Tarih

Çocuğunu Tanımadı « İlginç olaylar

SCF Ancak Üç Ay Dayanabildi
Ağustos-Kasım 1930, Ankara

Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Paşa'nın yakın arkadaşı Fethi Okyar'a kurdurduğu Serbest Cumhuriyet Fırkası'nın (SCF) Türkiye'deki tek partili rejimin denetlenmesine yardımcı olacak "güdümlü bir muhalefet" deneyimi olduğuna hiç kuşku yoktur.

TpCF'dan farklı olarak kendiliğinden ve doğal bir sürecin ürünü olarak değil yapay ve doğrudan doğruya Mustafa Kemal'in "teşvik, ısrar ve tasvipleriyle" kurulan SCF ilk muhalefet partisi kadar da dayanamamış ve üç ay sonra kendi kendini feshetmeye zorlanarak tam bir fiyaskoyla sonuçlanmıştır.

Gerek dünyadaki gelişmeler, gerekse tek parti iktidarının denetimsiz ve keyfi yönetiminin ortaya çıkardığı sorunlar Mustafa Kemal'e güvenilir arkadaşlarından bir kısmına bir muhalefet partisi kurdurmanın yararlı olacağını düşündürttü. Ancak iktidardaki Cumhuriyet Halk Fırkası'nın (CHF) da "Umumi Reisi" olan cumhurbaşkanının asıl niyeti tek partili sistemin monolitik yapısının çözülmesi değildi.

Başında bulunduğu partinin uygun bir şekilde denetlenmesi, çürük-çarık yanlarının açığa çıkarılması ve böylece kendisini yenilemesi, temizlenmesi ve güçlenmesiydi. Kurulacak partinin ne iktidar olabileceği öngörülüyordu, ne de -ve daha önemli olarak- varolan siyasal rejimin monolitik yapısını çatlatabileceği.

Böylece Paris Büyükelçisi olan Fethi Okyar, hazır "muasır medeniyeti" yerinde görmüş, incelemiş rejimin eski bir başbakanı olarak memlekete davet edildi ve bir muhalefet partisi kurması istendi.

TpCF'nin başına gelenlerden sonra doğal olarak hayli temkinli hareket eden Fethi Okyar, Mustafa Kemal ve İsmet Paşa ile yaptığı uzun görüşmelerde çeşitli güvenceler istedi; her şeyden önce Mustafa Kemal iki parti karşısında tarafsız kalabilmeli, CHF'den bazı mebuslar yeni partiye geçmeli ve partinin örgütlenme çalışmaları için en az CHF kadar mali kaynak sağlanmalıydı.

Cumhurbaşkanının tarafsız kalması dışında diğer koşullar kabul edildi. İsmet Paşa 1931'de yapılacak seçimlerde 40-50 kadar mebusun seçilmesi güvencesini vermeyi önerecek, Fethi Okyar Meclisin üçte biri olan 120 mebus isteyecek ve Mustafa Kemal'in müdahalesiyle 70 mebusta anlaşılacaktı.

SCF'nin programatik yaklaşımı da TpCF'ye benzer yönelimdeydi; daha liberal iktisat politikaları, tek dereceli seçim, ademi merkeziyetçilik, dinsel konularda hoşgörü ve yeni olarak ise kadınlara oy hakkı tanınması belirgin noktaları oluşturuyordu.

12 Ağustos 1930'da kurulan SCF'nin başkanlığını Fethi Okyar üstlenirken Genel Sekreterliğine ise Mustafa Kemal'in çocukluk arkadaşı ve sofrasından eksik etmediği en güvenilir adamı Nuri Conker getirildi. Kuruluştan bir süre sonra 15 kadar mebus CHF'den SCF'ye geçerek partiye Meclis'te grup kurma olanağı sağlandı.

Ancak işler pek de planlandığı gibi gitmedi. Varolan monolitik yapı içinde yasal, meşru bir muhalefet olanağı ortaya çıkınca her türlü gayri memnun, her türlü muhalif buraya doluşuverdi. Böylece hem parti sanılandan daha kısa zamanda güçlenmişti, hem de içine dolan muhalefet dinamiklerini denetleme olanağı pek olmayan ve dolayısıyla rejimin planladığından öteye giden potansiyeller taşıyan bir yapı ortaya çıkıyordu.

Meşhur İzmir gezisi bu durumu olanca açıklığıyla ortaya koymuştu. Fethi Okyar'ı karşılamaya gelen 50 bin kişilik kalabalık o zamana kadar görülmedik bir olaydı ve yer yer polisle çıkan çatışmalar Ankara'yı hayli rahatsız etmişti.

Bu gelişmeler Mustafa Kemal'i de endişelendiriyor ve yavaş yavaş SCF'ye karşı CHF'nin "Umumi Reisi" olarak açık mücadeleye gireceğinin işaretlerini veriyordu. Fethi Okyar'ı en çok düşündüren de bu idi. Bir ara Mustafa Kemal'in tarafsız kalmasını sağlamak için "Milli Blok" önerisi geliştirilmiş ancak tutmamıştı.

Ama SCF'nin güçlenmesi karşısında Mustafa Kemal'in cumhurbaşkanlığından istifa ederek başbakanlığı üstlenebileceği, Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak'ın cumhurbaşkanı olabileceği konuşulur olmuştu. Öte yandan CHF yöneticileri ise ellerindeki devlet olanaklarını SCF'ye karşı her yönden kullanmaya başlamışlardı ve tabii bu arada basını da harekete geçirmeyi ihmal etmiyorlardı.

Bu koşullarda Ekim 1930'da belediye seçimlerine gidildi ve henüz yeni kurulmuş olmasına karşın SCF hayli başarılı oldu ve birçok şehirde CHF'ye yakın oy alırken Samsun'da da belediye başkanlığını kazandı.

Böylece TpCF deneyiminden sonra yapay bir şekilde ve rejimin en güvenilir adamlarına da kurdurulmuş olsa ikinci bir partinin varlığı tek parti sisteminin çatırdamasına yol açıyor ve bu durum da açıkça görülüyordu. Oysa cumhurbaşkanı ve iktidar partisince Fethi Okyar'a uygun görülen görevin sınırları çok daha dardı.

SCF esas olarak CHF'nin kendini yenilemesi ve taze güç kazanması için kurulmuştu. Oysa iktidara gelmeyi ümit edecek kadar hızlı gidiyordu. Ortaya çıkan tablo karşısında Mustafa Kemal'in SCF'ye daha açık ve kesin tavır alması ve Umumi Reisi olduğu partisine, CHF'ye sahip çıkması Fethi Okyar'ı hayal kırıklığına uğrattı.

TpCF deneyimini de dikkate alarak partisini feshetmekten başka seçeneği olmadığına kanaat getirdi. Zaten bu doğrultuda telkinler giderek artıyordu. 17 Kasım 1930'da Dahiliye Vekaleti'ne verdiği bir dilekçeyle SCF'nin feshedildiğini açıklarken şöyle yazıyordu:

"Efendim,

Büyük Gazimiz Mustafa Kemal Hazretlerinin teşvik ve tasvibiyle SCF'yi teşkil etmiştim. Kanaatimizce bu teşvik ve tasvip, teşkil edeceğim fırkanın Gazi Hazretlerine karşı siyasi mücadeleye girmesi ihtimalini hadd-i zatında bertaraf ediyordu. Esasen bu kanaat haricinde siyasi bir teşekküle vücut vermek mesuliyetini almayı hatırıma getirmemiştim.

Halbuki tahakkuk edecek şekle nazaran fırkamız atiyen Gazi Hazretleriyle siyasi sahada karşı karşıya gelmek vaziyetinde kalabileceği anlaşılmıştır. Bu vaziyette kalacak siyasi bir teşekkülün mevcudiyetinin fırka müessisi sıfatıyla muhafaza ve idameyi muhal buluyorum. Bu sebeple SCF'nin feshine karar verdim. Bu karar fırka teşkilatına tebliğ edilmiştir.

Keyfiyeti arz ederim efendim."

Böylece SCF deneyimi de ancak üç ay dayanabilirken SCF'nin ideologu Ahmet Ağaoğlu'na göre bu fesih dilekçesi bile Mustafa Kemal ve İsmet Paşa ile birlikte hazırlanmıştı.

Dönemin sol gazetelerinden Hür Adam'ın 4. Sayısında Abidin imzasıyla çıkan bir karikatürün lejandında "Yeni fırkalar doğuyormuş" diye yazarken, İsmet Paşa kafalı, Halk Fırkasını temsil eden hamile bir kadına bir köylü ağa şöyle diyordu: "Kız bu ne hal? Daha yeni çocuk düşürdün! Sonra bunu da babası tanımazsa ne yaparız?"

Halk Fırkası'nın daha sonra, 1946'da doğurduğu Demokrat Parti'nin 1960'da bir darbeyle iktidardan düşürüldüğü ve Menderes ve arkadaşlarının idam edildiği dikkate alınacak olursa, köylü ağanın korktuğu başına gelmiş sayılmaz mı?

Biraz gecikerek de olsa, babası çocuğunu yine tanımayacaktı!

Milas « Medeniyetler Tarihi

Milas, Muğla ilinin ikinci büyük yerleşim bölgesidir. Sodra Dağı'nın eteklerinde, kendi adıyla anılan ova üzerinde kurulmuştur. Arkeolojik araştırmalar göre kentin kuruluşu MÖ 10. yüzyıla kadar uzanmaktadır. Adını rüzgarlar tanrısı Ailos'un soyundan gelen Mylasos'dan aldığı hakkında bir efsane vardır, ancak bu efsaneden ileri gidememektedir.

Milas, önce Karia'nın sonra Menteşe Beyliği'nin başkentliğini yapmıştır. Milas'ın antik ismi Mylasos ya da Mylasa'dır. Tüm Karia'nın ulusal tanrısı Zeus Karios Mabedi'nin yer aldığı Milas, Karialıların haç yeri durumunda idi. Her yanı mermer yapılar ve anıtlarla kaplı olan kent, haklı olarak "Mabetler Şehri" adını almıştır. Kesintisiz 3 bin yıllık kültür birikiminin izlerini Milas'ın her yerinde görmek mümkündür. Milas'ın sınırları içinde 27 antik kentin kalıntıları vardır.

Milas Müzesi

Milas Müzesi ilk kez 1983 yılında bakanlık onayı ile Bodrum Müzesi'nden devredilen eserler ve ilçe sınırları içerisindeki kazılardan çıkan eserlerin bir araya toplanmasıyla oluşturulmuş ve 1987'de ziyarete açılmıştır. Müze Müdürlüğü, Milas Kültür Merkezi binası içerisinde yer almaktadır.

Müze teşhir salonundaki toplam 11 adet vitrinde Stratonikeia kazılarında bulunan altın eserler, İasos kazılarında bulunan pişmiş toprak kandil örnekleri, Milas ve çevresindeki kurtarma kazılarında bulunan eserler, mermer heykeller, mermer büstler ile vatandaşlardan satın alınan diğer eserler kronolojik bir sıra içerisinde yer almaktadır. 2002 Kasım ayı itibarıyla Milas Müzesi'nde 2371 adet arkeolojik, 145 adet etnografik ve 1096 adet sikke olmak üzere toplam 4112 adet envanterlik eser bulunmaktadır.

Baltalıkapı

MS 1. ya da 2. yüzyılda yapıldığı tahmin edilmektedir. Hemen hemen hiç bozulmadan günümüze kadar ulaşmıştır. Adını, dış yüzündeki kilit taşı üzerinde bulunan çift ağızlı balta tasvirinden alır. Sonraki dönemlerde kapının üzerinden geçirilen bir su kemeri ile şehrin doğusundaki dağlardan getirilen su hattı bağlanmıştır.

Gümüşkesen Mezar Anıtı

Yapım tarihi kesin olarak bilinmeyen yapının MÖ 1. ile MS 2. yüzyıl arasında yapıldığı sanılmaktadır. Gümüşkesen Caddesi üzerinde, Hıdırlık Tepesi eteğinde bulunan yapının kime ait olduğu bilinmemektedir. Dünyanın yedi harikasından biri olan Bodrum Mozolesinin küçük bir örneğidir.

İlk çağlardan günümüze tüm elemanlarıyla sağlam kalabilen tek mezar anıtı olan yapı; yüksek bir kaide, tapınağı çevreleyen korint başlıklı bir sütun sırası ve basamaklı piramit bir çatıdan oluşmaktadır. Bodrum Mozolesinden daha küçük boyutlarda olması nedeniyle burada bulunan piramit üzerindeki quadriga, Gümüşkesen Anıtında bulunmamaktadır.

Zeus Karıos Kutsal Alanı

Halk arasında "Uzun Yuva" adıyla anılmaktadır. Korint başlıklı yivli sütun, mabedin ayakta kalan tek sütunudur. MS 2. yüzyılda inşa edilmiştir.

Hacı İlyas Cami

!330 yılında yapılan cami, düz ahşap çatılı olmakla beraber, bütün cepheyi kaplayan kiremit örtülü, üç cepheli son cemaat yeri ile önem kazanır. Batı yanında, açık bir merdiven üzerindeki balkon biçimindeki minaresi, Milas için karakteristik olmuştur.

Ulu Cami

Ahmet Gazi tarafından 1378'te yaptırılan cami kıble duvarına dik 3 sahına sahiptir. Mihrap önünde bir kubbe yer alır. Diğer bölümler ve yan sahınlar çapraz ve beşik tonozla örtülüdür. Bol spoli malzeme ile yapılan caminin planı, Selçuklu camileri geleneğine bağlıdır.

Firuz Bey Cami

Osmanlıların bölgeyi ele geçirdiği 1394 yılında Menteşe Valisi Firuz Bey tarafından yaptırılmıştır. Yapının ana eyvanı durumundaki mihrap önü kubbeli, avlu yerine geçen orta mekan ise kırlangıç kubbelidir. Ters T planlı bir camidir. Halk arasında içindeki süslemeleri nedeni ile Gök Cami, kubbesinin kurşunla kaplı olmasından dolayı da Kurşunlu Cami olarak adlandırılmıştır.

Milas Halısı ve Seccadeleri

Milas, 17. yüzyıldan itibaren Anadolu'nun tanınan halı merkezlerinden biri olmuş, burada dokunan seccadeler "Milas Seccadeleri" olarak ün yapmıştır. Seccadelerde zemin genellikle şeftali kırmızısı, bordürler sarı ve yeşildir. Mihrap alınlığı çoğu kez üst kısımda baklava şeklini alır. En güzel örneklerini 18. ve 19. yüzyıllarda gördüğümüz Milas Seccadeleri, bugün Sultanahmet Halı ve Kilim Müzesi ile Ankara Etnografya Müzesi gibi müzelerde sergilenmektedir.

Milas Evleri

Geleneksel Türk mimarisinin özelliklerini taşıyan Milas evleri 19. yüzyılda yapılmıştır. Evlerin hemen hemen tümü iki katlı ahşap yapılardır. Bu evlerin özellikle bacaları özgün karakterleriyle ön plana çıkmaktadır.

Çin İmparatoru'nun Mezarı « Tarihi Gizemler

Zaman: İÖ 210
Mekân: Xian, Çin

İlk imparator Qin, kral olur olmaz Li Dağı'nda kazılar ve inşaatlar başladı... Mezar saray, köşk ve büro modelleriyle, zarif çanak çömlek ve değerli taşlar ve antikalarla dolduruldu. Zanaatkarlara, içeri girmeye çalışanların vurulmalarını sağlayacak tatar yayları yerleştirmeleri emredildi. SIMA QIAN, İÖ 145-86

Xian'da alçak tepelerin çevrelediği tarlalar arasında doğuya doğru giderken Li Dağı olarak bilinen alçak bir tepe görülür. Yerel halk yüzyıllardır burasını doğal bir arazi parçası olarak görmüşse de, 60 yıl önce bile bölgede çok garip pişmiş topraktan büyük insan heykelleri bulunmuştu.

1974'te bir kuyu kazılırken bulunanlar buranın, Çin'in tarihinde çok özel bir yer olduğu varsayımları güçlendi: Köylüler hâlâ yüzlerinde özgün boyalarını taşıyan ve ellerinde bronz silahlar bulunan insan boyunda kilden askerlerle karşılaşmışlardı. Yerel halk, Çin'in ilk imparatoru Qin Shi Huangdi'nin mezarını iki bin yıldır koruyan sessiz orduyu bulmuştu. Çin tarihinde Savaşan Devletler olarak bilinen

önemli dönem İÖ 221 yılında sona ermişti. Belli başlı devletler İÖ 453 yılından beri hâkimiyeti elde etmek için hemen hemen kesintisiz bir savaş sürdürmüşlerdi. On binlik, hatta yüz binlik orduların bulunduğu bu dönemde savaş ve silah sanatında da büyük sıçramalar kaydedilmişti. 311 yılında Qin Devleti, zengin Sichuan havzasını fethetti. 277'de Chin, arkasından da Han ve Wei düştü.

Muzaffer Kral Zheng, kendim Qin Shi Huangdi ilan etti. İÖ 217 yılında ölen yüksek düzey bürokratlarından Efendi Xi'nin mezarında Çin'in günümüze kalmış en eski hukuki belgeleri bulunmuştur. 500 çok değerli bambu parçası üzerinde yeni hukuki rejimin, birleşik bir devlet altında evrensel yasaların sıkı bir biçimde uygulanmasına dayandırıldığı belirtilmiştir.

İmparator ülkesini 36 komutanlığa bölmüş, Xianyang'daki başkentinden kuzeyde Büyük Çin Seddi'nin ve yeni bir sarayın inşasına başlanması emrini vermişti. Ölümsüzlük fikirlerine kapılan imparator ÎÖ 246 yılında da 700.000 askerinin, insanlık tarihinde bir eşi bulunmayan bir mezar yapmalarını emretmiştir.



Li Tepesi, Çin'in ilk imparatorunun yeraltı sarayını ve mezarını örtmektedir. Şimdi 47 metre yüksekliğinde olan tepe zamanında çok daha yüksek olmalıydı.

İMPARATORUN ORDUSU

Duvarlarla çevrili büyük bir dikdörtgen içindeki mezar külliyesini iki kaynaktan biliyoruz. Bunlardan birincisi arkeoloji, ikincisi de zamanın tarihi kayıtlarıdır. Bu duvarların önünde pişmiş topraktan ordunun bulunduğu çukurlar yer alır. Dünya arkeolojisinde, ziyaretçileri, 1. çukura inerken karşılaştıkları manzaraya hazırlayacak pek az yer vardır. Uzun, paralel odacıklarda pişmiş topraktan sessiz savaşçılar dizisi gözalabildiğine uzanmaktadır.

Ön tarafta dört atla bir araba vardır. Piyade askerleri dimdik, ellerinde uzun saplı bronz mızrakları ya da uçları hâlâ sivri oklarla dolu sadaklarıyla dimdik durmaktadır. Yakından bakılınca zırhlarının kıvrımlarının zarafeti ve kuzey sınırına gönderilenleri Sibirya soğuğundan koruyacak atkıları görülür.

Ayrıca, demir tarım aletleri, bronz ve deri eyer takımları, ipek ve keten dokumalar, yeşimden ve kemikten yapılmış eşyalar da bulunmuştu. Bugün bile parlaklığını ve keskinliğini koruyan kılıçlar, pek alışılmadık biçimde, 13 elementin alaşımından dökülmüştü.

Tarihçiler Qin'i savaş alanında üstünlüğe götüren askeri örgütlenmedeki ilerlemeyi çok uzun zamandan beri takdir etmişlerse de, günün birinde 12.000 metrekarelik bir yeraltı çukurundan, 7000 askerlik bir tümenin çıkabileceği kimsenin aklına gelmezdi. Uzun boylu generalden en sıradan bir piyade erine kadar ordunun bütün üyelerinin tek tek incelenebileceğini kim hayal edebilirdi?

Zamanda donmuş olan bu ordu, buzdağının ancak ucudur. Yakınlardaki bir çukurda 100 arabalı ve 100 savaş atlı bir süvari tümeni bulunmaktadır. Üçüncü bir çukurda ise ordu karargâh subayları yeralmaktadır.



Yakın zamanda bulunan Arabalar ve bütün donanımlarıyla atları. Şimdiye kadar ordunun çok küçük bir kısmı çıkarılmıştır.

MEZARIN İÇİNDEKİLER

Keşfedilmeyi bekleyen başka ne gibi hazineler bulunduğunu kimse tahmin edememektedir: Daha şimdiden mükemmel durumda bronz bir araba ile atları çıkarılmıştır. Bunun İÖ 210 yılında 50 yaşında ölmeden önce imparatoru ülkesinin dört bir yanına taşıyan araba olduğu kuşkusuzdur. Odalarda at iskeletleri vardır ve atların yüzleri merkez mozoleye dönüktür. Bazı odalarda, herhalde imparatora ait olması gereken hayvanların iskeletleri bulunmaktadır.

Hiçbir ziyaretçi, uzaktaki Li Dağı'nın alçak tepesini uzun süre görmezden gelemez. Ovadan hâlâ 47 metre yüksekte olup tabanı 350 metreye 340 metrelik bir alanı kaplayan tepenin içindekiler, hiçbir arkeolog giremediği için, bir sır olarak kalmaya devam etmektedir.

Tarihçi Sima Qian, bizi umutlandıran ipuçları bırakmıştır. Tepenin altında gerçek bir hazine sarayının bulunduğunu yazmaktadır. İmparatorluğun ırmakları Yangzi ve Sarı Irmak cıvayla temsil edilmiştir ve bunlar mekanik yollarla bir içdenize dökülmektedirler. İçerisini sonsuza kadar olmasa bile çok uzun bir zaman aydınlatmak için balina yağından dev meşaleler yakılmıştır.

Mezar dökme tunçla kaplanmış, imparatorun en iyi mobilyaları gelecekteki ihtiyaçları için içine yerleştirilmişti. Halefi, İmparatora erkek evlat doğurmayan bütün karılarının da ölümde kendisine eşlik etmelerini buyurmuştu.

Mezar soyguncularını ve yağmacılarını öldürmek üzere çeşitli yerlere tatar yayları yerleştirilmişti. Ve son bir fermanla da, mezarın yapımını gerçekleştirenler öldürülmüşlerdi. Mezarın yakınlarında, kiminin öldürüldüğü belli olan pek çok erkek iskeleti bulunmuştur.

Ama belki de bulunacak fazla bir şey yoktur. Daha yakınlarda mezarın neredeyse gölgesinin düştüğü yerde altın ve gümüş işlemeli bir Qin Hanedanı bronz çam bulunmuştur. Dönemin tarih kayıtlarında, imparatorun ölümünden yalnızca birkaç yıl sonra mezarının yağmalandığı anlatılmaktadır.

General Xiang Pu liderliğindeki isyancılar, mezar sarayı yağmalamışlar ve pişmiş topraktan ordunun bulunduğu yeraltı odalarına girip askerlerin silahlarını almışlardır. Ancak kil askerlerin ve silahlarının bir kısmı günümüze kadar kalmıştır.

Kayıtların da belirttiği gibi 300.000 insan, mezarın içindekileri 30 günde boşaltamamışsa, o zaman günümüze kadar el değmeden kalmış bazı odalar olabilir. Belki de cıva nehir hâlâ yeraltındaki denize akmaya devam etmektedir. Bu ancak kazıların çözebileceği bir sırdır.

Ancak tarihi bir gerçekten emin olabiliriz. Hanedanı kendi ölümünden sonra pek devam edememişse ve imparatorluk mezarı yok edilmişse de, onun idari reformları yüzyılları aşarak modern çağlara kadar erişebilmiştir.



(Solda) Pişmiş topraktan dev ordunun her kil askeri, çeşitli kil kalıpları ve ayrıntılar uygulanarak farklı bireyler olarak yapılmıştı. Figürler sonra boyanmıştır. Boya izleri günümüze kadar kalmıştır. (Sağda) Çinli arkeologlar hâlâ, mezar höyüğünün dışındaki çukurlarda bulunan orduyu çıkartmakla uğraşmaktadırlar. Henüz mezara girmedikleri için içeride ne olduğu esrarını korumaktadır.



Savaşan Devletler döneminde Çin'i ve Xiangyang ile Xian'ı gösteren harita.



Bir okçu çömelmiş ve herhalde İlk İmparator öldükten sonra yağmacılar tarafından alınan yayını çekmeye hazırlanıyor.

oyunlar