Tarih

Somali « Ülkeler Tarihi

Ülke, önceleri “Baharat Ülkesi” olarak biliniyordu. Bölgeye ilk olarak 750 yılında Galyalıların geldiği tahmin edilmektedir. Onuncu yüzyılda, Müslüman Arap orduları İslamiyeti yaymak için bu ülkeye de gittiler. Ülkeye yerleşen Müslümanlar bölgede bir süre Somali Sultanlığını kurdular.

On altıncı asırda Somali Sultanlığı, Etiyopya topraklarına girdi. Portekiz’den yardım alan Etiyopya 1542’de Müslüman ordularını ağır yenilgiye uğrattı. Aynı dönemde Somali’nin kuzey kıyılarının bir bölümü resmen Osmanlı egemenliğinde bulunuyordu. On dokuzuncu asırda batılı devletlerin Afrika ülkelerini sömürge haline getirmeleri büyük rekabete sebep oldu.

Somali’yi 1839’da işgal eden İngilizler sömürgelerine ekledilerse de Fransa ve İtalya ile yapılan savaşlar neticesinde 1884’te İtalya bölgeyi ele geçirdi ve yapılan anlaşmalar neticesinde 1885’ten 1927 yılına kadar İtalyanlar ülke topraklarını işgal altında tuttular. 1949 yılında Birleşmiş Milletler, Somali’nin bağımsızlığını onayladı ve ertesi yıl İtalyanlar ülkeden geri çekilmek mecburiyetinde kaldılar.

1969 yılında askeri ve polis gücünün Muhammed Siyad Barre başkanlığında müştereken yaptığı darbe sonucu meclis dağıtıldı. 1975 yılında ülkede iç olaylar ve anarşi birçok kimsenin ölümüne sebep oldu. Siyad Barre 1979’da Yeni Anayasayı yürürlüğe koydu ve ertesi sene resmen devlet başkanı seçildi. Diğer taraftan dış politikada ise 1977 yılında Somali ile komşusu Etiyopya’nın arası Ogaden bölgesi yüzünden açılmıştı. Etiyopya’ya yardım etmek üzere Sovyet birlikleri bölgeye geldiler.

Bu arada 11.000 Kübalı asker getirildi ve Somali aleyhine olmak üzere bölgede olaylar çıkarıldı. Sovyet yardımı ve desteği de olunca Somali birlikleri ve Etiyopya’daki Somalili gerillalar mağlup edildi. 1.5 milyon Etiyopyalı mülteci, Somali topraklarına göç etti. Bu arada Ogaden’da gerilla hareketleri bir müddet daha sürdü. Devlet Başkanı Muhammed Ziyad Barre, ülkedeki huzursuzlukların artması üzerine çok partili seçimlerin yapılacağını 1989’da açıkladı. 1991 Ocak ayında Ziyad Barre devrildi ve yönetime Ali Mehdi Muhammed geçici olarak el koydu.

Keramet Üniformada « İlginç olaylar

Keramet Üniformada
Mart 1973, Ankara

1960'lı yılların ikinci yarısı sol hareketin genel bir yükselişine de tanıklık ediyordu. 1965'den 1971'e kadar Adalet Partisi'nin tek başına iktidar olduğu bu yıllarda daha sonraki dönemlerde Süleyman Demirel'in her fırsatta övünerek işaret ettiği bir ekonomik kalkınma hızı (ortalama yüzde 7) ve düşük enflasyon (ortalama yüzde 5) vardı.

Bu koşullar kitleleri elindekiyle yetinmemeye, daha fazlasını talep etmeye teşvik ediyordu. 1961 Anayasasının sağladığı demokratik hak ve özgürlükler de bu mücadelenin yasal ve meşru yollardan yürütülmesine olanak sağlıyordu. Sosyalizmi savunan Türkiye İşçi Partisi'nin Meclis'te 15 milletvekili vardı ve böylece TBMM'de grubu bulunan partilerden birini oluşturuyordu.

Bu durum TİP'e büyük olanaklar sağlarken Meclis kürsüsünden emeğin ve solun sesi bir daha hiçbir dönemde bu kadar duyulmayacaktı. Nitekim daha sonra gerek seçim ve siyasi partiler yasası, gerekse de TBMM'nin iç tüzüğü hep bu birinci TİP döneminin tecrübeleri dikkate alınarak düzenlendi. Hatta Demirel "Ben muhalefeti TİP'ten öğrendim" diye itirafta bulunacaktı.

Sokaklar, fabrikalar ve üniversiteler de o zamana kadarki Türkiye tarihinin en hareketli dönemini yaşıyordu. Yeni çıkan sendikalar ve toplusözleşme yasasından yararlanan işçiler hızla örgütlenirken DİSK (Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu) dev adımlarla ilerliyordu.

Üniversiteler DEV-GENÇ'in karargahı durumundaydı ve sokaklar hemen her gün her çeşit miting ve yürüyüşe sahne oluyordu. Başbakan Demirel, "Sokaklar yürümekle aşınmaz" diyerek durumu pek önemsemediğini göstermeye çalışıyor, belki de çaresizliğini itiraf ediyordu.

Sonuçta 12 Mart 1971'de Türk Silahlı Kuvvetleri hükümete bir muhtıra verdi. Genelkurmay Başkanı Memduh Tağmaç'ın ağzından çıkan, "Sosyal uyanış ekonomik gelişmeyi aştı" sözleri muhtıranın da gerekçesini oluşturuyordu. Hükümet istifa edecek ve yerine partiler üstü bir "reform hükümeti" kurulacak ve topluma "fazla bol ve lüks" gelen Anayasada önemli değişiklikler yapılacaktı.

Yoksa ordu ülkenin yönetimini doğrudan üstlenecekti. Genelkurmay Başkanı ve Kuvvet Komutanlarının imzasını taşıyan bu muhtıra 12 Mart 1971 günü TRT'nin öğlen 13.00 haberlerinde okunduğunda hemen istifa eden Demirel, "şapkasını alıp, gitti."

Daha sonraları kendisini savunurken, o kendine özgü üslubuyla "Ne yapacaktım yani, benim kendime ait başka bir ordum mu vardı, komutanlara neyle karşı koyabilirdim" diyecekti. Bir kenara çekilerek hamle sırasının kendisine gelmesini bekleyecek, belki de köylülükten gelme bir sabır ile "Keser döner, sap döner, gün olur, devran döner" diye düşünüyordu.

14 Ekim 1973 tarihinde yapılan genel seçimlere kadar iki buçuk yılı aşkın bir süre Türkiye, adına "ara rejim" denilen ve esas olarak solun ve işçi hareketinin bastırılmasını hedefleyen bir "beyaz terör" dönemi yaşadı.

TİP kapatılarak yöneticileri tutuklandı, aydınlar üzerinde geniş bir baskı kurulurken adı solcuya çıkmış hemen herkes terörden nasibini aldı. Mümtaz Soysal'dan Uğur Mumcu ve Altan Öymen'e kadar çok sayıda kişi uydurma iddialarla tutuklanarak uzun süre hapishanelerde kaldı. Mahir Cayan ve arkadaşları Kızıldere'de öldürülürken

Deniz Gezmiş ve arkadaşları da idam edildiler. Anayasanın tanıdığı kimi demokratik haklar büyük ölçüde budandı. Ve tüm bunların ardından artık "ara rejim" normalleşmeye doğru giderken ordu yine pek rahat değildi. Tüm bu yapılanlara sahip çıkacak ve denetimi bir yerde elde tutacak bir güvence arıyordu. Mart 1973'te yapılması gereken Cumhurbaşkanlığı seçimleri bunun için uygun bir fırsat gibi görünüyordu. Cevdet Sunay'ın görev süresi 28 Mart 1973'te sona eriyordu.

Bu arada Genelkurmay Başkanı Memduh Tağmaç emekli olmuş, yerine Kara Kuvvetleri Komutanı Faruk Gürler geçmişti. Yeni Genelkurmay Başkanı Sunay'ın yerine Cumhurbaşkanı seçilirse 12 Martçılar Çankaya Köşkü'ne çıkmış olacaklar ve oradan durumu kontrolleri altında tutabileceklerdi.

O dönemde cumhurbaşkanı TBMM üyeleri arasından seçildiği için uygun yol Faruk Gürler'in kontenjan senatörü olarak atanmasıydı. Genelkurmay Başkanlığı'ndan istifa eden Gürler hemen Cevdet Sunay tarafından kontenjan senatörü olarak atandı ve cumhurbaşkanlığına aday oldu. Bunun öncesinde iki büyük parti, AP ve CHP ile yapılan temaslar Gürler'e umut vermişti. Çünkü onların desteği olmadan seçilmesi mümkün değildi.

Cumhurbaşkanlığı için TBMM'de ilk oylamanın yapılacağı gün bütün komutanlar izleyici localarında yerlerini alırken binanın etrafında da askeri birlikler gereken önlemleri almışlardı. Aslında iki büyük partinin liderleri Süleyman Demirel ve Bülent Ecevit, Faruk Gürler'in cumhurbaşkanı seçilmesine hiç de sıcak bakmıyorlardı.

13 Mart 1973'de Cumhurbaşkanlığı seçimi için yapılan ilk tur oylamada Adalet Partisi, Cumhuriyet Senatosu Başkanı Tekin Arıburun'u, Demokratik Parti ise Ferruh Bozbeyli'yi aday gösterdi. İlk turun sonuçları belli olduğunda Gürler açısından da durum açıklığa kavuşmuştu; Arıburun 292 oy alırken Gürler'e ancak 175 oy çıkmıştı. Bozbeyli de 45 oyla kendi partisinin desteğini alırken adaylardan hiçbiri seçilmek için gerekli oyu sağlayamamıştı.

İkinci ve üçüncü turlarda da durum değişmeyecek, ordudan gelen baskılar bir işe yaramayacaktı. Bunun üzerine seçilemeyeceğini anlayan Gürler adaylıktan çekildi. Ama AP ve CHP hiçbir aday üzerinde görüş birliği sağlayamadığı için seçim de kilitlenmişti.

Bu arada Anayasada değişiklik yapılarak Sunay'ın görev süresinin uzatılması düşünüldü. Bunun için gerekli Anayasa değişikliğinin Millet Meclisi'nden geçebilmesi için 300 oy gerekiyordu. Değişiklik önerisini 299 milletvekili destekleyince, öneri Millet Meclisi'nde bir oyla reddedilmiş oldu. Millet Meclisi'nde benimsenmeyen Anayasa değişikliği önerisi, usule uygun olmamasına karşın Cumhuriyet Senatosu'nda da oylandı.

Cumhuriyet Senatosu'ndaki görüşmeler sırasında İsmet İnönü Anayasa değişikliği yoluyla Sunay'ın görev süresinin uzatılması önerisine şiddetle karşı çıktı ve sonuçta öneri Cumhuriyet Senatosu tarafından da reddedildi.

Sunay formülü işlemeyince, AP ve CHP liderleri Anayasa Mahkemesi Başkanı Muhittin Taylan üzerinde anlaştılar. Ama Sunay, Taylan'ı kontenjan senatörlüğüne atamayı reddetti ve böylece bu yolla da cumhurbaşkanlığı seçimi krizi aşılamadı. Kriz derinleştikçe ne gibi gelişmelere yol açacağı belirsizdi ve iki büyük parti de telaşlanmaya başlamıştı.

28 Mart'ta görev süresi dolan Cevdet Sunay Çankaya Köşkü'nü vekaleten Cumhuriyet Senatosu Başkanı AP Senatörü Tekin Arıburun'a bıraktı ve tabii senatör olarak Faruk Gürler'in oturduğu Cumhuriyet Senatosu sıralarında yerini aldı.

Bunun hemen ardından Adalet Partisi, Cumhuriyet Halk Partisi ve Cumhuriyetçi Güven Partisi eski Deniz Kuvvetleri Komutanı ve Moskova Büyükelçisi, kontenjan senatörü Fahri Korutürk'ü ortaklaşa aday gösterdiler. Korutürk 6 Nisan 1973'te Türkiye'nin altıncı cumhurbaşkanı seçilirken cumhurbaşkanı olmak için henüz altı ayını doldurmadığı Genelkurmay Başkanlığı'ndan istifa eden Faruk Gürler de orgenerallikten "morgeneralliğe" terfi etmiş oluyordu.

"Morgeneral" olmak çok ağırına giden Gürler, fazla yaşamadı. Söylentiye göre kahrından ölmüştü.

O gün bugündür, asıl kerametin kendilerinde değil sırtlarındaki üniformada olduğunu bilenler Gürler'den daha dikkatli ve tedbirli davranıyorlar!

Rünik Yazı « Tarihi Gizemler

Zaman: İS 2.-9. yüzyıllar?
Mekân: Kuzey Avrupa, Grönland

Her rünik yazı için, onun üzerinde çalışan bilimadamları kadar çok yorum olacaktır. "RUNO-DİNAMİĞIN İLK KURALI"

Avrupa yazılarının çoğu Latin harflerinden oluşur. Bu da Latin yazısı ile bağları o kadar kesin olmayan önemli bir Avrupa yazısı olan rünik yazının varlığını hep gölgelemiştir. Daha 2. yüzyıldan başlayarak 16. hatta 17. yüzyıllara kadar Gotik, Danca, İsveççe, Norveççe, İngilizce, Frizce, Frankça'nın ilk aşamalarını ve Orta Germania'nın çeşitli kabile dillerini kaydetmek için rünik yazıyla yazılmış kitabeler bulunmuştur.

Bilinen rünik kitabelerin sayısı 5000'i aşar ve bunların hemen hemen hepsi kuzey ülkelerindedir. Bunların da büyük çoğunluğu İsveç'tedir ve sık sık yeni rünik yazılarla yazılmış taşlar keşfedilmektedir. Kitabelerin sayıları Norveç'te 1000, Danimarka'da 700 kadardır.

İzlanda'da nisbeten daha geç döneme ait altmış kitabe vardır ve Grönland ile Faroe Adaları'nda da rünik metinler bulunmuştur. Man Adası, Orkney Adaları, Shetland Adaları, İrlanda ve Western Adaları gibi Britanya Adaları'nda bulunanların çoğu İskandinav gezginlerinin eseridir.

Rünik yazının nerede ve ne zaman icat edildiğini bilmiyoruz. Romanya, Orta Almanya ve Rusya'da ilk dönem rünik yazılı nesneler bulunması yazının o genel bölgede, belki de Tuna sınırındaki ya da Vistül kıyılarındaki Gotlar tarafından icat edilmiş olacağını göstermektedir.

Bir başka varsayım da, Güney İsviçre ve Kuzey İtalya Alpleri vadilerindeki kitabelerde kullanılan rünik harflerle karakterlerin benzerliğine işaret edip icadı o bölgedeki latinleştirilmiş Cermence'ye bağlar. Hatta Etrüsk alfabesiyle de bir bağı olabilir. Üçüncü bir varsayıma göre rünik yazıyı bulanlar Danimarka'nın Cermen kabileleri, belki de Güney Jutland'da yaşayanlardır.

İlk kitabelerin çoğu bu genel bölgeden çıkmıştır ve erken rünik metinleri Danimarka'nın çeşitli bölgelerinden hâlâ çıkarılmaktadır. Ancak bütün rünik yazı araştırmacıları bir noktada hemfikirdirler: Latin alfabesinin, rünik yazı üzerinde bir etkisi olmuştur.



(Solda) İskoçya'dan Golspie No. 2. Bu II. Sınıf sembol taşında bir Pikt hayvanı, çift yüzlü baltası ve hançeriyle bir aslan ve balığa dönük Pikt adamı ile birbirlerine sarılmış ve kendi balık kuyruklarını ısıran iki yılan görülmektedir. (Sağda) 5. yüzyıldan kalmış olan gümüş ve emaye plakalar. Semboller bir çifte disk ve Z-asası ile bir ayıbalığı başıdır.

RÜNİK ALFABE

Rünik alfabenin en az üç türü vardır. Bunlardan İS yaklaşık 800'den önce Avrupa'nın kuzeyinde kullanılanı Erken ya da Ortik Germen (Toton) yazısı, 5. ya da 6. yüzyıldan yaklaşık 12. yüzyıla kadar İngiltere'de kullanılanı Anglosakson ya da Angıl yazısı, 8. yüzyıldan 12. ya da 13. yüzyıla değin İskandinavya ve İzlanda'da kullanılanı ise kuzey ya da İskandinav yazısı olarak adlandırılır.

Rünik alfabenin adını ilk altı harften alarak "fut-hark" olarak bilinen özel sıralı 24 harfi vardır:



(Üstte) İskoçya'da Strathclyde'de bulunmuş olan Hunterston broşu. İğnenin solundaki yazıda sahibinin adı olan Melbrigida yazılı olup sağındakiler rünik yazı taklididir.

Yukarıdaki örnekte soldan sağa doğru gösteriliyorsa da, ilk zamanlarında sağdan sola ve hatta boustrophedon (bir satırda soldan sağa, diğerinde sağdan sola) yazılmış da olabilir. Bir harf kimi zaman ters, hatta altüst çevrilebilir. Büyük ve küçük harfler arasında bir ayrım yapılmamıştır.

Harflerden bazıları (r, i ve b, rünik karşıtları gibi) Latin alfabesinin harfleriyle ilişkilidir. Diğerleri Latin harflerinin adaptasyonları olabilir: f,u (ters çevrilmiş Latin V), k (Latin C), h, s, t ve J (ters Latin L) gibi. Ama g, w, j ve p gibi bazıları aynı ses değeri olan Latin harflerine hiç benzemezler.

Yukarıda verilen ses değerleri yaklaşıktır: Erken dönem Cermen dillerinin sesleri modern İngilizce'de aynı değildir.

Rünik kitabeler genelde "okunabilirse" de -Etrüsk kitabelerinin okunduğu anlamda- erken dönem Cermen dillerini bilmediğimiz için anlamları çoğunlukla bilinememektedir. Günümüzdeki eldeki az ve belirsiz kanıta dayanarak bir tahmin yürütme anlamına gelen "rünik yazıyı okuma" deyiminin kökeni de budur.



İsveç'te Östergötland'da Rök taşı. Bilinen en uzun rünik kitabesi olan metin, Erken Viking Çağı'nda, Varin tarafından ölen oğlu Vaenod'un anısına yazılmıştır.

PİKT SEMBOL TAŞLARI

Piktler günümüzde İskoçya'yı oluşturan toprakların doğu ve kuzey kesiminde Caithness ile Fife arasında yaşamış bir halktır. Adlarının bedenlerini boyamalarından ya dövme yaptırmalarından kaynaklandığı sanılır. Bu halkın yarattığı sembol taşları rünik yazıdan çok daha karışıktır. Bunlar kayıp oldukları bildirilenlerle birlikte 630 tanedirler ve yalnızca 4. ile 9. yüzyıllarda Piktler'in hâkim olduğu İskoçya'da bulunurlar.

425 okunabilir sembol 50 farklı işaret grubuna ayrılabilir ve bunlardan en yaygını hilal ve V-asası, çifte disk ve Z-asası, "yunus", balık, ayna ve taraktır. Latin alfabesiyle bir benzerliği yoktur ve Pikt sembolleri genelde çifttir ve nadiren dörtlü grubu aşarlar - bu nedenle alfabetik olmaları pek düşük bir olasılıktır.

Belli başlı iki kitabe sınıfı vardır. I. Sınıf, cilalanmış kayalara ve Neolitik ve Bronz Çağı dikilitaşlarına kazılmış sembollerden oluşur. II. Sınıf, Hıristiyan sembolizmi taşır. Yerel bir taşın bir yüzüne oyulmuş bir haç ve çoğunlukla göz alıcı bir süsten ve I. Sınıfın sembollerinden oluşmaktadır. Taşın arkasında ya da yanında kimi zaman ikinci bir haça rastlanır.

Pikt dili 9. yüzyılda Pikt Krallığı'nın İskoçya'yla birleşmesinden sonra yerini Gaelce'ye bırakmıştır. Bu dil ortadan kaybolmuş olduğu için bu yazıların yorumu yalnızca sembollere dayanmaktadır. (Bazı taşlarda Ogham alfabesinden harfler vardır ama bunlar anlaşılamadığı için bu taşlar işe yarar "çift-dilli" taşlar değildir.)

Pikt sembolleri büyük bir olasılıkla daha sonraki armalarda olduğu gibi özel adları temsil edip önemli olayları anlatmaktadır. Bazılarının mezartaşları olduğu kesindir. Rünik yazısının aksine Pikt sembolleri tam bir yazı sistemi olmamıştır.



En yaygın Pikt sembolleri.

oyunlar