Lübnan « Ülkeler Tarihi
Lübnan'ın en eski tarihi Fenikeliler'le başlar. Fenikeliler'den sonra Lübnan'a sırasıyla Âsurlular, Yeni Babilliler, Persler, Makedonyalılar ve Romalılar sahip oldular. Hazret-i Ömer zamanında, 643 yılından itibaren Suriye'nin fethi için gönderilen İslam orduları, aynı tarihlerde Lübnan'ı da fethetti. Bu arada Suriye'den göç eden Maruni Arapları, Lübnan Dağlarının kuzey bölgelerine yerleştiler. Bugünkü iç karışıklıkların sebepi olan Dürziler ise on birinci yüzyılda güneyden Lübnan'a girdiler.
Lübnan daha sonra Haçlı saldırılarına maruz kaldı ve birçok küçük Haçlı devletçikleri kuruldu. Bunlar da Memlukler zamanında özellikle Baybars ve Kalavun dönemlerinde temizlendi. Osmanlı Devletinin ilk olarak Müslümanların halifesi unvanına da sahip olan padişahı Yavuz Sultan Selim Han, 1516 ve 1517'deki Mısır Seferi sırasında Memlük Devletine son vermiş ve Lübnan'ı da Osmanlı sancağı yapmıştı.
Osmanlı adalet ve idaresindeki Lübnan, özel bir statüye sahipti. Otonom idare sistemiyle yönetilirdi ve ayrı bir vergi (haraç) sistemine tabiydi. Dolayısıyla Lübnan, refah seviyesi yüksek, türlü kolaylıklara sahip ve harplerden uzak bir halde sakin bir sancaktı. Komşu bölgelerin insanları akın akın Lübnan'a göç ederek nüfusu arttırmaya başladı. Bu kadar rahatlığa rağmen Fakreddin Maan adlı bir Dürzi yönetiminde iken, Osmanlı Devletiyle münasebetleri bozuldu. Maan, 1613'te Osmanlı ordusunun korkusuyla İtalya'ya kaçtıysa da 1618'de geri döndü. Mısır'a kadar sınırlarını genişletti. Nihayet 1633'te gerekli cezası verildi.
1799'da Napolyon'a karşı Akka'da, Lübnan idarecilerinden olan Başir-II muharebe ederek Fransızlar bozguna uğratıldı. Lübnan tam 402 yıl Osmanlı idaresi altında kaldı. Son dönemlere doğru Lübnan'da sayıları artan Dürzi ve Maruniler, isyanlar çıkarmaya başlamıştı. Fransızlar Marunileri, İngilizler ise Dürzileri destekliyorlardı. Nihayet Birinci Cihan savaşı sonunda Lübnan, Fransız mandası altına girdi. 1926'da çıkan Dürzi Atraş Paşa isyanı büyük bir katliam sonucu bastırıldı.
Kıtalara hakim Osmanlı Devleti yıkılınca, bütün bölgelerde olduğu gibi Lübnan'da da idari sistem tamamen bozularak karışıklıklar arttı. Sultan İkinci Abdülhamid Han zamanında Osmanlı Devletinin en büyük ve en gelişmiş şehirlerinden biri olan Beyrut, savaş alanına döndü. 1941'de Fransa mandası altında bağımsız oldu. 1943'te manda da kaldırıldı, seçimler yapıldı. Hükumet ve idari sistemde dinlerin eşit etkisi esas olmak üzere hazırlanan Milli Pakt (1943'te) kabul edildi.
Buna göre, Lübnan batı ile dost olan Arap Birliği üyesi bir devlet oluyordu. 1945'te Birleşmiş Milletlere katıldı. Arap-İsrail savaşında,Arap devletleri safında İsrail'e taarruz etti. Savaşın sonunda yurtsuz kalan 400.000 Filistinli, Güney Lübnan'da mülteci kamplarına alındı. Bugün dış güçlerin müdahalesi ile Lübnan iç savaşı, tedavisi mümkün olmayan kangren haline gelmiştir. 1975'ten bu yana iç savaş muhtelif şekiller değiştirerek devam etmektedir.
Flora Tristan « Tarihe Geçen Kadınlar
DÖNEMİNDEKİ ÖNEMLİ OLAYLAR (1803-1844)
1804 Napoleon, kadın düşmanı "Code Civil" (Medeni Kanun'u) çıkarır.
1814 Sosyalist hareketin öncüleri olan Saint Simoncuların etkisi artar.
1818 Karl Marks'ın doğum yılı (sonradan Flora Tristan'ın düşüncelerinden yararlanacaktır).
1820 Friedrich Engels'in doğum yılı (o da sonradan Flora Tristan'ın düşüncelerinden yararlanacaktır).
1825 İngiltere'de William Thompson'un, İnsan ırkının yarısını oluşturan kadınların, onları siyasal kölelik içinde geri bırakmaya çalışan öbür yarının, yani erkeklerin kendini beğenmişliğine karşı çağrısı yayınlanır. Londra'da (salt erkekler için) bir üniversite kurulur.
1831 Lyon'da işçi ayaklanması.
1832 Pierre Leroux, "Sosyalizm" kavramını ortaya atar.
1840 Fransa ve İngiltere'deki kadın ve erkek işçilerin sefaleti hakkında, Flora Tristan'ın ilk açıklamaları yayınlanır.
1903 Flora Tristan'ın torunu olan ressam Paul Gauguin, büyükannesi hakkında şunları yazar, "Sosyalist-anarşist mavi çoraplının biri, herhalde yemek pişirmesini bilmezdi."
"İNSAN HAKLARI, HERKES İÇİNDİR; YALNIZ ERKEKLER İÇİN DEĞİL!"
"Erkeklerin kutsal mekânına sızmak; bir kadın için ne büyük bir skandal, ne büyük bir utanmazlık, hatta Tanrı'ya karşı ne küstahlık!"
1839 yılında genç bir kadın böyle bir "skandal"ı yaşamış ve sonradan da yazmıştır. Bir Fransız kadınıyla Perulu bir soylunun evlilik dışı kızı olan Flora Tristan'dır bu. On yedi yaşında evlendiği kocasından ayrı yaşamakta ve yıllardır kendi başına seyahatlere çıkmaktadır; hatta Peru'ya bile gitmiştir.
O sıralar Londra'da bulunmakta ve parlamentodaki oturumlarda ne olup bittiğini merak etmektedir. Paris ve (Peru'nun başkenti) Lima'da parlamentoya girmesine izin vermişlerdir. Ama Londra'da, bunun kadınlara kesinlikle yasak olduğunu öğrenir. Bu yasak, onun merakını iyice kamçılar. Yasağı delmek için bir fikir gelir aklına, "Tory'lerin (Muhafazakâr Parti) çok gezip tozmuş, hayli sağduyu sahibi ve önyargısız bir üyesini tanıyordum. Saf saf, göründüğü gibi olduğunu düşünerek, bana bir erkek giysisi uydurup, beraberinde parlamentoya sokmasını rica ettim."
Ne var ki, "üstüne kızgın yağ dökülmüş gibi oldu! Dehşetten yüzü önce bembeyaz, sonra da hiddetten kıpkırmızı kesildi. Bastonuyla şapkasını kaptığı gibi, bana bir kez bile bakmadan kendini dışarı attı ve dostluğumuz sona erdi."
Zaten yıllardır toplumdışı olarak damgalanmış olan Flora, çok merak ettiği "erkeklerin kutsal mekânına" sızmak için başka bir yol dener.
"Sonunda bir Türk'le tanıştım. Önemli bir kişiydi; fikrimi iyi karşılamakla kalmadı, bana bir giysi bulup, bir giriş kartı, bir araba ve kendi refakatini de sundu." Böylece öğrenme meraklısı genç kadın, Türk giysileri içinde erkeklerin görkemli topluluğunun içine sızmayı başarır.
Ve işte, sonra yaşadıkları: "Bu beyler, opera dürbünleriyle beni dikizlemeye ve aralarında yüksek sesle hakkımda konuşmaya başladılar. Önümde ileri geri volta atıp duruyorlar, terbiyesizce suratıma gözlerini dikiyorlardı. Merdivende arkama geçip, Fransızca söyleniyorlardı: 'Salona neden girmiş ki bu? Oturumu izleyip de ne olacak? Herhalde Fransız kadınıdır. Onların hiçbir izanı, saygısı yoktur zaten. Utanmazlık bu. Görevliler dışarı atmalı onu!' Yerlerinden kalkıp, beni büyüteç altında incelemek üzere yaklaşanların sayısı artıyordu. Sanki iğne üstünde oturuyordum. Biz yine de bu davranış bozukluklarını bir yana bırakıp, oturuma dönelim: Saygıdeğer beyefendiler, can sıkıntısı içinde, yorgun argın sıralarda geriniyor, bazıları yatmış, uyuyordu"
Flora Tristan'ın gözlemlerine göre, bazıları da sabahlıklarıyla gelmişlerdi." Flora, olayı kısaca şöyle özetler: "Avam Kamarası üyelerinin davranışı beni, kıyafetimin onları şaşırtmasından çok daha fazla hayrete düşürmüş ve sarsmıştı."
Doğrusu, yaşadıklarını yazarken sözünü hiç esirgemez Flora Tristan. "Her kadını daha doğduğu andan itibaren ezen" bir topluma saygı göstermeyi, daha genç kızken bırakmıştır. Bırakmak zorunda kalmıştır: On yedi yaşındayken, atölyesinde çalıştığı Parisli bir litografla evlendirilmişti. Kocası Andre Chazal, kumar tutkusu yüzünden borca atmış ve güzel karısını fahişelik yaparak "ek kazanç" sağlamaya zorlamıştı. İki çocuğu ve karnında bir üçüncüsüyle evden kaçan Flora, üçüncü çocuğu Aline'i daha yirmi iki yaşındayken dünyaya getirmiştir. "Sana yemin ederim, senin için daha iyi bir dünya yaratmak uğruna savaşacağım. Sen ne köle olacaksın, ne de parya."
Tarihin bu dönemi için çok iddialı bir yemindi bu; çünkü:
- Her kadın kocasının mülkü sayılıyordu.
- Napoleon'un yasalarına göre, boşanma olanaksızdı.
- Kadınların okul ya da meslek eğitimi görmeleri olanaksızdı.
- Kadınlar, loncalara sokulmuyordu; yani bağımsız olarak çalışmak ve geçimlerini sağlamak olanağından yoksundular.
Evlilik dışı bir çocuğun da yükünü üstlenmiş olan Flora Tristan, kızına daha iyi bir gelecek vaat ederken, neye yemin ettiğini iyi bilmektedir! Bu amaç uğruna her şeyini koyar ortaya. Hatta kocasının, Flora ve çocuklar üzerinde her türlü hakka sahip olmasına ve çocuklarını ondan zorla almasına karşın. Polis tarafından sürekli koğuşturulmasına karşın. Maceralı bir yolculuktan sonra arayıp bulduğu Peru'daki zengin akrabalarının, onu babasının mirasından yoksun bırakmalarına karşın.
Flora Tristan'ın tüm yaşamı böyle "karşınlarla dolu olmuş ve o bütün bunlara karşı savaşmak zorunda kalmıştır. Tek başına. Ezilen, haklarından yoksun bir parya gibi. Çünkü hakların nasıl dağıtılacağına erkekler karar vermektedir. Çünkü o arada esniyor da olsalar -Flora'nın İngiliz Avam Kamarası'nda gördüğü gibi- kadınlar hakkında yasaları da onlar çıkarmaktadır.
Flora Tristan, yolculuklarında günbegün duyduğu haksızlıklardan bunalarak, yaşadıklarını açıklamaya başlar. Daha da önemlisi, taleplerde bulunur ve yapılması gereken değişiklikleri önerir.
İlk olarak, "Yabancı kadınları iyi karşılamanın gerekliliği üzerine" başlığıyla bir broşür çıkarır. "Madam T." imzasıyla, taşradan gelen, iş arayan, kocasından kaçan ya da fahişelikten kurtulmak isteyen kadınlar için sığınma evlerinin açılmasını önerir. Yalnız yaşayan kadınlar artık daha alt bir sınıf gibi görülmemelidir. Kadınlar, aynı erkekler gibi yolculuklar yaparak kendilerini geliştirmek olanağından yararlanabilmelidir. Büyük kentlerde, okuma odası, gazeteler, eğitsel yardım ve kentin sakinleriyle temas olanakları sağlayan konukevleri bulunmalıdır.
Broşürün bazı bölümleri, ilk sosyalist grupların içinde en nüfuzlusu olan Saint Simoncuların çağrılarını andırmaktadır. Bu grup, en yüce hedef olarak, "kadınların özgür olması"nı göstermiştir. Gerçekten de Flora Tristan, zamanının ilerici düşünür ve reformcularının fikirlerinden yararlanmış, ancak değişik "ekol"lerin yörüngesine girmekten özellikle kaçınmıştır. Onun düşüncelerine yön veren, kendi yaşam deneyimleridir.
Bir sonraki kitabı da bunu yansıtır: Bir Parya'nın Yolculukları. Burada, kendi geçmişini ve Peru'ya yolculuğunu anlatır. Önsözünde şöyle yazar: "Büyük talihsizlikler yüzünden yaşamları işkenceye dönüşen kadınlar, çektikleri dertler ve önyargılar yüzünden katlanmak zorunda kaldıkları zorlukları bir yazsalar! Toplumsal ilişkilerde adaletli bir reform, ancak bu tür açıklamaların temelinde yapılabilir." İstatistiklere göre, Fransa'da kocalarından ayrı yaşadıkları için toplumca hor görülen üç yüz binden fazla kadın olduğunu ortaya koyar Flora Tristan; kendisi de onlardan biridir.
Millet Meclisi'ne yazdığı bir mektubu da kitabına ek yapmıştır; burada boşanmanın tekrar yasallaştırılması çağrısında bulunur:
"Evliliğin sona erdirilememesinin getirdiği ıstırabı ben de yaşadım. Meteliksiz olarak kocamdan ayrılmak zorunda kaldım. Kendim ve çocuklarım için, tek başıma mücadele vermek zorundaydım. Bu tür bir yükü taşımak, çoğu kadının dayanma gücünü aşar, çünkü mesleki bir eğitim almamıştır... Meclisinize sunmakla onur duyduğum kitabımda, benim durumumdaki kadınların çektikleri ıstırabı kısmen belirttim. Bir ailenin mutluluğu ancak özgürlüğe dayalı bir hukuk çerçevesinde gerçekleşebilir. Hazreti İsa, Tanrı'nın birleştirdiğini ayırmayın' demişti. Bunu Tanrı'nın ayırdığım birbirine zincirlemeyin' diye tamamlamamız gerekmez mi? Meclisinizden, karşılıklı hakkaniyet ilkesine uygun olarak boşanmanın yine yasallaşmasını, Napoleon Yasası'ndan önceki yasanın öngördüğü gibi, her iki tarafın da boşanma isteminde bulunabilmesine izin verilmesini rica ediyorum." Bu rica geri çevrilir.
Bir Parya'nın Yolculukları'nın yayınlanmasından kısa süre sonra, Flora Tristan'ın kocası Chazal, evinin kapısı önünde pusuya yatıp ona tabancayla ateş eder. Flora canını kurtarır ama kurşunlardan biri göğsünün altında kalır ve çıkarılamaz.
Bu suikast girişiminden dört ay sonra, "Andre Chazal'ın karısına karşı cinayete teşebbüsünden dolayı açılan dava başlar. Sanık koca, suçsuzluğundan emindir. Sonuçta, annesinin kötü etkisinden korumak istediği kızının geleceğini düşünmüştür. Gerekeni yapmak zorunda kalmıştır. Hepsi bu kadar.
Flora Tristan'ın serserice yaşantısına kanıt olarak ise, onun son kitabını mahkemeye sunar. EVLİ BİR KADININ YANLIŞ ADIMLARI ibaresini başlığın üstüne büyük harflerle yazmış, bir de buna BÂTILLIKLARIN BÂTILLIĞI'NI eklemiştir. Duruşmalar sırasında bağırır durur, "Bu kitapta öyle yerler var ki! Yüzlercesi! Nereden başlayacağını bilemiyor insan! Avukatım, en çarpıcı olanlarını anlatacak!"
Flora Tristan'ın eserinde evliliğin dokunulmazlığına karşı çıkması, sanık tarafından "utanmazlık ve ahlaksızlık" olarak aleyhinde kullanılır. Aslında tüm mahkeme boyunca, cinayete teşebbüs edenden ziyade Flora Tristan'ın "yaşam tarzı" yargılanıyor gibidir.
Chazal, sonuçta yirmi yıl zorunlu çalışmaya mahkûm edilir, sonra cezası yirmi yıl hapse çevrilir.
Artık Flora Tristan gayrı resmi olarak çoktan attığı Chazal soyadını, resmen atabilecektir.
"O her şeyi görmek, gözlemlemek istiyordu!" Bir dostu (Elenore Blanc) Flora'nın belirgin özelliğini böyle tanımlar. Hakkında o kadar iyi düşünmeyen başka çağdaşları ise, "Burnunu her şeye sokuyor," derler.
Öyle de yapar. Üstüne üstlük, gördüklerini yazar. Avam Kamarası'ndaki olayı, Londra'da Gezintiler kitabında anlatır örneğin. İngiltere'nin "kanayan yaralarını" keşfettiği tüm röportajlarını bu kitaba koymuştur. Fabrikaları, gecekondu mahallelerini, hapishaneleri ve meyhaneleri gezmiştir. Okuyucularına, yoksulluk, ezilmişlik ve sıkıntının (o zamanlar vaaz edildiği ve inanıldığı gibi) gerekli olmadığını, giderilebileceğini anlatır.
Özellikle, İngiliz başkentindeki "genel kadınlar"la ilgilenir, "Fuhuş, dünya nimetlerinin eşitsiz dağılımının beraberinde getirdiği en iğrenç felakettir. Erkekler, bekâreti -aynısını kendilerine de uygulamaksızın- bir erdemlilik olarak kadınlara zorla kabul ettirmiş olmasalardı, sırf kalbinin sesine kapıldı, diye kadını toplumdan dışlamak mümkün olmazdı. İğfal edilen, yararlanılan ve kaderlerine terk edilen kızlar, o zaman, para karşılığı kendilerini satmak zorunda kalmazlardı. Kadın erkeklerle aynı eğitimi görebilse, aynı işleri yapabilse, böylesi bir sefaletin, önyargıların ve aşağılanmanın kucağına itilmezdi. Erdemlilik ya da suçluluk, önkoşul olarak, iyi ya da kötü davranmak arasında bir seçim yapma özgürlüğüne bağlıdır. Hiçbir şeye sahip olmayan, hiçbir şey yapamayan kadının, yaşamı boyunca ya kurnazlık ya da baştan çıkarma yoluyla açlıktan nasıl kurtulacağını kollamaktan başka ne çaresi vardır? Kadınlar özgürleşene kadar, fahişelik artacaktır."
Flora, İngiltere'de Mary Wollstonecraft'ın Kadın Haklarının Savunması başlıklı tartışmasını keşfetmiş ve kitabında bundan da söz etmiştir. "Londra'da Gezintiler" kitabının halk baskısına yazdığı önsözde şöyle der, "Emekçiler, hepinize (özgün dilde "tous et toutes") ithaf ediyorum bu kitabı."
Buradaki "hepiniz", çok önemli bir yenilik olarak, hem erkekleri hem de kadınları içermektedir. "Yurttaşların özgürlükleri siyasal haklar; ve toplumsal kurumlar kanalıyla, tüm erkekler ve tüm kadınların çıkarına, aralarında fark gözetilmeksizin güvenceye alınmadıkça, insanların ne kötü durumda kaldıklarını görüyorsunuz. Sizin için birini öteki gibi kabul etmenin ve buna göre bir eğitim görerek bundan yararlanmanın ne kadar önemli olduğunu görüyorsunuz." Sonunda, okurlarından, erkek ve kadınların insan haklarını savunan yazarların kitaplarını okumalarını ister.
İngiltere'deki deneyimleri, Flora Tristan'ı daha uzun bir süre meşgul eder. Ezilen erkek ve kadın işçiler için bir girişimde bulunma fikri burada olgunlaşır kafasında. 1843 yılında, Emekçilerin Birliği'ni yayınlar. Bu manifestosunda, yine herkese hitap etmektedir: Erkek ve kadın işçiler daha yüksek ücret ve daha iyi çalışma koşulları, meclislerde temsil edilmek ve herkesin çalışma hakkı için birleşmelidirler.
Flora, öğretisini dokuz madde halinde özetlemiştir. Her şeyin özü, "insanların birleşmesi için tek yolun, erkek ve kadın haklarının temeldeki eşitliği olduğu"dur. Flora ayrıca, her bölgede bir tür "İşçi Sarayı" kurulmasını önerir; bir dinlenme, yetenek geliştirme ve örgütlenme yeri olacaktır burası, kız ya da erkek çocuklar için okulları, yaşlı ve kötürümler için özel yurtları bulunacaktır.
Her sınıftan, her yaştan, her inançtan ve her ulustan kadınlara yaptığı çağrıda, Emekçilerin Birliğim desteklemelerini ister:
"Hepiniz yasaların ve önyargıların baskısı altında tutuluyorsunuz; gelin beraber savaşalım!"
Flora Tristan'ın programını yayınlamaya hiçbir yayıncı yanaşmaz. O da tabana kuvvet, tüm Paris'i arşınlayarak, "tüm özverili insanlardan" basım masraflarına katkıda bulunmalarını ister. Evdeki yardımcı kadın, sucu ve kızı Aline, ona ilk destek verenlerdir. George Sand, Eugene Sue gibi yazarlar, ressamlar, siyasetçiler, kadın ve erkek işçilerden de ikna olanlar çıkar. Böylece Union Ouvriere'in dört baskısı yapılır.
Flora Tristan, 12 Nisan 1844'te Fransa'da bir yolculuğa çıkar. Günler boyu kitaplar ve broşürler dağıtır, konuşmalar yapar, insanları tartışmaya çağırır. Bazı yerlerde coşkuyla karşılanır, gruplar ve komiteler kurulur. Başka yerlerde de polis, ona tuzak kurmaya çalışır. Varlıklı beylerin kendisine metreslik teklif ettikleri mektuplar alır. Bu arada "yalnız kadınlara oda vermiyoruz" gerekçesiyle otellerden geri çevrilir. Hasta, tükenmiş, şevkini yitirmiş haldedir.
Şansına, birkaç sevindirici haberle teselli bulur. Marsilya ve Avignon'dan kendisine gelen haberlere göre, oradaki işçiler Birlik için gruplar oluşturmuşlardır. Lyon'da da durum aynıdır. "Bütün bunlar, büyük bir görevin beni beklediğini kanıtlıyor," diye yazar Flora 1844 Eylül'ünde, güncesine. Bu, defterine düştüğü son kayıttır.
Tamamen tükenmiş bir halde, 15 Kasım'da Bordeaux'da ölür.
Cenaze törenini anlatan bir Bordeaux gazetesi, "Aralarına birçok entelektüelin ve avukatın da katıldığı büyük bir işçi kitlesi onu mezara taşıdı," diye yazar. "İşçiler, yaşamı boyunca kendilerinin iyiliği uğruna savaşmış olan bu kadının tabutunu kendi omuzlan üstünde taşımak istemişlerdi. Tanrı'nın yardımıyla tüm kadın ve erkeklerin birleşeceği gün geldiğinde, Flora Tristan'ın adını sonsuza dek anacağız."
Birkaç yıl sonra, Flora Tristan'ın düşünceleri ve önerileri Karl Marks ve Friedrich Engels'in yazılarında yeniden ortaya çıkmıştır. Bu alıntıların hangi kaynaktan geldiğini ise, her iki yazar da değinmeye değer bulmamışlardır.
Mısır Tanrı ve Tanrıçaları « Genel
Horus
Osirisle İsis'in oğlu, Mısır tahtını miras almıştır. Hatta taht için Seti ile olan savaşları Mısır mitolojisinde onemli yer tutar. Cennetin hükümdarı, yeryüzünün kralı ve kutsal şahin olmak üzere Teslis (üçlü) kavramı Mısır dininin yerleşmiş yönüydü.
Horus'un evrensel olduğu ve ezelden beri var olduğu fikri, birinci hanedanlığa kadar uzanır ki, bu da piramit yazılarında belirtiliyor.
Horus of Behedet (Hadit)
Behedet Şehri'nde tapılan Horus’un formlarındandır. Büyük kanatları, güneş diskinin bir formu olarak gösterilir. Genelde önemli manzaraların üstünde uçtuğu görülür (Mısır’ın dinsel sanatında).
Hadit, Horus’un her zaman her yerde hazır oluşuyla resmedilmiştir. Crowley’in de "Magic in Theory and Practice" kitabında dediği gibi, “son derece küçük ve atomik haldeki her yerde ve her zaman hazır olan parçaya Hadit” denir.
Amset (İmsety, Mestha, Amseth)
Horus’un dört oğlundan biridir. Ölülerin karaciğerinin koruyucusudur ve Tanrıça İsis tarafından korunur.
Hapi
Horus’un dört oğlundan biridir. Babun kafalı mumyalanmış adam olarak görünmektedir. Ölülerin ciğerlerinin koruyucusudur ve Tanrıça Nephthys tarafından korunurdu. Hapi ismi, farklı hiyerogliflerle ifade edilmişti; çoğunlukla ama her zaman olmamak kaidesiyle Nil Nehri Tanrısı'nın ismiydi. Hapi, tacı zambaklardan (yukarı Nil) veya papirus bitkilerinden (Aşağı Nil) yapılmış şişman bir adama benzetilmiştir.
Hator (Het-Heru, Het-Hert)
Mısır’ın çok eski bir tanrıçasıdır, inek tanrı. Hator ismi Yunan uyarlamasıdır. Het-Hert (The House Above) ve Het-Heru’nun (Horus’un evi) değişik biçimlerinden türetilmiştir. İki terim de onun gökyüzü tanrıçası olduğuna işaret ediyor. Sık sık İsis’le eşdeğer tutulmuştur. Hator, Edfu’da Horus’un partneri olarak tapılmıştır. Teb’de ölümün tanrıçası olarak düşünülmüştü. Ayrıca o; aşkın, dansın, alkolün ve yabancı toprakların koruyucusuydu.
Harpocrates (Hor-pa-kraat, Hoor-par-kraat)
"Çocuk Horus", İsis ve Osiris’in oğlu, emzirilen küçük bir çocuk. Parmak emen genç bir oğlan olarak gösterilmiştir. Golden Dawn, sessizliği ona ithaf etmiştir.
Heqet
Hermopolis’teki 8 tanrıdan biri olarak inanılır ve Antinoe’deki Khunum’un partneri olarak görülür.
Heru-ra-ha
Crowley’in Mısır benzeri mitolojisinin karma bir tanrısı; Ra-Hoor-Khuit ve Hoor-par-kraat’ın bir karması. İsmi, Mısır diline çevrildi, tahminen “Horus ve Ra’ya şükredin” anlamına geliyor.
İsis
Sanat tanrıçası. Osiris'in karısı ve kız kardeşi. Horus'un annesi. Büyük bir anne ve zevce olarak, bütün dişi ilahların en popüleri oldu.
Amen (Amon, Amun, Ammon, Amoun)
Amen, saklı olan demektir. Amen, ilk zamanlardan itibaren Teb Şehri'nin baş tanrısıdır ve Hermopolis rahiplerine göre yaratıcı tanrı olarak görülmüştür. Kutsal hayvanları kaz ve koçtur. Orta krallığa kadar Teb’de yerel bir tanrıydı fakat Tebliler, Mısır’da hükümdarlıklarını kurduklarında Amen kalıcı bir tanrı oldu ve 18. Sülale tarafından Tanrıların kralı olarak adlandırıldı. Ünlü tapınağı Karnak, insan tarafından yapılmış en büyük dini yapıdır.
Bugde’ye göre, 19. ve 20. Hanedanlar, Amen’in “görünmeyen yaratıcı güç” olduğunu; cennetteki, dünyadaki, engin derinlerde ve yeraltı dünyasındaki hayatın temeli olduğunu düşünürler ve kendisini Ra’nın formunda gösterir. Amen, ihtiyacı olan her adanmış dindarın koruyucusu olarak karşımıza çıkmıştır. Sonraki inanışa göre Amen, kendi kendini yaratmıştır. Önceki Teb'li inanışa göre Amen, Thoth tarafından başlangıçta varolan sekiz tanrıdan biri olarak yaratılmıştır. Yeni krallık boyunca Amen’in eşi Mut, “Anne” idi ve bunun Mısırlı eşiti “Büyük (ulu) anne” olarak görülmektedir. Bu ikili (Mut ve Amen), Tanrı ve Tanrıça çiftini oluşturur, bu diğer inanışlarda da görülür. Oğulları ay tanrısı Khons’tur.
Amen-Ra
Amen’in rahipleri tarafından sunulan birleşik tanrıdır. Amaçları, Amen’in takipçisi olan Yeni krallıkta (18-21 Hanedan) daha önceki güneş kültünün tanrısı olan Ra ile bir bağ kurmaktı. Bu tip birleşmelerde tanrılar içiçe girerler. Bu tip ilişkiler, Mısır tanrılarında, özellikle kozmik ve ulusal tanrılar arasında sık görülür. Bu Mısır Tanrılarının nasıl görüldüğünün bir örneğidir. Morenz’in dediği gibi “kişilikleri vardır ama bireysellikleri yoktur.”
Bastet
Kedi tanrıça. Bubastis’in Delta Şehri'nde tapılmıştır. Kedilerin ve onlara önem verenlerin koruyucusudur. Sonuçta evde önemli bir tanrıça ve ayrıca ikonografide önemlidir. Papirüste güneş tanrısına saldıran yılanın kediler tarafından öldürüldüğü resmedilmiştir. Dişi aslanın tanrıçası Sekhmet’in yardımsever tarafı olarak görülmüştür.
Anubis (Anpu, Ano-Oobist)
Nepthys’in oğludur Bazı inanışa göre babası Sethi, bazısına göreyse Osiris’ti (hatta bazı inanışa göre ise annesi İsis’ti). Anubis, çakal olarak resmedilmiştir veya çakal başlı tanrı denmiştir. Çakal’ın, lahitleri kolaçan etme eğilimi nedeniyle, ölülerle ilişkili olmuştur ve eski mumyalamanın kâşifi olarak bilinir ve tapılır. Onun görevi ölüleri korumak ve yüceltmektir. Anubis, aynı zamanda Upuaut (yolların açıcısı) olarak bilinirdi ve tavşan başıyla gösterilirdi. Kıyamet günü için ölülere rehberlik ederdi ve ölüleri yeraltındaki ikinci ölümden korumak için gerçeğin derecelerini gözlerdi.
Ra
Tabiatta tapılan en belirgin şey güneştir. Mısır ideolojisinin büyük bir kısmı güneş ve nehir uzerinedir. Güneş ilahları arasında başlıcası Ra'dır (Heliapolis tanrısı). Güneşin diski olarak Ra, atmaca kafalı bir insan olarak temsil edildi. Bu durumda da Ra yaradılışın hükümdarı olarak ele alındı.
Thoth (Tahuti)
Bilgeliğin tanrısıdır. Maat ile beraber zamanın başında kendi kendine yaratılmıştı veya Ra tarafından yaratılmıştı. Hermopolis’te Thoth’dan sekiz çocuk oluşturmuştu, en önemlisi gizli olan Amen’di. Amen, Teb’de evrenin lordu olarak takip edilirdi. Thoth isminin Mısır dilinde orijinali Thuti’dir ve Yunanca versiyonu Thoth’dur.
Thoth, ibiş kuşu başıyla resmedilmiştir ve elinde bir dolmakalem ve her şeyi kaydettiği parşomenler vardır. Tanrıları içeren neydeyse tüm temel görüntülerde Thoth, görevli olarak görünürdü ama özellikle ölülerin hükmünde görülüyor. Tanrılar’ın habercisi (ulağı) olmuş ve Yunanlıların Hermes’iyle eş tutulmuştur. Osirian mitlerine göre Thoth, Osiris’in veziri olmuştur (Şef tavsiyecisi ve papazı). O da Khons gibi ay tanrısıdır ve zamanın, büyünün ve yazının tanrısıdır. Hiyeroglifleri icat edenin Thoth olduğu düşünülür.
Tavaret
Hamile kadınlara göz kulak olan olan suaygırı tanrısıdır.
Bes
Tanrıların cüce soytarısıdır. Afrikalı veya sematik kökenli tanrı, Mısır’a 12. Sülale döneminde gelmiştir. Sakallı, vahşi görünümlü komik bir cüce olarak ve yuvarlak bir yüzle resmedilmiştir. Müzik, iyi yemek ve rahatlamak gibi aile zevklerinin tanrısı olarak sayılır. Ayrıca çocukların eğlendiricisi ve koruyucusudur.
Imhotep (Imouthis)
Imhotep mimar, kâtip ve 3. Sülale'nin Firavun Zoser döneminin büyük (baş) veziriydi. Sakkara‘daki basamaklı piramidi tasarlayıp inşa eden Imhotep’ti. Imhotep, Ptah’ın oğlu ve hekimlik tanrısıydı. Aynı zamanda kâtiplerin başıydı (Thoth ile beraber). Yunanlılar onun Asklepios olduğunu düşünürler.
Khepri (Keper)
Eski Heliopolitan büyük şehir bilimine göre yaratıcı tanrı, Atum ve Ra ile karışmıştır. Mısırca kökeninde Kheper, birkaç anlama gelir, bazısına göre en çok dikkat çeken yaratmak veya dönüştürmek fiilidir; ayrıca “bok böceği” sözcüğüne denk gelir. Bok böceği, güneşin sembolü sayılırdı. Dışkısının çevresine yumurtalarını bırakırdı ve bok böceği güneş tanrısı sembolü sayılırdı. Bok böceği, güneşi, gökyüzüne doğru iterdi.
Sobek
Fayum'un merkezi Crocodillopolis'in tanrısı idi. Orada canlı sürüngenler ve timsahlar havuzlarda muhafaza edilirlerdi. Su tanrısı olarak, aynı zamanda Nil'in yıllık taşmasını ve vadisinin gübrelenmesini sembolize etti.
Set
En eski dönemlerde Set, Aşağı Mısır’ın koruyucu tanrısıydı ve çölün şiddetli fırtınalarını sembolize eder. Bu fırtınaları Aşağı Mısırlılar yatıştırmak için yöntemler aramışlardır. Yukarı Mısır, Aşağı Mısır’ı yendiğinde ve ilk hanedana girildiğinde Set, Yukarı Mısır’ın Hanedanlık Tanrısı Horus’un şeytani düşmanı olarak bilinmeye başlandı. Set; Osiris, İsis ve Nephthys’in kardeşi ve aynı zamanda Nephthys’in kocasıydı.
Bazı mitlere göreyse Aubis’in babasıydı. Set’in kardeşini öldürmesi ve yeğeni Horus’u öldürmeye teşebbüs etmesiyle bilinir. Ama Horus, kurtulmayı ve babasının öcünü almayı başarır. Bunu Mısır’ın her yerinde kurallarını koyarak yapmıştır. Set’i hadım etmiş ve sonsuza kadar onu çöle sürmüştür. 19. Hanedan'da Set’e olan saygı yeniden dirilmeye başlamıştır ve bir zamanların büyük tanrısı olarak görülmüştür. Mısır’ı yabancılardan koruyan ve çöldeki kuvvetleri yardımseverce zapteden tanrı olmuştur.
Shu
Kuru rüzgârların ve atmosferin tanrısı, Ra’nın oğlu, Tefnut’un kardeşi ve kocası, Geb ve Nut’un babasıdır. Hiyerogliflerde kafasına devekuşu tüyü giymiş olarak gösterilmiştir (Maat’ınkine benzeyen). Genelde boylu boyunca uzanmış olan Geb’le kızı Nut’u ayrılarak ayakta durmuş olarak gösterilmiştir. “Shu” ismi genelde “kuru, boş” anlamına gelen shu kökünden geliyor. Shu, aynı zamanda güneş ışığının kişileştirmelerinden biridir. Shu ve Tefnut’un bir ruhun iki yarısı olduğu söylenir. Belki de eşruhların en eski (ilk) kaydedilen örneğidir.
Anuket
Yukarı Mısır’da, Elefantin’in çevresinde, Anuket, Khunum ve Sati’nin (kızları olarak) tapılmıştır. Kutsal hayvanı gazeldi. Soğuk su dağıtıcısı olduğuna inanılır ve kendi insan kafasına tüylü bir taç giyerdi.
Apis
Muhtemelen sadece hayvan olarak betimlenmiş ve hiçbir zaman hayvan başlı bir insan olarak gösterilmemiş eski bir Mısır Tanrısı'dır. Apis, çoğunlukla Ptah’la bağlantılı olmuştur ve kültünün merkezi Memphis’tir. Aslında Apis verimlilik tanrısıdır. Güneş diski ve uraeusserpentten oluşan boğa tacıyla betimlenmiştir. Kutsal Apis boğası, Memphis’te bulunurdu ve Serapum’da büyük bir kitle halinde Apis boğalarının mezarı bulunuyor.
Duamutef (Tuamutef, Thmoomathpf)
Horus’un dört oğlundan biridir. Duamutef, çakal başlı mumyalanmış bir adam olarak gösterilmiş. Ölünün midesinin koruyucusudur ve Tanrıça Neith tarafından korunur.
Edjo
Delta’nın yılan tanrıçası, Aşağı Mısır’ın sembolü ve koruyucusu, Yukarı Mısır’ın tanrıçası Nekhbet’in tamamlayıcısıdır. Kralın tacının bir parcası olarak giyilirdi.
Sothis
Yıldız Sirius için feminen bir Mısırlı ismi, İsis’le birbirine geçmiştir. Hator’la da ilişkilidir.
Tefnut
Nem ve bulutların tanrıçasıdır. Ra’nın kızı, Shu’nun kardeşi ve karısıdır. Geb ve Nut’un annesidir. Kutsal hayvanı olan dişi aslanın başıyla resmedilmiştir. “Tefnut” adı teftef kökünden gelmektedir. Anlamı “serpiştirmek, nemlendirmek” ve kökü “sular, gökyüzü” anlamına gelmektedir.
Selket (Serqet, Serket)
Akrep tanrıçadır. Kafasının üstünde hareketsiz duran akrebiyle güzel bir kadın olarak gösterilmiştir. Onun yaratığı, kötü ruhlu insanlara ölüm veriyordu ve akrepler tarafından sokulan insanlara da hayat veriyordu. O, ayrıca kadınların çocuk doğurmalarına da yardımcı oluyordu. O, Ra’yı tehdit eden şeytani ruhları etkisiz hale getiren kişi olarak resmedilmiş ve İsis’i Set’ten korumak için yedi akrebini göndermiştir.
Selket, Horus’un oğlu, ölülerin bağırsaklarının koruyucusu olan Qebsenuef’in koruyucusudur. Amerika’yı 1970’de turlayan kolleksiyonun bir parçası olan Tuthankamon’un lahitindeki heykeli sayesinde tanındı.
Serapis
Ptolemi dönemi tanrısıdır. Yunanlılar tarafndan Osiris ve Apis’ten düzenlenmiştir. Tahminen İsis’in arkadaşı (partneri), öbür dünya (ölümden sonraki yaşam) ve verimliliğin tanrısıydı. Ayrıca fizikçiydi ve endişeli, üzüntülü inananların yardımcısıydı. Hiçbir zaman çok fazla önem vermedi. Onun kültünün merkezi Alexandria’dır (İskenderiye).
Osiris
Ölülerin tanrısı, ölümsüz yaşam için diriliş tanrısı, kural koyucu, koruyucu, ölülerin yargıcı ve ölünün prototipi olmuştur (Ölü, tarihte “Osiris” olarak görülürdü). Lahitinin bulunduğu yer, Abidos’ta kültünün oluştuğu yerdir. Osiris, Nut ve Geb’in ilk çocuğuyduç. Set, Nephthys ve İsis’in kardeşiydi, aynı zamanda İsis’in kocasıydı. Horus, İsis'ten oğluydu. Bir hikâyeye göre Nephthys, İsis gibi davranmış ve Osiris’i baştan çıkararak Anubis’i doğurmuş.
Osiris başka erkeklerin dünyasının kural koyucusu olmuş ve Ra gökyüzüne kural koymak için dünyayı bıraktığında kardeşi Set, Osiris’i öldürdü. İsis’in sihri sayesinde tekrar yaşama döndü. İlk ölen yaşayan canlı olduğu için sonraları ölülerin lordu oldu. Oğlu Horus, onun ölümünün öcünü aldı. Set’i yenmişti ve onu Batı Mısır’ın çölüne (Sahra) gönderildi.
Tüm Mısır tarihi boyunca dualar ve büyüler Osiris’e yöneltilmişti, onu kutsama ve kendisinin kural koyduğu öbür dünyaya girmesi umulmuştu ama orta krallık süresinde popularitesi arttı. 18. Sülale döneminde Mısır’da en çok tapılan tanrı olmuştu. Osiris’in popularitesi, Mısır tarihinin en son evrelerine kadar dayanmaktadır. Mısır’ı fetheden Roma İmparatorlarında bile halâ onun etkisi görülüyormuş. Firavun kıyafetlerini giyerek ona tapınaklarda adak adıyorlarmış.
Geb (Seb)
Yeryüzünün tanrısı, Shu ve Tefnut’un oğlu. Nut’un kardeşi ve kocası. Osiris, Set, İsis ve Nephthys’in babasıdır. Kutsal hayvanı ve sembolü kazlardı. Genelde yeşil ve siyah tenli olarak gösterilmiştir. Yeşil yaşayan canlıların rengi ve siyah ise Nil’in bereketli çamururun rengidir.
Geb, kötülerin ruhlarını tutuklu tutacak ve onları cennete çıkarmayacaktı. Diğer geleneklerde yeryüzünün dişi olmasıyla çelişerek Geb’in erkeğe özgü (erkeksi) olmasıyla göze çarpar.
Khnum
Koç başlı insan olarak görünürdü. Antinoe ve Elefantin’de tapılıyordu. Çömlekçi çarkında insanlara şekil veren, yaratıcı tanrılardan biriydi. Onun arkadaşları Heqet, Neith ve Sati’ydi.
Khons (Chons)
Teb’in büyük triadlarının 3. üyesi (ailesi Amen ve Mut’la). Khons, ay tanrısıydı. Onun hakkında en çok bilinen hikâye Thoth’la senet (passage) denen eski bir oyun oynarken ışığının bir kısmına bahse girmesidir. Thoth kazanmış, ışığının bir kısmını kaybettiği için Khons bir ay boyunca tüm ihtişamını gösterememiş ve batıp tekrar büyümek için beklemesi gerekmiş. Karnak’taki çevrili olan tapınak ona adanmıştır.
Ptah
Memphis’te tapılıyordu (M.Ö.3100). Ptah, evrenin yaratıcısı olarak görülmüştür. Öbür dünyada erkeklerin ruhlarının yerleşeceği vücutları şekillendirir. Başka mitlere göre Thoth’un emrinde çalışıyordu ve Thoth’un açıklamalarına uygun olarak cennetleri ve dünyayı yaratmakla sorumluydu. Ptah, sakallı takke giymiş, mumya gibi sarmalanmış, elleri ambalajdan çıkmış, elinde asa, Ankh ve Djed (denge, istikrar, sağlamlık işareti) tutuyor. Çoğunlukla Seker ve Osiris’le birlikte tapılırdı, Ptah-seker-ausar adı altında tapılırdı. Sekhmet’in kocası ve Nefertum’un babası (sonra da Imhıtep’in babası) olduğu söylenir.
Qebsenuef (Kabexnuf, Qebseneuef)
Horus’un dört oğlundan biridir. Qebsenuef, mumyalanmış şahin başlı bir adam olarak betimlenmiştir. Ölülerin bağırsaklarının koruyucusudur ve Tanrıça Selket tarafından korunurdu.
Qetesh
Suriyeli bir tanrı olduğuna inanılıyor. Qetesh, aşkın ve güzelliğin tanrıçasıdır. Qetesh, güzel çıplak bir kadın olarak, bir aslanın üstünde ayakta durur veya onu sürer durumda, elinde çiçek, ayna veya yılanlarla resmedilmiştir. Genelde yuvarlak yüzle gösterilmiştir (Mısır sanat ve geleneklerinde alışılmamış bir durum). Aynı zamanda erkekliğin tanrısı Min’in partneri olarak düşünülüyor.
Ra-Horathky (Ra-Hoor-Khuit)
Horizonların Horus’u olan Ra’dır. Ra’nın başka bir tanımlaması da onu Horus’la bir tutmaktır. Bu ikisi, solar gücün göstergesi olarak gösterilmiştir. “Ra-Hoor-Khuit”in yazılışı Aleister Crowley tarafından önce "Book of Law" kitabında popülerize edilmiştir.
Sekhmet
Dişi aslan tanrıçasıdır. Ptah’ın tanrısı olarak takip edilmiş. Ra’nın gözündeki ateşten insanları günahlarından dolayı cezalandıracak olan bir intikam yaratığı olarak yaratılmıştır. Sonra da doğrunun barışçıl bir koruyucusu olmuştur. Yardımsever Bast ile yakından ilgilidir.
Maat
Çeşitli geleneklere göre Thoth’un karısı, Ra’nın kızı olduğu düşünülmüştür. Maat’ın adı “gerçek” ve “adalet” hatta “kozmik sıralamayı” ifade eder. İngilizce’de net bir söylenişi yoktur. Maat’ın konseptinde bir kişileştirme ve biraz da mitoloji vardır. Maat, saçında devekuşu tüyü olan uzun boylu bir kadın olarak belirtilmiştir. O, ölümün kararı için vardı ve tüyü, ölünün saf ve dürüst bir hayat yaşamış olup olmadığına karar vermek için ölünün kalbini dengelerdi.
Min (Menu, Amsu)
Elinde yıldırım taşıyan Amen’ın bir formu olarak (Mısır sanatında yıldırım olarak belirtilmeye çalışılmış) ve ereksiyon halindeki penisiyle resmedilmiştir. Tam adı Menu-kamuf-f (Min, Annesinin Boğası). Erkekliğin (güç ve iktidar) tanrısı olarak tapıldı, Ona marul (lahana) hediye edilmiştir (sunulmuştur) ve sonra erkekliği elde etme umuduyla bunlar yenmiştir. Kadınlığın (feminenliğin) ve aşkın tanrıçası Qetesh’in kocasıdır.
Month (Mentu, Men Thu)
Amen kültünün doğmasından önce Teb’in baş tanrısıydı. Şahin başlı adam olarak gösterilir ve Horus’la birleşmiştir. Aslında savaş tanrısıdır.
Mut (Auramooth)
Teb geleneklerinde Amen’in karısı, Mısır dilinde mut “anne” ve ay tanrısı Khons’un annesidir.
Nefertum
Ptah ve Sekhmet’in genç oğludur. Doğan güneşle bağlantılı olarak zambak çiçekleriyle taçlandırılmış veya zambak çiçeğinin üstüne oturtulmuş olarak resmedilmiştir.
Neith (Net, Thoum-aesh-neith)
Eski bir savaş tanrıçasıdır. Delta’da tapıldı. Bilgelik tanrıçası olarak saygı gösterildi. Yunan mitine göre Athena olarak gösterilmiş, daha sonraki inanışlara göre İsis, Nephthys, Selket’in kız kardeşiydi ve ölülerin midesinin tanrısı Duamutef’in koruyucusuydu. Timsah tanrı Sobek’in annesiydi.
Nekhbet
Yukarı Mısır’ın büyük tanrıçasıdır. İkonu akbaba ve firavunun tacının bir parçasıdır. Aşağı Mısır’ın tanrıçası olan Edjo’nun tamamlayıcısıdır.
Nephthys (Nebt-het)
Geb ve Nut’un en genç çocuğu, Set’in kardeşi ve karısıdır; İsis ve Osiris’in kardeşidir. Anubis’in annesidir (Set veya Osiris’in oğlu). Set, Osiris’i öldürdüğünde onu terketmişti ve İsis’e Horus’un bakımında ve Osiris’in dirilişinde yardımcı olmuştu. Kardeşiyle birlik olmuş ve ölülerin özel koruyucu tanrıçası olarak düşünülmüş ve ciğerlerin koruyucusu olan Hapi’nin gardiyanı olmuştur.
Nut (Nuit)
Gökyüzü tanrıçası, Shu ve Tefnut’un kızı, Geb’in kızkardeşi ve karıs;, Osiri, Set, İsis ve Nephthys’in annesidir. Crowley Magic'in "Theory and Practice" kitabında “sınırsız uzaya tanrıça Nuit denirdi” demiş. Nut, genelde mavi tenle ve vücudu yıldızlarla kaplı, 4 ayak üzerinde ve kocasının üzerine eğilerek resmedilmiştir. Gökyüzü olarak dünyanın üzerinde kemer gibi uzanmıştır. Nut’un Hadit’le olan ilişkisi Crowley’in bir buluşudur. Bu ejiptolojide bir temele bağlı değildir. Hadit, genelde Nut’un altında resmedilmiş. Birisi Nut’un bir resim üst karesinin oluşturduğunu buluyor ve kanatlı disk Hadit, sessizce aşağıdan uçuyor.
Sati
Elefantin’in tanrıçasıdır. Khunum’un eşi, Soğuk su dağıtıcısı Anuket ile beraber eş olmuşlardır. İnsan başı, Yukarı Mısır’ın tacıyla ve gazellerin boynuzlarıyla betimlenmiştir.
Seker
Işığın tanrıçası ve yeraltından başlayan öbür dünyaya giden ölülerin ruhlarının koruyucusudur. Seker, Ptah’ın bir formu veya Ptah-seker veya Ptah-seker-ausar’ın bileşik tanrılarının bir parçası olarak Memphis’te tapılırdı. Seker, genelde şahin kafasıyla ve Ptah’ınkine benzer bir şekilde mumyalanmış olarak resmedilmiştir.
oyunlar