seçimlerin birinci turunu İslami Selamet Cephesi'nin (FIS) ezici çoğunlukla kazanması üzerine ikinci tur iptal edildi.
Salvador'da gerillalar ve hükümet arasında barış anlaşması imzalandı, iç savaş 75 bin kişinin ölümüne neden oldu.
Maastricht Antlaşması imzalandı. AET, AB adını aldı.
İtalya'da ''Temiz Eller''soruşturması başladı.
İsveç sosyalist modelinin babası eski bakan Gunnar Strang öldü.
Saraybosna kuşatıldı, Bosna-Hersek Savaşı başladı.
Marlene Dietrich öldü.
Cezayir Devlet Başkanı Muhammed Budiaf, Annaba'da bir söylev verirken vurularak, öldürüldü.
Bill Clinton, ABD Başkanlığı'na seçildi.
ABD Birlikleri, Somali'ye çıkarma yaptı.
1993
Kamboçya'da, 25 yıldan beri ilk kez, BM'nin koruyuculuğunda düzenlenen ilk demokratik seçimler yapıldı.
Belçika Kralı Baudoin öldü.
Oslo'da gizli görüşmeler yapan FKÖ ve İsrail Yönetimi, Filistin'e özerklik tanıyan bir bildiri imzaladılar. Beyaz Saray'da Yaser Arafat ve İzak Rabin el sıkıştılar.
1994
Meksika'daki Chiapas Yerlileri isyan ettiler.
Ruanda'nın başkenti Kigali'de içinde bulundukları arabanın havaya uçması sonucu Hutu etnik çoğunluğuna mensup Ruanda Devlet Başkanı Juvenal Habyarimana ve Burundi Devlet Başkanı Cyprien Ntaryamira öldü. Ertesi gün Hutu etnik grubu, tüm ülkede katliamlar yaptı. Nisan-Temmuz aylarında Tutsi soykırımı ve muhalefetteki Hutuların öldürülmesiyle yaklaşık 800 bin kişi hayatını kaybetti.
Güney Afrika Cumhuriyeti'nde her ırktan insanın katıldığı ilk seçimler yapıldı.
Manş Denizi'nin altındaki tünel açıldı.
Yaser Arafat, Filistin Toprakları'na geri döndü ve Gazze'de Filistin Özerk Yönetimi'ni kurdu.
Alexandr Soljenitsin, 20 yıl ABD'de sürgünde kaldıktan sonra Rusya'ya döndü.
Ürdün, Mısır'dan sonra İsrail'le bir barış anlaşması imzalayan 2. Arap Ülkesi oldu.
1995
Polonya'da, Lech Walesa, başkanlık seçimlerini kaybetti. Aleksandr Kwasniewski, devlet başkanı oldu.
İsrail Başbakanı İzak Rabin, Tel-Aviv'de bir Yahudi tarafından öldürüldü.
ABD'nin Dayton Eyaleti'nde tasarlanan ve 14 Aralık'ta Paris'te Franjo Tudjman, Slobodan Miloseviç ve Alia İzzetbegoviç'in imzaladıkları anlaşma, Bosna Savaşı'na son verdi.
1996
İsrail'de, Binyamin Netanyahu'nun partisi iktidara geldi ve Arap Ülkeleriyle imzalanan barış anlaşmalarını durdurdu.
Burundi'de, Binbaşı Pierre Buyoya, darbe yaptı.
Taliban milisleri, Kabil'i zaptettiler.
Peru'nun başkenti Lima'daki Japonya Büyükelçiliği'nde, aralarında 30 diplomat ve 2 Perulu bakanın da bulunduğu 683 kişi, Tupac Amaru Devrimci Hareketi Mensupları tarafından rehin alındı. 22 Nisan 1997'de Peru askerlerinin düzenlediği harekatla olay sonuçlandı. 17 kişi öldü.
Guatemala'da hükümet ve devrimci gerillalar arasında, 36 yıl süren ve 100 bin kişinin ölümüne sebep olan iç savaştan sonra barış anlaşması imzalandı.
1997
İngiltere'de, Tony Blair liderliğindeki İşçi Partisi, seçimleri kazandı.
Mobutu devrildi. Zaire, Kongo Demokratik Cumhuriyeti adını aldı.
Hong Kong, Çin Yönetimi'ne devroldu.
Mısır'ın Luksor Kenti'nde 68 kişi, aşırı dincilerin saldırısında hayatını kaybetti.
Galler Prensesi Diana, Dodi El Fayed'in de içinde bulunduğu aracın kaza yapması sonucu öldü.
1998
Sırp Kuvvetleri, Kosovalı Arnavutlara saldırı düzenlemeye başladılar.
Kanadalı yönetmen James Cameron'un ''Titanic''filmi 11 dalda Oscar aldı ve sinema tarihinin gişe hasılatı en yüksek filmi oldu.
Kuzey İrlanda'daki Katolik ve Protestanlar arasında Belfast'ta barış anlaşması imzalandı.
Kızıl Kmerler'in lideri Pol Pot öldü.
Hindistan, 5 nükleer deneme yaptı.
Brüksel'de EURO, Yunanistan, İngiltere, İsveç ve Danimarka dışındaki AB ülkeleri tarafından kabul edildi.
ABD'de Savcı Starr, Monica Lewinsky skandalı ile ilgili raporunu yayımladı.
ABD'de Nisan'da piyasaya sürülen iktidarsızlık hapı Viagra, Avrupa'da yasallaştı.
ETA, tek yanlı ve süresiz ateşkes ilan etti.
Mitch Tayfunu, Orta Amerika'yı kasıp kavurdu. Tayfun, 26 bin kişinin ölümüne sebep oldu.
Lordlar Kamarası, Şilili General Augusto Pinochet'in dokunulmazlık hakkından yararlanamayacağına karar verdi.
1999
Amerikan uçakları, 6 yıldan fazla bir süre sonra ilk kez, Irak'taki uçuşa yasak bölgelerde Irak uçaklarına füze saldırısı düzenledi.
Ürdün Kralı Hüseyin öldü.
Terör Örgütü PKK'nın başı Abdullah Öcalan, Türk Güvenlik Kuvvetleri tarafından, Kenya'nın başkenti Nairobi'de yakalandı.
NATO Genel Sekreteri Solana, Yugoslavya'ya yönelik hava harekatı başlatılması emri verdi.
Almanya Parlamentosu, Berlin'de restore edilen eski parlamentosu Reichstag'da çalışmalarına başladı.
Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesi, Yugoslavya Devlet Başkanı Slobodan Miloseviç'i, Kosova'daki vahşetin sorumlusu olmakla suçladı.
NATO'nun Kosova'ya düzenlediği operasyon, Sırp Birliklerinin Kosova'dan çekilmesi anlaşmasıyla sona erdi.
Fas Kralı II. Hasan öldü.
Çin, nötron bombası yaptığını açıkladı.
Marmara'da 7.4 büyüklüğünde deprem meydana geldi: 17 bin 118 ölü.
Yunanistan'ın başkenti Atina'da 5,9 büyüklüğünde bir deprem oldu.
Moskova'da 9 katlı bir binaya düzenlenen saldırıda 93 kişi öldü.
Moskova'da bir apartmana düzenlenen ve arkasında aşırı dincilerin bulunduğu saldırıda 118 kişi öldü.
Tayvan'da 7.6 büyüklüğündeki depremde 2.321 kişi öldü.
Rusya, Çeçenistan Operasyonu'nu başlattı.
Pakistan'da Genelkurmay Başkanı Pervez Müşerref, yönetime el koydu.
Düzce'de 7,2 büyüklüğünde deprem oldu: 374 ölü.
Çin, ilk insansız uzay aracının denemesini yaptı.
Yargıtay, terör örgütü başı Öcalan'a verilen idam cezasını onadı.
oyunlar