Hint-Avrupalıların Kökeni « Tarihi Gizemler
Zaman: İÖ yaklaşık 7000-3000
Mekân: Avrasya
Bir süredir boş zamanlarımda Avrupa dillerinin çarpıcı yakınlıkları üzerinde çalışıyorum ve her gün bu işte yeni ve çok heyecan verici yanlar buldukça onları kaynaklarına doğru izliyorum. JAMES PARSONS, 1767
Avrupa ve Batı Asya, pek çok kültür ve halklar görmüşse de, Avrupalılar'ın çoğu ile Batı ve Güney Asyalılar'ın büyük bir kısmı Neolitik ya da Erken Tunç Çağı'nda Avrasya'ya yayılmaya başlayan bir tek dil ailesine ait olan akraba dilleri konuşmuşlardır. Pek çok Hint-Avrupa dilinde aynı soydan gelen birkaç kelimeyi alıp da İrlanda'dan Batı Çin'de, ipek Yolu'nun vaha kentlerinin halkı Toharlar'a kadar izlersek bu dil sürekliliği hakkında bir izlenim elde edebiliriz.
Bu kelimeler arasındaki benzerlikler bunların Proto-Hint-Avrupa olarak bilinen ortak bir ata dilinden türemeleriyle (Fransızca, İspanyolca ve İtalyanca'nın Geç Dönem Latince'sinden türediği gibi) açıklanabilir. Bu Proto-Hint-Avrupa dilinin ilk ne zaman ve nerede konuşulduğu bilimadamlarını iki yüzyıldan beri uğraştırmaktadır.
Farklı Hint-Avrupa dillerinin kelime dağarcıklarındaki benzerlikler, dilcilerin Proto-Hint-Avrupa dilinin içeriğinin en azından bir kısmını ve genel yapısını anlamalarında yardımcı olmuştur. Örneğin, ağaç (çam, meşe, söğüt vb), vahşi hayvanlar (ayı, tilki, geyik vb) ve daha önemlisi evcil hayvanlar (öküz, koyun, keçi, domuz) ve çiftçilikle ilgili teknoloji (çömlek, orak, saban) ve arabalar (tekerlek, araba, boyunduruk). Bütün bunlar proto-di-lin konuşanlarının bu yeniliklerin ortaya çıktığı zamanda, en azından ortak bir Neolitik sözlüğe sahip olmalarına kadar ortadan kalkmadığını göstermektedir.
Proto-Hint-Avrupalılar'ı neden belirli bir mekânda aramamız gerekmektedir? Buradaki sorun hem ampirik hem de kuramsaldır. Bir kere Avrupa'nın kenarlarındaki ülkelerin bazılarında Hint-Avrupa dilleri konuşulmadığını biliyoruz: İspanya'da Iberik dili, İtalya'da Etrüsk dili, Anadolu'da Hititçe konuşulmaktaydı.
Bazı Hint-Avrupalılar'ın da Hint-Avrupa dili konuşmayan eski halkların arasında yayıldıklarını da biliyoruz. Örneğin, İranlılar Güney İran'ın Elamlılar'ını, Hint-Âriler dillerini daha önceki Dravid ve Munda dili konuşulanlara benimsetmişlerdir. Ayrıca, Hint-Avrupa dili olmayan bir dil Avrupa'da yaşamaya devam etmiştir: Kuzey İspanya ve Güney Fransa'da konuşulan Baskça.
Kuramsal sorun, dil değişikliğinin tümünü ilgilendirir. Hint-Avrupalılar'ın Atlas Okyanusu'ndan Batı Çin'e kadar ta en eski çağlardan beri uzanıyor olması, tarih öncesi dönemde bir tek dilin sürekli olabileceği alanın boyutlarının çok üstündedir. Diller (sabit bir oranda olmasa da) sürekli evrim geçirirler ve binlerce kilometrelik bir alana yayılmış bir tek dili konuşanların aynı dil değişimini binlerce yıl sürdürebildiklerine akıl erdirmek çok güçtür.
Kurgan modelinin en ayrıntılı versiyonu, Hint-Avrupalılar'ın Avrupa'ya üç dalga halinde yayıldıklarını öngörmektedir.
Belli başlı Hint-Avrupa dil gruplarının dağılımı.
ANAYURT MODELLERİ
Hint-Avrupa dilinin ileri sürülen anayurt (Almanlar buna Urheimat diyeceklerdir) mekânları Kuzey Kutbu'ndan Güney Kutbu'na, Atlas Okyanusu'ndan Büyük Okyanus'a kadar uzanmaktadır. Hint-Avrupa dili kökenlerinin günümüzde temelde üç model tipi tartışılmaktadır: Birincisi, Proto-Hint-Avrupalıları'nın Neolitik dönemden önce, ya Paleolitik ya da Mezolitik dönemde Avrasya'da geniş bir kuşak içinde olabilecekleri iddiasını ortaya atmaktadır.
Kökenlerini o kadar geriye ve o kadar geniş bir alana -Avrupa'nın büyük bir kısmı- götüren bu iddia, arkeologların daha sonra Hint-Avrupa dillerinin dağılması için çok uzaklara göçler yapıldığını kanıtlamalarına bir kısıtlılık getirmektedir. Bu, yeniden inşa edilen protodilde gördüğümüz geç dönem Neolitik kelime dağarcığını açıklamadığı için en az kabul gören modeldir.
İkinci model Hint-Avrupa yayılmasını tarımın yayılmasıyla birlikte başlatır. Bu model başka dil aileleri için de kullanılmıştır. Bunun anlamı, Hint-Avrupa dillerinin yeni ve çok daha verimli bir ekonomiyle yayıldığı ve yeni Hint-Avrupa dili konuşan çiftçilerin giderek Avrupa'nın avcı-toplayıcı toplumlarının yerini almış olduklarıdır.
Bazıları bu yayılmanın yalnızca, nüfusla sınırlı olduğunu iddia ederken bazıları da Avrupa'nın çevre bölgelerinin yeni bir çiftçi akınına değil, daha çok yeni bir dil değişimine uğradığı fikrindedirler. Bütün bu modeller en eski Hint-Avrupalılar'ı İÖ 7. binyılda Anadolu'da yerleşik olarak kabul ederler ve bunların buradan Yunanistan'a ve Balkanlar'a, sonra da daha yoğun olarak batıya, Atlas Okyanusu'na kadar yayıldıklarını öngörürler.
(Solda) Letnitsa'dan "kutsal evliliği" gösteren gümüş yaldızlı bir Trak plaketi -İÖ 400-350 yıl. (Sağda) Güney Urallar'da Sintashta'daki Tunç Çağı araba gömülmesi, genelde ilk Hint-Avrupa yayılmasının kanıtları olarak görülür.
Asya'nın belli başlı Hint-Avrupa dillerine gelince, bunlar genellikle üçüncü varsayıma girerler. Bu üçüncü modele göre Avrupa ve Batı Asya'daki Neolitik-Tunç Çağı topluluklarının büyük bir kısmında büyük dil değişimleri olmuştur.
Kuram genelde en eski Hint-Avrupalılar'ı Karadeniz ile Hazar Denizi'nin kuzeyindeki bozkırlara ve ormanlık steplere yerleştirir ve en eski Hint-Avrupa yayılmasının yarı göçebe ya da ehlileştirilmiş ata ve tekerlekli arabalara sahip yüksek derecede seyyar nüfus tarafından gerçekleştirildiğini iddia eder.
Bunlar ölülerini genellikle bir höyüğe (Rusça'sı kurgan) gömdükleri için buna Kurgan kuramı adı verilir. Buna göre seyyar nüfus, ÎÖ 5 ile 3. binyılda steplerden Güneydoğu ve Orta Avrupa'ya göçe başlamış ve buralardaki yerli halka kendi Hint-Avrupa dillerini benimsetmişlerdir.
Bu model toplumsal değişimi tam anlamıyla nüfus hareketine bağlamaz: Hint-Avrupa dilleri eski Hint- Avrupa toplumsal kurumlarının Avrupa'dakilerden daha saldırgan ve çekici olmaları nedeniyle yayılmıştır. Kurgan modeline göre Asya'nın Hint-Avrupalılar'ı İÖ 2000 yıllarında Volga-Ural bölgesinde araba süren aristokrasinin geliştiğini ve bunların doğuya ve Orta Asya'dan güneye yönelerek İran'da ve Hindistan'da Tunç Çağı seçkinlerini oluşturduklarım öne sürülmektedir.
Hint-Avrupa kökenlerini ve yayılmasını açıklayan tümüyle kabul edilebilir bir tek model olmamasına rağmen, sorun, bilimadamlarını insan kültürünün en esaslı unsurlarından biri olan dilin arkeolojik kayıtlarda nasıl izlenebileceğini sürekli olarak araştırmaya yöneltmektedir.
Hint-Avrupa dilleriyle elde edebildiğimiz her şey bizi, oluşturulmuş biçimlerin oldukça uzun bir evreye yayıldığına inanmaya yöneltir. Hint-Avrupa dillerinin belli bir ortalama derinliği vardır. Bu yüzden, bu dillerin içinde, arkeologların kazılarda yaptıkları gibi, kronolojik düzeylerin bir katmanbilimi gerçekleştirilebilir.
Bu gözlem, Hint-Avrupa dilinin, türdeşlikten yoksun toplulukların yığıştığı bir sabit değil, tek bir halkın dolaysız bir biçimde dili olduğunu doğrular. Bu toplumsal halkın ülkü ve değerleri bilinir: Veda, Homeros ve Kuzey Edda'nın şiirsel kalıp cümleleri arasındaki giderek artan çok sayıdaki denklik, bu durumun dolaysız bir kanıtıdır. Birbirinden çok ayrı yapıtlardan kalma anlatı şemalarının yinelenmesi, hiyerarşik, soylu, eril bir ideolojinin aktarıcılığını yapan sözlü bir Hint-Avrupa edebiyatının varlığım da doğrular.
l. Bazıları Hint-Avrupa anayurdunun Paleolitik veya Mezolitik dönemde Avrupa'nın büyük bir kısmını kapladığını iddia etmektedirler.
2. Anadolu modeli Hint-Avrupalılar'ın tarımın yayılmasıyla Ortadoğu'dan Avrupa'ya uzandıklarını kapsar.
3. Kurgan modeline göre Hint-Avrupalılar Avrupa'nın steplerinden Neolitik dönemin sonunda yayılmışlardır.
İrlanda'dan Batı Çin'deki Toharlar'a kadar üç kelimenin izlerini süren tablo. Benzerlikler, ortak bir ata dili ile açıklanabilir.
Adsız « Medeniyetler Tarihi
Eski Türkler'de kendi soyundan ayrılıp, talihini denemek üzere başıboş dolaşan gençlere "adsız" denirdi. Bunlar, soylarının adlarını taşıyamazlar, ancak bir başarı göste-rirlerse ad kazanabilirlerdi. Türk adsızları Anadolu, iran, Irak, Suriye, Mısır, Çin gibi ülkelerde büyük işler başarmış, önemli makamlara geçmişlerdir. Söylentiye göre. Cengiz, Timur, Babür Şah da gençliklerinde birer adsızdılar. Gür ve Gazne sultanlarından Alâettin'in de adsız olduğu söylenir.
Türk halk edebiyatında adsız üzerine birçok hikâyeler, masallar vardır. Bu arada, ünlü bir masalın kahramanı olan Keloğlan da adsız sayılır. Halk masallarında adsızlar sevimli birer kimse olarak canlandırılır. Bunlar, hor görülmelerine rağmen iyi kalpli, zeki, yürekli kimseler sayılır. Sonunda da mutluluğa ererler.
Dred Scott Davası « Tarihteki İlginç Olaylar
ABD Yüksek Mahkemesi Dred Scott Davasındaki Kararını Açıklar
1857, Washington D.C.
Missouri Anlaşması, bir köle eyaleti olarak kabul edilmek üzere Missouri'nin başvurmasıyla ortaya çıkan politik fikir ayrılıklarını gidermek için Kongre'nin uğraştığı bir girişimdi. Kongre'nin önemli adamları kölelik sorununun Birleşik Devletleri en baştan ayırmasına izin vermek istemiyordu.
Bu anlaşmanın birkaç sonucu oldu; Missouri'ye istediği verildi ve başvurusu kabul edildi. Maine içişlerini istediği gibi düzenleyebilecek özgür bir eyalet olarak kabul edildi. Birleşik Devletler'de özgür eyaletler ve köle eyaletleri arasında ise dengeyi sağlayacak bir takım kurallar getirildi. Ancak Dred Scott gibi birinin ortaya çıkacağını hiç düşünmemişlerdi.
Scott, John Emerson adında bir ordu cerrahının kölesiydi. Emerson görevi dolayısıyla Missouri'deki evinden ayrılıp birkaç yıllığına Illionis ve Minnessota'da çalışmaya giderken yanında kölesi de vardı.
Emerson 1846'da öldükten sonra Scott'ın muhtemelen kölelik karşıtı olan beyaz arkadaşları ona Emerson'dan özgürlüğünü istemek için mahkemeye başvurması yolunda akıl verdi. Çünkü Emerson kölesiyle beraber özgür eyaletlerde yaşıyordu. Scott bu tavsiyeyi değerlendirdi ancak ilk başta davayı kaybetti. Fakat 1850'de Saint Louis'deki temyiz mahkemesinde davayı kazandı. Ancak karar tekrar temyiz edildi ve 1852'de Scott köleliğe geri döndü.
Şunu belirtmekte yarar var: Artık önemli olan Scott'ın özgürlüğü değildi, çünkü John Sanford adında bir kölelik karşıtı, onu Emerson'dan satın almıştı ve Scott için başka planları vardı. Sanford bu davayı bir emsal oluşturması için kullanmak istiyordu. Kendisi özgür bir eyalet olan New York'ta yaşıyordu ve bu tür davalar orada federal devleti ilgilendiriyordu. Yani Yüksek Mahkemeye kadar gidebilecek bir davaydı bu. Artık Scott'ın davası tüm Amerika'yı savaşın eşiğine getirecek kadar önemli politik bir olay haline gelmişti.
Kölelik karşıtlarının amacı, kölelerin özgürlüklerini kazanmayı daha kolay hale getirerek köle sahiplerini ortadan kaldırmaktı. Yüksek Mahkeme'nin köleliği anayasaya tamamen aykırı bulmasını umuyorlardı.
Köle sahipleri de planlarını yapmıştı. Bir kölenin kişinin malı olup olmadığı meselesini bir kenara bırakıp bu davanın tamamen Missouri eyaletini ilgilendirdiğini savunuyorlardı. Missouri mahkemesi zaten Scott'ın aleyhine bir karar çıkarmıştı. Bu davanın herhangi bir yerde tekrarı ise Missouri eyaletinin haklarını ihlal etmek anlamına gelecekti.
Bazı kölelik karşıtı gruplar (Ohio'dan John McLean, Massachusetts'den Benjamin R. Curtis) davanın federal mahkemede görülmesi için baskı yaptılar. İddiaları Scott'ın Missouri Anlaşması'na göre serbest bırakılması gerektiğiydi. Bu anlaşmaya göre federal mahkeme eyalet mahkemelerinden üstündü. Dava, kölelik karşıtlarının istediği gibi federal mahkemede görüldü ama pek hoşlarına gitmeyecek bir karar alındı.
İkiye karşı yedi oyla mahkeme Scott'ın aleyhine karar verdi.
Mahkeme ayrıca, köle ya da özgür, hiçbir zencinin Amerikan vatandaşı olmadığı yargısına vardı. Sonuç olarak davalarının federal mahkemede görülmesi mümkün değildi. Dahası, mahkeme Kongre'nin herhangi bir bölgede köleliği yasaklama yetkisine sahip olmaması gerektiğine karar verdi. Çünkü anayasa halkın özgürlüğünü, malını korumak için yapılmıştı ve köleler de tabii ki maldı. Bu, Birleşik Devletler'in kölelikle ilgili aldığı olumlu kararların tam tersine bir tutumdu.
Kölelik karşıtları, kaş yapalım derken göz çıkartmıştı.
Köle sahipleri bu davada zafer kazanmış olsalar da uzun vadede zararlı çıktılar. Mahkemenin kararı Demokratik Parti'yi ve köleliğe karşı oy veren Cumhuriyetçileri tam olarak ayırmıştı ve bu konudaki fikirler halkın gözünde tam olarak oturdu. Belki de bu yüzden 1860'da seçimlerde kölelik karşıtı Cumhuriyetçi Abraham Lincoln başkan olarak seçilmişti. Bu seçim birçok tarihçi tarafından İç Savaş'ın nedeni olarak kabul edilir.
Sonunda Dred Scott davası esas hedefine ulaşamadı. Kölelik karşıtları köle haklarıyla ilgili önemli bir davayı kaybetmiş oldular ve hatta giriştikleri politik savaşta bir adım gerilediler. Kölelik yanlılarının zaferi ise kısa süre sonra kaybedecekleri bir savaşa neden olabilecek sahte bir zaferdi. Bu işten tek karlı çıkan Scott'tı. Yüksek Mahkeme'nin kararından sonra Scott'ın sahibi ona söz verdiği gibi özgürlüğünü bağışladı.
Artık altmış küsur yaşına gelmiş olan Dred Scott ise sonraki yıl öldü.
oyunlar