2. Süleyman « Osmanlı Tarihi
Sultan İkinci Süleyman 15 Nisan 1642'de İstanbul'da doğdu. Babası Sultan Birinci İbrahim, annesi Saliha Dilaşub Sultan'dır. Orta boylu, kır sakallı, şişman ve halim selim bir padişahtı. Dindar, dürüst ve akıllı bir insan olan annesi Saliha Dilaşub Sultan tarafından titizlikle yetiştirildi. Oğluna, gerekli bilgileri bir yandan kendi veriyor, bir yandan da hocalar tutuyordu.
Hayatının kırk yılını bir dairede hapis geçiren Sultan İkinci Süleyman cesur, dindar, vatansever, merhametli ve nazik bir insandı. Rüşvet ve sefahate son derece düşmandı. Padişah olduğu sırada askeri zorbaların ortalığı karıştırması üzerine onlarla mücadeleye girişti ve kısmen de olsa asayişi sağladı.
Sultan İkinci Süleyman, 4 yıl gibi kısa bir süre padişahlık yaptı. Bunun son iki yılını yatak hastası olarak geçirdi. Gün geçtikçe zayıflıyordu. 22 Haziran 1691 günü Edirne'de vefat etti. Cenazesi İstanbul'a getirilerek Süleymaniye Camii yanında Kanuni Sultan Süleyman türbesine gömüldü.
Artuklular « Medeniyetler Tarihi
Kültür ve sanatıyla iz bırakmış uzun ömürlü beyliklerden biri Artuklu Beyliği'dir. Oğuzların Döver boyundan ünlü bir Türkmen Beyi olan Artuk Bey, Anadolu'nun fethi sırasında büyük hizmetler görmüştü. Fakat, Tutuş'la Süleymanşah'ın arasındaki savaşta Tutuş'tan yana olarak savaşı ona kazandırmış ve Süleymanşah'ın intiharına sebep olmuştu.
Tutuş, Artuk Bey'in yardımına karşılık olarak onu Kudüs valisi yapmıştı. Ölüm yılı olan 1091'e kadar bu görevde kaldı. Artuk Bey ölünce Kudüs Fatımi'lerin eline geçti. Fakat Artuk Bey'in oğulları Sökmen ve İl-Gazi, Selçuklu hükümdarı tarafından kendilerine verilen bölgelerde beylikler kurdular. Artuk Bey'in oğulları tarafından kurulan bu beylikler üç kol halinde gelişti. 1. Hısn Keyfa ve Amid, 2. Mardin ve Meyyafarıkin, 3. Harput'da Üç kol halinde hüküm sürmüş bir Türkmen sülalesidir.
Artuk Bey önce Sultan Alp Arslan'ın hizmetinde bulunmuş ve Malazgirt savaşına da iştirak etmişti 1071 Anadolu'nun Türklere açılmasında rol oynayan emirler arasında Artuk Bey de bulunuyordu. Daha sonra Artuk Bey, Sultan Melikşah tarafından kendisine ikta edilen Huvan'a çekildi. Ahsa ve Bahreyn Karmatilerini itaat altına almak görevini başarıyla sonuçlandırdı.
Artuk Bey'in bir süre sonra Sultan Melikşah'a küskünlüğü, Suriye Selçuklu Meliki Tutuş'un hizmetine girmesine yol açtı. Tutuş da ona Kudüs ve havalisinin valisi yaptı (1085-6). Artuk Bey 1091 yılında bu şehirde öldü. Ancak oğulları Sökmen ve İlgazi Kudüs'ü muhafaza edemediler. Emiru'l-cüyuş Efdal kumandasındaki bir Fatımi ordusu kırk günlük bir kuşatmadan sonra şehri aldı (1098).
Mu'in ed-Din Sökmen, Ceziret-i İbn Ömer sahibi Çökürmüş tarafından kuşatılan Musul hakim Musa'nın yardımına koştu ve bu hizmetine karşılık 10.000 dinar ve Hısn Keyfa kalesini aldı. Böylece Sökmen, Artukluların "Hısn Keyfa ve Sökmeniyye" denilen ilk şubesini kurmuş oldu (1102).
Eyyubi hükümdarı Melik Kamil önce Amid'i sonra da Hısn Keyfa'yı zabt ederek Artukluların Hısn Keyfa kolunu ortadan kaldırmıştı (1231-2). Necmeddin İlgazi Nisan 1105'de Bağdad şahneliğinden azledildikten sonra Mardin'e gelerek bu şehre hakim olmuş ve burada Artukluların "Mardin veya İlgaziyye" denilen şubesini kurmuştur (1108).
İlgazi yavaş yavaş bu bölgedeki Selçuklu topraklarına hakim oldu, 1117'de Haleb'i ele geçirdi. Beraberinde Bitlis ve Erzen hakimi Togan Arslan'ın bulunduğu 20.000 kişilik ordu ile harekete geçerek Tell Afrin savaşında Antakya persi Roger'in kumandası altındaki Haçlılara karşı büyük bir zafer kazandı (1119). Bunu Tell Danis'de Kral II. Baudouin'e karşı kazanılan takip etti.
Selçuklu sultanı Mahmud ise İlgazi'ye Meyyafarıkin şehrini ikta etmişti (1121). Daha sonra Mardin Artukluları bazan Eyyubilere bazan da Tükriye Selçuklularına tabi olarak varlığını sürdürdü. Kara Arslan el-Muzaffer (1260-1292) ise, Moğolların hakimiyetini kabul ederek barış yaptı. O bu sayede hanedanın devamını sağladığı gibi Mardin şehrini de bir felaketten kurtarmıştı. Bu kolun son hükümdarı Melik el-Salih Mardin'i müdüfaa edemeyeceğini anlayınca bu şehri Karakoyunluların reisi Kara Yusuf'a teslim etti (1409). Bu suretle Artuklular Devleti sona erdi.
Artukluların üçüncü kolu 1185 yılında Harput ve havalisinde kurulmuşsa da fazla uzun ömürlü olmamıştı.Sultan I. Ala ed-Din Keykubad 1234 yılında Harput'u zabtederek, Artukluların bu koluna son vermişti.Artuklular büyük Türkmen kitlelerine dayanan bir Türk devleti idi. Bu sebepten milli teşkilat ve ananelerini muhafaza etmişlerdi.
Alp, İnanç, Kutlug gibi eski Türkçe unvanları kullanmakla da bu ananelerini koruduklarını göstermişlerdir. Artuklular devlet anlayışında eski Türk hukukuna göre devletin hanedanın ortak malı olduğu görüşün de uyguladılar. İlgazi ve Belek gibi kudretli şahsiyetlerin mevcudiyeti Artuklu Devleti'nin siyasi birliğini sağlayabilmiş, aksi takdirde ayrı beylikler halinde hükün sürmüşlerdir.
Artuklu hükümdarları gerek Müslüman ve gerekse hristiyan halka adaletle hizmet etmişler, idareleri altındaki ülkelerde düzen ve emniyeti sağlamışlardı. Ayrıca ticari ve iktisadi hayatın gelişmesine büyük ölçüde yardımcı oldular. Bu maksatla bazı şehirlerdeki ticari vergileri kaldırmışlardır. Bu iktisadi gelişme mimari eserlerden de anlaşılmaktadır.
Artuklular, bir kısmı bugüne kadar mevcudiyetlerini koruyan, birçok mimari eserler sözgelişi; külliyeler, camiler, medreseler, hamamlar, köprüler, sivil ve askeri yapılar yapmışlardır. Onların devrinde mimaride görülen gelişme sebiyle bugün güneydoğu Anadolu bölgesinde her önemli eser Artuklulara bağlanmak istenmektedir.
Artuklu ülkesindeki Meyyafarıkin, Amid ve Mardin gibi şehirler birer ilim ve kültür merkezi haline gelmişti. Bu hanedana mensup hükümdarlar ilim ve sanat adamlarını himaye etmişler, bunun neticesinde de onlar adına bazı eserler yazılmıştır.
Topkapı Sarayı « Tarihi Eserler
İstanbul'da Sarayburnu sırtları üzerinde bulunan saraydır. Topkapı, Osmanlı padişahlarının Dolmabahçe Sarayı yapılıncaya kadar oturdukları saraydır. Fatih Sultan Mehmet zamanında yapılmağa başlamış, giderek yeni bölümler eklenmiştir. 1924'ten beri müze olarak kullanılan sarayda Fatih'ten Abdülmecit'e kadar bütün hükümdarlar oturmuştur.
Sarayın çevresi surlarla çevrilidir. Kıyı kesimindeki surlar Bizans çağından kalmadır. 1478'de yaptırılan iç kesimdeki surun ise uzunluğu 1,400 metredir. Kara yönünden sarayı koruyan bu surun üzerinde 25'i dört köşeli, 2'si sekiz köşeli, l'i dokuz köşeli olmak üzere 28 kule vardır. Surun ana kapısı Ayasofya arkasındaki Babı Hümayun'dur (Sultan Kapısı). Bundan başka beşi küçük, ikisi büyük yedi kapı daha vardır.
Saray Alanı
Topkapı Sarayı 700,000 metrekarelik bir alanı kaplar. İçinde kasırlar, köşkler, devlet daireleri, saray halkı için konutlar, koğuşlar, camiler, kütüphaneler ve büyük mutfaklar vardır. Eskiden deniz kıyısında bulunan yazlık saray binaları (Balıkhane Kasrı, İncili Köşk, Bamyacılar Kasrı, Gülhane Kasrı, Hasanpaşa Köşkü v.b.) 1863'teki yangında ortadan kalktı ve sonra bu alandan tren yolu geçirildi.
Sarayın ilk avlusunun içindeki köşklerden yalnız ikisi bozulmadan bugüne kadar gelmiştir. Bunlardan biri 1472'de yaptırılan Sırçasaray (Çinili Köşk), öteki ise Mahmut II tarafından 1810'da sur üzerinde yaptırılan Alay Köşkü'dür; geçit alaylarının seyri için yaptırılmıştı.
Birinci ve İkinci Avlular
Sarayın Alay Meydanı denilen birinci avlusundan geçildikten sonra çift kuleli orta kapı gelir. Babüsselâm adı verilen bu kapının temeli Fatih döneminden kalmadır. Kanunî devrinde kuleler değiştirilmiştir. Bu kapıdan sonra ikinci avlu ile asıl saray başlar. İkinci avlunun sağ tarafında Marmara'ya bakan sınırı boyunca Mimar Sinan'ın eseri olan mutfaklar, aşçılar koğuşu, camii, hamamı, vekilharç dairesi ve yağhane yer alır.
Sol tarafta Kubbealtı denilen iki kubbeli bir daire vardır. Burası, sadrazamın başkanlığında vezirlerin toplandığı ve devletin uzun süre yönetildiği yerdir. Kubbealtı, Kanunî zamanında yapılmıştır. Gene bu avlunun solunda bulunan bir yol Has Ahır'a (Baltacılar Koğuşu) gider. İkinci avlunun sonunda bulunan büyük kapıya Akağalar Kapısı denir. Buradan Enderun denen üçüncü avluya geçilir. Selim III zamanında bugünkü biçimini alan bu kapının iki yanında Ağa Dairesi ve Akağalar Koğuşu vardır.
Üçüncü Avlu ve Arz Odası
Üçüncü avlunun içinde ilk yapı Arz Odası'dır. Padişahların sadrazamı. Divanı Hümayun üyelerini ve yabancı elçileri kabul ettiği bu bina Fatih devrinde yapılmış, sonraları yapılan değişikliklerle iç süslemeleri ve kapıları yenilenmiştir. Çevresi revaklı, saçakları geniş, duvarları çiniyle kaplıdır. Bunun arkasındaki Enderun Kütüphanesi sarayın en büyük kütüphanesidir ve 1718'de Ahmet III tarafından yaptırılmıştır.
Üçüncü avluda bunlardan başka sağda Enderun Mektebi ve meşkhane'si, Seferli Koğuşu, şimdi Hazine Dairesi olan köşk, Kutsal Emanetler'in saklandığı dört kubbeli Hırkai Saadet Dairesi ve Ağalar Camii vardır. Bu cami onarılarak öteki odalarda duran kitapların toplandığı merkezî bir kütüphane durumuna getirilmiştir. Ağalar Camii'nin arkasında ve Ağalar Koğuşu'nun bitişiğinde bulunan küçük kârgir yapı, padişahların yemeğinin özel olarak hazırlandığı Kuşane'dir.
Dördüncü Avlu
Sarayburnu'nun yüksekçe bir terasının son ucu olan dördüncü avlu geniş bir bahçedir. Bu bahçeyi daha aşağıdaki başka bir bahçeden ayıran set duvarının kenarındaki siyah kuleye Başlala Kulesi veya Hekimbaşı Kulesi denir. Saray için gerekli ilaçlar burada hazırlanır ve saklanırdı.
Biraz ileride set duvarı üzerinde bulunan Sofa Köşkü veya Mustafapaşa Köşkü, XVIII. yy. başlarında yapılmış, Avrupa etkisinin görüldüğü nakışlarla süslü, mimarîsi eski Türk geleneğine uygun bir yapıdır. Dördüncü avlunun sol yanında merdivenle çıkılan büyük bir taşlık ve bir havuz vardır. Merdivenin yanıbaşında bulunan ve Sarık Odası da denilen Revan Köşkü, 1635'te Murat IV tarafından yaptırılmıştır.
Sağ tarafta Boğaz'a ve Haliç'e bakan kısmında 1639'da Bağdat'ın Murat IV tarafından alınışının anısına yaptırılan Bağdat Kasrı bulunur. Bu kasrın içini ve dışını süsleyen çiniler, kubbe ve tonoz nakışları, sedef kakmalı kapı kanatları katıksız Türk sanat eserleridir. Dördüncü avlunun Marmara'ya bakan yüzünde, Anadolu yakasına ve denize bakan bir noktada Çadır Köşkü ve Abdülmecit'in yaptırdığı Mecidiye Kasrı vardır. Yeni Köşk de denilen bu kasrın önünden aşağıda bir kapıya, oradan da Gülhane Parkı denilen Sarayburnu Bahçesi'ne çıkılır.
Harem Dairesi
Haremi Hümayun denilen Harem Dairesi, Topkapı Sarayı'nın en ilginç köşelerinden biridir. Burada padişahların kendileri, anneleri, eşleri, cariyeleri, çocukları ve hizmetçileri otururdu. Saray alanının eğimli bir kısmında kurulan ve dört yüzyıl boyunca yapılan ekler ve değişikliklerle bugünkü durumunu alan Harem Dairesi 250 kadar oda ile bunlar arasında yer alan avlulardan ve hamamlardan oluşur. Harem Dairesi'nin, sarayın diğer kısımlarıyla bağlantısını sağlayan birkaç kapı vardır.
Esas giriş Kubbealtı yanına açılan ve Araba Kapısı da denilen kapıdır. Bundan başka ikinci ve üçüncü avluya açılan Kuşane Kapısı ve park içine açılan Şal Kapısı vardır. Araba Kapısı'nın yanında padişahların hizmetine bakanların oturduğu Zülüflü Ağalar Koğuşu bulunur.
Müze
Cumhuriyetin ilânından sonra Topkapı Sarayı'nın, eski saray kadrosuyla birlikte, başındaki hazine kethüdasının yönetiminde müze haline getirilmesi kararlaştırıldı. Kısa bir süre sonra uzman bir müzecinin yönetimine verilen Topkapı Sarayı ve içindeki eşya elden geçirilip sayımı ve dökümü yapıldı.
Kubbealtı, Arz Odası, Mecidiye Köşkü, Hekimbaşı Odası, Mustafapaşa Köşkü, Bağdat Kasrı ve Harem Dairesi'nin bazı bölümleri onarıldıktan sonra 1927'de halkın ziyaretine açıldı. İç Hazine'de silâh koleksiyonu, Seferli Koğuşu'nda Çin porselenleri. Selim II Hamamı'nda gümüş ve kristal takımlar, Enderun Hazinesi'nde mücevherler. Eski Hazine Koğuşu'nda da işlemeler ve padişah portreleri sergilendi.
Bağdat Köşkü
Murat IV tarafından Bağdat'ın fethi anısına yaptırıldı (1639). Sarayın dördüncü avlusundadır. Bütün İstanbul Boğazı'nı ve Eyüp'e kadar Haliç'i görür. Mimarı bilinmeyen köşkün mermer sütunlar üstüne oturtulan ve çevresini saran geniş saçağı önemli bir özelliğidir. Dış duvarların alt kısmı mermerle ve renkli taşlarla, üst kısmı çinilerle kaplıdır, içeride, yaşmağı ve çerçevesi yaldızlı bakır ocak dikkati çeker.
Pencere ve dolap kanatları fildişi, sedef ve bağa ile işlenmiştir, iç duvarlar ve kemerler kubbeye Kadar çinilerle süslüdür. Köşkün 32 penceresinden üsttekiler renkli camlıdır. Pencere arasındaki boşluklarda mavi üzerine beyaz ile Kur'an'dan ayetler yazılıdır. Yaldızlı kubbe hafif kabartmalarla süslüdür, kubbeden aşağıya, zemini kırmızı, üzerinde altın yaldızlı kafes bulunan bir rop kandil sallanır. Çevre sedirleri bütün bu göz kamaştırıcı süslemeyi tamamlayacak niteliktedir.
Çinili Köşk
Sırçasaray da denir. Topkapı Sarayı içindeki köşklerden, Fatih'in yaptırdığı (1472) ve Hazine Dairesi ile bir bütün meydana getiren yapı. Çeşitli onarımlarla şekli bozulmuş olan bina son onarımıyla eski biçimine kondu. Köşkün ön cephesinde on dört sütunlu bir galeri vardır.
Giriş cephesindeki mozaik çiniler Selçuklu dönemi çinilerinin özelliklerini gösterir. Çini süslemeler yan cephelerde şeritler halinde uzanır, arkada sırlı tuğlalarla çok güzel bir kompozisyon oluşturur. Bu çinilerde daha çok firuze, lâcivert, beyaz ve kahverengi kullanılmıştır. Beş köşeli odanın kubbesi rumi motiflerle süslüdür. Köşk 1875'te müze haline getirilmiş, sonradan bu müzede Fatih'e ait veya onunla ilgili eşya derlenmiştir.
Revan Köşkü
Sarık Odası da denir. Murat IV tarafından Revan Seferi anısına yaptırıldı (1635). Onun için de bu adla anıldı. Genel görünüm bakımından Bağdat Köşkü'nün küçük bir modelidir. Kubbesi altın yaldızla işlidir, kubbe kenarında, tavan nakışları deri üzerine yapılmıştır.
Kubbenin dört penceresi, yapının ışık alma özelliğini oluşturur: odanın çıkıntılarından ikisi kitaplık olarak yapılmıştır. Bu yapıda, dergâh çilehanelerini andıran basık tavanlı birde oda vardır. Tavanı işlemeli olan bu odanın ne için kullanıldığı tam olarak bilinmez.
(Solda) Harem Dairesi'nden Akağalar Bölüğüne giden bu yola «Haremağaları Taşlığı» denir. Harem Dairesi'nde 250 oda, çeşitli hamam, sofa ve avlular vardır: cariyeler dairesi ve hastahanesi, veliaht ve valide sultan daireleri şehzadeler dairesi, gözdeler dairesi ve nihayet hünkâr dairesi de buradadır.
(Ortada) Bir tavan süslemesi
(Sağda) Bağdat Köşkü'nün kapısı. Murat IV devrinde Bağdat Seferi anısına yaptırılan (1639) köşk, Dördüncü Avlu'dadır.
Hazine Dairesi, Üçüncü Avlu'nun sağında yer alır; Fatih döneminden kalma bir köşktür. Osmanlı İmparatorluğundan günümüze kalan bütün hazine eşyası burada sergilenir.
Babüsselâm (Orta Kapı)
Kubbealtı. İkinci Avlu'da yer alan bu bina, sadrazamın başkanlığında vezirlerin toplandığı yerdir.
Saraydan görüntüler.
Tavan süslemeleri görülen Harem Dairesi'nin yapımı 400 yıl sürmüştür.
oyunlar