Düş-Zamanı Anıları « Tarihi Gizemler
Zaman: Ebedi
Mekân: Avustralya
Avustralya Aborijin sanatı bütün dünyaya sunulmuş dünyanın son büyük sanat geleneğidir. WALLY CARAUNA, 1993
Avrupalılar 1788'de Brîtanya Birinci Filosu'nun Botany Körfezine çıkmasıyla Avustralya'yı ele geçirdiklerinde, ülkeyi kendi Avrupalı değerlerine göre biçimlendirmişlerdir. Avrupalılar kıtanın haritasını çıkarmışlar, devasa araziyi tarlalara ve çiftliklere bölmüşler, sanki boş bir toprakmış gibi doğal yerlerine İngilizce adlar vermişlerdir. Aynı kültürel gelenekten arkeologlar ise, Aborijinler'in Avustralya'ya yerleşme tarihlerini tespit için ciddi bir kaygı içinde olmuşlardır. En son tahminleri 60.000 yıl ya da daha öncesidir.
Avustralya Aborijinleri'nin bazı konularda kendi görüşleri vardır. Yeryüzünün yaratılıp düzenlendiği, dere ve tepelerin yapıldığı, insanların kendi ülkelerine yerleştirildikleri Düş-Zamanı'ndan bu yana, burada olduklarını bilip söylemektedirler. Bu Aborijin kavramını ifade için kullandığımız "Düş-Zamanı", onların orijinal dillerinde kullandıkları sözcüğe göre, hiç de uygun bir çeviri değildir. "Düş", farklı ve doğru olan gerçekliğe uyanacağımız maddi olmayan bir dünyayı ima etmesiyle, elbette yanlış bir sözcüktür. " Zaman" da, geçmişte olan ve şimdiki zamandan ayrı olan belirli bir dönemi akla getirdiği için, tamamen yanlış bir sözcüktür.
Düş görmenin ayrılmaz bir parçası, burada olmanın "her zamanlığı", nesnelerin oldukları ve olmaları gerektiği gibi olmalarıdır. Zaman, yani ölçülmüş kronolojik zaman, zaman içinde değişiklik -arkeolojinin ve batı ampirik biliminin bu merkezi dayanakları- Aborijinler'in kastettiği zaman kavramının içine girmez.
(Solda) Düş-Yeri, her zaman değilse de, genellikle resimde görülen bu doğal kireçtaşı kayası gibi manzaranın belirgin bir noktasıdır. (Sağda) Ngalyod (Gökkuşağı Yılanı), Bruce Nabegeyo (1995). Gökkuşağı Yılanı, Düş-Zamanı hikâyelerinin başlıca unsurudur. Bu modern resimde Gökkuşağı'nın başı, yaratıkların en güçlüsü olan tuzlu su timsahının başı olarak resmedilmiştir.
DÜŞ-ZAMANI SANATI
Eski Avustralya Aborijinleri, eski kaya resimleri ve kaya oymalarıyla resimli bir kayıt bırakmışlardır. Resimlerdeki hayvanların ve kuşların çoğu bugün o topraklarda bulunmaktadır: Brolga ve krokodil, miğferli kakadu, Düş-Zamanı hikâyelerinde önemli olan yaratıklardır.
Sık rastlanan bir motif, kimi zaman bir çalı hindisi izi kadar küçük, kimi zaman bir emu ya da daha da büyük olan kuş izleridir. Bu sonuncular büyütülmüş emu izleri midir? Kimbilir belki de daha büyük bir kuşun izidir. Aşırı büyük ve insan ayağı biçiminde izleri de vardır.
Kuzey Avustralya'da Kakadu Milli Parkı ile çevresindeki bölgedeki kaya resimleri, en azından 4 bin yıllık, büyük bir olasılıkla çok daha eskidir. Daha eski resimlerde, 20. yüzyılda yalnızca Tasmanya'da kalan keseli, etobur Tasmanya kaplanlarının pek çok resmi vardır.
Avustralya kıtasında bir zamanlar varolan kaplan, insanların Güneydoğu Asya'dan köpek getirmesinden bu yana kaybolmuştur. Bu köpekler vahşi dingolar olmuş ve daha orta boylu bir yırtıcı hayvan olarak kaplan soyunu tüketmiştir. Dingonun Avustralya'ya geldiği dönemde Tasmanya, Buzul Çağı sonrasında deniz düzeyinin yükselmesiyle anakaradan ayrılmış olduğundan, hayvan Tasmanya'da yaşamaya devam edebilmiştir.
(Solda) Avustralya'da kaya resmi, yaşayan bir gelenektir. Kakadu Milli Parkı'ndaki bu büyük fresk l960'larda eski resimlerin üstüne yapılmıştır. (Sağda) Avustralya kayalarındaki insan ayak izleri, zamanın eskiliğini taşımaktadır. Bazılarının üzerinden daha sonra beyaz boyayla geçilmiştir. Orta Avustralya'da yakın zamanların "nokta resimleri"nin temeli, eski kaya resimleridir.
ESKİ GEÇMİŞİN KAYITLARI
Dingoların Kuzey Avustralya'ya 4 bin yıl önce geldiklerini tahmin ediyoruz, bu yüzden Tasmanya kaplanlarının resimleri, soyu tükenmiş bir türün resimleridir ama yalnızca o süre içinde tükenmiş olan bir soyun.
Ancak Kakadu Milli Parkı'nın bile dışındaki ıssız "taş ülkesi"nin tepelerindeki bir resim, çok daha eski bir şeye işaret etmektedir. İyi tasvir edilmiş ve iyi korunmuş olan bu resimde, Tasmanya kaplanı ya da bir kanguru ya da çağdaş bir keseli türü olmadığı kesin bir yetişkin ve bir yavru yaratık vardır. Bunun küçük ön ayakları (ve keseliler gibi) eli andıran atileri vardır. Ortasında sanki gövdesinin altından sarkan iri ve sivri memeleri vardır. (Oysa keselilerin memeleri, yavrularının büyüdüğü kesenin içindedir.)
Küçük ya da yavru olanda da buna benzer bir şey görünmektedir. Yoksa bu yaratık bir megafauna mıdır? Kimileri bunun yalnızca Palorchestes adı verilen ve yalnızca bulunabilmiş fosil kemiklerinden tanınan bir yaratık olduğu görüşündedirler.
Ne yazık ki, bugüne kadar bu resimlerden yalnızca bir tanesini biliyoruz. Ancak yüksek kayalık bölgede daha başkaları bulunabilir. Buralarda resimlerle dolu sayısız kaya mağarası bulunmaktadır ancak bunlar fazla ziyaret edilmemiş ve kaya sanatı bakımından tam olarak araştırılmamıştır.
Düş-Zamanı hikâyelerinin başlıca figürlerinden biri, ülke içinde dolaşırken yeryüzüne biçim veren ve dramatik izini kayalar ve dereler ve göller oluşturarak bırakan Gökkuşağı Yılanı'dır. Gökkuşağı Yılanı, çağdaş Avustralya pitonlarından bile daha büyük yılanların anısını mı taşımaktadır? Aborijinler'in sel ve kabaran sular hikâyeleri, Buzul Çağı'nın sonunda yükselen deniz düzeyinin insanları daha eski bir kıyı şeridinden içerilere ittiği zamanların anılarını mı korumaktadır?
Bu konuda, denizin yükselişinin zamanının tespit edildiği Kakadu Milli Parkı'nda, yükselmenin son aşamalarından kalma bir kaya resminde, ilginç bir ipucu verilmektedir: Denizin o yükselmesi anında, "kıyı insanları"nın daha önce içerilere yerleşmiş olan "taş insanları" ile yeni ilişkilere girdiklerini ve savaştıklarını gösteren resimlerin sayısında da kesinlikle bir artış vardır. Eh, işte bu da yorumlanması gereken bir başka ipucudur.
(Solda) Orta Avustralya'dan bir churinga. Düş-Zamanı'nın atalarının bu kutsal nesnelere dönüştükleri düşünülmektedir. (Sağda) Başını yukarı ve sağa çevirmiş, yavrusu sağında duran bu garip yaratık soyu çoktan tükenmiş megafauna olabilir.
Winston L. S. Churchill « İlginç Yaşam Öyküleri
Bahçe sessiz ve huzurluydu. Etrafta duyulan tek ses ara sıra öten serçe ve ardıç kuşlarıydı. Bir de yakındaki çeşmeden gelen su sesi. Mevsim bahardı ve çiçekler renklerinin tüm canlılığıyla her tarafa yayılmışlardı. İyi bir bahçıvanın eli değmişçesine bahçedeki bütün çiçekler bakımlı, çalılar kırpılmış ve çimenler tazeydi.
Yaşlı adam bahçenin kenarındaki banka oturdu. Etrafındaki tüm güzellikleri düşündü. Nemden korunmak için eski bir ceket giymişti. Etrafındaki renklerin ve güzel seslerin tadını çıkartamıyordu. Derin düşüncelere dalmıştı. Kafası da, ruhu da kederliydi. Geçmişte de kimi zaman kederli bir ruh haline girdiği söylenirdi. Doğru olduğunu kabul de ederdi ama her zaman kendini toparlar, daha çok enerjisi ve coşkusuyla anılırdı. Ama bugün farklıydı.
Adam dalıp gittiği düşüncelerinin içinde bütün hayatının değerlendirmesini yapıyordu. Okulda çok başarılı değildi. Çeşitli işlerde başarılı olmayı denemişti ama hiçbirinde uzun süre tutunamamıştı. Hatta hapse bile girmişti. En azından orada zeki davranmış, hatta bu durumu bir şekilde başarıya çevirmişti.
Ondan sonra ise uzun süre hayatı inişli çıkışlı olmuştu. Başına bir felaket gelmiş ve itibarını lekelemişti. Fakat bu konu üzerinde pek kafa yormamıştı, en azından bugüne kadar. Katı bir ruh haliyle olmasa da bu konuya hep omuz silkmiş, bir diğer konuyla ilgilenip sorunu çözmeye geçmişti. Gerçek ve mümkün olanla yumuşamış, her zaman iyimser bir kişiliğe sahip olmuştu. Bugünün olanaksızı yarının gerçeğiydi. O zaman neden bugün yenilgiyi ve kötü olasılığı düşünmeliydi?
Yaşlı adam sağ elinde tuttuğu sopayı aldı ve önündeki çimeni eşeledi. Sağa sola kaçışan karıncaları rahatsız etmişti. İşte çalışkan yaratıklar diye düşündü. Hemen karısını hatırladı. Çalışkan, şefkatli, sevgi dolu ve güzeldi. Ne kadar şanslı idi. Sahip olduğu başarı karısının eseriydi. Karısını ilk gördüğü andan itibaren onunla olmak istemişti. Bütün sıkıntıları ve üzüntülerinde hep onun yanındaydı. Akıllıca öğüt verir, onu avuturdu. Ne zaman sessiz kalınacağını bilirdi. Adamın her ruh halini bilir ve ona göre davranırdı.
Sevgi ve fedakarlıkla ona çocuklar vermişti. Hala çok güzeldi. Kendisinin bütün aşırılıklarına rağmen işleri çok iyi idare etmişti. Halen şu anda karşı karşıya bulunduğu sıkıntı ve krize rağmen onun yanındaydı. Ona güvenebileceğini biliyordu.
Yine depresyona savrulmuştu. Dönek bir adam olduğuna ilişkin suçlama onu yaralamıştı. Hayatı boyunca birçok kez fikir değiştirdiği doğruydu. Zamanında her biri ona mantıklı görünmüştü. Şu anda da onları savunabilirdi. Sorun hep derin bir şekilde hissettiği prensiplerindeydi. Her fırsatta gayretle kendini savunmuştu.
Bazen bahçeyle ilgileniyor, bazen diğer hobilerine yöneliyordu ama bugün bir türlü kendine gelemiyordu. Düşüncelerini dağıtamıyordu. Başarısız olmuştu. Artık tam anlamıyla emekliydi. Kendisi için hiçbir gelecek göremiyordu. En azından kendini yeniden iyi hissettirecek bir gelecek yoktu.
Hobileri büyük bir ilgi kaynağı ve farklılıktı onun için. Hatta bu yolla hayatını idame ettirecek kadar para bile kazanabilirdi. Bunu biliyordu ama bu, insanlarla birlikte olmak gibi değildi. İşte meselenin esas noktası buydu. Bir işi başardığı zaman yaşadığını hissediyordu. İnsanlar onunla her zaman aynı fikirde olmasa da bunu pek önemsemiyordu.
Ama şimdi iflasla karşı karşıyaydı. "Belki de tamamen değil" diye düşündü. Evet, evi satılığa çıkarmıştı. Zaten bu büyük evin harcamaları yüzünden daha küçük bir eve taşınmak zorunda kalacaktı. Sorun, katlanmış borçlarını ve zorunlu harcamalarını artık karşılayamıyor olmasıydı. Karısı bu borçlar ve harcamalarla başa çıkmayı her zaman başarmıştı. Ama artık değil. Önemli bir miktar alacağı vardı ama daha zamanı gelmemişti. Buna karşın göze alabildiği kadar borç almıştı şimdiden.
Bir hareketle ayağa kalktı, vücudunu dikleştirdi sonra tekrar oturdu. Sorun kendisiydi. Bunu kendi kendine yapmıştı. Uzun süre olanaklarının üzerinde yaşamıştı. Bu güzel ev, hizmetçiler, arabalar, güzel giysiler, iyi yiyecek ve şarap, seyahat. Gösteri. Her şey gösteriydi, diye düşündü. Çok iyi para kazanmıştı, özellikle son birkaç yıldır. Of, hepsini nasıl da harcamıştı! Bu konuda pişman değildi. Tüm bunların hakkı olduğunu düşünürdü. En kaliteli çevrelere girer, giyim kuşamına dikkat eder, hep onlardan bir adım ileride olmaya çalışırdı.
En sonunda yaşlı adam kafasını kaldırdı. Bir karara varmıştı. Öğleden sonra arkadaşını görmeye gidecekti. Böylece sorunlarını çözeceğine inanıyordu. Bunu yapmak istemiyordu ama pek fazla seçeneği kalmamıştı. Arkadaşından ona geçici bir süre için yardım edecek kadar borç para isteyecekti. Muhtemelen arkadaşı bu parayı verecekti. Ancak bunun ikisinin arasında kalması gerektiğini düşündü. Hiç kimse bilmemeliydi.
Evet, bütün arkadaşları onun zevklerini bilirdi. Önemli olan bu bilginin halka sızmamasıydı. Sevgili karısı da sevinecekti. Evlerini satılmaktan kurtarabilirdi. Ev yüzünden neredeyse kavga edeceklerdi. Bugüne kadar hiç o noktaya gelmemişlerdi. Sonradan karısı isteksiz de olsa kabul etmişti ama bir şekilde bu sorunun üstesinden geleceklerine inanıyordu.
Eğer şimdi arkadaşından borç alabilirse hem evlerini satmak, hem de hizmetlilerinden hiçbirini işten çıkartmak zorunda kalmayacaklardı. Zaten böyle bir şeye kalkışmanın hata olacağını biliyordu. Artık hayatında yeni bir sayfa açacak, harcamalarını kısacaktı. Daha az seyahat edecekti. En azından böyle olması gerektiğini biliyordu. Kendini daha iyi hissetmeye başlamıştı.
"İşte şimdi evlendiğim adam gibi oldun" dedi karısı bahçeyi geçip adamın yanına gelirken.
Ayağa kalktı ve karısına sevgi dolu bir öpücük kondurdu. "Başka nasıl olacaktım ki?" dedi gülümseyerek.
"Seni tanırım. Seni burada hiçbir iş yapmadan öyle oturuyor görünce yine bir iç sıkıntısı yaşadığını anladım. Umarım kendine acımıyordun. Bu halde olmak senin karakterine hiç uygun değil."
"Beni gerçekten çok iyi tanıyorsun. Evet, Tanrıya şükür o hallerim çabuk geçiyor" diye cevapladı. "Dostumuzla konuşmaya karar verdim. Tek çare bu. Evin satışım durdurabileceğiz ve hizmetlilerimizi de işten çıkarmak durumunda kalmayacağız. Sen haklıydın, ben ise hatalı. İşte gördün mü itiraf ettim."
Karısı gülümsedi, uzanıp adamın elini tuttu. Uzun bir süre öylece oturdular. Sonra karısı konuştu. "Bu evi en az senin kadar sevdiğimi bildiğine eminim. Ama başka yerde de yaşamaya razıyım. Her yerde mutlu olacağımızı biliyorsun, hayatım. Çocuklar da büyüdü. Şehre her gün gitmek zorunda değilsin. Eğer öyle olsaydı da yıl boyunca şehirde yaşardık. Fakir değiliz zaten. Birkaç ay içinde bu durum düzelecektir. Beni arkadaşlarımızın gözünde küçük düşmekten ve harcamalarımızı kısmak durumunda kalmaktan korumaya çalıştığının farkındayım" dedi, kocasının elini tutarak.
"Esasında yüklü harcamalarımı halkın duymasından endişelendiğimi itiraf ediyorum. Oldukça yüksek bir gelirim olduğu biliniyor. Kötü olan nokta, insanlar zar zor geçinmeye çalışırken ben evimi satmadan uşaklarımızın maaşlarını veremeyecek duruma geldim. Ama hala umudum var" dedi.
"Bu parayı alacağından emin gözüküyorsun. Senin için dostuna böyle bir şey sormanın ne kadar zor olduğunu biliyorum. Masraflarımızı biraz daha azaltabileceğimizi sanıyorum. Bu arada yanımızda çalışanlara duyduğun vefayı da takdir ediyorum. Onlar da bize hep sadık kaldılar. Bir sonraki maaşını aldığında hemen borcunu ödemeye kalkmayacağına dair bana söz vermelisin. Bana harcamalarımızı maaşın dahilinde tutmam konusunda yardım etmelisin. Daha az eğlence düzenleriz. Ufak çaplı yemek davetleri ile yetiniriz. Seyahate de gitmezsek elimizde bayağı para kalmış olur."
Adam cevap vermedi ama gayret edeceğine ilişkin bir ifadeyle kafasını salladı.
Birlikte ayağa kalktılar, genç aşıklar gibi el ele bahçeyi geçtiler. Aşkları hiçbir zaman tükenmemişti. Arkadaşları onları böyle görmeye bayılırdı.
"Araba hazır. George da bekliyor. Görüşürüz canım" dedi karısı kocasını bir kez daha öperken.
"Hemen dönerim canım" dedi.
Şoför arabanın kapısını açınca yaşlı adam gayet çevik bir hareketle arabaya bindi.
"Günaydın efendim" dedi şoförü.
"Günaydın George. Ne güzel bir gün değil mi?" diye karşılık verdi ve dostunun malikanesine gideceklerini söyledi.
Uşak adamı kütüphaneye buyur ettiğinde dostu onu selamlamak için ayağa kalktı ve elini sıktı. Adamın ezik ve rahatsız halini fark etmişti.
"Seni gördüğüme çok memnun oldum. Uzun süredir bir araya gelmeyi istiyordum. Bugünlerde konuşacak çok şey var. Bir içki ister misin?"
Adam istemediğini söyledi. Dostu şaşırdığını belli eder bir ifadeyle kaşlarını havaya kaldırdı. "Sevgili eşin nasıl?" diye sordu.
Adam birden her zamanki hali gibi parıldayarak cevap verdi. "Hala en büyük aşkım. Konuşacak çok şeyimiz var ve ben de bunu çok istiyorum ama daha acil başka bir konu var" dedi.
"Sanırım biliyorum. Bizim çevrede laf çabuk yayılır. Seni rahatlatayım. Evini satışa çıkarttığını biliyorum. Hata yaptığını düşünüyorum. Emekliliğin ve geri çekilmenle ilgili konuşulanlar ve şimdiki durum. Bu, sen değilsin" dedi dostu kafasını sallayarak.
"İkisi farklı konular" dedi adam kekeleyerek.
"Anlıyorum. Seni rahatsız eden konuyu tahmin etmek zor değil. Birbirimizi çok uzun zamandır tanıyoruz. Seni gördüğüm anda canının sıkkın olduğunu anladım. Bu sıkıntının büyük bir olayla alakalı olmadığını da. Öyle zamanlarda çok keyifli olursun. Kişisel bir sorun olduğu belli. İçki teklifimi kabul etmediğinde durumu anladım. Evle ilgili bir sorun değil mi?"
"Evet" diye zar zor cevapladı.
"Biliyorsun benim de elimdeki araziler azaldı. Kısa süre önce arazilerimin bazılarını iyi bir paraya sattığımı biliyorsun."
"Evet" dedi adam. "Karım eşsiz bir idareci ama sorun bende."
"Tahmin ediyorum. O muhteşem partilerinizi biliyorum. Bu bölgenin en değerli şarapları senin olmalı" diye çıkıştı.
"Biliyorsun, kısa bir süre içinde alacağım maaş ihtiyacım olduğundan da fazlasına yetecek. Yalnızca aldığım avansların hepsini tükettim."
Arkadaşı elini kaldırdı, "Dur, daha fazla devam etmene gerek yok. Sen daha fazla sıkılmasına izin veremeyeceğim değerli bir dostumsun. Ayrıca değerin dostluktan da öte bir yerde. Ne kadara ihtiyacın var?"
Adam rakamı söyledi.
"O kadar mı?"
"Korkarım ki" diye cevapladı.
"Önemli değil. Tamamdır. Hemen ayarlayacağım" dedi dostu.
"Borcumu belirten bir senet imzalayacağım."
"Hayır. Öyle bir şey yapmayacaksın. Bu sadece seninle benim aramda kalacak. Burada düşünmemiz gereken daha önemli şeyler var."
"Ama."
"Israr ediyorum yoksa borç falan vermem" dedi dostu inatçı bir şekilde.
"Peki öyleyse. Teşekkür ederim. Karım da teşekkür ediyor."
"Konu kapanmıştır. Şimdi şu şey siyaseti hakkında ne düşündüğünü..."
İki dost politika ve gündemdeki olaylar üzerine konuşmaya başladılar. Yaşlı adam teklif edilen içkiye bu sefer razı oldu. İki eski dost kısa süre içinde yeniden buluşmaya karar vererek ayrıldılar.
Evine dönerken yaşlı adam arabasında dimdik oturuyordu. Aklı daha önemli konulara kaymıştı bile. Artık emekliliği aklından çıkartacaktı. Hayatı boyunca istediği işi yapabilecekti belki de. Onun yaşında böyle bir işi üstlenen ilk adam olmayacaktı. Karısıyla konuşmak için sabırsızlanıyordu.
Arkasına yaslandı ve bir puro yaktı.
İflasla flört eden bu adam Winston Leonard Spencer Churchill'di. Tarihin gerçek bir devi.
Ressam, yazar, savaş muhabiri, asker, deniz kuvvetlerinde yönetici, politikacı, devlet adamı, tarihin koridorlarında adı sonsuza kadar yankılanacak bir adam. Batı medeniyetini karşı karşıya kaldığı en korkunç tehditten kurtardığı söylenen adam. İsa, Lincoln ve Napoleon'dan sonra belki de en fazla biyografisi yazılan kişi.
Churchill İngiliz dilinin belagatı en güçlü kişiliklerinden biri olarak bilinir. Ayrıca yazarlıktaki başarısını 'İngilizce Konuşan İnsanların Tarihi' adlı kitabı ve savaş yazılarında ortaya koymuştur.
Kişisel skandala hiçbir şekilde adı karışmamış bir adamdı. Hayatındaki en değerli şey "Sevgili elementine" diye çağırdığı hayatının aşkı olan karısıydı.
Dehası çocuklarına geçmemişti. Hatta onun için her zaman utanç kaynağı olmuşlardı.
Churchill hayatında birçok siyasi yenilgi yaşamış ama her zaman kendini kısa sürede toparlayıp tekrar düzlüğe çıkmıştı. Hangi Amerikan başkanı Birinci Dünya Savaşı'ndaki Gelibolu felaketi gibi bir olayı yaşayıp, siyasi kişilik olarak hayatta kalmayı başarıp, bir de partisini değiştirebilir ki?
Gençliğinde Boer Savaşı'nda büyük bir macera yaşamış, esir düşmüş ve kaçmayı başarmıştı. 1898 yılında Sudan'da Omdurman Muharebesi'ne, İngiliz süvarilerinin son saldırısına katılmıştı.
İkinci Dünya Savaşı sırasında, Almanya'nın İngiltere'yi bombalamasının intikamını almak için, savunmasız durumdaki Dresden şehrinin bombalanması emrini veren de Churchill'di. Bu saldırıyla şehrin her tarafında yangınlar çıkmış ve binlerce masum sivil, yanıp kül olmuştur.
Aynı zamanda üretken bir yazar olan ve bu işten inanılmaz paralar kazanan biriydi. Bir keresinde bir yıl için 100 bin dolar almıştı ki, 1930'lar için bu çok yüksek bir rakamdı. Krallar gibi yaşayarak bir sürü borç içine giren de aynı Churchill'di. Çoklukla malını mülkünü çok iyi idare eden karısı Clementine tarafından kurtarılmıştır. Atalarından biri olan Malborough Dükü gibi yaşamayı hakkı olarak görüyor gibiydi. Yazıları için yüklü miktarlarda avanslar alıyordu ama her zaman kazancından çok para harcıyordu. Başbakan olduktan sonra ve savaşın sona ermesiyle birlikte yazdıklarından çok daha fazla kazanmaya başladığı için debdebeli yaşam tarzını sürdürmüş, para için endişelenmeye gerek duymamıştı.
1930'ların İngilteresi'nde iflasın gölgesi bile aforoz edilmeye neden olurdu. Churchill'in yaşam tarzını arkadaşları çok iyi biliyordu. Partisinin ileri gelenleri de bu durumu ve harcama alışkanlıklarını biliyordu elbette. Onun gibi olan birçok kişi vardı. Fark bunların halk tarafından bilinmemesiydi.
Halk Churchill'in iyi yaşadığını biliyordu ama iyi bir geliri olduğunun da farkındaydı. Bu kadar uçarı ve para konusunda müsrif olması, verdiği diğer kararların da yargılanmasına sebep olabilirdi. Bu, ulusal bir sorun haline geldiğinde parti liderleri de doğal olarak anlayış göstermeyeceklerdi.
Bu durum açığa çıksa ciddi bir siyasal ve sosyal çalkantıya yol açar ve başbakanlık Lord Halifax'a geçerdi. Halifax o zamanlar çok kavgacı bir kişilik sergiliyordu. Tarihçiler Lord Ha-lifax'ın başbakanlığı hakkında ancak spekülasyonda bulunabilirler.
Acaba Churchill'in yaptığı o meşhur konuşma başka bir parlamento üyesi tarafından yapılsaydı aynı etkiyi yaratır mıydı?
Acaba Churchill son dakikada göreve çağırılıp, kendisinden ülkeyi birlik içinde tutması istenir miydi?
Ya İngiltere teslim olsaydı, Amerika "Avrupa Kalesi"ne saldıracağı zaman hangi üssü kullanırdı?
Peki ya güçlü İngiliz donanmasına ne olurdu?
Bu soru listesi çok daha uzatılabilir. Ama bildiğimiz bir şey var ki, dünya yenilgiyi kabul etmeme iradesini gösteren bu adamı kolay kolay unutmayacaktır.
Dünyanın günümüzde böyle insanlara çok ihtiyacı var ama Churchill, döneminin bir ürünüydü ve kaderin ona biçtiği rolü yerine getiriyordu. Dünyanın ihtiyaç duyduğu, gerçeği gizlemeyip açıkça ifade eden, insanlığı harekete geçirerek sorunları çözen insanlardır.
Avrupa Megalitleri « Tarihi Eserler
M.Ö. üçüncü binyıla ait taş daireleri ve dev anıtlar, İngiltere'ye özgüdür. Ancak Fransa'nın kuzeybatısındaki Karnak'da bulunan antik taş sıralarının da tarihi aynıdır. M.Ö. 3000 yıllarından önceki birçok yüzyıl boyunca batı Avrupa'nın hemen her yanında mezar yapıları inşa edilmiştir. Karnak bölgesinde çok sayıda örneğe ratlanmaktadır. Örneğin Menec'de l.000 metreden uzun paralel taş sıraları görülmektedir ve her birinin ucunda İngiltere'deki gibi taş dairelerine ait kanıtlar vardır. Profesör Thom bunları dikkatle incelemiş ve Megalitik Metre dediği ölçünün ikibuçuk katına denk gelen Megalitik Çubuklar adını vermiştir.
Büyük Brise Menhiri de Karnak bölgesinde bulunmaktadır. 20 metre yüksekliği ve 340 tondan fazla ağırlığıyla bilinen en büyük dikili taştır. Thom, bunun 18.61 yıllık aydönümü üzerinde çalışmak için dikilmiş bir taş olduğunu söylemiştir. Ancak ne yazık ki ondokuzuncu yüzyılda taş devrilerek dört parçaya ayrıldığından, Thom'un teorisini kanıtlamak mümkün değildir.
Fransa'nın bu bölgesinde birkaç taş dairesi örneği vardır. Ancak hiçbiri İngiliz anıtlarının ihtişamına sahip değildir. Yine de, o zamanlar İngiltere ve batı Fransa arasında bir kültür bağı olduğu yönünde söylentiler vardır. Fakat mezarlarda bulunan sanat eserleri, Kanal yoluyla bir ticaret olduğunu göstermektedir.
oyunlar