Potsdam Konferansı « 20. Yüzyıl Tarihi
Almanya'nın savaştan çekilmesi Avrupa'da bir sürü problem ortaya çıkarmıştı. Barış düzeninde bunlara bir çözüm bulmak gerekiyordu. Bunun için üç devlet arasında 17 Temmuz-2 Ağustos 1945 tarihleri arasında Berlin yakınında Potsdam'da bir toplantı yapılmıştır.
Başkan Roosevelt 12 Nisan 1945'de öldüğü için, Başkanlık, yardımcısı Harry S. Truman'a geçmiş ve Amerika'yı Potsdam'da Truman temsil etmiştir. Temmuz sonunda İngiltere'de seçimler yapılmış ve Muhafazakar Parti seçimi kaybettiğinden, İngiltere'yi konferansın yarısında Churchill, Temmuz sonundan sonra da İşçi Partisi lideri ve yeni Başbakan Clement Attlee temsil etmiştir. Potsdam Konferansı'nda görüşülen meseleler şunlardır:
Polonya Meselesi
Rus askerleri Polonya ve Almanya'yı işgal ettikten sonra, Curzon hattına kadar olan Doğu Polonya topraklarını kendisi almış, buna karşılık Batıda, Oder-Neisse çizgisine kadar olan Alman topraklarını da Polonya'ya vermişti. Sovyetler bu sınırları Potsdam'da Amerika ile İngiltere'ye tanıtmak istediyseler de, bu iki devlet bu sınırları tanımadı. Bunun üzerine, Polonya'nın Batı sınırları Almanya ile yapılacak barışa bırakıldı. Bu barış şimdiye kadar yapılmadığına göre, Polonya'nın bugünkü Batı sınırları fiili bir duruma dayanmaktadır.
Öte yandan Sovyetler, 16 Ağustos 1945 de Polonya ile yaptıkları bir anlaşma ile, Polonya-Rusya sınırını bu devlete Curzon çizgisi olarak kabul ettirdiler.
Almanya Meselesi
Almanya'daki bütün Nazi müesseseleri ortadan kaldırılarak, dört devlet kendi işgal bölgelerinde demokratik rejimin kurulmasına ve ayrıca Alman savaş sanayiinin barış ekonomisinin ihtiyaçlarına cevap verecek şekilde organize edilmesine beraberce çalışacaklardır.
İngiltere ve Amerika, Alman endüstrisinin kökünden yıkılmasına engel oldular. Tamirat borcu için de herhangi bir rakam tespit edilmedi. Sovyet Rusya, Amerikan, İngiliz ve Fransız işgal bölgelerinden tamirat borcu alamayacaktı. Ancak barış ekonomisi için gerekli olmayan sınai teçhizatın pek az bir kısmı Sovyetlere verilecekti. Alman donanmasının çok büyük bir kısmı tahrip edilecekti. Savaş suçluları yargılanacaktı.
Avusturya
Almanya'da olduğu gibi, Avusturya ve Başkenti Viyana da dört devlet arasında işgal bölgelerine ayrıldı.
İtalya
İtalya'nın 1943'denberi Demokrasilerle işbirliği yaptığı göz önünde tutularak, bu devletle yapılacak barış ilk önce ele alınacak ve barış hükümleri mümkün olduğu kadar yumuşak tutulacaktı. İtalya meselesi tartışılırken Sovyetler İtalyan sömürgelerinden de pay istemişlerdir. Bu sömürgelerin Akdeniz ve Kızıldeniz kıyılarında bulunduğu düşünülürse, Sovyetlerin niyetlerinin ne olduğu açıkça meydana çıkar. Batılılar bu isteği kabul etmemekle beraber, meselenin barışın hazırlanması sırasında ele alınmasına karar verdiler.
Sovyet Peykleriyle Barış
Bu peykler, Sovyetlerin askeri işgali altına düşmüş olup, hükümetlerinde komünistlerin egemen olduğu Romanya, Bulgaristan ve Macaristan'dı. Sovyetler barış yapılmadan önce, Amerika ve İngiltere'nin bu memleketlerdeki hükümetleri tanımalarını istedi. Bu iki devlet ise bunlarla barış yapılmadıkça, bu tanımayı reddettiler. İspanya: Bu memleket savaşa katılmamakla beraber, Mihver'le sıkı işbirliği yaptığı için Birleşmiş Milletler Teşkilatı'na alınmayacaktı.
İran
İran'ın derhal boşaltılmasına karar verildi.
Boğazlar
Sovyetler, Türkiye'nin zayıf olması hasebile, serbest geçiş için gereken garantiyi sağlayamadığını, bu sebeple Boğazların Sovyet Rusya ile Türkiye'nin ortak kontrolü altına konulmasını istediler. Yani Ruslar Boğazlarda üs istiyorlardı. Tabiatıyla bu istek kabul edilmedi. Amerika ve İngiltere ise Ruslar için ancak Boğazlardan tam geçiş serbestisine taraftardılar. Mesele hakkında karar alınmayıp, her devletin kendi görüşünü Türkiye'ye bildirmesine karar verildi.
Tuna Nehri
Tuna nehri üzerinde bulunan bütün memleketler şimdi Sovyetlerin askeri işgali altında bulunduğundan, Tuna nehri fiilen Sovyet egemenliği ve kontrolü altına girmiş olmaktaydı. Bunun için Tuna'da gidiş-geliş serbestisinin sağlanması meselesinin de ele alınmasına karar verildi.
Rusya'nın Uzakdoğu Savaşına Katılması
Sovyetler, 1945 Ağustos ayının ikinci yarısında Uzakdoğu savaşına katılmayı kabul etmişlerdir. Fakat buna lüzum kalmadan Amerika, Japonya meselesini kendisi çözümledi.
Afrika'nın Sömürgeleşmesi « Genel
Afrika'nın sömürgeleşmesi gayet kısa bir sürede olmuştur. O kadar ki, 1870'de Afrika'nın ancak onda biri sömürge iken, 1890 da sömürge olmamış kısım ancak onda bir miktarında idi. Afrika'nın insanlığın bilgisine açılması devre devre olmuştur ve burada da üç devreyi tesbit etmek mümkündür. Bunlardan ilk devreyi teşkil eden ilk çağlarda, Kuzey Afrika'da Mısır ve Kartaca medeniyetlerine rastlamaktayız. Daha sonra bunların yerini Roma İmparatarluğu'nun dağılmasından sonra ve Osmanlı İmparatorluğu'nun ortaya çıkışı ile, Kuzey Afrika Osmanlı İmparatorluğu'nun kontroluna girmiştir. 8'inci, 9'uncu ve 10'uncu yüzyıllarda ise Arap Yarımadası'nın Doğu Afrika ile temasa geçtiğini görüyoruz.
Somali, Kenya ve Kızıldeniz kıyıları 10. yüzyıldan itibaren Arapların sömürgesi olmuştur. Doğu Afrika'nın Arapların sömürgesi olması, bu bölgelerde Arap dil ve kültürünün ve aynı zamanda Müslümanlığın yayılması neticesini vermiştir. Arap dil ve kültürünün bu bölgelerdeki tesiri günümüze kadar devam etmiş ve bugün dahi buralarda mahalli dillerle Arapça'nın karışmasından meydana gelen ve "Sahil Dili" manasına gelen Swahili dili konuşulmaktadır.
Orta Doğu'nun Arap kuşağının Osmanlı İmparatorluğu'nun kontroluna girmesinden sonra, Doğu Afrika'daki Arap kontrolü de zayıflamıştır. Fakat tam bu sıralarda, Avrupalılar Afrika ile alakadar olmaya başlamışlardır. 15'inci yüzyıldan itibaren Portakizliler Angola ve Mozambik kıyılarını ele geçirirken, Hollandalılar da Güney Afrika kıyılarına yerleşmeye başlamışlardır. Fransızlar ise Afrika'ya, 16'ıncı yüzyıldan itibaren ve Batı Afrika kıyılarında Senegal'den itibaren Afrika'ya girmeye çalışmışlardır. İngilizler ise, genellikle Gine Körfezi kıyılarına yerleşmişlerdir.
Denizcilikte ilerlemiş olan Avrupa ülkeleri Afrika'nın kıyılarına yerleşmekle beraber, iklim ve tabiat şartlarının güçlüğü dolayııyla, kıtanın içerlerine girmeye cesaret edememişlerdir. Bu sebeple, 19'uncu yüzyılın ortalarına galinceye kadar, Afrika'nın iç kısımları ve buralardaki hayat, insanların bilgisine kapalı kalmıştır.
Afrika'nın insanlığın bilgisine açılmasında Nil nehri büyük rol oynamıştır. Çok eski çağlardan beri Nil Nehri ve bilhassa Nil'in kaynağı insanların merakını çekmekte idi. 19'uncu yüzyılda Nil'in kaynağını araştırma teşebbüsünde bulunan, İngiliz John Speak'tır. 1850'de Samuel Baker'de bu nehrin kaynağını bulma teşebbüsüne girişmiş, lakin başarılı olamamıştır. Nil'in kaynağını bularak insanlığın bilgisine ilk defa açan David Livingstone'dur.
Livingstone, 1842 yılından 1873 yılına kadar Afrika'nın içerlerinde yaptığı gezilerde Nil'in kaynağını bulmuş ve Afrika'nın bilinmeyen kısımlarını insanlığın bilgisine açmıştır. Bu gezileri sırasında Kongo ve Zambezi nehirlerini de bulmuştur.
Levingstone öldükten sonra, Henry Morton Stanley onun gezilerini devam ettirerek, 1870-1894 yılları arasında Uganda, Kenya ve Kongo'nun iç kısımlarını gezmiştir. Afrika'nın, bir bakıma "keşfedilmesi", Avrupa devletlerinin kıyılardan içerlere hücumuna sebep olmuştur. Bu, sömürgeleşmenin hızlanmasıdır.
Kıyıda bir yeri ele geçiren, içerlere kadar olan geniş toprakların kendisinin olduğunu ilan ediyordu. Bu ise, anlaşmazlıkları arttırdı. Bu sebeple Avrupa devletleri, 1885 yılında Berlin'de toplanıp "Berlin Senedi" adı ile bir belge imzaladılar. Bu senet, sümürgecilikte "fiili işgal" prensibini kabul ediyordu. Yani, Afrika'da bir toprağı fiilen işgal etmedikçe, orasına sahip olunamıyacaktı. "Fiili İşgal" prensibi Afrika'ya hücumu daha da hızlandırdı. Her devlet, diğerlerinden önce harekete geçip, daha geniş toprakları işgale çalıştı. Avrupa politikasına ağırlık veren Bismarck bile bu sömürgeciliğe koşuştan geri kalmadı.
Doğu Afrika'da Tanganyika (bugünkü Tanzania) 1884'de Almanya tarafından işgal edilmişti. Bunun arkasından Almanya Güney-Batı Alman Afrikası'nı (bugünkü Namibia) ve Gine Körfezi'nde Togo ve Kamerunu ele geçirdi.
İngiltere'nin Sömürgecilik Faaliyetleri
Afrika'nın sömürgeleşmesinde aslan payını İngiltere almıştır. İngiltere, Avrupa'da Napolyon Savaşlarını sona erdiren ve Avrupa haritasına yeni bir şekil veren 1815 Viyana Kongresi kararları ile Hollanda'nın elinden Güney Afrika'daki Cape sömürgesini almıştır. Bundan sonra, 1840'larda, Güney Afrika'dan daha yukarılara çıkıp, bugün Güney Afrika Cumhuriyeti'nin sınırları içinde bulunan Oranj ve Transvaal topraklarını da Cape sömürgesine (Cape Colony) kattı. Daha yukarda da belirttiğimiz gibi, İngiltere 1882 de Mısır'ı işgal etmekle Afrika'nın kuzey ucuna da yerleşmiş olmaktaydı.
1885 Berlin Konferansı'ndan sonra ise; Nil Nehri'nin bütünlüğünü korumak için, Mısır'dan güneye inip Sudan'ı da ele geçirmek istedi. Fakat buradaki Müslüman halkın silahlı mukavemeti ile karşılaşıp iki kere de yenilgiye uğradı. Bunun üzerine Sudan meselesine bir süre ara verip, tekrar güneye döndü.
1885-1895 arasında, Transvaal'dan kuzeye çıkıp Rodezya (bugünkü Zimbabwe) ile Nyasaland'ı (bugünkü Malawi) aldı ve buradan da daha yukarılara çıkarak Kenya ve Uganda'ya girdi. Şimdi arada tek boşluk olarak Sudan kalmıştı. Onun için 1895-96 da yaptığı silahlı mücadele ile 1896 da Sudan'ı da işgal etti. Sudan'ın işgali ile İngiltere, Afrika'nın kuzeyinde İskenderiye'den güneyinde Cape Town'a kadar geniş bir şerit halinde uzayan büyük bir sömürge imparatorluğu kurmuş olmaktaydı.
Fransa'nın Sömürgecilik Faaliyetleri
Fransa'nın Afrika'daki sömürgecilik faaliyeti, İngiltere'ninkinin aksi istikamette olmuştur. Yani İngiltere, Afrika'da kuzey-güney istikametinde hareket ederken, Fransa Afrika'ya batı-doğu istikametinde girmek istemiş ve bunun için de Senegal'den hareket etmiştir.
Fransa'nın 1880'lerde Senegal'den hareketle batıya doğru ilerlemesi İngiltere'yi endişelendirmiştir. Zira bu sırada Gine Körfezi'ne de İngiltere hakimdir ve Fransa'nın Niger Nehri istikametinde ilerlemesi dolayısıyla İngiltere, Fransa'nın Niger Nehri'ni takiben güneye Gine Körfezi'ne sarkmasından korkmuştur. Fakat Fransa'nın İngiltere ile yapmış olduğu bir anlaşma ile, Niger Nehri'nden güneye inmemeyi vaad etmesi, bir çatışmayı önlemiş ve İngiltere'yi rahatlatmıştır.
Fransa'nın güneye inmesinin İngiltere tarafından engellenmesi, bu devleti doğu istikametinde ilerlemeye adeta mecbur bırakmış olmaktaydı. Bu sebepten ilerlemesine devam ederek bugünkü Mali, Niger, Chad ve Merkezi Afrika Cumhuriyeti topraklarını ele geçirip Sudan'a girdi ve Nil'in iki büyük kolundan olan Beyaz Nil kıyılarına dayandı. Tam bu sıradadır ki İngiltere de kuzeyden ve güneyden Sudan'ı işgale başlamıştır.
Her iki devletin kuvvetleri Beyaz Nil üzerinde Kodok'da (Fachoda) karşı karşıya geldiler. Nerdeyse aralarında bir savaş çıkacaktı. Çünkü İngiltere Fransa'nın Sudan'dan çıkmasında ısrar etti. Fransa, İngiltere ile bir savaşı göze alamadığı için, 1898 yılında Sudan'dan çekildi ve İngiltere de Nil'in bütünlüğünü kendi eline geçirmeye muvaffak oldu. İngiltere ile Fransa Madagaskar üzerinde de çatıştılar. Fakat Sudan, İngiltere için daha mühim olduğundan, Madagaskar'ı Fransa'ya bıraktı ve oradan çekildi.
Ege ve Yunan Medeniyetleri « Medeniyetler Tarihi
Girit Adası, Yunanistan, Makedonya, Trakya, Batı Anadolu ve Ege Adalarında yaşayan toplulukların meydana getirdiği medeniyettir.
Girit Medeniyeti
Ege ve Yunan Medeniyeti'nin ilk ortaya çıktığı yer Girit Adası'dır. Bu medeniyet, buradan diğer adalara, Mora ve Yunanistan'a yayılmıştır. En önemli eserleri Knossos Sarayı'dır.
Miken (Akalar) Medeniyeti
Anadolu'dan M.Ö. 2000'de Yunanistan'a gelen Akalar tarafından kurulmuştur. Şehir devletleri halinde yaşamışlardır. En önemli şehirleri Miken'dir. Bu yüzden Miken Medeniyeti diye anılır.
Akaların siyasi tarihinin en önemli olayı Truva Savaşları'dır. Boğazların egemenliği için Mikenlilerle Truvalılar arasında yapılmıştır. Truva Savaşları tarihte ilk defa boğazlar sorununu ortaya çıkarmıştır. Homeros'un İlyada adlı eserinde bu savaşlar anlatılır. Önemli mimari eserleri Miken ve Tirins Şatoları'dır. Miken Uygarlığı, Dorlar tarafından yıkılmıştır.
Yunan Medeniyeti
Akalar'a son veren Dorlar tarafından kurulan bir medeniyettir. Yunan Medeniyeti, kendinden sonraki Hellen ve Roma Medeniyetleri üzerinde etkili olmuştur. Polis adı verilen şehir devletleri kurmuşlardır. Önemli şehir devletleri Atina, Sparta ve Korint'dir.
Yunan şehir devletleri, güç olarak birbirlerine denk olduklarından, birbirlerine karşı üstünlük sağlayamamışlardır. Bu nedenle Yunanistan'da İlkçağ'da milli bütünlük sağlanamamıştır. Sadece ülkelerini ele geçirmeye çalışan Persler'e karşı birlik sağlamışlar ve Peleponnes Savaşlarında Persler'i yenilgiye uğratmışlardır.
Yunanistan'da halk; soylular, tüccarlar, köylüler ve köleler olmak üzere sınıflara ayrılmıştı. Bu sınıf farkları. sınıflar arası çekişme ve mücadeleyi doğurmuştur.
oyunlar