Tarih

Lenin « 20. Yüzyıl Tarihi

Vladimir İlyiç Ulyanov, «Lenin» denir, Rus devrim kuramcısı, Sovyet Devleti'nin kurucusu (1870-1924).

1870 yılında Simbirsk'te (Ulyanovsk) kentsoylu bir ailede dünyaya gelen Lenin, çara karşı suikast düzenlemek suçundan 1887 yılında idam edilen ağabeyi Aleksandr'ı kaybetti. Hukuk öğrenimi gördükten sonra, çok erken bir yaşta Marx'ın düşüncelerini savunmağa başladı: devrimci hareketin öncü rolü ve «proletarya diktatörlüğü»nün gerekliliği üzerinde ısrarla durdu. Bunlar Leninciliğin iki temel ilkesi oldu.

Tutuklanıp Sibirya'ya sürüldü, 1900'de hapisten kurtulunca İsviçre'ye gidip yerleşti. Orada İskra (Kıvılcım) gazetesini çıkarmağa başladı. 1903 yılında, Rus Sosyal Demokrat Partisi'nde «menşevikler»e (azınlık) karşı «bolşevikler»in (çoğunluk) lideri oldu. 1905 Devrimi'nin başarısızlığa uğraması üzerine, Bolşevik Partisi'ni örgütledi ve 1912'de Pravda (Gerçek) gazetesini çıkarmağa başladı.

Devrimin «Baba»sı

1917'de, Petrograd'daki (Leningrad) ayaklanmalar, çarlığın düşmesine yol açtı ve Ekim Devrimi patlak verdi. Lenin hemen Rusya'ya döndü. Halk Komiserleri Konseyi başkanlığına seçildi, Almanya ve Avusturya-Macaristan ile barış imzaladı (Brest-Litovsk Antlaşması); ondan sonra kendisini sosyalizmin kuruluşuna adadı: sanayinin millileştirilmesi, toprakların köylülere dağıtılması, fabrikaların «Sovyetler»e (işçi kurulları) devredilmesi. Aynı dönemde, Troçki ile birlikte Kızılordu'yu kurdu.

1919 yılında bütün dünya komünist partilerinin delegeleri Moskova'da toplanarak, Lenin'in yönetimi altında, hepsini biraraya getiren bir hareketin temelini attılar: III. Enternasyonal.

Lenin'in son yılları, genç devletin karşılaştığı güçlükler ve hastalık içinde geçti. Bununla birlikte, 21 Ocak 1924 tarihinde öldüğü zaman, devrimci rejim, sağlam bir şekilde yerleşmiş bulunuyor ve S.S.C.B. dünyada, sosyalist bir devletin ilk örneği oluyordu. Lenin'in tahnit edilmiş cesedi, Moskova'da Kızıl Meydan'da bir anıt-mezarda halka gösterilmektedir.

Eserleri

Ne yapmalı?, Emperyalizm, Kapitalizmin En Yüksek Aşaması; Devlet ve Devrim; Solculuk, Komünizmin Çocukluk Hastalığı.



Lenin 1917'de, Petrograd'daki Putilov Fabrikası'nın işçileri önünde konuşuyor. İ. Brodski'nin tablosu. Lenin Müzesi, Prag.

Kral Philip'in Ölümü « Tarihteki İlginç Olaylar

Makedonya Kralı Philip'in MÖ 4. yüzyılda ölümü
MÖ 4. Yüzyıl

Makedonya Kralı Philip hükmettiği yıllar boyunca kötü ününden ve ileri derecedeki aşağılık kompleksinden çok çekti. Krallığını, Yunan dünyasında hatırı sayılır güçlerden biri haline getirmiş olmasına rağmen, Korintliler, Atinalılar ve Spartalılar gibi güneydeki daha kültürlü komşuları kendisini ve arkadaşlarını hep vahşi, dağda yaşayan barbarlar olarak gördü. Kişisel geçmişi ve görünüşü de yüksek yerlerde saygı görmesine yetmiyordu. Öncelikle ordusunu savaş alanına kendi götüren askeri bir liderdi.

Bunun sonucu olarak da birçok yerinden yara almıştı. Aldığı kötü darbelerden biriyle bir gözünü kaybetmiş ve bir mızrak darbesiyle de baldırından yaralanmıştı. Bu yaraların ikisi de doğru düzgün iyileşmeyip sürekli irin akıtıyorlardı. Özellikle bacağından çok kötü bir koku geliyordu. Ayrıca dedikodulara göre, tahtı ele geçirebilmek için anne katili olarak affedilmez bir suç işlemişti.

Özel yaşamı da aynı derecede skandallerle doluydu. İlk karısı Dionysius rahibesi, yani bugünkü söylemle tapınak fahişesiydi. O zamanlar böyle bir iş çok kabul görüyordu ve o da küçük bir kralın kızı olduğunu iddia ediyordu. Gerçek skandal ise halkın önünde kavga etmeleriydi. Philip'e bir oğul doğurdu, efsanevi İskender'i ve sonra İskender'in babasının Philip olmadığını, tanrı Zeus'un bir yılan kılığına girerek odasına girdiğini ve çocuğun Zeus'dan olduğunu her yerde konuşmaya başladı.

Günümüzün politika ve seks skandalleri Pella'nın başkentinde kraliyet sarayında dönen olaylar karşısında hiç kalır. Karısı, Philip'i resmen boynuzladığını açıklıyordu. Kadının yılanlarla dolaştığı bilinmekteydi. Kral da, kendisiyle yatmak isteyen herkesle, erkek-kadın ayırt etmeden yatma arzusuyla tanınıyordu.

İskender'le olan ilişkisi sevgi-nefret ilişkisi olarak tanımlanabilir. Bir yandan aralarında gerçekten sevgi dolu anlar geçiyordu. Philip, zamanın en ünlü hocası Aristoteles'i İskender'e ders vermesi için getirtmiş ve burnu havada Yunanlıların çocuğa saygı göstermeleri için yanıp tutuşmuştur. İskender de katıldığı ilk büyük savaşta babasının etrafı düşman askerleriyle çevrildiğinde onu kurtarmak için ileri atılmıştır. İskender, kelimenin gerçek anlamıyla kendisini babasıyla düşman mızrakları arasına atmıştı.

Diğer bir yandan da aralarında bir nefret vardı. Özellikle çocuk erkek olma yaşına geldiğinde. Çocuğun annesi ve babası arasındaki kırgınlık yıllarca sürmüştü. Philip, İskender yaşlarında bir kızla ikinci evliliğini yaptığı sırada işler iyice kızıştı. Düğün şöleninde Philip'in sarhoş arkadaşlarından biri yeni evliliğin ve tahta yasal bir varis olasılığının şerefine kadehini kaldırdı. Sonuç olarak da baba-oğul yumruklaşmaya başladılar ve aynı gece İskender ve annesi şehirden kaçtı. Bu çok akıllıca bir hareketti, çünkü Philip sarhoş öfkesiyle ikisini de öldürtebilirdi. Bir süre baba ve ana-oğul arasında savaş sürdü. Sonunda bir barış anlaşması yapıldı ve ana-oğul geri döndü.

Bu arada Philip'in tüm Yunan dünyasını dize getirme rüyası gerçekleşmeye başlıyordu. İÖ 338'de geçen tarihi Chaeronea Savaşı'nda Philip, güçlerini birleştirerek kendisinden iki katı büyüklükte bir ordu oluşturan Atina-Theb güçlerini yendi. Bir sonraki yılda Korint'te Korint Anlaşması yapıldı. Bu müttefik anlaşmasına göre bütün Yunanistan Philip'in himayesinde olacaktı. Her ne kadar sosyal açıdan eşit görülmese de, ordusunun gücü sayesinde Yunanlıların en büyük savaşçısı olarak saygı görmesine ve Pers İmparatorluğu'na karşı Asya'ya doğru harekete geçme hazırlıklarına başlamasına neden oldu.

Ama İskender durumu bozan tek unsurdu. Makedonya Kralı tarafından elçi olarak gönderildiği Yunanistan'da törenlerle zaferler kazanmış bir kahraman gibi karşılanmıştı. Babayla oğul arasındaki fark çok açıktı. İskender, ne pis kokulu yaralan olan sinirli bir savaşçı, ne de alkolden ve aşırı seksten yorulmuş yaşlı bir adamdı. Birçok kişi genç İskender'i dünyada vücut bulmuş bir tanrı gibi akıllı, esprili, iyi huylu, fiziki açıdan güçlü, çok yakışıklı, mükemmel bir Yunanlı olarak gördü.

İskender'in başarılı Yunanistan gezisi Philip'in kulağına geldi ve daha fazla huzursuzluk yarattı. Orduları yöneten, savaşları kazanan yaşlı kraldı. Ama bütün şöhreti bu genç adam topluyordu. Dahası, bir zamanlar karısı Olympias'ın ağzından dökülen rahatsız edici söylentiler ortada dolaşmaya devam ediyordu; İskender'in damarlarında Philip'in değil, bir tanrının kanı dolaşıyordu.

Pers İmparatorluğu'na yapılacak sefer hazırlıkları sırasında Pella'da dini bir festival ve oyunlar düzenlendi. Philip kral olduğundan aynı zamanda baş rahipti. Törenleri başlatmak için baş rahip olarak maiyetiyle beraber tapınağa ve sonra da arenaya gitmek onun göreviydi. Bütün Yunan devletlerinin temsilcileri de orada bulunacaktı. Çoğunun Pella'ya ilk gelişiydi. Şehir kendini hazırlıklara verdi. Ne de olsa Pella artık bir barbar şehri değildi, kendisini Yunan medeniyetinin ve kültürünün yeni merkezi olarak kanıtlamalıydı.

Festival, Philip'in yeni karısı ve yeni doğan oğluyla daha bir coşku kazanmıştı. Philip'in yaşlı içki arkadaşları ve yeni karısının ailesi de gayri meşru bir lekeyle kirlenmiş tahtın sonunda meşru bir varisi olduğunu uluorta konuşuyorlardı. Ayrıca gerginliği artıran bir başka olay daha vardı.

Philip'in aynı zamanda özel koruma görevlilerinden olan eski erkek sevgililerinden biri, Philip için rakiplerinden biriyle kavga etmişti. Rakibi bir çatışmada ölmüş ve son isteği de kendisiyle yarışmaya kalkan korumanın ortalık bir yerde aşağılanması olmuştu. Ölen rakibin isteği yerine getirildi; Philip'in eski aşığı bir partiye davet edilip burada elleri kolları bağlandı ve kölelerle hizmetçilerin aşağılaması için sokağa öylece atıldı.

Philip'e şikayet etmeye ve adalet dilemeye gittiğinde, Philip bu olayı çok komik bir şaka olarak buldu ve kendisini koruyamadığı için kahkahalarla gülerek sarayından çıkarttı. Bu gibi olaylar, kumpaslar artık had safhaya gelmişti.

Maalesef tam da bu sırada Philip'in aklına harika sandığı bir fikir geldi. Görünüşü yüzünden maruz kaldığı alaylardan, tercihlerinden ve zorbaca davranıyor bulunmaktan bıkan Philip, törene Yunan usulünde katılmaya karar verdi... Yani yürürken yanında silahlı korumalarından hiçbiri bulunmayacaktı. Yunan kent devletlerinin yöneticilerinin çoğu tiran olarak adlandırılmaktan korktuklarından, sokaklarda rahat rahat dolaşırlar, resmi törenlere diğer vatandaşlar gibi tek başlarına, korkmadan, silahsız ve korumasız katılırlardı. Çünkü sadece nefret edilen bir kral yanında koruma görevlisi bulundurma ihtiyacı hissedebilirdi.

Böylece Philip, festival sabahında en güzel kıyafetlerini giydi, geçit töreninin önünde yerini aldı, ağır aksak, topallayarak ilerledi ve halkın alkışlarına el sallayarak karşılık verdi. Elbette böyle asil bir hareketle yabancı konuklardan çok olumlu eleştiriler aldı... ve canından oldu. Arenaya giden tünelin içine girer girmez reddedilen eski aşığı birdenbire elinde bir hançerle ortaya çıktı ve Philip'in göğsüne hançeri sapladı. Philip arenaya doğru sendeledi ve kendi kan gölünün içine düştü.

Şanssız suikastçı da hemen o anda İskender'in arkadaşları tarafından yakalandı ve öldürüldü. Birkaç saat sonra yeni gelin de kaderiyle karşılaştı. Philip'in eski eşi Olympias onu bîr köşeye sıkıştırdı ve intihar etmenin hunharca öldürülmekten daha iyi olduğunu söyleyerek genç kadının ve bebeğin ortadan kaldırılmasını izledi. Günün sonuna doğru artık İskender'in tahta çıkması kesinleşmişti.

Kumpas olabilir mi? Dönemin tarihçileri, Büyük İskender zamanında olayları naklederlerken onun suçsuzluğunu yazmışlar ama Olympias'la ilgili değerlendirmelerin ucunu açık bırakmayı yeğlemişlerdir. En azından Philip, hep istediği gibi sosyal açıdan takdir toplayabilmiş ve çevresinde kendisine yardım edecek korumaları olmadan gerçek bir Yunanlı gibi ölmüştü.

Howe ve 1777 Saldırısı « Tarihteki İlginç Olaylar

Howe ve 1777 Saldırısı
1777, ABD

Amerikan ordusuna karşı başlatılan kampanya, birinci yılın sonunda İngiltere açısından başarılı olmuş gibi görünüyordu. İngiliz Koloniler Devleti Sekreteri Lort George Germain bir mevsim sonra her şeyin tamamen hallolacağına inanıyordu. Koloni haritalarını ve Amerika'daki kuvvetlerin kumandanı Lort William Howe'un raporlarını iyice inceliyordu.

O sıralarda New England isyan açısından bakıldığında kaynayan bir kazan gibiydi. Ama Atlantik bölgesinin ortasında, özellikle New York ve New Jersey'de Krala sadık olanlara verilen destek artıyordu. 1776 kışında Washington'daki karışıklık Ne w Jersey'e ulaştığında hiçbir destek görülmedi. Germain, New England öteki kolonilerden ayrılır ve izole edilirse Amerikan kolonilerinin isyanı zayıflar ve biter diye düşünüyordu.

Haritalara bakarken olayın açık ve doğrudan bitirilebileceğini gördü. General Burgoyne, Saint Lawrence nehri vadisinin dışında, Kanada'nın Krala sadık olan bölümünde savaşıyordu. Yukarı New York'ta yazın başıboş bir kalabalık olan orduyu mağlup etmiş ama sonra kışla birlikte, hava şartları yüzünden kuzeye, Kanada'ya çekilmek zorunda kalmıştı. Yirmi bin adamıyla Howe kışın New York şehrinin güneyinde öylece oturuyordu. Washington'ın orduları ise New Jersey'nin batısındaki ormanda donuyordu.

Germain tüm gerekenin bir bağlantı olduğunu düşünüyordu. Burgoyne baharda karlardan kurtulduğunda, kuzeyden gelip Champlain ve George göllerinin oluşturduğu geniş alanda ilerleyecekti. George gölünün güney ucundan ise Albany sadece 128 km. uzaklıktaydı. Bir ordu bu mesafeyi yavaş yavaş gitse bir haftada alırdı. Bu şartlar Howe'un ordusu için de geçerliydi, Howe'un kardeşi orduya eşlik eden filoyu yönetmekle görevliydi. Hudson ise Albany'ye uzanan, üzerinde gemilerin gidebildiği bir nehirdi. Gemiler kuzeye doğru bir hafta ilerledikten sonra iki ordu birleşebilirdi.

Orduyu daha da güçlendirmek için küçük bir üçüncü ordu da batıdan, Mohawk'dan onlara katılacaktı. Tabii ki biraz direniş olacaktı ama alıştırma yapmak da gerekliydi. Washington, Howe'un ilerlemesini durdurmak için saklandığı yerden çıkacak ve yetersiz bir asker olan St. Clair'in yönetiminde, kuzeyde bekleyen can sıkıcı kalabalık da Burgoyne'un önünü kesmeye çalışacaktı. İki büyük İngiliz ordusu bu direnişi ezip geçecek ve Howe'un filosu da destek verecekti. Kuzeydeki ve ortadaki koloni ordusu imha edilecek, New England'ın öteki eyaletlerle ilişkisi kesilecek ve gösteri zavallı isyancıların teslim olmalarıyla bitecekti.

Germain'in planları tam bir zafere adaydı. Şık haritalarla, çizimlerle belirlenmiş bu plan Krala sunulmuştu ve danışmanlar kafalarını sallayarak kabul etmişti.

Amerika'da hizmet veren o zamanın gözlemcileri, (daha sonra kayıt tutarak tarihçi olmuşlardır) İngiliz koloni yönetiminin en büyük hatalarından birinin Amerika'daki şartlar konusunda hemen hiç bilgilerinin bulunmaması olduğunu söyler. İş haritaya bakmakla olsaydı, haritaya bakıp İngiltere'yi alabilir, onu bir koloni haline getirebilirdiniz, bu çok kolay olurdu.

Bu adamlar haritaya bakıp bir yol gördüklerinde bunu Londra ve Portsmouth arasındaki otoyol gibi bir şey sandılar. Ama o yol sandıkları aslında çamur birikintileriydi. Ayrıca unuttukları bir şey daha vardı. Kolonicilerin askerleri hep balta taşırlardı ve geri çekilirken binlerce ağaç devirirlerdi.

Sonrası basit bir koordinasyon meselesiydi. 1777'de Amerika'da yarım düzine ordu vardı. Kanada'daki, New York eyaletindeki, New York şehrindeki güçler; güneydeki Krala sadık birlikler, New York şehrinde bir filo ve kıyılar ve Karayipler'de dolanan filo ve askerler. Bunların hiçbiri yerel olarak yönetilmiyordu. Her emir, her malzeme, her satın alma talimatı, emir değişikliği, önemli birlik hareketleri ve takviye isteği Atlantik'in öte tarafından Lort Germain'den geliyordu. En iyi durumda bile bir emir iki ayda yerine gelebiliyordu.

Bu yüzden Germain bu üç aşamalı harekatın emrini verdi ve Albany yakınlarında Kolonicilerin ordusunun imha edildiği haberini beklemeye koyuldu. Ve büyük bir hata yapmış oldu.

Planlar kesinleştiğinde Lort Howe kesin olmayan bir yetkiyle ve çok genel bir planla kalakaldığını fark etti. Bu harekatı Germain'den detaylı tek bir emir almadan nasıl yönetecekti? Bu sorunun nedeni, Hovve'un bir beyefendi olması ve bir beyefendiye sert emirler verilememesi ya da bir katibin emirleri ayrıntısıyla yazmamış olmasıydı. Nedeni ne olursa olsun, kurye gemisi denizde haftalarca yol kat edip Howe'a emirleri ulaştırdığında New York'daki komutan Washington'u yenme konusunda son sözün kendine bırakıldığını öğrendi.

Bu arada kuzeyde, Burgoyne emirleri almış ve New York'un kuzeyine doğru ilerlemeye başlamıştı. İlerlemeleri çok zor oluyordu çünkü geri çekilen Koloniciler yolları kesilmiş ağaçlarla doldurmuştu. Acilen gerekli malzemeyi almak için Bennington'a giden birlik Koloniciler tarafından durdurulmuş ve imha edilmişti.

Ağustos ortasına gelindiğinde Burgoyne'un başı dertteydi. Tekrar Kanada'ya geri çekilmek için ise çok fazla ilerlemişti. Bu açmaz içinde ne yapacağını düşünürken sonunda Lort Howe'dan bir mektup ulaştı. Bu, basit bir nottu: "İyi şanslar Johnnie. Ben Philadelphia'ya doğru yola çıktım." Lort Howe güneye dönmeye karar vermişti.

Howe, Washington'ı bir çatışmaya sürüklemek istiyordu ancak İngilizler ilerledikçe Washington Batı New Jersey'nin vahşi topraklarına çekiliyordu. Howe ise Burgoyne gibi Kolonicileri ormanın içinde kovalamaya yanaşmıyordu. Washington neden centilmenlik kurallarına göre oynamıyordu sanki? Howe, Germain'in önerdiği gibi kuzeye çıkıp Burgoyne ile birleşmeye karar verdi ancak Washington'ın karşılarına çıkacağının garantisi yoktu. Dahası Hudson nehrinin daraldığı yerlerde, West Point civarında zorlu engeller vardı. Ayrıca onlar Albany'ye doğru ilerlerken Washington İngilizlerin üslendiği New York'u ele geçirebilirdi.

İsyancılar Philadelphia'yı başkent ilan ettiler. Bunun üzerine Howe, bu şehri almanın Washington'un savaşmasını sağlayacağını düşündü. Bu savaş da deneyimli İngiliz birliklerinin zaferiyle sonuçlanacaktı. Howe'un ilk hareketi ordusunun tümünü kardeşinin filosuyla Delaware nehrine çıkarmak oldu. Kafasındaki plan güneye Chesapeake'e inip, Bay'den yukarı çıkıp, Head of Elk'de (bugünkü Elkton) karaya çıkmaktı.

Personel ve kardeşi buna karşı seslerini yükseltmişti ama Howe onları susturdu. Burgoyne'la ilgili bir sorun olmadığını düşünüyordu. Kendi ordusuna bir şey olursa, kardeşi gemilerle geri dönüp ihtiyaç olursa birkaç bin adam alıp gelebilirdi. Bu arada Washington, Philadelphia için savaşacak, yenilecek ve şehir teslim olacaktı. Kongre de kapanacaktı. Başkentini kaybeden Washington da vazgeçecekti.

Böylece temmuz sonunda Howe askeri gücünün tümüyle güneye ilerledi. General Clinton yönetiminde yedi bin askeri ve küçük bir filoyu New York'daki garnizonda bıraktı. Burada büyük bir sorun vardı. Germain'e bunları hiç bildirmemişti, planları konusunda "Beyefendi Johnnie" vahşi topraklara çıkamayacak şekilde girene kadar da Burgoyne'a danışmamıştı.

Howe, Chesapeake'e doğru ilerlemeyi sürdürdü ve Washington sonunda Brandywine'da 11 Eylül 1777'de çatışmaya girdi. Beklendiği gibi yenildi ancak teslim olmadı.

Brandywine'daki savaştan iki gün sonra, 320 kilometre boyunca, Burgoyne umutsuzca kuzeyde Saratoga, New York'da Hudson nehrini geçmeye çalıştı. Niyeti Albany'ye ilerlemekti. Orada yeterli malzeme bulacağını ve yaklaşan kış boyunca sığınabileceğini umuyordu. Doğruca koloni ordusunun içine daldı. Yollar kesilmiş ve kuzeyden yardım ulaşması imkansız hale gelmişti. Tek umudu, habercilerin gizlice koloni ordusunu aşıp Howe'a imdat mesajını ulaştırabilmesiydi. Burgoyne zor durumdaydı ve son şansını kullanıyordu.

New York'da ise garnizonun başında bırakılan General Clinton kuzeye doğru bir çıkış yapmayı denedi. Clinton, West Point'teki savunma hatlarını imha etti ve kuzeye Esopus'a (bugünkü Kingston, New York) kadar çıktı. 3 Ekîm'de şehri ateşe verdikten sonra tekrar New York'a döndü. Burgoyne'u tuzaktan kurtaracak bir iş becerdiğine emindi ama yaptıkları işe yaramamıştı. Clinton'ın baskım koloni ordusunu aşıp Burgoyne'e ulaşmıştı. Ancak köşeye sıkışmış ve çaresiz Burgoyne yaklaşan kışın da etkisiyle 17 Ekim 1777'de teslim oldu.

Başlangıcından sonuna kadar 1777 yılı kötü işleyen iyi fikirlerin yılı oldu. Germain'in planı, Burgoyne'un ormana ilerleyişi, Howe'un Philadelphia'yı almaya çalışması, hatta Clinton'ın tuhaf baskını o zaman harika stratejiler gibi görünmüştü. Ancak savaşın paradigmasının değiştiği gerçeğini hesaba katmadılar. Artık bu aydınlanma dönemi savaşı değildi. Prens ve prenseslerin oynadığı oyunlara benzemiyordu. Sınırlı hedefler, sömürge hırsı ve paralı askerler yoktu. Bu, artık devrim çağının savaşıydı. Yeni bir çağda, yeni bir savaş ideolojisi ortaya çıkmıştı. Eski kurallar geçerliğini yitirmişti.

Burgoyne'un teslim olmasından bir ay sonra Paris'e İngilizlerin en sıkı ordularından birinin bir grup çapulcu tarafından yenilgiye uğratıldığı haberi ulaştı. Philadelphia gerçekten düşmüştü ama kolaylıkla geri alınabilecek bir şehirdi. Washington hala orada bir yerlerdeydi ve bir İngiliz ordusu yenilgiye uğratılabiliyorsa, öteki ordular da yenilebilirdi. Fransızlar bu yeni devleti tanımaya hazırlanıyorlardı. Savaşın yönü değişmişti. Germain'in planı ve Howe'un yaptıkları bir imparatorluğun kaybına yol açmıştı.

oyunlar