Beytlehem Yıldızı « Tarihi Gizemler
Zaman: İÖ 8-4
Mekân: İsrail
İsa, Kral Hirodes'in günlerinde Yahudiye Beytlehem'inde doğduğu zaman, işte, Şark'tan Yeruşalim'e müneccimler gelip dediler: "Yahudiler'in kralı doğan zat nerededir, çünkü onun yıldızını Şark'ta gördük ve ona secde kılmaya geldik. Ve işte Şark'ta gördükleri yıldız, önlerince gidiyordu, ta çocuğun bulunduğu yere kadar gelerek üzerinde durdu. Onlar da yıldızı gördükleri zaman taşkın sevinçle sevindiler. MATTA 2: 1-2,9-10
Eski çağların gizleri içinde Hıristiyan inancına göre İsa'nın Nasıra'da Mesih olarak doğduğunu bildiren Beytlehem Yıldızı kadar tartışmalını çok azdır. Matta İncili'nde yıldızın tarifi pek kısadır. "Doğu"daki bir yıldızın müneccimlere Yahudiye'deki Mesih'i bulmaları için yol gösterdiği söylenir. Onları Mesih'in kehanetlerdeki doğum yeri olan Beytlehem'e Yahuda kralı Hirodes gönderdiği için müneccimlerin yıldızı Beytlehem Yıldızı olarak bilinmiştir.
Bazı araştırmacılar "yıldız" falan olmadığına ve hikâyenin İsa'nın ilahi doğumunun mesajını iletmek amacını taşıyan bir efsane olduğuna inanırlar. Ancak hikâyenin tarihi bir temeli olduğuna inananların sayısı da fazladır. O yıldızı bulma araştırmaları ortaya pek çok kuramın çıkmasına neden olmuştur.
İsa'nın doğum tarihi bilinmediği için Müneccimleri Yahudiye'ye çekenin ne olduğunu saptamak güçtür. Kitabı Mukaddes araştırmacıları, 25 Aralık'ın İsa'nın doğduğu gün olmayıp, Hıristiyanların 354 yılı civarında benimsedikleri Romalılar'ın Fethedilemez Güneş Bayramı günü olduğuna inanırlar.
Dahası, Dionysius Exiguus (yaklaşık 533 yılı), takvim yıllarını numaraladığında İsa'nın doğum yılını yanlış hesaplamıştır. Araştırmacıların çoğu Hirodes'in İÖ 4 yılında öldüğü ve İsa'nın da "Hirodes zamanında" doğduğu için İsa'nın doğumunu İÖ 8 ila 4 yılları arasında bir zaman çerçevesine oturturlar.
Bu zaman çerçevesi içinde esrarengiz yıldızı arayan araştırmacılar pek çok göksel nesne önermişlerdir. Eski çağlarda "uzun saçlı yıldızlar" denilen kuyruklu yıldızlar, yıldızın "önden gittiği" ve bebek İsa'nın "üzerinde durduğu" söylendiği için mümkün olabilecek nesnelerdir.
Bir kuyruklu yıldız yıldızlar arasında yavaş hareket ettiği için bu durum yıldızın hareketini açıklayabilir. Ancak bir kuyruklu yıldızın görünmesi, bir kralın doğumunun değil, ölümünün işareti sayılırdı. Ayrıca Matta'da Hirodes ile Kudüs halkının yıldızı görmedikleri söylenir ki, bu da yıldızın fazla görünmediğini gösterir.
"Yeni bir yıldız" herkes tarafından görüleceği için aynı şey bir nova için de geçerlidir. İÖ 5. yüzyılda Çin'de bir nova kaydı vardır ama Batılı astrolojik kayıtlarda bir kralın doğumunu bildiren yeni bir yıldız göründüğü belirtilmemiştir.
Müneccimlerin bebek İsa'ya armağanlar vermesi. Bu Roma katakomb tabletinde "Severa tanrı ile git" yazmaktadır.
Beytlehem Yıldızı Doğulu üç bilge adama ya da müneccime yol gösteriyor: İtalya'da Ravenna'da S. Apollinare Nuovo kilisesinde 6. yüzyıldan kalma mozaik.
Şu andaki kuramların çoğu gezegenlerin hareketlerine ilişkindir, ancak İsa'nın doğduğu zaman gezegenler sayısız kere dünyanın yakınından geçmişlerdi. Gezegenlerin gözle görünür gruplaşması ille de bir kralın doğduğunun alametleri değildi.
Roma imparatorları gibi kişilerin doğumlarındaki astrolojik durumlar, çağdaş standartlara göre pek etkileyici sayılmazdı. Yıldızın belirsiz bir astrolojik kavram olması Hirodes ile Kudüs halkının ona dikkat etmemiş olmasıyla da vurgulanmaktadır. Yahudiler müneccim astrolojisini uygulamazlardı.
(Solda) Eski çağlarda kuyruklu yıldızlar bir kralın doğumunun değil, ölümünün habercisiydiler. İmparator Augustus Sezar, İÖ 44 yılında görülen meşum kuyruklu yıldızın öldürülmüş Jul Sezar'ın ruhu olduğunu iddia etmişti. Roma dinarı üzerinde kuyruklu yıldız ile Jul Sezar. (Sağda) 6. yıldan kalma bir Roma sikkesinde Koç (Aries), başını çevirmiş bir yıldıza bakıyor. Üzerinde "Antakya Metropolis halkı" yazılı.
BİR ROMA SİKKESİNDEKİ İPUCU
Yıldızın astrolojik anlamı konusundaki yeni bir görüş de İsa'nın doğum yıllarında Antakya'da çıkarılan bir Roma sikkesinden kaynaklanmıştır. Tunç sikkede astrolojik burç olan Koç (Aries), bir yıldızın altında görülmektedir. Claudius Ptolemaios'un Tetrabiblos'u, "astrolojinin kutsal kitabı", bize Aries'in Yahudiye, Samariya, İdumea, Coele Suriyesi ve Filistin'de insani faaliyetleri kontrol ettiğini anlatır. Bu sayılan yerlerin hepsi Kral Hirodes'in ülkesindedir.
Sikke, Yahudiye'nin, başkenti Antakya olan Roma Suriyesi'ne 6. yılda katılmasının anısına çıkarılmış olabilir. Koç'un üzerindeki yıldız Yahudiye'nin Roma Antakya'sı hâkimiyeti altındaki yeni kaderini simgeler. Ancak sikkenin önemi astrologların Yahudiye'de bir kral doğumu için Koç burcunu gözlemlediklerini göstermektedir.
Floransalı ressam Giotto di Bondone "Müneccimlerin Tapınması"nı (Capulla degli Scrovegni, Padua) yaparken eski çağlardaki kuyruklu yıldızın mesajının farkında değildi. Bu fresk üzerinde çalışırken 1304'ün parlak kuyruklu yıldızından esinlenmiş olmalı.
Beytlehem'de Milad Kilisesi, İsa'nın doğum yeri olarak kabul edilir.
Astrolojik kaynaklar bize astrologların yalnızca Yahudiler'in yeni kralını gözlemekle kalmayıp hangi yıldızın kralın doğumunu ilan ettiğini de açıklamaktadırlar. Bu yıldız "Zeus yıldızı", yani Jüpiter gezegeniydi. Jüpiter'in krallık vermesi için en uygun zaman gezegenin sabah yıldızı olarak doğma zamanıydı ki, "doğu"da, astrolojik bakımdan bu anlama geliyordu. Ayın Jüpiter'e yakın geçmesi gibi başka krallık belirtileri de varsa da, bunların hiçbiri "doğu"da olmak kadar önemli değildi.
İsa'nın muhtemel doğum zaman çerçevesini incelemek, ortaya olağanüstü bir gün çıkarmaktadır. Jüpiter İÖ 6. yılın 17 Nisan'ında Koç burcunun doğusundan çıkmıştır. Ay da Koç burcundaydı ve Jüpiter'e doğru ilerliyordu. (Çağdaş hesaplamalarda Ay'ın Jüpiter'in önünden geçtiği ortaya çıkmıştır.) Ayrıca Güneş de Koç burcundaydı ki, bu da bir kralın doğumu için çok güçlü bir astrolojik durumdu. Satürn'ün de orada olması Yahudiye'de büyük bir kralın doğacak olması için inanılmaz bir alamet oluşturmaktaydı.
Romalı Hıristiyan astrolog Firmicus Maternus (Yaklaşık 334 yılı) Koç burcundaki bu koşulların "kutsal ve ölümsüz" bir kişinin doğumunu belirlediğini söylemiştir ki, bu da müneccimlerin Yahudiye'ye gitmelerine yol açmıştır.
Jüpiter, müneccimlerin dikkatini çeken bir şey daha yaptı. Gezegen Koç burcundan çıktı ama yıldızlar arasındaki hareketini tersine çevirdi (Matta'ya göre, "...ve işte, Şark'ta gördükleri yıldız önlerinden gidiyordu.") Jüpiter, Koç burcuna döndü ve İÖ 6. yıl sonlarında birkaç gün sabit kaldı ("Ta çocuğun bulunduğu yere kadar gelerek üzerinde durdu"). Jüpiter'in Koç burcunda sabit kalması da Yahudiye'de büyük olayların olacağının alametiydi ve müneccimler Beytlehem'de yeni kralı bulacaklarına inanarak sevinmişlerdi.
Kitabı Mukaddes dışında müneccimlerin ya da bir başkasının İsa'nın doğum gününü doğrulaması konusunda bir kanıt yoktur. Ancak ilk Hıristiyanlar İsa'nın Mesih kehanetini doğrulayarak bir kral yıldızı altında doğduğuna inanıyorlardı. Her ne olursa olsun, insanlar onun doğudaki bu yıldız altında doğup doğmadığı hakkında kendi sonuçlarını çıkaracaklardır.
(Solda) İÖ 17 Nisan 6 günü gezegenler Koç burcunda Yahudiye'de Mesih'in doğumu hakkında güçlü bir alamet gösterdiler (çizgili kutu). Burçlar yıldızlarla belli belirsiz rastlaşan hayali alanlardı. (Sağda) İsa'nın doğumunu bildiren en olası yıldız Jüpiter'dir. Gezegen İÖ 6 yılında yıldızlar arasındaki hareketini birkaç gün boyunca tersine sürdürmüştür.
Mehter « Osmanlı Tarihi
Osmanlı Devleti'nin askeri mızıkası.
Kısaca mehter denen mehterhane veya mehter takımı Osmanlı Devleti'nin askerî mızıka kuruluşudur. Padişaha özgü olanına «Mehterhanei Hümayun» veya «Mehterhanei Hakanî» denirdi.
Ortaçağ'da, Îslâm devletlerinde bağımsızlığın üç maddî simgesinden biri de askerî mızıka takımı idi. Bunların üçüne birden «sikke vü tabl-u alem» denirdi. Sikke, madenî para, tabi, davul, alem de sancak veya bayrak anlamına gelir, Îslâm devletlerinin hepsinde sultanların, hattâ bir ilde valilik yapan şehzade ve emirlerin mehter takımları vardı.
Kuruluş olarak Mehter Osmanlılara Selçuklulardan geçmiştir. Hattâ Selçuklu sultanı Alâeddin Keykubat III'ün uçbeyi Osman Gazi'ye saltanat ve bağımsızlık simgesi olarak «tabl-u alem» (davul ve sancak) gönderdiği söylenir.
Mehterhane
Osmanlı Devleti'nde mehterhane Yeniçeri Ocağı'nın bir parçasıydı. Evliya Çelebi'nin yazdığına göre XVII. yy.ın ortalarında İstanbul'daki Mehterhanei Hümayun'da 300 sanatkâr vardı ve bunların hepsi askerdi. Bundan başka Yedikule, Eyüp, Kasımpaşa, Galata, Tophane ve Boğaziçi hisarlarında ayrı mehter takımları vardı. Buralarda sabah ve akşam vakitlerinde bu mehter takımları iki «nöbet vururlar», yani konser verirlerdi.
Mehterhanei Hümayun savaşta orduyla birlikte bulunur, çaldığı ezgilerle askere şevk ve heyecan verir, düşmana korku salardı. 1826 yılında Yeniçeri Ocağı kaldırılınca ona bağlı olan mehterhane de kaldırılarak yerine batılı biçimde bir mızıka takımı (Mızıkayı Hümayun) kuruldu. 1911'-de bu kuruluş «Mehterhanei Hakanî» adıyla yeniden düzenlendi. Mehterhane Birinci Dünya Savaşı'nda ve Kurtuluş Savaşı sırasında da hizmet gördü. Ama Cumhuriyet yönetiminin kurulmasıyla birlikte ortadan kalktı.
Mehter Müziği
Mehterhanede çalınan Türk askerî müziği kös, davul, nakkare, kudüm, zurna, nefir, nısfiye, zil, zilli maşa ve bunlara benzer özel çalgılarla çalınır. Bir mehterde bu çalgılardan eşit sayıda birkaç takım birarada bulunur. Dokuz kat mehter denen en kalabalık çalgılı mehter takımı padişahlara özgüydü. Mehter takımınca çalınan eserlerin bir kısmı sözlü müzik (mehter marşları, türküler v.b.), bir kısmı da çalgı müziği tarzındadır. Mehterde usul vurma (tempo) âletleri ve nefesli sazlar önemli yer tutar.
Tiwanaku'yu Kim İnşa Etti? « Tarihi Gizemler
Zaman: İS 6-12, yüzyıllar
Mekân: Bolivya
Tiwanaku büyük bir kent değildir ama orada bulunan büyük binaların görülmeye değer olduklarından söz edilir. Başlıca binalardan birinin yakınında büyük taş temeller üzerine inşa edilmiş yapay bir tepe vardır. Bu tepenin ilerisinde insan biçimli iki taş put yer alır... Bunlar o kadar büyüktür ki, küçük devlere benzerler... Bu taş heykellerin yanında, eskiliği ve üzerinde yazı olmaması bu büyük temelleri kimin attığını ya da bunlar inşa edildiğinden bu yana ne kadar zaman geçtiğini bilmeyi imkânsız kılan bir bina daha vardır... CIEZA DE LEON, 1553
Bolivya'da Titikaka Gölü yakınındaki yaylalarda bulunan Tiwanaku arkeolojik alanı Amerika'larda ilk Avrupalı vakanüvislerin dikkatini çeken en eski anıtların bulunduğu bir yerdir. Bazı anlatımlara göre büyük İnka imparatoru Pachacuti bile 15. yüzyıl sonlarında bölgede zafer yürüyüşü yaparken kalıntıların taş işçiliğinden etkilenmişti. Efsanelere göre imparator, Tiwanaku bölgesinden taş ustalarının Cuzco'da İnka başkentinin inşaatının başına getirilmesini emretmiştir.
Tiwanaku eski Amerika'ların büyük uygarlıklarından birinin başkentiydi. Bu geniş ve planlı merkez, görkemli Tiwanaku Vadisi'nde Güney Titikaka Havzası'nın çayırları üzerine kurulmuştu. Dokuzuncu yüzyılda doruk noktasındayken Tiwanaku piramitler, saraylar, sokaklar ve devlet binalarından oluşan etkileyici bir mimari merkezin çevresinde toplanmış kalabalık bir nüfusa sahipti. Kente, büyük, teraslı, yapay bir taş cepheli piramit hâkimdir.
Akapana olarak bilinen bu piramit, tabanında 197x 257 metre olup 16,5 metre yüksekliğindedir. Akapana'nın kuzey cephesinin yanında Kalasasaya olarak bilinen surla çevrili alan 120x130 metredir. Bölgedeki diğer binalar arasında saraylar, zanaat uzmanları için ikametgâhlar, tapınaklar ve halk için evler vardır. Başkentin bu mimari merkezinin çevresinde vadide düzinelerce köyde kerpiç evlerde yaşayan işçiler ve çiftçiler bulunurdu.
Kentin 30.000 ile 60.000 nüfusa sahip olduğu ve 4-6 kilometre kare bir alana yayıldığı tahmin edilmektedir. Tiwanaku ile göl arasındaki vadi de iskân edilmişti. Bu yerleşim birimleriyle başkentin toplam nüfusu, Tiwanaku'yu İS l. binyıl sonunda dünyanın en büyük kentlerinden biri yapmaya yeterliydi.
(Solda) En üstünde bir avlu olan basamaklı piramit Akapana tapınağının krokisi. (Sağda) Kalasasaya külliyesinden turkuvaz taşlı taç biçiminde altın bir maske.
TİWANAKU'NUN KÖKENİ VE GENİŞLEMESİ
Tiwanaku Vadisi'nde ve Orta Andlar çevresinde yapılan arkeolojik araştırmalar, Tiwanaku'nun kökenleri hakkında somut bir tablo ortaya koymaktadır. Bölgede ilk insan yerleşimi, Tiwanaku'nun Titikaka Havzası'ndaki yüzlerce köyden biri olduğu İÖ 1500 yıllarında gerçekleşmiştir.
Tiwanaku, yaklaşık bin yıl boyunca etkinliğini artırmaya devam etmiş ve IS 1. binyılın ilk yüzyıllarında bölgenin iki büyük politik merkezinden biri olmuştur. Kuzeyde Pucara da 200-300 yılları arasında gelişerek 100-150 hektarlık küçük bir kent olmuştu. Bu dönemde Tiwanaku da boyut ve yapı olarak herhalde Pucara'ya çok benzemekteydi.
350 yılında Pucara'nın siyasal merkez olması sona erdi, Tiwanaku büyümeye devam etti. 500 yılında Tiwanaku, artık Güney Titikaka Havzası'nda başlıca siyasal güçtü. Tiwanaku, 650 yılında yayılma siyaseti gütmeye başladı. Gölün güneyindeki Güneş Adası'nı ele geçirip orada ilk bölgesel hac merkezini yaparak genişlemeyi sürdürdüler. 800 yılı geldiğinde Titikaka Gölü bölgesinde koloniler kurmuşlardı.
Tîwanaku halkının bu sert çevrede, Amerika'larda ilk devletlerden birini nasıl kurduğunu artık anlamış bulunmaktayız. Halk obsidyen, mısır ve yaylada bulunmayan diğer ürünleri elde etmek için birkaç yüz kilometre uzaktaki kolonilere yerleşmişti. Titikaka Gölü bölgesinde, waru waru eski tekniği kullanılarak göl kıyısındaki bataklık arazi yüksek verimli tarım arazisine dönüştürüldü. Bu tarlalar Tiwanaku topraklarında da, daha ötesinde de saptanmış olup, Tiwanaku devletinin tarımsal tabanını oluşturuyordu.
Güneş Kapısı'ndan bir ayrıntı: Ortadaki röliyef kimi zaman Kapı Tanrısı olarak da bilinen, başlıca Tiwanaku tanrılarından birini simgeliyor.
TİWANAKU'YU KİM İNŞA ETTİ?
Tiwanaku şehri, kuşaklar boyu süren bir muammadır ve fantastik köken kuramları doğuran bir avuç eski yerden biridir. Bilimadamları pamuk, mısır, meyve gibi önemli ürünlerin yetişmediği yüksek, soğuk ve rüzgârlı bir yaylada büyük bir kentin nasıl gelişebileceğini sorgulayıp durmuşlardır. Bu büyük merkezi yapanlar kimlerdi? Bazı tarihçilerin iddia ettiği gibi güneyden gelen göçmenler mi, yoksa orada bin yıldır yaşayan asıl halk mı inşa etmişti?
Yıkıntılar arasında bulunan heykelleri gören ilk Avrupalı yazarlar, eski çağlarda yaşamış dev bir ırktan söz etmişlerdir. 19. yüzyıl sonlarında bilim-adamı Arturo Posnansky, Tiwanaku'nm ilk olarak 10.000 yıl önce Büyük Okyanus kıyısında inşa edildiğini, sonra da jeolojik olarak yükselmiş olacağım düşünmüştür. Yirminci yüzyıl başlarında bazı yazarlar Tivvanaku'nun insanlığın doğum yeri, özgün Cennet Bahçesi ya da efsanevi uygarlık Atlantis olduğunu ileri sürmüşlerdir. Tiwanaku'nuın Çin göçmenleri, Vikingler ve diğerleri tarafından inşa edildiği hakkındaki kuramların sayısı da az değildir.
Dilciler genellikle çağdaş Aymara dili konuşan insanların, Tiwanaku bölgesine 12. yüzyılda geldiklerine inanırlar. Bu kuramlara göre Tiwanaku'yu inşa edenler Pukina adında şimdi kaybolmuş olan bir dili konuşmaktaydılar.
Arkeolojik ve yer adı kanıtları ise Tiwanaku halkının Tiwanaku kurulmadan yüzlerce yıl önce bölgede yaşayan Aymara dili konuşanlar olduğunu akla getirmektedir. Eski Akdeniz ve Ortadoğu'nun büyük uygarlıklarında olduğu gibi Tiwanaku da Titikaka Gölü bölgesinin çağdaş sakinlerinin ataları tarafından kurulmuştur.
Tiwanaku'daki büyük taş heykellerden biri.
Kalasasaya'ya bu büyük giriş Tiwanaku'nun merkezine hâkim olan büyük alanın en büyük kapısıydı.
oyunlar