Tarih

Meksika « Ülkeler Tarihi

Meksika, Kuzey Amerika’da tarihi çok öncelere dayanan tek ülkedir. M.Ö. birinci yüzyıla doğru körfez bölgesi, Oaxaca, merkezi yayla, çok gelişmiş bir kültür ve sanata şahit oldular. Bu durum eski Maya İmparatorluğunun doğuşuna tesir etti. Bu imparatorluk, 4. yüzyılda tarih sahnesine çıkarak yedinci asırdan sekizinci asır sonuna kadar, Yucatan’dan Guatemala’ya kadar genişledi.

Aynı dönemde birinci ve dokuzuncu yüzyıl arasında ekonomik ve sosyal yönden Mayalar derecesinde teşkilatlanmış çeşitli medeniyetler, Oaxaca da, merkezi yaylada ve körfez kıyısında geliştiler. Bunlara klasik medeniyetler adı verilir.

Sonra, 9. yüzyıldan 12. yüzyıla kadar gelişen Tula Toltekleri ortaya çıktı. Fakat bunların medeniyeti yeni kabilelerin tesiri altında değişikliğe uğradı. 987 yılında Maya-Toltek karışımı yeni bir medeniyetin doğmasına sebep olan, yeni Maya İmparatorluğu kuruldu. Aynı dönemlerde kuzey kabileleri yayla üzerine yerleşerek şehir hayatına geçtiler.

Aztlan’dan gelen Mexica kabileleri 1325’te Tenochtitlon (Mexico) şehrini kurarak, 50 yıl sonra ilk hükümdarlarını seçtiler. Aztekler, kabileler arası rekabetten faydalanarak 1430’dan 1521’e kadar genişleyen büyük bir imparatorluk kurdular. Sadece Michoacan Taraskları önünde başarısızlığa uğrayan Aztekler; Totonaktası, Zopatekleri ve Mikstekleri hakimiyeti altına aldılar.

İspanyollar ülkeyi ele geçirmek için, Azteklere karşı duyulan kinden faydalandılar. 1519’da İspanyollar, Cortès komutasında çıkarma yaptılar ve Veracruz şehrini kurdular. Meksika, 1535’te İspanyanın genel valiliği haline geldi. İspanyol istilası, kuzeye ve güneye doğru uzanarak 17. asır sonuna kadar, devam etti. Ekseriya acımasız olan Hıristiyanlaştırma geleneksel dinlerle mücadele etti ve yerli medeniyet yok edildi.

1571’de Mexico’da engizisyon kuruldu. 1519’larda kesin olarak bilinmemekle beraber, 25 milyon olduğu tahmin edilen yerli nüfus, 1650’ye doğru 1.500.000’e düştü. Ekonomik reformlara rağmen İspanyol idaresi, yerliler ve melezler kadar beyazlar için de dayanılmaz bir hale geldi. 1810’da İspanyolları ülkelerinden kovmak için harekete geçtiler. 11 yıl süren bir bağımsızlık savaşı sonunda, 1821’de Kral Naibine Cordoba Antlaşması imzalatıldı. 1824’te bağımsızlık ilan edildi.

Bağımsızlığı, iç ve dış savaşların sebep olduğu yarım yüzyıllık karışıklıklar dönemi takip etti. Santa Anna’nın diktatörlüğü esnasında yapılan ABD ile savaş sonucunda, 1848 Guadalupe Antlaşması ile New Mexico, Teksas, Kaliforniya kaybedildi. 1855’te liberaller başarı kazandı. Bir iç savaş sonunda Juarez muhafazakarları kazandı, fakat bunlar dış borçları tehir etmek zorunda kaldı. Bunun üzerine Fransa, İngiltere ve İspanya askeri müdahalede bulundu. Juarez’in tekliflerini, Latin Amerika’da Fransa yararına Katolik bir imparatorluk kurmak isteyen Üçüncü Napolyon reddetti ve Meksika’yı istila etti.

Juarez’in başkanlığından sonraki Porfino Diaz’ın uzun diktatörlüğü sırasında (1876-1911) ekonomi, sosyal adaletsizlik ve yerli köylülerin sömürülmesi pahasına gelişti. Diaz’ı düşüren liberal Madero, ihtilalci halk akımlarını bastıramadı ve 1913’te katledildi. Carranza karışıklıklar ortasında 1917 anayasasını kabul ettirdi ve halka yönelik bir siyaset takip etti.

Obrago’nun başkanlığında (1920-1924) tarım reformunun uygulanması başladı. Bunun bir katolik tarafından katledilmesi ve şiddetli Katolik direnişi sonucunda, kiliseye karşı son derece katı ve bazan öldürücü bir siyaset başladı. Lazoro Cardenasi, Başkanlığı (1934-1940) sırasında dini mücadeleleri yatıştırarak modernleşme politikası takip etti. İkinci Dünya Savaşından sonra sanayileşmeye büyük önem verildi.

Adelheid Popp « Tarihe Geçen Kadınlar



DÖNEMİNDEKİ ÖNEMLİ OLAYLAR (1869-1939)

1840'lar Almanya'da ilk işçi eğitim derneklerinin ortaya çıkışı. 1855 Adelheid Popp Sosyal Demokrat Parti'ye girer.
1899 Paris'te ilk l Mayıs Bayramı.
1899 Clara Zetkin Paris'te II. Enternasyonal'in kuruluş kongresinde konuşma yapar.
1890 Ortalama çalışma süresi (çocuklar için de) günde 11 saattir.
1891 II. Enternasyonal'in Brüksel Kongresi'nde l Mayıs'ın her sene uluslararası düzeyde işçi bayramı olarak kutlanması kararı alınır.
1892 Viyana'da, Avusturya'daki sosyal demokrat hareketinin öncü organı olan Kadın İşçiler gazetesi yayınlanır.
1893 Avusturya'da kadınların da katıldığı ilk işçi grevi. 1910 August Bebel'in Kadın ve Sosyalizm eseri 50. baskısına ulaşır.

"AYDINLANMA, EĞİTİM VE BİLGİ TALEP EDİYORUM HEMCİNSLERİM İÇİN - BİZ KADIN İŞÇİLER İÇİN!"

"Çocukluğumdan aklımda kalanlar öylesine karanlık, zorlu, bilincimde öylesine kök salmış ki, asla gözümün önünden gitmeyecekler. Diğer çocuklara sevinç çığlıkları attıran, mutluluk veren bebekler, oyuncaklar, masallar, tatlı düşkünlüğü, Noel ağaçları gibi şeylerin hiçbirini tanımıyordum. Bildiğim sadece içinde çalışılan, uyunan, yemek yenen ve kavga edilen büyük bir oda. Hiç şefkatli bir söz, okşama hatırlamıyorum. Aksine babam eve çok az para getirdiğinde ve annem ona kızdığında, benim de bu sahneleri bir köşede ya da yatağın altına saklanarak izlerken duyduğum korkuyu hatırlıyorum."

Avusturyalı Adelheid Popp, bu gençlik ve çocukluk anılarını Bir İşçi Kadının Gençlik Öyküsü adıyla imzasız olarak yayınladığında kırk yaşındadır. Kitabı çıktığında sosyalist kadın hareketinin öncüsü olarak ünü Avusturya dışına taşmıştır: 1892 yılında Viyana'da Kadın İşçiler gazetesinin kurucu ortağı ve sorumlu yazı işleri müdiresi olmuş ve bir yıl sonra büyük ilgi uyandıran ilk kadın grevinin örgütlenmesine katılmıştır.

Kitabına adını koydurmaması, öyle kamuoyundan çekindiğinden değildir. Kendisinin söylediği gibi abartılmış bir alçakgönüllülükten de değil. Aksine, "Bireysel olarak önemli bulduğum için yazmadım gençlik öyküsünü. Tam aksine yazgımda yüz binlerce işçi kadını ve genç kızı bulduğum için, bu yazgıda beni saran, beni zor duruma sokan büyük toplumsal olguların etkisini gördüğüm için... Bu kitapçığın, bir kadın işçinin ve aynı zamanda onun gibi yüz binlercesinin de yaşam yazgısı olarak, etkili olacağını ummuştum..."

August Bebel yazara buna rağmen (ya da tam bu nedenden dolayı) adını saklamamasını tavsiye eder. 1910'da Gençlik Öyküsü 3. baskısını yaptığında Adelheid Popp, Bebel'in arzusuna uyar, kitabının İngilizce, Fransızca, İtalyanca ve başka yedi dile daha çevrildiğine tanık olur. 1922'de, kitabının 4. baskısının önsözünde, "yurtiçi ve yurtdışından gelen sayısız mektup, kadınların çoğunun Gençlik Öyküsü sayesinde işçi hareketine dikkatlerinin çekildiğini ve bu hareketlere kazanıldığını onaylamakta," diye yazar ve şöyle devam eder: "Gençlik Öyküsünün yeni baskısı, hâlâ korkanları ve çekinenleri harekete geçirmekte, cesaret ve güven vermekte etkili olmalı."

Başkalarına cesaret ve güven vermek; küçük Adelheid için çocukluğunda bu düşünceden daha uzak hiçbir şey olmasa gerek. Tanıdığı tek şey "korku"ydu. Baba korkusu: Babası, karısını döven bir sarhoştur. Adelheid daha beş yaşında bile değilken, evde ilk kez bir Noel ağacının sevincini yaşamaya kalmadan sarhoş babası ağacı öfkeyle parçalar, "Bağırmaya cesaret edemiyordum. Sadece ağlıyordum, uyuyuncaya kadar ağladım."

Okul korkusu: Yırtık okuma kitabıyla derse gelince öğretmeni onu "Serseri!" diye azarlar. Okula giderken kötü bir havada kitap elinden yere düşmüştür. Annesi ona yeni bir kitap alamaz, parası yoktur...

Yalnızca yasaklarla kaplı bir çevrenin korkusu: Küçük Adelheid bir defasında saray bahçesinde menekşe toplarken bekçi tarafından yakalanınca büyük bir panik içinde kaçarken, az kalsın su değirmeninin bendinde boğulacaktır.

Hatta Noel zamanı korkusu: Zengin çocuklarına Noel Baba elmalar, fındık, fıstık ve pastalarla gelirken, Adelheid ve dört kardeşini elinde sopası ve şangırdayan demir zincirlerle "şeytan" ziyarete gelir. "Ebeveynler çocuklarına bu tür ibret vermeyi lüzumlu buluyorlardı." Altı yaşındayken Adelheid'ın babası ölür. Üç yıl okula gittikten sonra para kazanmak zorunda kalır.

Bir atölyede bez dikmeyi öğrendiğinde on yaşındadır, "Sabahları saat altıda ben işe koşmak zorundayken, benim yaşımdaki diğer çocuklar hâlâ uyuyorlardı. Ve ben akşamları saat sekizde aceleyle eve dönerken diğerleri karınlarını doyurmuş, yıkanmış yataklarına gidiyorlardı. Ben oturmuş iki büklüm çalışırken, ilmik üstüne ilmik atarken onlar oynuyor, geziyorlar veya okul sıralarında oturuyorlardı. O zaman kısmetimi gayet doğal olarak kabullenmiştim, ancak çok yürekten istediğim bir şey vardı hep: Bir defa doyasıya uyuyabilmek."

Uzun yıllar bu arzusunu hiç yerine getiremez. On üç yaşındayken yığılıp kalır ve bir kliniğe getirilir. "Temiz havada bol hareket ve iyi beslenme" önerir doktor ona. Fakat bu tavsiyelere nasıl uyabilecektir? Hastalık sigortası bile yoktur. Preshane, fişek fabrikası, karton fabrikası, cam ve zımpara kâğıt fabrikası. Adelheid bulduğu her işi kabul eder.

1880'li ve 90'lı yılların tüm fabrika işçileri gibi, genç kızın edindiği tecrübeler bellidir: Kadın ve kızların hepsinin eğitim düzeyi düşüktür. Çocukluklarından beri söz dinlemeye, uslu ve kanaatkar olmaya alışkındırlar. Kendilerini kötü kullandırır ve insana layık olmayan çalışma koşullarını kabul ederler. Bazen günde 16, 18 saat çalışırlar. Aldıkları ücretler erkeklerin aldığının üçte ikisinden, hatta çoğunluk yarısından fazla değildir.

"Kadınlar ve kızlar erkeklerin yerine geçmeye, iş güçlerini ucuz ücretle satmaya çok heveslilerdi," diye yazar Adelheid Popp geçmişe bakarak. "Çünkü kadın işçiler kanaatkar yetiştirilmiş ve koşullarıyla yetinmek kızlara daima bir erdem olarak öğretilmişti. O zamanlar bu zavallı, bilgisiz dişi yaratıklar elleriyle yaptıkları işler için nasıl olur da yeterli ücret istemeye cesaret edebilirlerdi?"

Kendisi de onlar gibidir. Çalışma saatleri içinde konuşmanın para cezasına mal olmasını doğal bulmaktadır. Yalnız bir kere kendisini savunur: Çalıştığı firmanın gezici bir elemanı ona askıntı olunca. Adam onu kayıracağını vaat etmiştir. Şimdiye kadar kızını erkeklerden kesinlikle uzak tutan Adelheid'ın annesi bile bunu normal karşılamaktadır. Kendisini o "Beyefendi"ye öptürmek istemeyen kızını "deli" ve "dik kafalı" diye azarlar. Böylece daha fazla ücret alacaksa, niye olmasın...

Adelheid'ın bu deneyimi de sınıfına özgüdür. Çünkü fabrikada çalışan kadın işçiler, onursuz varlıklar olarak bilinmekte ve sokak kadınlarıyla eş tutulmaktadır. Erkek kardeşinin bir arkadaşı ile konuştuğunda on yedi yaşındadır. O, tanıdığı ilk sosyal demokrattır. Cumhuriyetin ne olduğunu ilk kez ondan duyar. İlk sosyal demokrat parti gazetesini ondan alır. Gazetede bulduğu kuramsal fikirleri hemen anlayamaz. Gazetede işçilerin sıkıntıları için ne yazılmışsa hepsini çok iyi bilmektedir.

"Bununla öz yazgımı anlamayı ve değerlendirmeyi öğrendim", der daha sonraları hayatının bu önemli bölümünü anlatırken: "Katlandığım her şeyin hiç de Tanrı'nın takdiri olmadığını, aksine adaletsiz toplum düzeninin sonucu olduğunu öğreniyordum.

İşçilere karşı yasaların keyfi hükümleri içimi sınırsız nefretle dolduruyordu. Henüz parti dışında olmama ve kimse tarafından tanınmayışıma rağmen, sosyal demokratlara öylesine ağır darbeler vuran antisosyalist yasanın Almanya'da yürürlükten kaldırılmasını coşku ile karşıladım." Önceleri hep "dışarıda" kalır. Çünkü ona "uslu bir kızın evinde oturması gerektiği" fikri aşılanmıştı.

Fakat fabrikada molalar sırasında kız arkadaşlarıyla birlikteyken konuşmaya başlar. Onlara anladığı kadarıyla sosyalizmin ne olduğunu açıklar. Parti gazetesinden bölümler okur ve yeni aboneler kazandırmaya çalışır. İşçi Derneği kütüphanesinden bilgisini geliştirecek kitaplar temin eder.

İnancı giderek belirginleşir. Üstleri de bunu fark ederler doğal olarak. Ne kadar sıkı gözetim altında tutulursa işini o kadar daha titiz yapar, "İçimde kendiliğinden, insan büyük bir davaya hizmet etmek istiyorsa, küçük işlerde de üstüne düşeni yapmaya mecburdur, görüşü olgunlaşmıştı."

Sosyal demokratların en önemli isteği o zamanlar l Mayıs'ın tatil olmasıdır. Bu arada parti toplantılarına katılma cesareti de gösteren Adelheid Popp, kendisiyle aynı yerde çalışan kadınları bu konuda ortak harekete çağırmayı dener. Hiçbirinin buna katılmaya cesareti yoktur. 1890'da işler böyledir...

Bir yıl sonra erkek ve kadın meslektaşları Adelheid Popp'un safında yer alır. Bunun hemen ardından topluluk önünde ilk konuşmasını yapar. Bir pazar öğleden öncedir. Ucuz kadın iş gücü açısından sendikal örgütlenmenin önemini anlatmak için üç yüz erkek ve dokuz (!) kadın toplanmıştır. Erkek bir konuşmacı kadınların çalışma hayatının sorunlarını dile getirir.

"Konuşmam gerektiğini hissettim," diye anımsar Adelheid Popp bu anı. "Sanki tüm gözler bana bakıyor ve hemcinslerimi savunmak için neler söyleyeceğimi bekliyorlardı. Elimi kaldırdım ve söz istedim. Daha ağzımı açmadan 'Bravo!' diye bağırdılar. Bir kadın işçinin konuşmak istemesi, işte böyle etki yarattı. Konuşmacı kürsüsüne çıkarken gözlerim kamaşıyordu, boğazımı sıkıyorlardı sanki. Fakat bunu yendim ve ilk konuşmamı yaptım. Kadın işçilerin çektiği acıdan, sömürüden, ihmal edilmelerinden söz ettim. Sonuncusunu özellikle vurguladım. Çünkü kadın işçilerin ihmal edilmesi, tüm diğerlerinin ve kadın işçilere zarar veren koşulların temeli olarak geliyordu bana. Meslektaşlarımda izlediğim ve bizzat yaşadığım her şeyi anlattım. Hemcinslerim için aydınlanma, eğitim ve bilgi talep ediyor ve erkeklerin bu konuda yardımcı olmalarını rica ediyordum."

Birkaç yıl sonra bir işçi toplantısında gözetim görevlisi olarak bulunan bir jandarma onun çok "kışkırtıcı" konuştuğu uyarısında bulunur. İnsanlar onu nefeslerini tutarak dinleyip hayran kalmaktadır. Tüm kadın işçilere hitaben bir de gazete makalesi istenir ondan. Yazmak ... acınacak ölçüdeki üç yıllık okul eğitimiyle bir genç kadın için, çok zor bir görevdir. İmla ve grameri hemen hemen hiç öğrenmemiş olmasına rağmen, yazmayı dener.

"Kadın işçiler! Hiç durumumuz hakkında düşündünüz mü?" diye başlar gazetedeki makalesine.

Kendi durumu hakkında düşünmek ve kadere boyun eğmemek; kendisi gibi acı çeken meslektaşlarına bu konuda çağrıda bulunan ilk Avusturyalı kadın işçi Adelheid Popp'dur. Alt tabakadan bir kadının gelip fikirlerini açıkça söylemesi bir yeniliktir ve muazzam yankı yapar.

Kadın kılığında bir erkek midir acaba? Çünkü sadece erkekler böyle konuşabilir. Bir arşidükün kızı olmasındı gerçekte? Çünkü alışılagelmiş kızlar böyle konuşamaz... Daha sonraki yıllarda Avusturya içinde çıktığı seyahatlerde bu tür önyargılara çok rastlar Adelheid Popp, "Bir kadının konuşmacı olarak kürsüye çıktığını görmek tüm geleneklere öylesine aykırı ve yepyeni bir şeydi ki, gerçekten bir kadınla muhatap olunduğuna kimse inanmak istemiyordu."

Bir eş olarak (1893'te sosyal demokrat parti görevlisi Julius Popp ile evlenir ve ondan iki çocuğu olur) kendisini görevine adamaya devam eder. "Bir şeyler başarabilmek için yeteneklerine güvenemedikleri için durmadan korkarak geri çekilen, fakat gönülleri bir şeyler yapma özlemiyle yanan sayısız kadına cesaret vermek için."

1893 Mayısı'nda Viyana'da 600 kadın apreleme işçisinin grevini destekleyenler arasındadır. Sağlığa zararlı koşullar içinde günde 12 saat çalışmak zorunda kalan kadınların isteği, "Günde sadece 10 saat çalışmaktır. Ve düşüncelerini daha etkin kılmak için çalışmayı bırakıp fabrikayı terk ederler. Viyana için büyük yankı yapan bu grevin akışı içinde Adelheid Popp izinsiz bir toplantıda konuşma yapmıştır.

Bu nedenle daha sonra mahkeme önüne çıkarılır ve serbest bırakılır. Yargıç, "kendisinden daha az bilgili ve çaresiz meslektaşlarına eğitici etki yaptığı için suçluyu övgüye değer ve serbest bırakılmasını doğru" bulur. Adelheid Popp bunu, "Sınıf devletinde de anlayışlı yargıçlar bulunuyor demek," diye yorumlar. Sadece dokuz yıl süren bir evlilikten sonra Adelheid Popp dul kalır: Kocası kendisinin sahip olduğu tüm hakları ona da tanıdığı için mutlu bir evlilik dönemi geçirmiştir.

Buna rağmen Adelheid Popp, "Evliliğin ve ailenin kutsallığı"na övgü düzmekten çok uzaktır. Tam aksine Kadın İşçiler gazetesinde, eşlerden biri için kendini feda anlamına gelen bir beraberliği kutsal evlilik olarak tanımlayan sözde ahlak anlayışını sert bir dille kınar. Yeniden mahkeme önüne çıkartılır ve on dört günlük hapis cezasına çarptırılır.

Adelheid'ın bu konudaki yorumu şöyledir: "Bu cezayı çektikten sonra evlilik konusunda başka görüşler edindiğimi söyleyemem."

1918'den sonra Sosyal Demokrat Parti'nin yönetim kurulu üyesi, Avusturya parlamentosu ve Viyana belediyesi meclis üyesi olur. "Kapitalist toplumlarda kadınların çalışması", hizmetçi kızların durumu hakkında haberler yayınlar, Avusturya Kadın Hareketlerinde 20 Yıl adlı bir anı kitabı ve Yükseğe Giden Yol başlıklı, kadın hareketlerinin tarihi gelişimini anlatan bir kitap yayınlar.

Adelheid Popp 1939 yılında ölümüne kadar yorulmak bilmeden çalışan kız ve kadınlara adar kendisini. Evindeki küçük odada korkuyla yatağının altına saklanan küçük kız, "Kendisi için ve kız kardeşlerinin uyandırıcısı olarak" kapıları kırmaya cesaret eden bir kadın olmuştur.

Jainizm « Dinler Tarihi

Jainizm insana ait en yüce mükemmelliğin ortaya çıkarılmasına uğraşır. Bu mükemmellik, orijinal saflığı içinde bütün ıstıraplardan, doğum ve ölüm engelinden bağımsızdır. "Jain" terimi Sanskritçe "Jina" (fatih) kelimesinden çıkarılmıştır ve bu fenomen dünyasında empoze edilen bu sınırların üstüne çıkmayı ima eder.

Jainizm, mükemmel olan insandan daha yüksek bir varlığı ya da bir Tanrı'yı tanımayı gerekli görmez. Varlıkların ne başlangıcı ne de sonları vardır, hepsi ölümsüzdür. Varlıkları üç ana sınıfa ayırır: Henüz gelişmemiş olanlar; gelişme yolunda olanlar ve tekrar doğuş sürecinden kurtulup özgür hale gelenler.

Jainizm çok güçlü keşişlik ve çilecilik eğilimlerine sahiptir. En yüksekteki ideal Ahimsa'dır, yani her varlığa eşit saygı ve şefkat göstermektir. Jain Agamaları her yaşam biçimine büyük saygı gösterilmesini katı vejetaryen kurallarını, çileciliği, kendini savunurken bile şiddet uygulamamayı ve savaşa karşı olmayı öğretir. Hepsinden önemlisi de, Jainizm bir sevgi ve merhamet dinidir.

Jainizm, yaklaşık 2500 yıl önce Hindistan'da başlamıştır. Kurucusu, Nataputta Vardamana ya da diğer adıyla Manavira'dır. Kutsal metinleri. Jain Agamaları Sidantalar'dır.

Mehzepleri

Digambara (Göksel giysili):

Bir ermişin, elbise dahil hiçbir şeye sahip olmaması gerektiğine savunur. Bu yüzden sadece bele kadar çıkan bir giysileri vardır. Bu doğuşta kurtuluşun kadınlar için mümkün olmadığına inanırlar.

Svetambara (Beyaz cübbeli)

oyunlar