Tarih

Kapadokya « Medeniyetler Tarihi

Anadolu'da tarihsel bir bölge. Yaklaşık sınırları kuzeyde Karadeniz, doğuda Fırat Irmağı, güneyde Toros Dağları ve batıda Tuz Gölü'dür. Çeşitli dönemlerde birçok uygarlığın egemenliğine giren Kapadokya'da bilinen en eski topluluk Samiler'dir. MÖ 2000-1200 arasında Hititler'in yönetiminde olan bölge daha sonra Lidya ve MÖ VI. yüzyılda Pers egemenliğine girdi.

Pers döneminde iki satraplığa* ayrılan bölgenin kuzeyine Pontik Kapadokya, güneyine Büyük Kapadokya (Asıl Kapadokya) adı verildi. Büyük İskender'in fetihleri sırasında başına buyruk bir yönetim kurulan Kapadokya, MÖ 332'de Perdikkas tarafından fethedilerek Eumenes satraplığına atandı. Ne var ki I. Antigonus ve daha sonra Selefkiler döneminde görece özerk bir yönetime sahip oldu. Yerel bir hanedan Makedonyalıların ve daha sonra Selefkilerin yüksek egemenliğini tanıyarak hüküm sürdü.

MÖ 255 dolaylarında III. Ariarathes kral ünvanını alarak bağımsızlığını ilan etti. Selefki krallarıyla iyi ilişkileri koruyan bu yerel krallık, Selefkilerin Romalılarca bozguna uğratılmasından sonra Roma himayesine girdi. MÖ I. yüzyılda Pontus Kralı VI. Mithradates Kapadokya'yı ele geçirdi. Mithradates'in ölümünden sonra bölge doğrudan Roma İmparatorluğu'na bağlandı.

Hristiyanlığın Anadolu'da ilk önemli yayılma merkezlerinden biri olan Kapadokya'nın o dönemlerdeki en önemli kentleri Mazaka (bugünkü Kayseri) ve Tyana (bugünkü Niğde) idi. XI. Yüzyılda Romanos Diagones'in Doğu Roma İmparatoru olduğu sırada Selçuklular Kapadokya'yı ele geçirdi. Bçlge 1399 yılında I. Bayezit tarafından Osmanlı topraklarına katıldı. 1405'te Timur'un eline geçen Kapadokya, Timur'un çekilmesinden sonra yine Osmanlı egemenliğine girdi. Kapadokya günümüzde arkeoloji ve sanat tarihi açısından dünyanın sayılı bölgelerinden biridir.

* Satrap: Persler'de il yöneticisi, vali.

Nazi Belgeleri « Tarihteki İlginç Olaylar

Nürmberg Davalarında Sunulan Nazi Belgeleri
1945-46, Almanya

1918'de gaz yüzünden bir süre gözleri görmeyen Hitler eğer gözleri iyileşirse mimar olma planlarını bırakıp politikacı olmaya kendi kendine söz verdi. Görme yetisini tekrar kazandığında Almanya'yı bulunduğu umutsuz durumdan kurtarıp ait olduğu yere yükseltmek için ant içti. Ama daha sonra planda bir değişiklik yaptı.

Tarihin önceki delilerden daha da deliydi ve 20. yüzyılın en büyük demogoguydu. Yaptığı işlerin kaydını çok sıkı tutturuyordu. Gelecek nesillerin bunlardan faydalanmasını istiyordu.

Hitler ve propaganda bakanı Joseph Goebbels ise kayıtlardan fazlasıyla ilgileniyordu. Almanya o sırada film yapımında uluslararası bir merkezdi. Babelsburg'daki stüdyolarda bugün klasik olan yönetmenler çalışırdı; Fritz Lang (Metropolis, M), F.W. Murnau (Nosferatu) ve Robert Wiene (Dr. Caligari'nin Dolabı) bunlardan bazıları. Dahası yetenekli kadın belgeselci Leni Riefenstahl Olmpia ve Azmin Gücü adlı destansı filmleriyle Nazi propagandasına destek olmuştu. Hitler ve bakanlarına bu da yetmedi ve "Bin Yıl Boyunca Reich" filmini çektirdiler.

Film ve resim karelerine savaşla ilgili her tür sahne kaydedildi. Fabrikalar, eğitim kampları, göreve gönderilen askerler, Berlin'in tekrar inşası, sanat ve politika. Etnik temizlik de tüm planın bir parçası olduğundan toplama kampları da filmde yer alıyordu. Naziler tam anlamıyla "şecaat arz ederken sirkatini söylüyordu." Ne kadar kahraman olduklarını anlatmak için gerçekleştirdikleri etnik temizliği kanıt olarak gösteriyorlardı.

Almanya savaşı kaybedip Hitler intihar ettiğinde Nazi savaş suçlularını yargılamak üzere uluslararası bir mahkeme kuruldu. Mahkeme 20 Kasım 1945'de Almanya'nın Nürmberg şehrinde başladı. ABD, İngiltere ve Sovyetler Birliği'nden gelen hakimlerin oluşturduğu bir kurul mahkemeyi yönetiyordu.

Nazi savaş suçluları, görgü tanıklarının ve işkence kurbanlarının ifadeleri alınarak yargılandı. Yargıçlar delillerin sadece konuşulanlardan ibaret olacağından korkuyordu. Dahası olayların boyutlarının ne olduğu sürekli sorgulanıyordu. Ölüm ve acı savaşın normal bir parçası kabul ediliyordu. Nazilerin çizgiyi geçtiğini ispat eden herhangi bir delil var mıydı?

O sıralarda CIA'nin başında olan ve "vahşi" lakabıyla anılan Bili Donovan sayesinde farklı arşivlerden belgeler mahkemeye akmaya başladı. Bunların arasında Nazilerin yönetim birimlerinin yazışmaları da vardı. Bu belgelere dayanarak da yargılananlar mahkum edildi.

Hitler ve Goebbels'in sinemaya ilgileri sayesinde, Nazilerin yaptıkları ve toplama kampları filmlerinde delil olabilecek birçok unsur ortaya çıktı. Nazilerin ne kadar korkunç olduklarını hayal gücüne bırakmayan belgelerdi bunlar.

Hitler çok iyi biliyordu ki bir resim bin söze bedeldi.

Duruşmaların sonunda yirmi bir Nazi subayı çeşitli savaş suçlarından hüküm giydi. On ikisi ölüme mahkum edildi, gerisi hapse gönderildi. Daha ah düzeydeki askerler ve gardiyanların davalarından da 24 idam 128 hapis kararı çıktı.

Bu dava için daha sonra özür dileyenler oldu. İçinde bulundukları koşullardan dolayı kişilerin suç olarak görmedikleri eylemleri yaptıkları için cezalandırılamayacağı söylendi. Ancak ABD Yüksek Mahkemesi Başkanı Robert Jackson bireyin bilinci dahilinde yaptığı her davranıştan sorumlu olduğunu savunan fikirleri kabul gördü.

Savaş suçları konusunda fazla anlaşmazlık yoktu. İşlenen suçlar gelecek kuşaklara ibret olması için kayıtlara geçti.

Hedwig Dohm « Tarihe Geçen Kadınlar



DÖNEMİNDEKİ ÖNEMLİ OLAYLAR (1833-1919)

1838 Prusya'nın ilk demiryolu Berlin'i Potsdam'a bağlar.
1839 Prusya'da çocukların çalışmasına kısıtlama getirilir.
1848 Almanya'da Mart Devrimi.
1848 Politik mizah dergisi Kladderadatsch çıkar.
1865 Louise Otto-Peters ve Auguste Schmidt, Leipzig'de Alman Kadınlar Birliği'ni kurarlar. 1865-1866 Berlin'de "Lette" Birliği kurulur. (Kadının Mesleki Yeteneklerini Geliştirme Derneği)
1875 Berlin'in nüfusu bir milyona ulaşır.
1876 Almanya'nın ilk kadın doktoru Franziska Tiburtius Berlin'e gelir.
1876 Prusya eyaletinde beş kadın öğretmen semineri faaliyet göstermektedir.
1878 Bismarck'ın Anti-sosyalist yasası (sozizlisten.geseta), sosyal demokrat basını ve tüm sosyalist bildirileri yasaklar, (l890'a kadar.)
1879 August Bebel'in Kadın ve Sosyalizm"} yayınlanır. (İsviçre'de)
1880 Berlin'de ilk kadın polikliniği kurulur. (Franziska Tiburtius tarafından.)
1903 Otto Weininger Cinsiyet ve Karakter adlı kitabında kadının ezilmişliğini kanıtlar.
1909 Berlin Üniversitesi resmen kadınlara açılır.
1919-Ocak Alman kadını ilk kez seçme hakkına kavuşur.

"EY HANIMLAR - DAHA FAZLA GURUR! GURURLU KİŞİ HOŞA GİTMEYEBİLİR, AMA HOR DA GÖRÜLEMEZ."

Her şey şimdi nasılsa, sonsuza dek öyle kalacaktır. Neden mi? İşimiz tıkırında da ondan.

Berlinli fabrikatör kızı Hedwig Schleh böylesine temel ilkelerin vaaz edildiği bir ailede ve dönemde yetişir. "Yaşlı insanların devri" diye algılar bu dönemi çocukluğunda ve daha sonraları da şöyle tanımlar: "Ezberlenmiş bir insanlık. Dünya görüşleri, düşünceleri, yaşam biçimleri kalıplaşmıştı. Her şeyin değişken olduğuna dair doğa yasası sanki geçerli değildi."

O zamanlar her şey belli bir sabit plana göre oluşmaktadır. Hedwig'in annesi her yıl bir çocuk getirir dünyaya. Hedwig on sekiz kardeşin on birincisidir. Misafir odası pazardan pazara misafir geleceği için ısıtılır. Pazartesileri köfte, her perşembe bezelye pişer. Her şey tanı olarak ayarlanmıştır: "Çocuklar hoşlarına gitsin gitmesin önlerine ne konursa yemek zorundaydılar. Böyle terbiye görmüşlerdi."

Aile terbiyesi bir de Hedwig'in sekiz erkek kardeşinin yazları yüzme ve kürek çekmeye gitmeleri demekti. Ailenin kızlarına yasaktır bu tür etkinlik. "Erkek ve kız çocuklar ayrı dünyalarda yaşıyorlardı. Sekiz erkek kardeşim sokağın donmuş su kanallarında paten yapar, kar topu oynar, birbirleriyle kavga ederlerdi. Okulda tembeldiler ve yıkanmayı hiç sevmezlerdi."

Ya Hedwig ve Schleh ailesinin diğer kızları? "Mümkün olduğu kadar sessiz ve terbiyeli bir şekilde oturur, boş zamanlarında zahmetli dantel işinden can sıkıcı çorap yamama işine kadar tüm el işlerini yaparlardı."

Anneleri: "Hayret edilecek bir enerjiye sahip birinci sınıf bir ev kadını. Annemden zorbalığından dolayı korkardım. Zevkle ve vicdan azabı çekmeden dayak atılırdı o vakitler. Dadılar da buna katılıyorlardı. Dayak ve terbiye neredeyse özdeşti."

Peki ya baba? "Babam bize hiç vurmadı, asla. Sessiz, kendi halinde bir beyefendi. Ne bizim ondan haberimiz vardı, ne de onun bizden. Gündüzleri fabrikadaydı. Fabrika Königstadt'ın arkalarında bir yerde; bizse Halleschen Tor yakınlarında oturduğumuzdan öğlenleri eve gelmezdi, ancak akşamları biz çocuklar yattıktan sonra saat sekize doğru eve gelirdi. Pazar günlerinin babasıydı sadece."

Geriye baktığında, bu büyük ve hâlâ oldukça varlıklı aile içinde Hedwig çocukluğunu nasıl görmektedir? "Son derece mutsuz bir çocuktum... On yedi kardeş arasında yapayalnızdım."

On beş yaşında okuldan ayrılmak zorunda kalır ve bundan itibaren de günlerini geçen yüzyılda yaşayan çoğu kız gibi geçirmeye başlar, "Her gün saatlerce dokumak zorunda kaldığım o çirkin halı hâlâ gözlerimin önünde," der gençlik anılarını kaleme aldığında. "Bir örneğe göre işlenen sevimsiz çiçekleri görüyorum. Zemin beyaz yünden. Her düğümü tek tek sayarken durmadan saate bakar, koridordaki saatin sesini dinler ve dışarı çıkabilmek için ansızın birinin içeri girip beni uzaklara, Friedrichstrasse'deki bu evden, bu kasvetli odadan uzaklara götürmesini beklerdim... Ve yazgımın ne olduğunu derin derin düşünmeye başlamıştım. Her şey içinde bulunduğum koşullar gibi mi olmak zorundaydı?.. Neden gizlice, sanki okumak cinayetmiş gibi okumak zorundaydım?.. Neden hiçbir şey öğrenmeme izin verilmiyordu? Erkek kardeşlerimse, bir şeyler öğrenmeye hiç hevesli olmamalarına rağmen buna zorlanıyorlardı..."

Bu tanımlamalar ne kadar birbirine benziyor: Hedwig'den yirmi yaş büyük yazar Fanny Lewald da kendi özyaşam öyküsünde genç kızlığında saatlerce mendil oyalarıyla istemeden uğraştığını yazıyordu. Ve FIedwig'den otuz yaş küçük olan Lily Braun ise gençliğinde masa örtüsü işlemeleriyle başbaşa, "sessizce" oturtuluyordu. Her üç kadının da, her biri kendi tarzında, daha sonraları kız çocuklarının başka şekilde eğitimi için devreye girmelerine şaşmamak gerekir.

18 Mart 1848'de, Berlin kentinde karışıklıklar başlar. "Devrim": bu sözcük genç Hedwig Schleh için "iğrenç bir suç"tur; okulda böyle öğrenmiştir. Anne ve babası onun sokağa çıkmasını, şehre inmesini yasaklar. Daha on beşinde bile olmayan Hedwig dinlemez. Evden kaçar. Yolda şarkı sesleri duyar ve silahsız ama siyah-kırmızı-altın sarısı eşarplı ve meşe yapraklarından üç çelenkli bir grup üniversite öğrencisi görür. Öğrenciler milliyetçi şarkılar

söylemektedir. Çok geçmeden karşı yandan silahlı bir süvari birliği gelir. Onların "Dur!" emrine derhal uymayan talebeler üzerine ateş açılır. Bir delikanlı ölümcül isabet alarak yere, tam Hedwig'in ayaklarının dibine düşer. Genç kız ağlayarak çığlık atar. "Kardeşiniz mi?" diye sorar biri, Hedwig cevap veremez. "Fakat," der daha sonra o sahneyi anlatırken, "o anda orada ölü yatan genç benim kardeşimdi. Bağrını kurşunlara açmış, özgürlük için şehit düşen bir kahraman... Beni en ön sıraya ittiler. Aslında her türlü kalabalıktan korkardım. Burada korku bana çok gülünç gelmişti... Halkın içindeki o soyluluğu gördüğüm ve bir ölünün gözleri içimi titrettiği andan itibaren, o zaman dedikleri gibi demokrat oldum. Sosyal demokrasiden, anımsadığım kadarıyla, henüz söz edilmiyordu. Evet kıpkızıl bir devrimci oldum."

Dohm'un torunu Hedda Korsch'un anımsadığına göre, Hedwig Dohm ileri yaşlarında dahi, bu olayı yaşamının dönüm noktası olarak görmekteydi.

Dışarıdan bakıldığında, Hedwig'in yaşantısında bu hemen fark edilmez. El işleriyle acı çekmeye devam eder, öğretmenlik seminerine katılır, öğrenimini yarıda keser ve 1852'de yazar Ernst Dohm ile evlenir.

Dohm 1849'dan beri mizah dergisi Kladderadatsch'ın redaktörlüğünü yapmaktadır. Hedwig mutlu mudur? Torunu Hedda Korsch, büyükannesinin sık sık bir "özgürlük" duygusundan söz ettiğini, fakat evliliği hakkında az konuştuğunu söyler. Fakat Dohmların evinde o zamanın aydınları buluşmaktadır. Hedwig birçok önemli kişiyle tanışır ve onlardan ilham alır. Bayan Dohm olarak beş çocuk dünyaya getirir.

1902'de çıkan Anti Feministler'de hamile iken neler çektiğini şöyle dile getirir, "Beş hamileliğim sırasında annemin aksine çok çektim. Bir din uğruna canını feda etme düşüncesi beni intiharı düşünmeye kadar götürdü. Sıkıntılı ve işsiz güçsüz dolaştığım sürece çok fenaydı. Bunun üzerine çektiğim acıyı unutmak için İspanyolca şiirleri (o zaman bu dili öğrenmeye çalışıyordum) Almancaya çevirmeye başladım. Günün en dayanılır zamanı işte o saatlerdi. Kendimi ve acımı unutabilmek için çeviri yaparken büyük bir istekle kelimeleri ve uyakları bulmaya çalışıyordum."

İspanyol edebiyatı ile uğraşması Hedwig Dohm'un topluma açılmasında sıçrama tahtası gibi bir şey olur. Çünkü kocasının arkadaşı olan yayımcı Gustav Hempel, ona Tarihsel Gelişimi İçinde İspanyol Edebiyatı adlı kitabın editörlüğünü verir. Yaşamı boyunca gençliğinde sıradan bir eğitim almış olmaktan yakınan Hedwig Dohm, bu ilk bağımsız işiyle kendine güvenini kazanır.

1872'den itibaren asıl istediği konuda, kadın haklarına ilişkin iddialı yazılar yayınlar. Bu andan itibaren tüm kutsal kurumlara karşı saldırıya geçer: Protestan rahipler, felsefeciler ve kadın doktorları.

"Eşkiya karısı Hedwig'in edebiyatta ilgi uyandırmasından bu yana ikinci bir Hedwig böyle maceralı bir parıltıyla toplum önüne çıkmamıştır." Hedwig Dohm, Wistling adında bir eleştirmen tarafından Leipziger Tageblatt gazetesinde sert bir dille böyle eleştirilir ama, onun için daha iyi bir iltifat olamazdı. İlk iddialı yazısından bu yana o sadece "maceracı" değil, "radikal"dir de. Kendisi bunu şöyle görmektedir: "Radikal; köklü demektir ve kötülüğü kökünden halletmek isteyen mücadeleci kadınların en büyük irade ve uğraşıdır."

Hedwig Dohm'un bu andan itibaren "sorunları nasıl hallettiğine" bir örnek: Geçtiğimiz yüzyılın yetmişli yıllarında en "güncel tartışma konusu" kadınların yüksek öğrenim görmesidir. Kaygılı bilim adamlarının ilk derdi, en son araştırmalara göre beyin ağırlıkları erkeklere oranla daha az olan kadınlar için tıp tahsilinin özellikle zararlı olmasıdır.

Hedwig Dohm bu konuyla ilgili olarak şunları söyler: "Bilim çevresindeki erkeklerin, kadının beyni adına istedikleri, kadının bilimsel öğrenim görmesinin engellenmesidir. Kadın beyninin korunması namına, her halükarda başarılı sonuçlar elde edilebilecek, aynı derecede haklı gerekçelere dayalı bir önerim var: "Karısına kötü davranan her erkek, kadının beyin gücünü zayıflatacağından sınır dışı edilsin."

Ve sonra "kadının beden yapısı" üzerine çok ilginç gözlemleri olan Theodor von Bischoff'u diline dolar, "Bay von Bischoff 'erkek kadından daha uzun bacaklı' diye belirtiyor, çok doğru. Bir sonuç çıkarmak isteyen herhalde erkeğin postacılığa kadından daha uygun olduğu sonucuna varır. Fakat kadının bu nedenden dolayı Yunanca ve Latince öğrenme yeteneği olmadığını söylemeye kalkmak mantıklı düşünmekten çok küstahlık olur.

"'Kadının ses perdesi daha dar ve gırtlağı daha küçük' diye öğretiyor bize Bay von Bischoff. Buradaki gerçeği açıklamak gerekirse, yapılan düetlerde erkek tenor, kadın soprano ses verir. Fakat ses perdesi ile oy hakkı arasındaki ilişki bununla açıklanamaz bana göre."

Ayrıca, kadınların tıp öğrenimine karşı çıkan Profesör von Bischoff "kadınlara özgü duygusal zayıflık" tezini ortaya atmıştır. Hedwig Dohm'un ona sorusu şu olur:

"Elinizi vicdanınıza koyun Bay von Bischoff, aşçı kadın çok severek yediğiniz yılan balığını kesmemekte dirense ve sizden duygusal zayıflığı dolayısıyla özür dilese ona ne yapardınız? Onun yerine rahatlıkla balık kesebilecek başka birini almak üzere, bu zayıflığı yüzünden aşçınızı işten çıkarmaz mıydınız?"

Sonra kadınların şu malum sorunu: "âdet görme". Kadınlar her dört haftada bir cinsiyetlerinin diyetini vermek zorunda oldukları için -Profesör Bischoff bunu kibarca başka türlü tanımlıyordu -onlardan erkeklerin meslek hayatına girmeleri beklenemezdi doğal olarak.

"Peki -bu günlerde- kadın işçilerin ve hizmetçilerin çalışması neden korkunç ve onur kırıcı değil?" diyen Hedwig Dohm, bu kadınları çok iyi tanıyan ve sempati duyan von Bischoff'tan bilgi almak ister. Aşçısına ve çamaşırcısına "bu günlerinde" hep izin verdiğini tahmin etmektedir -yoksa izin vermiyor mudur? Her işveren, kadın işçisini bu 3-4 gün boyunca çalıştırmamakta direnip, ücretini de ödemedikçe; devlet tüm dul ve evlenmemiş kadınların bu süre içinde kazanabilecekleri parayı tazmin etmedikçe, konuyu açmamak en iyisidir. Kendi kendine çözümünü bulmaktadır zaten."

Hedwig Dohm'un bu sözleri, zamanının bilginlerinin özgüvenlerini nasıl sarstığına bir örnektir. Burada belirtilen tezleri Hedwig 1874'te Kadının Bilimsel Bağımsızlığı dergisine yazdığı sırada, Zürih'te bir Alman kadın tıp doktorasına hazırlanmaktadır: Franziska Tiburtius, iki yıl sonra Hedwig'in yaşadığı Berlin'de bir kız arkadaşı ile birlikte muayenehanesini açacaktır. Hedwig Dohm 1876'da (Dr. Franziska Tiburtius'un Berlin'e geldiği yıl) Kadın Doğası ve Hakları'nı yayınlar. Bu yazısında kadının seçim hakkının, kadınların tüm politik savaşımının hedefi olduğunu açıklar.

Fikirlerini mükemmel şekilde kaleme alan bu kadın bunları konuşmacı olarak da savunmuş mudur? Hayır. Kadın sorunlarını ne kadar kökünden ele alırsa alsın, bu konularda sadece yazılı olarak fikirlerini açıklamak ister. Açık oturumlardan, toplantılardan, hele büyük insan topluluklarıyla karşılaşmaktan kaçınmaktadır. Büyükannesi "Mimchen" (torunu, Hedwig Dohm'a böyle hitap ederdi) ile bu konuda sık sık konuşan Hedda Korsch'un tahminine göre, "bu yönü ile mutlaka bazı taraftarlarını hayal kırıklığına uğratmıştı."

Hedwig Dohm Üzerine Anılar kitabında Hedda Korsch büyükannesinin niçin konuşma yerine yazmayı yeğleyen bir kadın olduğunu açıklamaya çalışır: "İleri sürdüğü tek neden çekingenliği idi. Hedwig Dohm biçimsel yapısında eksiklikler hissediyordu; gürültüye ve insan kalabalığına aşırı duyarlıydı. Bunlar karşısında kendisini yenik hissederdi. Kâğıt üstünde saldırgandı. Sohbet sırasında zaman zaman çok keskin ifadeler kullanırdı, ama saldırılarında hafif ya da ağır bir ironi, kendi kendisiyle alay, belirli bir teslimiyetçilik ve hınzırca bir espri anlayışı hiç eksik olmazdı. Kadın sorunlarını toplumda ön saflarda savunan kurumlara karşı büyük hayranlık duyar, desteklerdi. Fakat kendisi aralarına giremezdi."

Savaşıyordu, fakat herhangi bir "derneğe" ait olmaksızın. Bu, yapısında olmadığı için. Kadın hareketlerinde "eylemsel" etkinliği yoktu. Ama evde etkindir. Dört kızını da birer meslek sahibi olacak şekilde yetiştirir. Ve silahı olan kalemi hiç elinden bırakmaz. 1902 yılında neredeyse yirmi yıllık dul ve yetmişine merdiven dayamış olan Hedwig'in en mükemmel kavga yazılarının derlemesi olan Anti Feministler piyasaya çıkar. Burada şöyle der, "Daha gururlu olun hanımlar! Durmadan aşağılanmanız karşısında nasıl olur da hâlâ başkaldırmazsınız.

"Bugün de mi? Evet, hâlâ bugün de...

"Cinsiyetlerin her yönüyle eşit olduğunu resmen beyan eden sosyalistler bile bu kadın özgürlüğüne sıcak bakmıyorlar... Bebel, kadın özgürlüğünü programına alan ilk kişidir. Marx, Engels, Lassalle için kadın sorunu diye bir şey yoktur. Ey hanımlar - Daha fazla gurur! Gururlu kişi hoşa gitmeyebilir, ama hor da görülemez. Yalnız eğilen boyunlara basar sözde efendinin ayağı. Bugün de büyük bir çoğunluk kadın hareketlerine başka türlü bakıyor ve bir erkek besleyici bulamayan dişi parazitleri toplumun sırtından indirmekten başka işe yaramayacağını düşünmüyor. Kadınların özgürlük bildirgesine karşı olan şakacı birinin slogan önerisi şöyledir: Tüm ülkelerin evde kalmış kızları, birleşin!'

"Devrimler gül suyu ile yapılmaz. Fakat mutlaka kan dökmek de gerekmez. Zaman en iyi devrimcidir. Yalnız onun sağlam adımlarına yavaş yavaş ayak uydurun, ileriye doğru. Zamanlarını yaşayamamaları, yani zamanlarının ancak onlar gittikten sonra gelmesi, hep ilerisini düşünen devrimcilerin yaşadıkları en derin trajedidir."

Hedwig Dohm kadın hareketlerine karşı olan dört erkek tipi belirlemiştir ve bu dört kategori içinde antifeministleri tanımlar:

Her türlü değişime tamamen karşı olan "geri kafalılar".

Sonra, yazarın da yaşamı boyunca tanık olduğu "erkek haklan savunucularımın birinden şöyle söz eder: içkisini henüz bitirmemiş biri, yılbaşı gecesi saat tam 12'de karısı "Yeni Yıl'ın Şerefine" diye bağırdığında onu tersleyerek "Burada gece yarısının ne zaman olacağına ben karar veririm!" der.

Başka biri Hedwig Dohm'a, "günün birinde tavuk kızartmasını neşter ile dilimleyeceğinden korktuğu için" bir kadın doktorla kesinlikle evlenemeyeceğini söyler. Hedwig'in yanıtı: "Ona vejetaryen olmasını salık verdim."

Üçüncü kategori "aktif egoistlerdir. Bunlar kadını iş hayatında rakip olarak gördüklerinden, evdeki huzurlarının da kaçacağından korkanlardır.

Hedwig Dohm, antifeministlerin dördüncü grubuna "centilmen müsveddeleri!" der. Bunlar "ha... demek öyle... anlıyorum" diye konuşan, anlayış dolu, yardımsever bir kavalye kisvesi altında zayıf cins dedikleri kadına hükmeden, sahte "beyefendi"lerdir.

Hedwig Dohm 86 yaşına kadar yaşar. Kadınların yüksek öğrenim ve seçim haklarını elde ettiklerini görmüştür. Yazıları o zamanki kadın hareketlerinde büyük etki yapmış, esprisinden, hırçınlığından ve keskin zekâsından bugüne kadar hiçbir şey kaybetmemiştir.

"Bir zamanlar kadınlar hakkında ne yazdıysam hepsini ruhumun en derinlerinde yaşadım," demiştir Hedwig Dohm bir keresinde, "bizzat yaşanmış gerçekler yadsınamaz."

oyunlar