Kızılbaşlık « Dinler Tarihi
Aleviliğin bir koludur. Genellikle Anadolu Alevilerine verilen addır. Ne zaman, kimce kurulduğu bilinmiyor. Selçuklar döneminden bu yana bir inanç kurumu olarak yaygındır. İsmail Sevafi'nin savaşta erlerinin giydikleri, Kızıl başlıktan ya da Uhud Savaşı'nda Peygamber'in yaralanması sonucu kanını gören Ali'nin sonraki bütün savaşlarda kızıl başlık giydiğinden kaynaklandığını söyleyenler varsa da kesin değildir. Kızılbaşlık üç ilke üzerine kuruludur. Adama muhabbet, deme muhabbet, nura muhabbet. Kızılbaşlık On İki İmam inancına dayanır.
1921-1940 Kronolojisi « 20. Yüzyıl Tarihi
1921
Charlie Chaplin'in ilk uzun metrajlı filmi ''The Kid''ABD'de gösterime girdi.
Fransız Etienne Oehmichen, ilk helikopteri uçurmayı başardı.
ABD'de Nicola Sacco ve Bartolomeo Vanzetti idam edildi.
Kanada'da insülin bulundu.
İtalyan tenör Enrico Caruso öldü.
1922
İrlandalı yazar James Joyce'in ''Ulysse''adlı kitabı yayımlandı.
Mısır'daki İngiliz hegemonyası sona erdi.
Bram Stoker'in kitabından uyarlanan ''Vampir Nosferatu''filmi gösterime girdi.
Lenin'in önerisiyle Joseph Stalin, Rus Komünist Partisi Genel Sekreteri oldu.
Paris'te ilk kadınlar olimpiyatı başladı.
Mussolini, başbakan oldu.
Lord Carnavon ve Carter tarafından, Mısır'daki Krallar Vadisi'nde Tutankamon'un mezarı bulundu.
Fransız yazar Marcel Proust 51 yaşında öldü.
Albert Einstein Nobel Fizik Ödülü'nü kazandı.
Rusya, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) adını aldı.
1923
Japonya'da Tokyo ve Yokohama Kentlerinde deprem oldu, 250 bin kişi öldü.
İspanya'da, General Miguel Primo de Rivera, iktidara geldi.
Etiyopya, Milletler Cemiyeti'ne kabul edildi.
Türkiye Cumhuriyeti ilan edildi. Hilafet kaldırılarak, Osmanlı İmparatorluğu tarihe gömüldü.
Adolf Hitler'in yapmak istediği darbe engellendi ve Hitler tutuklandı.
91 yaşındaki mühendis Gustave Eiffel öldü.
1924
Amerikalı Edwin Hubble, Samanyolu'ndaki yıldızları saptadı ve başka galaksiler olduğunu ispatladı.
Lenin öldü.
Chamonix'de ilk kış olimpiyatları yapıldı.
ABD'de ilk defa bir mahkûm, gaz odasında idam edildi.
Yunanistan, cumhuriyet oldu.
Franz Kafka, 40 yaşında öldü.
Yazar Joseph Conrad, 67 yaşında öldü.
İtalyan besteci Giacomo Puccini, 66 yaşında öldü.
1925
İran'da, Şah Rıza Pehlevi, hükümdar oldu.
Adolf Hitler, Mein Kampf'ı (Kavgam) yayımladı.
Irkçı örgüt Ku Klux Klan'ın ilk kongresi, Washington'da yapıldı.
1926
Sovyet yönetmen Ayzenştayn'ın ''Potemkin zırhlısı''adlı filmi Almanya'da gösterime girdi.
Pilsoudski, Polonya'da darbe yaptı.
Portekiz Cumhuriyeti, askeri darbeyle devrildi.
Almanya, Milletler Cemiyeti'ne kabul edildi.
Fransız ressam Claude Monet, 86 yaşında öldü.
Avusturyalı yazar Rainer Maria Rilke öldü.
1927
Çin'in Nan-Şan Bölgesi'nde deprem oldu, 200 bin kişi öldü.
ABD'de ilk uzun metrajlı sözlü filmler, gösterime girdi.
Amerikalı pilot Charles Lindbergh, Atlas Okyanusu'nu tek başına ve kesintisiz geçti.
Fransız Jules Rimet'in önerisiyle, Dünya Futbol Şampiyonası düzenlenmesi kararlaştırıldı.
1928
Finlandiyalı Paavo Nurmi, 9 altın 3 gümüşle, dünyanın en çok madalya kazanan atleti oldu.
İspanyol Luis Bunuel ve Salvador Dali'nin çevirdiği ''Bir Endülüs köpeği''adlı kısa metrajlı film, Paris'te gösterime girdi.
Ulusal politikanın bir aracı olarak savaşı yasaklamayı amaçlayan Kellog-Briand Paktı, 60 ülke tarafından imzalandı.
Çang Kai-Çek, Çin Devlet Başkanı oldu.
1929
Alman romancı Erich Maria Remarque'nin ''Batı cephesinde yeni birşey yok''adlı romanı yayımlandı.
1886'da benzinle çalışan ilk arabayı icat eden Alman mühendis Carl F. Benz öldü.
31 Ekim 1924'te tek başına dünya turuna çıkan Fransız denizci Alain Gerbault, turunu tamamladı.
Belçikalı Herge, ''Tenten''karakterini yarattı.
Hollywood'da ilk Oscar Ödül Töreni yapıldı.
Elzie Segar, ''Temel Reis''karakterini yarattı.
Rus balesinin kurucusu Serge De Diaghilev öldü.
New York Borsası iflas etti.
Salvador Dali'nin yağlı boya tabloları ilk defa sergilendi.
1930
Amerikalı Clyde William Tombaugh, Plüton Gezegeni'ni buldu.
Amerikalı Ernest Orlando Lawrence, yüksek enerjilere ulaşabilen ilk parçacık hızlandırıcısı siklotronu icat etti.
Mahatma Gandhi, toplumun en alt kesimleri üzerinde büyük bir yük oluşturan tuz vergisine karşı bir kampanya açtı.
Josef Von Sternberg ve Marlene Dietrich'in oynadıkları ''Mavi melek''adlı film, Almanya'da gösterime girdi.
Uruguay, organizatörü olduğu ilk dünya kupasını kazandı.
Sherlock Holmes'ün yaratıcısı Arthur Conan Doyle öldü.
Costes ve Bellonte, ilk kez Paris-New York hattında kesintisiz uçtular.
1931
İspanya Kralı Alphonse XIII, ülkeyi tahttan feragat etmeden terketti, İspanya'da cumhuriyet ilan edildi.
Japonya, Mançurya'yı işgal etti. Uzakdoğu Savaşı başladı.
Sırp, Hırvat ve Slovenya Krallıkları, resmi olarak Yugoslavya adını aldı.
İlk elektrik ampulünü icat eden Thomas Edison, 84 yaşında öldü.
İngiltere parlamentosu, İngiltere'nin o dönemdeki demiryolları Kanada, Avustralya, Yeni Zelanda, Güney Afrika ve İrlanda'nın eşitliğini hükme bağlamak üzere Westminster Tüzüğü adlı bir yasa çıkarttı.
1932
Avusturya asıllı Adolf Hitler, Alman vatandaşlığına geçti.
Kodak'ın kurucusu George Eastman öldü.
Hitler'in de aday olduğu Almanya Devlet Başkanlığı seçimini Hindenburg kazandı.
Portekiz Başbakanı Antonio Oliveira Salazar, 1974'e kadar sürecek diktatörlüğünü ilan etti.
Irak, bağımsızlığını ilan etti.
Franklin D. Roosevelt, ABD Başkanlığı'na seçildi.
1933
Alman Ulusal Sosyalist Parti lideri Hitler, başbakan oldu.
Berlin'deki Reichstag'da (hükümet binası) yangın çıktı. Olaydan sonraki gün, drama ustası Bertolt Brecht Almanya'dan kaçtı.
ABD Başkanı Roosevelt, 36 eyalette ekonomiye canlılık kazandırmak için ''New Deal''(yeni anlaşma) başlattı.
Naziler, Dachau'da ilk toplama kampını açtılar.
Almanya'da Nazi Partisi, yahudileri boykot etme kararı aldı.
Nazilere bağlı gizli polis örgütü Gestapo kuruldu.
Naziler, Alman ırkını canlandırmak için halkı güçsüzlerden temizleme kararı aldı.
1934
Fransız Irene ve Frederic Joliot-Curie çifti yapay radyoaktiviteyi buldular.
Almanya'da Devlet Başkanı'nın ölmesi üzerine Adolf Hitler, ülkenin mutlak lideri oldu ve başbakanlık, devlet başkanlığı yetkilerini elde etti.
Yugoslavya Kralı 1. Aleksandr ve Fransa Dışişleri Bakanı Louis Barthou, Marsilya'da öldürüldü.
Mao, Çin'in kuzeybatısına doğru ünlü "Uzun Yürüyüş" ü başlattı. 20 Ekim 1935 tarihinde sona eren bu yürüyüş sırasında Mao, KP'nin fiili önderi durumuna geldi.
1935
Amerikalı biyokimyacı Wendell Meredith Stanley, ilk kez bir virüsü ayrıştırmayı başardı. Virüslerin saf olarak elde edilmesi, kristallendirilmesi ve molekül yapılarının aydınlatılması üzerine araştırmalar yaptı.
Louis Lumiere, üç boyutlu sinema devrini başlattı.
Arap Lawrence, motosiklet kazasında öldü.
Amerikalı atlet Jesse Owens, bir saat içinde 3 dünya rekoru kırdı. (Uzun atlama, 220 yarda koşu ve 220 yarda engelli koşu)
Pakistan'da, Quetta'da toprak kaymasında 60 bin kişi hayatını kaybetti.
Nuremberg Yasaları olarak bilinen ırkçı yasalar resmen ilan edildi.
İtalya, Etiyopya'yı işgal etti.
1936
İngiliz John M. Keynes, uzun süreli işsizliğin nedenlerini bazı iktisadi kuramlarıyla açıkladı. (Keynesçi iktisat)
Filistin'de Araplar, İngiliz mandasına karşı isyan çıkardı. Üç yıl süren isyan, İngilizler'in Yahudilerin göçetmesini sınırlamaya karar vermeleri ve bir Filistin devleti kurmaya söz vermeleri sayesinde durduruldu.
''Ormanın kitabı''yazarı Rudyard Kipling öldü.
Charlie Chaplin'in ünlü filmi ''Modern zamanlar''Londra'da gösterime girdi.
İspanya'da General Franco'nun önderliğini yaptığı askeri ihtilal (18 Temmuz Hareketi) sonucu iç savaş çıktı. İç savaş, 1 Nisan 1939'da ''zafer geçidiyle''sona erdi. 29 Eylül 1936'da Franco, milliyetçi yönetim başkanlığına getirildi.
Amerikalı zenci atlet Jesse Owens, Hitler'in de izlediği Berlin Olimpiyat Oyunlarında 100 metre, 200 metre ve 4 X 100 metre yarışlarındaki zaferlerinden sonra, uzun atlamada 8,06 metre ile Olimpiyat ve Dünya rekorlarını kırdı. Hitler, Owens'in elini sıkmamak için stadı terketti.
38 yaşındaki şair ve drama yazarı Federico Garcia Lorca, Franco yanlısı birlikler tarafından öldürüldü.
1937
İspanyol milliyetçilerine destek veren Almanya, bir Bask kenti olan Guernica'yı bombaladı. Saldırıda 1.500 kişi öldü.
Bireysel psikolojinin kurucusu Avusturyalı doktor Alfred Adler öldü.
Naziler, Buchenwald Toplama Kampı'nı açtılar.
Japonya, Çin'i savaş ilan etmeksizin işgal etti.
Modern Olimpiyat Oyunlarının kurucusu Baron Pierre de Coubertin öldü.
Milliyetçi Çin'in başkenti Nanking'de 250.000 Çinli, Japonlar tarafından katledildi.
1938
Alman birlikleri, Avusturya'ya girdi.
Troçki IV, Enternasyonal'i kurdu.
Fransa, İngiltere, İtalya ve Almanya arasında yapılan ve Çekoslavakya'nın batısındaki Südetler Bölgesi'nin Almanya tarafından ilhak edilmesine izin veren anlaşma imzalandı.
Alman birlikleri, Südetler Bölgesi'ni işgal etti.
Almanya'da, Yahudi karşıtları şiddet eylemlerinde bulundu. Bu olaylar, tarihe "Kristal Gece" olarak geçti.
Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk vefat etti.
İtalya'da, Yahudilerin devlet işlerinde çalışmasını yasaklayan ve ticari faaliyetlerini kısıtlayan bir yasa tasarısı kabul edildi.
1939
Avusturyalı Lise Meitner ve İngiliz Otto Frisch, çekirdek bölünmesini (nükleer fisyon) tanımladı.
Frederic Joliot-Curie zincirleme nükleer reaksiyonu buldu.
Franco, Madrid'e girdi, İspanya'da iç savaş bitti.
İtalyan birlikleri, Arnavutluk'u işgal etti.
Almanya ve Sovyetler Birliği arasında, saldırmazlık anlaşması imzalandı.
Almanya'da, ilk tepkimeli uçak denemesi yapıldı. Heinkel HE 178 tipi uçak, saatte 750 kilometre hıza ulaştı.
Almanya, Polonya'yı işgal etti ve 2. Dünya Savaşı başladı.
Naziler, akıl hastalarına ötenazi uygulanmasını kabul ettiler, onbinlerce insan öldü.
İngiltere ve Fransa, Almanya'ya savaş ilan ettiler.
Sovyetler Birliği, Ribbentrop-Molotov Antlaşması'nın gizli bir maddesi gereğince Polonya'ya saldırdı.
Psikanalizin bulucusu, Avusturyalı psikolog ve sinir hastalıkları uzmanı Sigmund Freud öldü.
Hitler ve Stalin, Polonya'yı paylaştılar.
1940
Sovyetler Birliği, Finlandiya'ya saldırdı. Saldırı, tarihe ''Kış Savaşı'' olarak girdi.
Victor Fleming'in yönettiği, başrollerini Vivian Leigh ve Clark Gable'ın paylaştığı ''Rüzgar Gibi Geçti'', Hollywood'da gösterime girdi.
Adolf Hitler « İlginç Yaşam Öyküleri
Yirminci yüzyılın başlarında Viyana sanatın, müziğin, eğlencenin ve neşenin şehriydi. Kimileri mimari güzelliğinin Paris'e rakip olduğunu iddia ediyordu. Johann Strauss -genç olan- birkaç yıl önce ölmüştü. Onun bestelemiş olduğu Mavi Tuna, şehrin sokaklarında tüm heybetiyle dolaşıyordu. Nehir kenarlarında birbirinden o kadar farklı insan yaşıyordu ki, nehre kimi zaman "Irkların Anayolu" deniliyordu.
Ayrıca Viyana bir imparatorluk şehriydi. İmparator Franz Joseph 50 yıldan fazla süredir Habsburg tahtındaydı. Habsburglar İspanya'yı, Hollanda'yı ve Macaristan'ı yönetmiş, 700 yıldan fazla süredir varolan bir imparatorluktu. Ancak imparatorlarının kendisi gibi Habsburg İmparatorluğu da yaşlanmaktaydı. Rusya'nın dışında Avrupa'nın en büyük ülkesini yönettiği halde çöküş başlamıştı. Ancak bu çöküşü, şan ve şöhret için şehre doluşan sanatçılar göremiyordu.
Şehrin merkezine "iç şehir" deniliyordu. Daha önceden surlar içinde kalan bu bölge şehrin en ünlü caddesi olan Ringstrasse ile çevriliydi ve İmparatorluk Sarayı, sanat ve tarih müzeleri, St. Stephen Katedrali ve Viyana Üniversitesi'ni barındırıyordu. Bu şehre gelen iki genç adam şanslarını aramak için birlikte bir oda tuttular.
İlk önce ressam olan gelmiş ve mütevazı odaya yerleşmişti. Oldukça ufak olan oda iki genci ancak barındırıyordu. Odaya iki portatif yatak, genişçe bir masa ve iki sandalye sıkıştırılınca hareket edebilecek alanları kalmamıştı. Genç ressam pencerenin dışındaki saksılıkta biraz sosis, ekmek ve süt bulunduruyordu. Hemen çalışmaya ve ileride tamamlayacağı taslakları çizmeye başlamıştı.
Birkaç gün sonra arkadaşı Gus da geldi. Beraberinde hoş lezzetler getirmişti: Kızarmış domuz eti, taze pişmiş fasulye, peynir, jambon ve kahve.
"Büyük ve güzel şehir Viyana'ya hoş geldin" diye bağırdı ressam.
"Sana etrafı göstermek için sabırsızlanıyorum. Opera binasını görmelisin. Muhteşem."
Gus önce yemek yemek istediğini söyledi. İki genç mükellef bir yemekten sonra keşfedecekleri şehri gezmeye çıktılar. Gus büyük bir tur yapmıştı ama mütevazı odalarına döndükleri için mutluydu, çünkü uzun süren yolculukla yorulmuştu.
Gus müzisyendi ve bir piyanoya ihtiyacı vardı. Aradığını devlete ait bir rehine dükkanında buldu. Piyano, birlikte yaşayacakları ilk soruna yol açmıştı. Ufacık olan odaya sığdırmaya imkan yoktu. Genç sanatçılar ufak odalarına verdikleri kiranın iki katını verip koridorun sonundaki daha büyük başka bir odaya geçtiler.
Sonraki gün müzisyen giriş sınavlarını verdiği Müzik Akademisi'ne kaydını yaptırdı. Arkadaşının erken gelen başarısını kıskanan ressam içe dönük ve alıngan bir ruh haline bürünmüştü. Ufak bir olay yüzünden bile sinir krizi geçiriyordu. Zaman geçtikçe Gus'un akademideki başarısıyla ilgilenmemeye başladı. Bir keresinde genç müzisyen eve akademiden bir kız arkadaşını getirdiğinde inanılmaz derecede kızdı. Kızlarla erkeklerin aynı okulda okuduğu sistemi desteklemiyordu.
Ressamın elinde Güzel Sanatlar Akademisi'nden ünlü bir profesöre yazılmış bir referans mektubu olduğu halde bunu kullanma fikrinden, çalışmalarının bahsedildiği kadar iyi çıkmayacağı düşüncesiyle nefret ediyordu. Birçok kere odalarından elinde portfolyosuyla çalışmalarını göstermek için çıkmış ancak cesaretini yitirerek görüşmeye gidememişti. En sonunda Gus'a akademinin onu kabul etmediğini söyledi. Yetersizlikleri yüzünden öfke krizlerine girip etrafında gördüğü adaletsizliğe isyan ediyor ve bu davranışlarıyla arkadaşını korkutuyordu.
Gus, ressamın kendine kurduğu tutumlu ve zorluklara dayalı hayata hayranlık duyuyordu. Arkadaşı günlerce sadece süt, ekmek ve tereyağı yiyerek yaşıyor ve daha fazla para biriktirebilmek için pantolonlarını ütüye göndermiyor, yatağının şiltesinin altına koyarak düzleştiriyordu. Her şeye rağmen müziğe olan ortak tutkuları aralarında özel bir bağ yaratmıştı. Hatta ressam operayı Gus'tan daha fazla seviyordu.
Ressam o basit ve yavan hayatında biriktirdiği parayla opera ya da tiyatroya gidiyordu. Gus'la beraber iki krona kadınların giremedikleri gösteriyi seyretmek için bilet alırlardı. Geceleri belli saatte kapılarını kapayan binadaki odalarına gidebilmek için çoğunlukla gösteri bitmeden önce çıkarlardı. Eğer çok gecikmişlerse kapıcıyı uyandırır ve bahşiş verirlerdi. Döndükleri zaman ressam Gus'ı kaçırdıkları bölümleri çalması için ikna ederdi.
Viyana'nın eğlence aleminde genç sanatçıların günlerini kadınlarla renklendirecek ne paralan, ne zamanlan, ne de eğilimleri vardı. Bu konuda yaptıkları tek şey şehrin Spittelberggasse denilen kesimine gidip cinselliğin en çirkin yüzüne ahmakça bakmaktı.
Gus akademideki eğitimine devam ederken ressam da çılgın bir çalışına dönemine girmişti. Sanki arkadaşının ilerlemesinin verdiği itibara yetişmeye çalışıyordu. Çizdiği taslakların dışında Viyana için yapabileceği mimari gelişim projeleri için de taslaklar çiziyordu. Yoksulların oturduğu şekilsiz konutları yıkıp yerlerine örnek binalar yerleştirmek istiyordu. Daha sonra müzikal bestelemeye çalıştı, hatta dekor ve kostüm çizimleri bile yaptı. Bu çalışmaları Gus'ın başarısıyla aynı döneme denk düştü, üç bestesi söylendi ve yaylılar için sexteti çalındı.
Yaz geldiğinde iki genç ayrılacaklardı. Gus, anne ve babasının yanına gidecekti. Ressam da akrabalarını ziyaret edeceğini söylemişti. Ayrıldıkları sırada Gus, arkadaşının odalarının böcek istilasına uğradığını mırıldandığını duydu. Bu sözler oda arkadaşlıklarının son cümlesiydi.
Ressam Viyana'ya 1908 yazının sonuna doğru döndü. Bir kez daha Sanat Akademisi'nden ret cevabı aldı. Taslakları sınava girmesi için yeterli bulunmamıştı. Daha harap ve bakımsız bir binaya taşındı ve giderken Gus'a hiçbir not bırakmadı.
Sonraki yıl genç ressam iki kez daha yer değiştirecekti. Son taşınışından sonra artık kalıcı bir adresi olmayacaktı. Viyana caddelerinde dolaşan kimliksiz ve isimsiz bir serseri haline gelmişti. Başını yaslayacak nereyi bulursa orada uyuyordu. Parklarda, kapı kenarlarında, banklarda ve yoksullar için yapılmış ucuz otellerde uyuyordu. Durumunu değerlendiriyor, tekrar tekrar onu Viyana'ya getiren sebepleri düşünüyordu. Artık profesöre yazılan mektubu vermediği için kendini lanetlemeye başlamıştı.
Reddedilişlerinin sebebinin taslaklarının yetersizliği olduğu fikrini bir türlü kabul edemiyordu. Eğer biraz parası olsaydı her şeyi değiştirip düzeltebileceğine inanıyordu. Onları çeşitli çarpıcı fikirleri ile ikna edebilirdi. Yeteneği sınır tanımayacaktı. Sadece çizim ve resim yapmayacaktı, onlara müzikal yeteneğini de gösterecekti. Zaten niye bir müzikalin sahne dekorunu ve kostümlerini çizmemişti ki? Hatta müzikalinin zafere ulaşacağı binayı da tasarlayabilirdi.
Gündüzleri şehrin merkezinde gördüğü muhteşem binalar ve olağanüstü konaklar onu intikam düşüncelerine dalmaya itiyordu. Ama o da onlar gibi olacaktı. Hatta belki Sanat Akademisi'ni bombalayacaktı.
Geceleri gizlice bulduğu köşelerde uyurken Gus'un başarısızlığa uğradığını hayal ediyor ve çok ünlü bir sanatçı olan kendisinin ona hayatta kalabilmesi için yüklü miktarda para verdiğini düşlüyordu.
Kısa bir süre sonra günleri gecelerine karışır oldu. Akıllılıkla delilik arasındaki ince çizgide gelir gider oldu. Düşünceleri gerçekle olan tutarlılıklarını kaybetmişti. Bazı zamanlarsa mantıklı düşünmeye başlıyor, yeteneklerini sıralıyor ve hayata dönmek için savaşması gerektiğine inanıyordu.
Yapması gereken ilk şey sokaklardan kurtulmaktı. İşçilerin toplu olarak kaldıkları bir barınağa gidip bir süre orada evsizlerle birlikte yaşadı. Ancak oradaki gürültüden ve pislikten nefret ediyordu. En sonunda kiliseye gitti, beraberinde taşıdığı giysilerin çoğunu sattı ve bu parayla düşkünler için yapılan ve Epstein adındaki bir ailenin işlettiği bir barınağa yerleşti.
Sokaklardan kurtulmuştu ama dibe vurduğunu da anlamıştı. Zorla banyo yaptırılıyor, dezenfekte ediliyor, çorba ve ekmekten oluşan akşam yemeğini almak için sıraya giriyordu. Onun gibi özel hayatına değer veren biri için bu, kendisine yapılabilecek en büyük hakaretti.
Bir sonraki aşama, üretken bir yaşama dönebilmek için az da olsa para biriktirebileceği bir iş bulmaktı. Kışın kar küreği, bavul taşıdı, hatta dilenmeyi bile denedi. Ama beceremedi.
Sonunda barınakta onun gibi ressam olan bir adamla tanıştı. İkisine de yardım edebilecek bir plan yaptılar. Genç ressam normalden iki kat daha büyük ebatta kartpostallar resmedecek, arkadaşı da kapı kapı dolaşıp turistlere satacaktı. Tek sorun malzeme alacak parayı bulmaktı. Bir zamanlar asla yapmayacağını söylediği şeyi yaptı ve anne babasından borç istedi.
Para eline geçtiğinde ressam yuvarlanmış olduğu çukurdan bir basamak yukarı çıkabilecekti. Boya malzemelerinin en gereklilerini alarak erkeklerin kaldığı bir otel odasına taşındı. Temiz ve fena döşenmemiş odası çok ufak olduğundan resim yapmak için otelin yazı odasını kullanıyordu. Yeni arkadaşıyla yaptığı ortaklık iyi sonuç getiriyordu. Yavaş yavaş eskiden olmak istediği, hayalini kurduğu sanatçı gibi olmaya başlamıştı. Hatta saçını uzatmış, sakal bile bırakmıştı. Kaldığı yerdeki diğer insanlarla da tanışmaya başlamıştı. İnsanların arasına karıştığında duyduğu çekingenlik ve utangaçlık da yavaş yavaş azalıyordu.
Aralarındaki konuşmalar çok geçmeden siyasete yönelmeye başladı. Uzun süredir uyuşmuş olan düşünceleri bir tartışma grubunun lideri olana kadar gelişti. Kimi zamanlar, resim yaparken etrafındakiler politika konuşmaya başladığında sessiz kalamayıp konuşmaya katılıyordu.
Yeni aşkına kendini o kadar kaptırmıştı ki, ortaklığı bozulmuştu. Meclise gidip saatlerce tartışmaları dinliyordu. Bulabildiği ne varsa, yasak dergiler de dahil olmak üzere okuyordu.
Genç ressam akademiye girmek için son bir çabada bulundu ama yine aynı sonuçla karşılaştı: Başarısızlık. Bu arada ailesinden kalan miras bir şekilde eline geçti ama tutumlu olmaya alışmıştı. Yaratıcı enerjisi ile siyasi eğitimini geliştirme isteği arasında gelir gider olmuştu. Ancak sonunda kararını verdi.
Olaylar birdenbire değişmeye başlamıştı. Sanatçıdan çok teknik ressam olmakla eleştirilmişti, ressamdan çok da mimar. Yine de çizimini ve suluboya resimlerini ilerletti, hatta yağlı boyayı da. Bunların hepsini okul eğitimi almadan yapmıştı. Sonraki yıllarda Viyana'daki günlerini "hayat okulum" olarak anacaktı.
Ressam Viyana'da beş buçuk yıl kaldı. Küçük bir kasabadan basit bir genç olarak gelmişti. Büyük şehirde başına hem kötü olaylar gelmiş hem de duygusuz ve katı insanlarla karşılaşmıştı. Defalarca reddedilmişti. Yıllarca arkadaşsız, umutsuz ve parasız kalmıştı. Dibin de dibine vurmuştu. Deliliğe yaklaşmıştı. Ancak hayatta kalmıştı. Zengin olamamıştı ama ailesinden kalan para olmasa bile aynı şekilde yaşamaya devam edebileceğini biliyordu. Şehri terk ettiğinde yılların deneyimi ile sertleşmiş, politika ateşi ile yanan bir adam haline gelmişti.
Viyana'yı ressam olarak terk etmişti ama dönecekti.
Evet, tahmin edileceği gibi Viyana'nın en şaşalı günlerinin zenginliği içinde kendine bir yer edinmeye çalışan bu ressam, tarihin en gaddar ve en kötü adamı olarak kabul edilen Adolf Hitler'den başkası değildi.
Bu adam, birçok ülkenin nüfusundan da fazla sayıda insanın ölümünden sorumluydu. Tek başına karar vererek bir ırka, Musevilere karşı soykırımı resmi hükümet politikası yaptı.
Alman ulusunu kabuslarının içine soktu. İngiliz ve Fransız sömürge imparatorluklarının parçalanmasından ve savaştan sonra iflaslarından sorumluydu. Bütün hatalarına ve başarısızlıklarına rağmen imparatorluklar dünyada belli bir denge sağlıyorlardı. Yeni ulusların demokrasiyi doğru uygulayabileceklerini göstermeleri, ondan da önce kendilerini yönetebilecek güçte olduklarını kanıtlamaları gerekmekteydi. Hitler, kendi başlattığı savaş sırasında, bizlerin de yardımıyla Rus komünizminin güçlenmesine de neden olmuştur.
Hitler'in John Toland tarafından yazılan biyografisinde "O ayrıca geniş kitlelerde hayranlık ve sevgi uyandırmış ve milyonlarca insanın ideali, umudu olmuştu" denmektedir.
Başka tarihçiler tarafından belirtilmektedir ki, eğer Hitler Yahudilere saldırıya geçmeden önce, 1930'ların başlarında ölseydi tarih sayfalarına en önemli Alman ve Avrupalı liderlerden biri olarak geçebilirdi. Alman ulusunun kırılan gururunu onarmıştı. Her şeyden öte Alman ekonomisini yaşadığı en korkunç enflasyondan kurtarmıştı. 1980'lerin enflasyon ölçüleri içinde bile bir el arabası dolusu parayla bir somun ekmek almaya gitmeyi düşünmek olanaksızdır.
1920'lerin Almanya'sı enflasyonun bir ülkeyi harap eden etkisini çok ciddi yaşamıştır. Hitler Almanyası'nın ekonomik anlamda düzlüğe çıkabilmesi büyük ölçüde savaş dönemi üretiminden kaynaklanmaktadır.
Hitler için söylenenin aksine, eğer Churchill 1930'lu yılların başında ölseydi, İngiltere'de oldukça zeki, gelecek vaat eden ama tarih sayfalarında sadece Birinci Dünya Savaşı'ndakî Gelibolu felaketindeki başarısızlığı ile yer alan birisi olarak hatırlanacaktı.
İngilizce konuşan dünya, Hitler'in Alman dinleyicilerini, Churchill'in kendilerini etkilediği gibi etkilediğini ve harekete geçirebildiğini kavramakta zorluk çekmektedir.
İkinci Dünya Savaşı sırasında genç bir çocukken, günümüz Amerikası'ndakinden farklı bir vatanseverlik duygusuyla büyülenmiştik. Bu kötü adama karşı yapılacak Haçlı seferine katılmak için sabırsızlanıyordum. Odam savaş haritaları ile çarpışmaların, seferlerin hatlarını belirten çizimlerle doluydu.
Tek hayalim orduya katılıp Hitler'i canlı olarak esir almak ve sonra ona akla hayale gelmeyecek eziyetler yapmaktı. Hitler, Goering, Himmler ve Goebbels celladın ilmiğinden kaçabildiler. Bunlardan daha az tanınan diğer Naziler mahkemeye çıkarıldığında sadece bir kişi duruşmanın yasallığını sorguladı. Bu kişi eski Amerikan başkanlarından birinin oğlu olan Ohio Senatörü Robert A. Taft'dı.
John F. Kennedy, Cesur Profiller adlı kitabında Senatör Taft'tan söz ederken, onun 6 Ekim 1946 tarihinde Ohio'daki Kenyon College'da Nazi savaş suçlularının yargılandığı Nuremberg Duruşması ile ilgili konuşmasından şu alıntıyı yapmıştı:
Bir dönem Alman ulusunun liderleri olan bu insanların, ne kadar alçak ve aşağılık olurlarsa olsunlar, asılmalarının savaşı engelleyebileceği yaklaşımını şüphe ile karşılıyorum, çünkü hiç kimse kazanacağını düşünmeden savaş çıkarmaz. Verilen hükümde intikam ruhunun hakim olduğunu ve bunun da adalete yer vermediğini düşünüyorum. Mahkum edilmiş olan bu 11 adamın asılması, Amerikan tarihi için uzun yıllar pişman olacağımız bir leke olarak kalacaktır.
Biz bu yargılamalar sırasında Rusların yargılamanın amacı ile ilgili görüşlerini -adalet değil de hükümet politikası olmasını- kabul ettik, bunun Anglo-Sakson gelenekleriyle ilgisi yoktur. Bu siyaseti sanki adli usulmüş gibi göstererek adalet fikrinin Avrupa için uzun yıllar sürebilecek bir dönemde itibarını düşürdüğümüzü sanıyorum. Durumu son bir kez değerlendirecek olursak, korkunç bir savaşın sonunda bile geleceğe daha fazla umutla bakabilmeliyiz, hatta düşmanlarımız bile kendilerine adil davrandığımıza inanabilmelidirler."
Böyle bir hüküm verilirken insanın Hazreti Süleyman'ın, kilisenin bütün azizlerinin ve hatta Tanrı ile oğlunun bilgeliğine sahip olması gerekir!
Hitler hayatının hangi noktasında yanlış yaptı? Tarihçiler on yıllardır bu soruyu soruyorlar. Gelecek yüzyıllarda da sorulmaya devam edecek. Acaba damarlarında Yahudi kanı dolaştığına dair gizli korkusu mu sebep olmuştu bazı şeylere? Tarihçi John Toland bile bu soruyu cevaplayamıyor.
Yoksa genetik bir bozukluğu mu vardı? Deli miydi? İktidarın gücünü tattıktan sonraki bencillik mi? Yoksa Viyana'da yaşadığı zor günler mi neden olmuştu? O günlerde bazı Yahudilerin onu küçümsemesi ve aşağılaması mı? Birinci Dünya Savaşı sırasında yaşadıkları mı? Yoksa Versay Antlaşması'na karşı duyduğu nefret mi? Herkes farklı şeyler söyleyebilir. Bilemiyoruz.
Peki ya Senatör Taft'ın rasyonel fikri hakkında ne demeli? Zaman ilerledikçe kişilik sahibi ve cesur olduğunu söyleyebiliyoruz. Ancak bu satırların yazarı, Senatör Taft'ın Nüremberg hükümlerine değinmekle yanlış yaptığını düşünüyor.
Hitler'in ve Nazi uşaklarının günahları o kadar iğrençti ki hiçbir hukuk kitabında bu suçları karşılayacak bir ceza yer almamaktadır.
Eğer gerçekten de Senatör Taft'ın dediği gibi hukuku geçmişi kapsar bir şekilde uygulayamıyorsak, şimdiki zaman için bir orta yol bulmamız gerekir ki sonraki adım olarak geleceğin hukukunu hazırlayabilelim. Nüremberg yargılamaları sırasında Napoleon'un St. Helena'ya sürgüne gönderilmesi gibi bir ceza uygulanmasını öneren düşünürler haklıydılar.
Bütün Nazi liderleri gardiyan olmayan küçük bir adaya konulmalı ve uçaktan atılan yiyecekleri birbirlerine sunacakları bir düzen içinde yaşamak zorunda bırakılmalıydılar. Birbirleriyle yüz yüze kalıp sefil hayatlarını böyle geçirmekten daha etkili bir ceza olamayacağını düşünüyorum.
Adolf Hitler'e gelince, sonsuza kadar, bu dünyada özgür insanlar nefes aldığı ve yaşadığı sürece, ruhu lanetine mahkum olsun.
oyunlar