Tapınak Şövalyeleri « Medeniyetler Tarihi
Tapınak Şövalyeleri, M.S. 1119'da varlığı anlaşılmış ve bu bölgedeki araziye sahip oldukları bilinen bir gruptu. Grup, Clairvaux'lu St. Bernard önderliğinde on Fransız şövalyesi tarafından kurulmuştu. O yıl Hugues de Payns ("Paganlar'ın" anlamına gelir) bu şövalyeler, Jerusalem'deki Kral Baldwin'in sarayına yerleştikleri Kutsal Topraklar'a gittiler. Burası, Kutsal Mezar'a yakındı ve Hz. Süleyman Tapmağı'nın' bulunduğu yere inşa edilmişti. Kutsal Şehir'e yolculuk yapan hacıları korumak için yemin ettiler ve manastır geleneklerine uyarak saflık, yoksulluk ve itaat yemini ettiler.
Ancak bu şövalyelerin neyin peşinde oldukları ve Jerusalem'de ne buldukları konusunda bol miktarda söylenti ortaya çıktı. Ne olursa olsun, bu şövalyeler Avrupa'da doğrudan Papa'ya bağlı güçlü bir askeri güç haline geldiler. Bu gruba katılmak isteyen birçokları akın etti ve sonucunda geniş topraklara sahip oldular. Uluslararası bağlantıları sayesinde Tapınak ilk banka haline geldi ve Hıristiyan dünyasının farklı noktalarında birçok alışverişi sağladı. Bu, zenginliklerini daha da artırdı.
Sufıler'le yakın ilişkilerini koruyarak, Kabala ve simya hakkındaki bilgilerini paylaştılar. Gizli törenleri ve mistik amaçları hakkında hikayeler yayılmaya başladı. Zamanla, zenginlikleri Fransa Kralı 4. Philip'i (Adil Philip) bile kıskandırdı. Grubun kurulmasından 189 yıl sonra 13 Ekim 1307 Cuma günü, Philip'in adamları Büyük Usta Jean Jacques de Molay ve 140 şövalyesini bölücülük, Tanrı'ya küfür ve büyücülükle suçladılar. Bunun ardından şövalyeler büyük eziyetler gördüler. Birçoğu, putperestliklerini itiraf etmeleri için Engizisyon tarafından işkence gördü.
1312'de Papa V.Clement resmi olarak grubu kaldırdı ve yerine Hospitaler Şövalyeleri'ni getirdi. Bağlandığı kazıkta öldürülmeden önce, masumluğunu savunan Büyük Usta, Tapınak Şövalyeleri'ne karşı işledikleri günahlar için 4. Philip ve 5. Clement'i Tanrı'nın önünde hesap verirken görmeyi diledi. Philip'e bir yıl, Clement'e bir ay verdi. İkisi de tanınan sürelerin sonunda acı içinde öldüler: Philip atından düştü, Clement ise kanserden öldü.
O zamanlar grubun tamamen ortadan kalktığı sanılıyordu ama şimdilerde Tapınak geleneğinin farmasonluğa dönüşerek devam ettiği düşüncesi dolaşmaktadır.
Gizlilik geleneği, Tapınak Şövalyeleri'nin inançlarını ve üyeliğe kabul törenlerini ortaya çıkarmayı imkansız kılmaktadır. Şövalyelerin itirafları hiçbir gerçek içermeyecek şekilde işkence yoluyla kazanılmıştı. Ancak grubu kuran şövalyelerin Jerusalem'deyken Akit Sandığı'nı bulduklarına dair söylentiler vardır. Bu bölgedeki gizli güçler hakkında bilgileri olduğuna, bu enerjileri ayinlerinde kullandıklarına ve izoterik bilgilerinin gotik katedrallerin biçimlerindeki gizli geometride yattığına dair inançlar da vardır.
Tapmak, gruba katılmak isteyen heyecanlı şövalyelerin verdikleri hediyeler sayesinde zenginliğini artırmıştır. Yaptığım araştırmalara göre, 1155'de Pembroke'lu Earl soyundan John Marshall kendilerine gizli bir yer verdiğinde Marlborough Downs'ın sahibi oldular. Haklarında çok fazla bilgi yoktur ve bilindiği kadarıyla birkaç kiracıyla bir çiftlikten başka bir şey kalmamış durumdadır. Ancak herhangi bir kilise binasına raslanmadığı için, buranın önemli bir Tapınak mülkiyeti olduğu da kabul edilmemektedir. Yere adını veren Tapınak'la bağlantısı, ayrı bir muammadır.
İsmet İnönü « Türkiye Tarihi
Türkiye'nin ikinci cumhurbaşkanı (1884-1973).
İsmet İnönü ya da halk arasında yaygın adıyla İsmet Paşa, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Atatürk'ün en yakın çalışma arkadaşı ve onunla birlikte Atatürk devrimlerinin yapıcısıdır. 50 yıl boyunca Türkiye Cumhuriyeti'nin yazgısında büyük rol oynamış olan İsmet İnönü, Atatürk'ten sonra Türkiye Cumhuriyeti'nin «ikinci Adam»ıdır.
Yetenekli Bir Genç
Sorgu yargıcı Mehmet Reşit Bey'in beş çocuğundan ikincisi olan Mustafa İsmet, babasının görevli bulunduğu Sivas'ta ilkokula başladı. 1892'de Sivas Askerî Rüştiyesi'ne girdi. İdadî'yi (lise) ve Topçu Okulu'nu (Mühendishanei Berrii Hümayun) bitirince, yüksek askerî eğitime yetenekli görülerek Erkânıharbiye Mektebi'ne (Kurmaylar Akademisi) alındı (1903). 26 eylül 1906'da bu okulu da bitiren kurmay yüzbaşı Mustafa İsmet Bey, Edirne'deki İkinci Ordu'ya atandı.
İsmet Bey Edirne'de görevli iken devrimci İttihat ve Terakki Partisi'ne girdi ve oradaki gizli örgütün başına geçti. 1908 devrimi patlayınca Edirne'de orduya ve sivil yönetime elkoydu. 31 mart 1909'da Hareket Ordusu'na katıldı.
Birinci Dünya Savaşı'nda
1910'da Ahmet izzet Paşa ile birlikte Yemen'e gitti. Orada hayatındaki en büyük başarılarından birini göstererek devlete başkaldıran Yemen İmamı ile anlaşma sağladı, yüz yıldan beri süren Yemen isyanlarını sona erdirdi, iki yıl orada kaldıktan sonra Harbiye Bakanlığı'nda görevlendirildi. 1916'da cephelerde görev aldı, albay olarak aldığı bu görevlerin hepsi Doğu Cephesi'yle Suriye Cephesi'nde geçti. Savaş sona erince Harbiye Bakanlığı müsteşarlığına atandı.
Kurtuluş Savaşı'nda
İnönü, Atatürk'ün Millî Mücadele hazırlıklarına daha İstanbul'dayken katılmıştı. Ama ancak 9 nisan 1920'de Ankara'ya gidebildi. 23 Nisan'da Ankara'da açılan T.B.M.M.'ye katıldığı zaman ileride kavuşacağı ünün ve devletin kuruluşunda alacağı önemli görevlerin çok uzağındaydı. Ancak onun yeteneklerini Doğu Cephesi'nde birlikte çalıştığı zamandan bilen Mustafa Kemal, kurulan ilk hükümette onun Genelkurmay başkanlığına getirilmesini sağladı. Meclis'te de Edirne milletvekiliydi.
Albay İsmet Bey, Ocak 1920'de Garp Cephesi komutanlığına atanmıştı. Kurtuluş Savaşı'nın kazanılmasına kadar bu cephede geçen bütün savaşlarda (İnönü Savaşları, Çerkez Ethem Ayaklanması, Sakarya Meydan Savaşı, Büyük Taarruz) cephedeki birinci adam olarak yerini korudu. Bu arada Birinci İnönü Savaşı sonunda tuğgeneral, zaferden sonra da tümgeneral oldu.
Barış Kahramanı ve Başbakan
Artık İsmet Paşa'nın adı çoğu zaman Mustafa Kemal Paşa'nın adıyla birlikte anılıyordu. Kurtuluş Savaşı'nın bu iki kahramanı karakter bakımından birbirinden oldukça farklıydı, ama bu farklılık birçok yerde birbirini tamamlıyordu.
Mudanya Mütarekesi görüşmelerini yürütmekle görevlendirilen İsmet Paşa üstün bir komutan olduğu kadar, usta bir diplomat olduğunu da gösterdi. Lozan Konferansı'na gidecek heyetin başkanlığına da gene o getirildi. Bunun için de dışişleri bakanlığına atandı. Cephelerdeki başarılarını Lozan Barış Antlaşması ile taçlandırarak yurda döndü. Lozan dönüşünde başbakanlığa getirildi (29 Ekim 1923). Kısa bir süre ayrıldıktan sonra 1925'te yeniden atandığı başbakanlığı 1937'ye kadar sürdü. O yıl Atatürk ile görüş ayrılığına düşerek başbakanlıktan temelli ayrıldı.
Devlet Başkanı
Atatürk'ün ölümünden sonra Meclis'in oybirliğiyle cumhurbaşkanlığına seçilen İsmet İnönü çetin bir dönemde devlet başkanı oldu (11 Kasım 1938). Devlet adamlığındaki dirayeti, zamanında isabetli karar alma yeteneği sayesinde Türkiye'yi İkinci Dünya Savaşı'na karışmaktan koruduğu gibi, devrim ilkelerinde de ödün vermedi. Başlamış olan öğretim ve kültür seferberliğini hızlandırdı.
Muhalefette
İkinci Dünya Savaşı bütün dünyada olduğu gibi Türkiye'de de toplumsal ve siyasal ortamı derinden etkiledi ve toplumdan yeni isteklerin yükselmesine yol açtı. Türkiye'de bunun en önemli olanı çok partili hayata geçme özlemiydi. İsmet Paşa bu istekleri göz önüne alarak, dengeli bir ölçüde çok partili rejime yöneldi, partisindeki buna karşı olan akımı önlemeyi de başardı. Ama bu gidişin sonunda 1950 genel seçimlerinde İnönü'nün partisi iktidarı kaybederek muhalefete düştü. 1950-1960 arasında İnönü çok çetin yıllar geçirdi. Bir aralık Meclis'teki milletvekili sayısı otuza kadar indi. Ama o, geçmişte katlandığı zorluklara karşı edindiği alışkanlıkla bunlarla çarpışmağa devam etti. 1957 seçimlerinden sonra birçok yerde toplu tecavüzlere bile uğradı.
Son Hizmetleri
Millî Birlik dönemi kapanıp sivil yönetime geçilince İnönü ikinci kez iktidara geldi ve 1961-1965 arasında başbakan oldu. Bu dönemde karşıt partilerle işbirliği yapmak zorunda kaldığı gibi iki askerî ayaklanma girişimiyle de karşı karşıya kaldı. 1963'te bir suikasta hedef oldu, ama yara bile almadan atlattı. 1965 seçimleri sonucunda yeniden ana muhalefet partisi lideri durumuna geçti.
Daha yumuşak bir muhalefet yaptığı bu dönemde «ortanın solu» ilkesini öne sürdü. Bu politika partisinin de, onun da hayatında en önemli dönüm noktası oldu. Partide iki kez bölünme olduğu gibi, sonunda İnönü de parti başkanlığından çekilmek ve yerini Ecevit'e bırakmak zorunda kaldı. Öldüğü zaman (25 aralık 1973) Anıtkabir'de Atatürk'ün yakınına gömüldü.
İnönü'nün Büyük Özelliği
İnönü, ilk ve ortaöğrenim çağında olağanüstü bir öğrenci değildi; Rüştiye'nin son sınıfında bir yıl kaybettiğini kendisi söylemiştir. Ne var ki bu başarısızlık, onun gizli kalmış yeteneklerinin uyanmasına yaramıştır. Nitekim lisede ve Topçu Okulu'nda sınıf birincisi olduğunu görüyoruz. Erkânı Harbiye Mektebi'nde de başarılı öğrenciliği devam etmiş ve Mustafa Kemal, Kâzım Karabekir, Fethi Okyar, Ali Fuat Cebesoy gibi, ileride Kurtuluş Savaşı'nın ve Cumhuriyet'in öncüleri olacak gençlerle bu okulda tanışarak, yakın arkadaş olmuştur; kendi kendine ilerlettiği Fransızca'dan sonra Almanca'yı da bu okulda öğrenmeğe başlamış; daha sonra, cumhurbaşkanlığı sırasında bunlara İngilizce'yi de eklemiştir İnönü'nün büyük özelliği ve belki de başarılarının sırrı, çalkantılı hayatı boyunca ve her yaşta durmadan çalışma ve öğrenme alışkanlığını kaybetmemiş olmasıdır.
(Solda) İsmet Paşa (solda), Kurtuluş Savaşı'nın son yıllarında general üniformasıyla, iki İnönü Savaşı'nı zafere ulaştıran komutan, Türk Kurtuluş Savaşı'nın başlıca yöneticilerinden biri olarak başarı kazanmıştır.
(Sağda) İnönü'nün son fotoğraflarından biri. Cumhuriyet'in kuruluşunda Atatürk'ün en yakın yardımcısı olan İnönü, Türkiye'yi İkinci Dünya Savaşı'ndan uzak tutmayı başarmış ve 1950'den sonra, çeyrek yüzyıl boyunca kimi zaman muhalefet lideri, kimi zaman hükümet başkanı olarak siyaset hayatını sürdürmüş ve Türk demokrasisinin gerçekleşmesinde de önemli katkısı olmuştur.
(Solda) Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş günlerinde Atatürk ve İnönü. Zamanla, büyük devlet adamı nitelikleri de tarihe geçecek olan iki yetenekli komutanın işbirliği, Türkiye'nin temel harcını oluşturacak ve yeni kurulan devlet, karşılıklı anlayış ve saygıya dayanan bu ortak çalışmadan derin izler taşıyacaktır.
(Sağda) İkinci Dünya Savaşı yıllarında İnönü, Roosevelt ve Türkiye'yi savaşa sürüklemek isteyen Churchill ile buluştukları Kahire toplantısında da direnecek ve ülkesini savaş felâketinden sakınmayı başaracaktır.
Başarılı komutan, büyük devlet adamı, etkili siyasetçi İnönü'nün tabutu, Mehmetçik'lerin »muzundu ve generallerin eşliğinde, Ankara caddelerinden geçerek Anıtkabir'e doğru ilerliyor. 1972 yılında C.H.P. genel başkanlığından (4 kasım), sonra milletvekilliğinden (14 kasım) ayrılan İnönü, 25 aralık 1973 günü gözlerini yumduğu zaman 89 yaşında bir Senato üyesiydi. Büyük, heyecanlı ve millî bir törenle toprağa verildi.
Türkler ve İslamiyet « Dinler Tarihi
IX. asrın ortalarından itibaren gelişen askeri, ticari ve dini münasebetler neticesinde Türkler büyük gruplar halinde birbiri arkasından Müslüman olmaya başladılar. IX. asrın ikinci yarısında Samanilerin hakimiyetine geçmiş olan şehirlerin (Talas, İsficab) halkının çoğunluğunun Müslüman olduğunu söyleyebiliriz. Ancak büyük rakamlara ulaşan din değiştirmeler X. asırda başlamıştır.
Nasr b. Ahmed'in Talas seferi ve İsficab beglerinin faaliyetleri sonunda Balasagun'un batısındaki Ordu şehrinde oturan Türkmen meliki İslam'ı kabul etmiş ve İsficab beylerine vergi vermeye başlamıştır. Türk boyları arasında kalabalık bir grup halinde Müslümanlığı ilk kabul edenler, Balasagun ile Talas'ın doğusundaki Mirki kasabasında oturan Türkmenler olmuştur.
Türklerin İslamı Kabul Sebepleri
Türkler Müslümanlıktan başka diğer dinlere de zaman girmişlerdir. Fakat Musevilik, Hıristiyanlık ve Budizm gibi dinler çok az sayıda taraftar bulmuşlardır. Hatta bu dinlerin yayılmasına karşı sert tepkiler bile olmuştur. Buna karşılık İslamiyeti kabullerinde böyle bir durumda karşılaşmıyoruz.
xII. asırda yaşamış din adamı ve tarihçi Süryani Mihail (ölm.1199) şu bilgiyi vermektedir "Türk Milleti tek tanrıya inanmakta idi. Arapların da tek Allah'a inanmaları Türklerin islam dinini kabul etmelerine sebep olmuştur." Süryani Mihail'in bu tesbiti bir gerçeği ortaya koymaktadır.
Türklerin M.Ö. III. asırdan itibaren her şeye kadir olan ebedi Gök-Tanrıya inandıkları tarihi hakikat olarak ortaya çıkmıştır. Bu sebeple kendi "Tanrı" anlayışlarına ters düşmeyen İslamın Allah'ını kolaylıkla kabul etmişlerdir. Diğer tarafdan İslamın cihat mefkuresi ile Türklerin savaşçılık ruhu ve dünyaya hakim olma idealleri birbirini tamamlıyordu. Cihadın faziletleri ve mücahitlere ahirette vaat edilen mükafatlarda, Türkler, kendi ideallerini bulmuş oluyorlardı. Esasen kendi inançlarında öldürdükleri düşman nisbetinde öteki dünyada mükafatın vaad edilmiş olması yeni dini kabulde teşvik edici bir sebep olmuştur.
Hz. Muhammed'in Türkler hakkındaki hadisleri, Türkler arasında İslam peygamberine karşı bir sempati ve yakınlığın doğmasına sebep olmuştur. Keramet sahibi olan ve gaipden haber veren Kamlar ile İslamın Evliya ve mürşitleri birbirlerinin yerine geçerken daha doğrusu birbirleri ile kaynaşırken meydana gelen değişiklik pek farkedilmiyordu.
Türk töresi ile İslam'ın ortaya koyduğu nizam arasında bilhassa ahlaki meselelerde büyük benzerlik dikkati çekmektedir. Bu hususlar Türklerin inanç ve ideallerine uygun gelen ve zamanın en mükemmel bir dinine ve medeniyetine neden ve nasıl girmiş olduklarını ortaya koymaktadır.
Müslümanlığın Türkler Üzerindeki Etkileri
Türkler'in Müslümanlığı kabulü bu milletin kaderi üzerinde de son derece önemli bir yer işgal geder. Yeni bir din veya medeniyetin kabulü, cemiyette inanış, düşünüş ve yaşayış gibi çeşitli bakımlardan meydana getirdiği değişiklik ve gelişmeler dolayısıyla bir milletin tarihinde en önemli bir hadise olma özelliğini daima korumaktadır. Böyle bir değişiklikle milletlerin varlıklarını koruduğu, yeni bir iman ve hızla ileri bir seviyeye eriştiği veya bunun tam aksine milli bünyelerinin sarsıldığının, hatta milli benliklerini kaybettiklerinin örneklerine tarihte sık sık rastlanmaktadır. Din değiştirmenin bir milletin hayatında meydana getirdiği değişikliklerin Türk tarihinde açık olarak görebiliriz.
Türkler Müslüman olmadan önce gerek Türkistan'da ve gerekse yayıldıkları ülkelerde Budizm, Maniheizm, Musevilik, ve Hıristiyanlık gibi dinleri kabul etmişlerdir. Ancak bu dinleri kabul kısmen olmuş ve büyük Türk kitlesi kendi Gök-Tanrı dinlerine bağlı kalmışlardır. Türklerin kısmen de olsa kabul ettikleri bu dinlerin ortaya koyduğu nizam, onların töre ve yaşayışlarına uymadığı için, kısa zamanda onların milli benliklerini kaybetmelerine sebep olmuştur.
Gök Türk Hakanı Bilge Kağan, vezir'i Tonyukuk'tan bir Budist mabedinin yapılmasını istediği zaman bu Bilge vezirin ona verdiği "Savaşı ve hayvan etini yemeği yasaklayan ve miskinlik telkin eden bu dinin kabulu Türkler için felaket olur" cevabı bu husustaki ileri görüşünü ve endişesini bütün açıklığıyla ortaya koymaktadır.
İslamiyetin kabulü Türklere yeni bir ruh ve kuvvet vermiş, Asya steplerinden Avrupa içlerine kadar uzanan sahalarda büyük ve uzun ömürlü devletlerin kurulmasında başlıca sebep olmuştur. Bunlardan daha önemlisi İslam dininin ortaya koyduğu nizam ile Türk töre ve yaşayışı birbirine uyduğu ve birbirini tamamladığı için Türkler milli varlıklarını devam ettirmişlerdir.
İslam dinini kabul eden Türk boylarından hiçbirisi, diğer dinleri kabul eden Macarlar, Bulgarlar, Hazarlar ve Peçenekler gibi milli varlıklarını kaybetmemişlerdir. Diğer bir ifade ile dünyanın çeşitli ülkelerine dağılmış olan Türk Milleti varlığını İslam dini sayesinde koruyabilmiştir. İslamiyetin bu müsbet tesiri, devlet idaresinden sanata kadar toplum alanının her alanında kendisini göstermiş, ilham kaynağı olmuş ve ölümsüz eserlerin meydana gelmesini sağlamıştır.
oyunlar