Asakir-i Mansure-i Muhammediye « Osmanlı Tarihi
Yeniçeri Ocağı'nın kaldırılması üzerine, Sultan II. Mahmut'un emriyle kuruldu. Yeni eğitim kurallarıyla yetiştirilen, askerlik kurumuna verilen addır. Bu yapının başına ilk olarak "Serasker" unvanıyla eski Yeniçeri ağalarından Ağa Hüseyin Paşa getirildi.
Asakir-i Mansure-i Muhammediye Tertip adı verilen sekizer birlikten meydana gelir. Her tertibin başında "binbaşı" adında bir komutan bulunurdu. Bu binbaşılar "baş binbaşı" ya bağlıydı. Her tertip on altı "saf" tı. Her saf bir yüzbaşının komutasındaydı. Her yüzbaşının ikişer "mülazim" yardımcısı vardı. Her tertipte bir top bulunurdu.
Toplara "topçubaşı" denilen bir subay komuta ederdi. On altı saftan oluşan tertiplerin sekizi sağ ve sekizi sol olmak üzere ikiye ayrılmıştı. Bunlara "sağ kolağaları" ve "sol kolağaları" atanmıştı. İki yıl sonra bu örgüt yeniden düzenlenerek "tertip" lere "alay" ve komutanlarına "miralay" dedindi. "Saf" deyimi "bölük" olarak değiştirildi. Her alay binbaşı komutasındaki üç taburdan meydana getirilmişti.
Sol ve sağ kolağası adını alan iki subay, bir katip, bir sancaktar, her bölüğe "yüzbaşı" ve "mülazim" lerden ayrı olarak bir "başçavuş" ve bir "bölük emini" atanmıştır. Her alayda "miralay" yardımcısı bir "kaymakam" bulunurdu. İki alay bir "mirliva" nın ve üç alay bir "ferik" in komutası altındaydı. Miralayın üstü subaylara "paşa" denirdi. Asakir-i Mansure-i Muhammediye'nin en büyük komutanı "müşir" di.
Kutsal Kitap « Dinler Tarihi
Bir kısmı en az 30 yüzyıl önce yazılmış olan Kutsal Kitap, başlıca iki bölümden oluşur. Hem Musevilerin, hem Hıristiyanların okuduğu birinci ve uzun kısma Eski Ahit, İsa'nın doğuşuyla başlayan ve yalnız Hıristiyanlarca okunan ikinci kısma Yeni Ahit denir.
Dünyanın Yaratılışı
Eski Ahit, dünyanın ve insanın yaratılışını, Âdem ile Havva'nın hikâyesini anlatan Tekvin (oluş, yaratma) ile başlar. Bu kitap, Tanrı'nın imgesi olarak yaratılan insanın yüceliği konusunda, hem dramatik, hem hayali, gerçek bir derstir. Erkeğin eşi ve dengi olan kadın, onunla birlikte, başka erkekler ve kadınlar doğurmakla görevlendirilmiştir ve bunların torunları yeryüzünde gittikçe çoğalacaktır. Bu insanlar arasından Tanrı, daha sonra İbrahim'den türeme küçük bir topluluğu seçecektir: İbraniler.
Sayıları kırkı bulan öteki kitaplar ise, «Adanmış Ülke»ye (Filistin) yerleşmeğe çalışan ve birçok sınamadan sonra amacına ulaşan bu ulusu anlatır. İbranilerin başkanı önce Musa'dır; Musa onlara bir yaşam kuralı verir, Tanrı'nın Sina Dağı'nda ona açıkladığı Yasa'yı bildirir. Yerleştikten sonra, İbraniler kendi krallarını (Davut ve Süleyman gibi) seçerler, bu krallar, Kutsal Kitap'ın en güzel şiir derlemelerinden ikisini yazmışlardır: Mezmurlar ve Neşideler Neşidesi.
Yahudiler, birçok kötülüğe, sayısız savaşa ve uzun süre Babil'de sürgün kalmalarına rağmen, ulusun yazgısına olan güvenlerini kaybetmezler.
Yeni Ahit'in başlangıcında, Nasıralı İsa doğduğu zaman Filistin Romalıların işgalindedir. Hıristiyanlarca Tanrı'nın oğlu ve peygamberlerin haber verdiği Mesih sayılan İsa'nın kısa ömrünün otuz yılı, imparator Augustus ve Tiberius'un saltanat dönemine rastlar. Onun alçakgönüllülük ve sevgi taşan sözleri, bütün İncil'e, havarilerin işleri, mektuplar gibi (özellikle Paulus'unkiler), doğmakta olan Hıristiyanlığa kesin yön veren yazılara esin kaynağı olmuştur.
Çok Çeşitli Bir Bütün
Kutsal Kitap, bir defada yazılmış bir eser değildir; yüzyıllar içinde, değişik zamanlarda yazılmış çeşitli eserlerin bir derlemesidir. Eski Ahit'e dahil kitapların çoğu İbranice yazılmış, sonradan bu dil yerini, yavaş yavaş (Milattan önce VI. yy.da, Yahudilerin Babil'e sürülmesinden başlayarak) tacirlerin ve memurların konuştuğu, ileride İsa'nın da konuşacağı daha pratik bir dil olan Aramca'ya bırakmıştır. Yeni Ahit ise Yunanca yazılmıştır.
Kutsal Kitap'ın hikâyeleri, orada anlatılan olaylarla çağdaş değildir. Bu hikâyeler M.Ö. X. yy.dan başlayarak o zamanın kâğıdı olan papirüs yaprakları üzerine yazıldı. Bunlar, kuşaklar boyunca, inananlarca ağızdan ağıza aktarılıp gelen geleneksel hikâyelerin yazılışıdır. Bunların özünü kavrayabilmek için, doğuluların bir olayı anlatırken çoğu zaman imgelerden, karşılaştırmalardan ve mesellerden yararlandıklarım bilmek gerekir. Yaşanmış bir tarihi, kesin bir coğrafyayı ve belirli bir ulusun anlayışını yansıtmasına rağmen bu hikâyelerin gerçek dışı ve olağanüstü görünmesinin nedeni budur.
Musevilerde Kutsal Kitap büyük bir saygı görür: onlara göre Tevrat, Tanrı sözüdür; 3000 yıl önce, Yaradan ile halkı arasında varılan anlaşmanın gözle görülen belirtisidir. Kutsal Kitap, insanlığın bir kısmının din ve ahlâk eğitimine yüzyıllarca temel olmuştur: bütün batı uygarlığı, bugün bile dünyanın en çok okunan kitabı olan İncil'in ışığında açıklanabilir. Hayatın yarattığı sorunların çözümünü bu kitapta bulanlar çoktur. Musevilere ve Hıristiyanlara göre Kutsal Kitap bütün insanlığın malıdır.
Kutsal Kitap, 1,108 dil ve diyaleğe çevrilmiştir. Başlangıçta keşişler tarafından, sabırla elde kopya edilip süslenirken, ilk defa Gütenberg tarafından 1455 yılında Latince basılmıştır. İsa'nın yaşamını ve öğretisini anlatmış olan dört yazara, İncil'ciler denir. Bunlar. Matta, Markos, Luka ve Yuhanna'dır.
(Solda) Salvador Dali tarafından «Apokalipsis» için yapılmış, 210 kg ağırlığında bronz cilt kapağı. Bir yayıma, dünyanın en değerli kitabını yaratmak hevesine kapılmış ve bu amaçla, Fini, Fujita, Mathieu gibi sanatçılara, Cocteau ve Jünger gibi yazarlara başvurmuştu. Resimdeki kitap 4 yıl sonunda hazırlanabildi (1961).
(Ortada) Gütenberg'in bastığı ünlü Kutsal Kitap'tan bir sayfa.
(Sağda) XII. yy. eseri, elyazması bir Kutsal Kitap'ın yer alan ve Dünya'nın yaratılışını tasvir eden resim.
Düşman Nasıl Eğitilir « Tarihteki İlginç Olaylar
Rusya ve Almanya'nın Anlaşması
1930'lar, Rusya
Almanya'nın askeri gelişimi klasik bir geri tepen tüfek vakasıdır. Metotlu çalışmaları bir anlamda ellerinde patlamıştır.
Birçok insan silah geliştirme konusunda en büyük adımları Almanların attığını düşünür oysa bu düşüncenin aslı yoktur. Gerçekte bu işin erbabı İngilizlerdir. 1915'de Winston Churchill'in cesaretlendirdiği küçük bir grup İngiliz "tank" fikrini savunuyordu. Tank ismi bu silahın geliştirilme aşamasındaki kod adıyken, öyle kalmıştır.
Bu adamlar batı cephesindeki savaşın tanklarla kazanılabileceğini savunuyordu. Birkaç modelin üretimine başlandı. Yalnız bir hata yapıldı. En gelişmiş model sürpriz bir şekilde ortaya çıkarılıp savaşa sürülebilecekken, her yeni model üretildiğinde savaşa sokuldu. Bu araçlar ilkel ve kısıtlı hareket olanağına sahip olmalarına rağmen çok şey vaat ediyordu.
1918'in başlarında J. F. C. Fuller adında genç bir İngiliz subayının yönetiminde bir çalışma grubu organize edildi. Görevleri 1919 yılına kadar savaşı kazanmalarını sağlayacak bir saldırı planlamaktı. Fuller'ın 1919 planında bazı ileri teknoloji gerektiren silahlar vardı. Büyük saldırı uzun menzilli bombaların atılmasıyla başlayacak, bu bombalar ön safların ötesindeki noktaları vuracak, ulaşım, iletişim ve kumanda merkezlerini yerle bir edecekti. Böyle bir saldın uçaklardan paraşütlerle indirme yapan askerlerle devam edecekti.
Bu arada ana cephede tanklardan, zırhlı araçlardan, cephane kıyıcılarından oluşan çift sütunlu konvoy ilerleyecekti. İki sıra ırasında seksen kilometre olacaktı. Doğrudan düşmanın içine alacak iki dizi konvoy ve konvoylarla birlikte ilerleyen, sürek1i tepede dönüp duran savaş uçaklarıyla iletişim halinde olan radyo operatörleri de onları yönlendirecekti. İlerleyen iki ayrı sini en sonunda, birleşecek ve Alman saflarında seksen kilometrelik bir gedik açılmış olacaktı.
Bu size tamdık mı geldi? Fuller bu büyük planı deneme şansını hiç bulamadı. Almanlar bu planın uygulanmasından altı ay önce çöktü ve ateşkes imzalandı. Fuller'ın planlan bir kenara bırakıldı çünkü nihai zafer büyük bir ateş gücüyle kazanılmıştı.
Almanlar için ise Fuller'ın planı, çabuk, etkileyici, hesaplı ve makul geldi. Ayrıca çok az insan gücüne ihtiyaç vardı. Gelecekte bir savaşta kullanılabilirdi. Ancak 1919'da yaptıkları Versailles Antlaşması ağır silahlar yapmalarına izin vermiyordu.
Sorun bu yeni silahları nasıl deneyebilecekleriydi. Gizli bir şekilde maket testleri yapıldı ancak açık alanda yapılacak testler yüzlerce kilometre kare büyüklüğünde alan ve binlerce asker gerektiriyordu. Müttefiklerin haberi olmadan böyle bir şeyi yapmak imkansızdı. Weimar Cumhuriyeti ordusunun başı bir öneriyle geldi. Er ya da geç Versailles şartları ortadan kalkacaktı ve o gün geldiğinde Almanya rakip ülkelerin çok gerisinde kalmış olacaktı.
Sonunda tuhaf bir işe girişildi. Avrupa'nın öteki tarafı Sovyetler Birliği'ydi. Sovyetler de silahlarla uğraşıyordu, onlarla çalışmamak için bir neden var mıydı? Rusya'nın geniş bozkırlarında oynayacak o kadar geniş bir alan vardı ki. Hem de Batılıların gözlerinden uzak. Kızıl Ordu'nun askerleriyle silahlar test edilebilirdi. Bu, zekice bir fikirdi.
Alınan uzmanlığı karşılığında Rus kaynakları, adil bir anlaşma olurdu. Birkaç tutucu adam buna karşı çıktı. Kızıllarla iş yapılmazdı. Daha birkaç yıl öne Polonya'yı neredeyse alıyorlardı. Onlara neden yeni bir savaş teknolojisi sunuluyordu ki? Buna verilen yanıt Rus teknolojisiniz hala 19. yüzyıl seviyesinde olduğu ve Almanlardan öğrendikleriyle silah yapamayacaklarıydı.
Böylece Kızıl Ordu ve Weimar Ordusu arasında Rusya'da silah denemeleri yapmak üzere gizli bir anlaşma yapıldı. Birkaç ay içinde Alman savaş ve silah uzmanları Rusya'daydı. Kızıl Ordu'nun Özel birimleri rakip askerler rolünü oynuyordu. Tank yerine kamyonetler kullanılıyordu. Kızıl Ordu'nun sahip olduğu birkaç uçak da tepede dönüyordu.
Birkaç yaz savaş oyunları devam etti. Her oyun bir öncekinin devamıydı. İlk saldırı için teknikler geliştirildi, motorlu araç kumandası, kontrol merkezleri, son teknoloji radyo araçları kullanıldı. Böylece bir kumandan tüm birlikleriyle ve uçaklarla iletişim halinde olabiliyordu. Böylece tanklar doğru zamanda doğru yere saldırabilecekti. Bu tür saldırılara nasıl karşı konulacağı da iyice çalışıldı. Savunmanın derinliği, tank saldırılarına karşı savunma ve motorlu birliklerin imhası.
Böylece 1920'lerin sonlan ve 30'ların başında Alman ve Rus orduları fikir alışverişinde bulundular, ortak testler yaptılar, hatta arkadaşlıklar bile kurdular.
Nazilerin güçlenmesi, Alman ırkının bütünlüğünü savunmaları ve komünizm karşıtı olmaları gibi nedenlerden bu program sona erdi. 1936'ya gelindiğinde zaten ihtiyaç da kalmamıştı. Versailles Antlaşması feshedildi, artık Almanya kendi topraklarında tatbikat yapabilirdi. Rusya'da yapılan çalışmalardan elde edilen yüklü bilgiler Alman endüstrisinin yararına kullanıldı. Ayrıca silah yapımına da hız verildi. Son teknoloji ürünü müthiş silahlar imal ediliyordu. Hızlı tanklar, ağır tanklar, 88 mm. toplar gibi silahlarla ve Stuka savaş uçaklarıyla donanmış bir ordu vardı.
Bu ordu iki haftadan daha kısa süre içinde Polonya'yı teslim aldı. Sonraki baharda Fransız ordularını altı haftalık bir saldırıyla imha etti. Böylece Fransa'dan da intikam alındı.
Sonra iş Rusya'nın işgaline geldi. Hitler'in danışmanları Rusya'yla girişilecek savaşın altı hafta süreceğini hesapladılar. Sovyet askerlerinin açık dizilimi ve yetersiz silahlanmaları sonucu savaşı Almanlar kazanacak ve Kızıl Ordu imha edildikten sonra Leningrad, Moskova ve Ukrayna'nın endüstriyel merkezi düşecekti. Kış geldiğinde güneyde Astrakhan'dan kuzeyde Murmansk'a kadar olan bölge Alman işgali altına girmiş olacaktı.
İlk birkaç ay planlandığı gibi gitti. Sovyet birlikleri birbiri ardına listeden siliniyordu. Ağustos başlarında en azından kağıt üzerinde Kızıl Ordu tükeniyordu. Ancak savaş alanında ise pek öyle değildi. Sürekli yeni birlikler Alman ordusunun karşısına çıkıyordu. Ama asıl şok silahlarla ilgiliydi. Üçüncü sınıf uyduruk silahlarla karşılaşmayı bekleyen Almanların karşısında orta ağırlıkta modern tanklar vardı. Bugün efsane haline gelmiş T-34'ler Almanların sahip olduğu her silahtan üstündü. Ayrıca Rusya'daki şartlara göre hazırlanmış olduğundan karda kışta, dağda bayırda rahatlıkla ilerliyordu.
Aralık ayında bu tanklardan binlercesi Alman saflarında ilerliyor ve Alman tanklarını ezip geçiyordu. Alınanlarda panik başlamıştı. Bu tankları nereden bulmuştu bunlar?
1920 ve 30'larda oynanan savaş oyunları Rusya'nın da yararına olmuştu. Ama bir fark vardı, Almanlar silahlarıyla her yerde gösteriş yaparken Ruslar kendi silahlanma programlarını gizlediler. Fabrikalardan, eğitim alanlarından ve Rus bozkırlarından çıkarmadılar.
Yeni kuşak tank uzmanlarını Almanlar yetiştirmişti. Yüksek teknolojiye sahip bir iletişim sistemleri olmamasına rağmen Ruslar bu işi becermişti. Sadece tanklar üzerinde yoğunlaşmış ve T-34 adındaki bu güçlü tankları üretmişlerdi. Almanların öğrettiklerini iyi uyguluyorlardı. Almanlar yenilmek üzereydi. Kendi düşmanlarını kendileri eğitmişlerdi...
oyunlar